İstanbul 21°
FatihAltayli

Fatih Altaylı

Diğer yazıları

Yazı İçeriği

  • 600 metrekare otoparkta 300 bin metrekare tarla  

  • Marabadan ağaya bir soru: Azar azar yiyince başka şey mi oluyor!

  • NE ZAMAN İNSAN OLURUZ?

detail banner reklam

600 metrekare otoparkta 300 bin metrekare tarla  

Köşe Yazıları

Fatih Altaylı

Haziran 23, 2023

Yazı İçeriği

  • 600 metrekare otoparkta 300 bin metrekare tarla  

  • Marabadan ağaya bir soru: Azar azar yiyince başka şey mi oluyor!

  • NE ZAMAN İNSAN OLURUZ?

600 metrekare otoparkta 300 bin metrekare tarla  

Bugün içimizi karartan siyasetle değil, daha içi açıcı bir mevzu ile başlayalım yazılara.

En azından keyfimiz baştan kaçmasın.

Aslında bu konuyu epeyce önce yazacaktım ama araya seçimler, Habertürk’ten ayrılığım falan girince bugüne kaldı.

Bundan üç yıl kadar önce, Gebze Teknik Üniversitesi Biyoteknoloji Enstitüsü öğretim üyesi Dr. Ümit Barış Kutman ile “Mars’ta tarım yapılabilir mi?” konulu bir Teke Tek Bilim programı yapmıştık. Kutman’a göre, Mars’ta tarım yapılabilirdi. Mars toprağının buna uygun olup olmamasının hiç önemi yoktu. İlginç bir program olmuştu.

Barış Kutman, bir süre önce arayıp, “Müthiş bir iş yaptık. Gelip görmenizi isterim” dedi.

Topraksız tarım yapılacak bir tesisin kurulumuna danışmanlık yapmıştı ve tesis tamamlanmış üretime geçmişti.

İstanbul’da İstinye Park otoparkında buluşacaktık.

Tahminim, orada buluşup, tesisin olduğu araziye gideceğimizdi.

Ancak öyle olmadı.

Otoparkın girişinde buluştuk ve -4. kata, yer altına, otoparkın kullanılmayan bölümüne indik.

Otoparkın -4. katında karşımıza yan yana dizilmiş konteyner benzeri kutulardan oluşan ve ilk bakışta Mars ya da ay yüzeyine kurulmuş bir üs görüntüsü veren bir yapı çıktı.

Otomobilden indik, Barış Hoca bir kapıyı açtı ve konteyner yapının içine girdik.

Bir sterilizasyon ve dezenfeksiyon odasında üstümüzdeki kirlerden, olası mikrop ve bakterilerden arındıktan sonra tesisin içine girdik.

O zaman konuyu anladım. Burası, Barış Kutman Hoca’nın anlattığı gibi Mars’ta bile tarımsal üretim yapabilecek dikey topraksız tarım tesisiydi.

İlk önce karşımıza bir kontrol odası çıktı. Bir grup bilgisayar, tüm sistemleri kontrol ediyor, