
Fatih Altaylı
Yazı İçeriği
Bozuk sütü satanın hiç mi suçu yok
Boşanma
İzmir Marşı
İlk ifade alındı
Aile ve sadakat
Bile bile lades
Lüzumsuz hareketler
Bozuk sütü satanın hiç mi suçu yok
Fatih Altaylı
Ekim 8, 2026
Yazı İçeriği
Bozuk sütü satanın hiç mi suçu yok
Boşanma
İzmir Marşı
İlk ifade alındı
Aile ve sadakat
Bile bile lades
Lüzumsuz hareketler
Beklenen oldu.
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay AK Parti’ye geçti.
Temmuz ayında yazmıştık geçeceğini, “Kale düşecek” diyerek.
“…. paçayı kurtarmak için bazı belediye başkanlarının da AK Parti’ye geçmek için sıraya girdiğini, “Yok canım o da olmaz” dediğiniz isimlerin bile AK Parti’den, daha doğrusu AK Parti Genel Başkanı Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan onay beklediğini de biliyoruz.
Ve CHP cenahından aldığım, AK Parti cenahından da hemen hemen doğrulattığım bir bilgiye göre, pek yakında AK Parti’ye çok önemli bir geçiş olacak.
AK Parti’nin kuruluşundan bu yana seçim kazanamadığı, en güçlü isimlerini aday yaptığı halde başarılı olamadığı, ağzıyla kuş tutsa seçmenini ikna edemediği bir ilin büyükşehir belediye başkanı pek yakında AK Parti’ye geçebilir.
Tahmin ettiğiniz üzere bu il İzmir.
Belediye Başkanı da tabii ki Cemil Tugay.
Bugün CHP’den istifa edip, yeni partisine geçecek olan Özgür Özel, yerel seçimlerde partisini birinciliğe taşıyarak en umulmadık yerlerde bile adaylarını seçtirmeyi başarırken, bazı illerde o gün bile ‘hatalı’ olarak görülen adaylar belirlemişti.
Bu “hatalı” adayların birincisi daha sonra Butlan Davası’nı açarak CHP’yi bugünlere getiren Hatay Belediye Başkanı Lütfü Savaş, ikincisi oğlu ve gelinin icraatları yüzünden Antalya’da zaten dillere düşmüş olan Muhittin Böcek, üçüncüsü ise İzmir’de büyükşehire aday gösterilen Cemil Tugay’dı. Özel, kurultay döneminde oluşan gerilim nedeniyle Tunç Soyer’i adaylaştırmamış, onun yerine İzmir’de örgütün bile pek istemediği Tugay’ı aday göstermişti. Sonuçta Tugay yine kazanmış, ama bir önceki Başkan Soyer’in aldığı yüzde 58’lik oy oranına karşın Tugay’ın oy oranı ancak yüzde 49 olabilmiş, CHP yüzde 10’a yakın oy kaybına uğramıştı.
… Ve şimdi Cemil Tugay’ın giderek AK Parti’ye yaklaştığı, iktidar partisinin koruyucu kanatları altına girmek için zemin yokladığı, İzmir siyasetini iyi bilen CHP’liler tarafından açıkça söyleniyor. Bu ihtimali değerlendirmek için konuştuğum AK Partili bazı isimler de bu olasılığı yalanlamıyorlar. ‘Hiç alamadığımız bir yeri böyle almak kötü olmaz. Belki bu sayede bir sonraki seçimlerde İzmirlilerin bizi seçme ihtimalini de artırmış oluruz’ diyorlar.”
Aynen böyle demiştim ve Cemil Tugay “O kadar da şerefsiz değilim” nevinden bir açıklama yapmıştı. Ben de gülmüştüm. Çünkü adamın Ömer diyeceği ağzını büzüşünden belliydi.
Şimdi Özgür Özel, Cemil Tugay’a ağzına geleni söylüyor. “Bir sütü bozukla İzmir alınmaz” diyor.
Peki, Cemil Tugay’ın nasıl biri olduğunu bilmiyor muydu, bozuk sütün kokusu Tugay’ın ağzından gelmiyor muydu!
İzmirli bunu gördü ve CHP’nin İzmir oylarını neredeyse 10 puan düşürdü. Özel görmedi mi!
Kurultayda Kılıçdaroğlu’ndan yana tavır aldı diye ya da İzmir’de bekleneni veremedi diye aday göstermediğiniz Tunç Soyer aylardır hapiste, gık demiyor.
Kimse için bunu kolay kolay söylemem ama haksız yere hapis yattığından zerrece kuşku duymadığım pırlanta gibi Buğra Gökçe’yi de aday göstermeyip bu adamı aday gösterdiğiniz için sizin de bu konuda millete bozuk süt satma suçunuz yok mu! O Buğra Gökçe, boş yere hapiste, o da gık demiyor.
Eren Ali Bingöl için Özgür Özel’i suçlayamayız ama Cemil Tugay o kadar belliydi ki!
Süt bozuk olabilir. Peki sütçüye ne diyeceğiz!
Boşanma
Cemil Tugay'ın şan, şeref ve onurla AK Parti'ye katılım töreni Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın şovuna sahne oldu.
Biliyorsunuz Cemil Tugay'ın AK Parti'ye katılacağını söylediğimiz zaman Tugay "Söz konusu değil, karım beni boşar" diyerek ailece AK Parti'ye ne kadar karşı olduklarını, kendisinin böyle bir davranışta bulması halinde eşinin böyle bir duruş sergilemeyeceğini söylemişti.
Erdoğan bu cümleyi unutmamış ve bir kenara yazmış.
Katılım töreninde büyük bir siyasi ustalıkla, Cemil Tugay'ın AK Parti'ye katılması halinde kendisini boşayacak eşini sahneye davet etti.
Ve Bayan Tugay da bu katılım töreninin bir parçası haline geldi.
Erdoğan'ın bu mesajı çok güçlüydü.
Sanki "Hadi boşasana" der gibi karşısına getirdi çifti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, siyasetle ve zayıf siyasetçilerle kedinin fareyle oynadığı gibi oynuyor.
"Titrek Cemil'in" katılım töreninden aklımda kalan tek sahne budur.
Zaten Erdoğan da bütün planını bu sahne üzerine kurmuş.
İzmir Marşı
Cemil Tugay’ın ve dolayısıyla İzmir'in AK Parti'nin tarihinde ilk kez AK Partili olmasının bir de faydası var.
Yakın zamana kadar İzmir Marşı duyunca bunun kendilerine bir meydan okuma olduğunu düşünen AK Partililer artık İzmir Marşı'nı mırıldanmaya ve hatta sosyal medyada paylaşmaya başladılar.
Cemil Tugay siyaseten intihar etmiş olabilir ama en azından İzmir Marşı'nı iktidarın da marşı haline getirdi.
İlk ifade alındı
“İnandırıcılık azalıyor” dedik, AK Parti içinden de tepkiler gelmeye devam etti, 12 gün sonra, en sonunda dün Fatma Betül Sayan Kaya gidip ifadesini verdi.
Ne yalan söyleyeyim, birkaç gün önce, yargının bu meselenin üzerine gitmesinin AK Parti içinde Adalet Bakanı aleyhinde bir hava yarattığı ve bakanın görevden alınması için yoğun kulis yapıldığı yönünde söylentiler çıkmaya başlamıştı.
Kapalı kapılar ardında “Soruşturma partiye zarar vermeye başladı. Bu kadar ileri gidilmemeli” diyen partililer ve Saray eşrafından söz ediliyordu.
Ancak belli ki, doğrudan doğruya Cumhurbaşkanı soruşturmanın derinleştirilmesi ve gerekenin yapılması talimatını vermiş.
Fatma Betül Sayan Kaya’nın savcının karşısına oturtulması bu sayede mümkün olabilmiş.
Tüm bu gelişmelerin habercisi olan iki işaret fişeğinden söz etmiştim.
SPK Başkanı’nın değiştirilmesi ve bir bakan yardımcısının görevden alınmasının bu gelişmelerin öncüsü olduğunu yazmıştım.
Bu konuda yeni bilgiler edindim.
“Bu konuda Cumhurbaşkanı’na en önemli bilgileri, AK Parti’ye yakın ama bugüne kadar partiden tek kuruş menfaat sağlamamış, adını sanını kimsenin duymadığı genç bir iş insanı aktarmış. Hem de “Bunlar hırsız” diyerek aktarmış. Aldığı bilgilere çok şaşıran Erdoğan’ın bakan yardımcısını hemen görevden aldırdığını ve Borsa’daki bu manipülasyonlara yönelik her türlü “gereğinin” yapılmasını istediği söyleniyor.
Bugün işler, geçmişte bazı bakanlarla ilgili ortaya atılan yolsuzluk iddialarından farklı bir yönde ilerleyecek gibi görünüyor.
Çünkü orada halka dokunan bir şey yoktu.
Bir iş insanı ile bakanlar arasındaki alışveriş, yolsuzluk konusunda duyarlılık geliştirmeyen geniş kitleler için bir şey ifade etmiyordu.
Onların cebinden bir şey çıkmamıştı.
Bir iş insanı, işlerini kolaylaştırmak için birkaç bakana para vermişti, “Bu para bizim cebimizden çıkmadı ya!” diye bakıyordu çoğunluk.
Bu yüzden de olayın kapatılması, örtbas edilmesi halkın önemli bir bölümünü çok da etkilemedi.
Ama bu kez durum farklı.
500 bin kişi parasını kaybetti. Aileleriyle birlikte bu durumdan etkilenenlerin sayısı 2-2,5 milyonu buldu.
2,5 milyon kişi 2 milyon oy demek.
O yüzden de Fatma Betül Sayan Kaya ifade verdi.
O yüzden Ticaret Bakanı Ömer Bolat kendisine yönelik suçlamalara anında geniş geniş yanıt verdi.
Ancak belli ki, iktidar partisinden daha epey bir isim, siyasetçi ya da bürokrat bu tatlı kazancın peşine düşmüş.
Kimi Fatma Betül Hanım gibi “insider trading” yapmış, kimi ise sıradan vatandaş gibi parasını kaybetmiş.
Bakalım daha kimler ifade verecek, kimler hangi sorulara yanıt vermek zorunda kalacak.
Fona girmek suç değil, ama doğru zamanda girip doğru zamanda çıkacak bilgiyi almak suç.
Bu suçun ortaklarının ne kadarının ortaya çıkacağını göreceğiz.
Aile ve sadakat
AK Parti’nin siyasi tepki hızının hastasıyım.
Bu açıdan CHP’nin tam tersi bir hali var.
Bir olay oluyor, bir siyasetçi toplumsal tepkiye neden olan bir olaya karışıyor, bazen halkın öfkesini üzerine çekiyor, bazen parti disiplinine aykırı hareket ederek partilileri kızdırıyor. Partiye öyle veya böyle zarar veriyor.
Eğer bu siyasetçi Cumhuriyet Halk Partisi’nde ise parti önce uzun uzun düşünüyor, sonra o kişiyi Disiplin Kurulu’na sevk ediyor.
Disiplin Kurulu haftalar sonra toplanıyor. Savunma istiyor. Savunmanın alınması birkaç hafta sürüyor. Demokratik ve hukuki süreçler işliyor. Aylar sonra Disiplin Kurulu bir karara varıyor ve ilgili kişiyi partiden ihraç ediyor. Ama aradan o kadar uzun bir zaman geçiyor ki, bu kişinin niye ihraç edildiğini bile kimse hatırlamıyor. (CHP’de bunun tek istisnası Kayyum’a laf sokmak. O zaman hemen ihraç.)
AK Parti’de ise durum tam tersi. Toplumsal tepkiye neden olan, partiyi halkın önünde zor duruma düşüren, savunulması güç bir işe mi karıştın? Parti politikalarına zarar verecek bir söz mü söyledin, bir hareket mi yaptın? Anında ihraç. Parti, Disiplin Kurulu toplanmadan karar alıyor ve gereğini yapıyor.
Bu kez de öyle yaptı.
Fatma Betül Sayan Kaya’yı ihraç etti.
Bunu da “Partimizde öyle bir üyemiz yok” diyerek duyurdu.
Peki kayıtlardan ihraç etti ama gerçekten gönülden de ihraç etti mi!
Bakın işte ondan o kadar emin olamıyoruz.
Çünkü AK Parti’den ihraç edilen de tepki göstermiyor, AK Parti de ihraç ettiği isimleri “silmiyor”. İhraç edilen de AK Parti’nin karşısına geçmiyor. Parti aleyhine konuşmuyor, nadiren kişileri hedef alsa bile, partinin kurumsal kimliğine toz kondurmuyor.
Parti de F.B. Sayan Kaya’yı ihraç etti belki ama Sayan Ailesi hâlâ AK Parti’nin makbul ailelerinden. Üç kardeşi hâlâ önemli görevlerde.
Belki de aslında işin büyüsü de burada.
Bazen “Niye aile tipi siyaset” diyoruz ya, aile boyu siyasetin faydası işte tam da bu.
Bile bile lades
İstanbul’da yine bir bina yıkıldı. Şu an 7 kişi enkaz altında. Umarız sağ salim kurtarılırlar. Bu ikinci felaket. İlkinde konu metro inşaatına bağlandı. Bakalım bu kez neye bağlanacak.
İşin garibi, faciadan birkaç saat önce tam da bu meseleyi, çöken ve çökme tehlikesi bulunan binaları konuştuk.
Dün gece Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nun sezon açılışına gittim.
Orada Mahir Polat ile karşılaştık. Çok uzun zamandır görmemiştim. Sağlığını sordum. Olabildiğince iyiymiş.
Bir göz ameliyatı geçirmiş. İBB Miras’ın yaptığı iyi işlerden dolayı kendisine teşekkür ettim ve Vakıflar’ın ve İBB Miras’ın çok iyi, çok doğru işler yaptığını söyledim.
Bu arada laf dönüp dolaşıp İstanbul’un bina stokuna geldi.
Mahir Polat “İstanbul’da 6 bin kadar her an çökebilecek bina var. Ama bu binaların her biri farklı yönetmeliklere, farklı kurallara takılıp kalıyor ve ne sahipleri güçlendirme çalışması yapabiliyor ne de biz yapmaya zorlayabiliyoruz. O kadar uzun ve zor prosedürler var ki, kimse binalara dokunamıyor. Her gün korku içinde, bugün hangisi çökecek diye bekliyoruz” dedi.
Bu konuşmanın üzerinden birkaç saat geçti ve Maltepe’de bir bina çöktü.
Yani Türkiye’de aslında hiçbir şey sürpriz değil.
Ne bina çökmesi ne Borsa yolsuzluğu ne de tüm bunların altında insanların kalması.
Her şey bile bile.
Lüzumsuz hareketler
Berna Laçin gözaltına alınmış. Alınma sebebi bir sosyal medya paylaşımı. Cemil Tugay’ın parti değiştirmesi sonrası bir tweet atmış.
Laçin’in siyasi tavrını beğenip beğenmemek ayrı konudur. Yaptıklarının kimisine katılabilir, kimisini eleştirebiliriz.
Ben, yapıp söylediklerinde katıldıklarımdan çok eleştirecek şey bulurum.
Ama bir tweet attı diye de insan apar topar gözaltına alınmaz.
Apar toparı bırakın, gözaltına alınmaz.
Tweet’ini beğenmediysen, ille de ‘Bunda suç unsuru var’ diyorsan savcılık soruşturma açar, Laçin gider ifadesini verir. Gerekirse iddianame düzenlenir, dava açılır, yargılama yapılır.
O paylaşımından büyük ihtimalle hapse girmesini gerektirecek bir sonuç çıkmaz.
Böyle normal hukuk yolları varken gözaltı, belki de olası bir tutuklama neyin nesi!
Ne kadar gereksiz hareketler bunlar!
Ne zaman insan oluruz?
Olduktan sonra değil, olmadan önlem almayı öğrendiğimiz zaman.
X’te yazı hakkında yorumlarınızı paylaşın.
Geçmiş yazılar
Videolar







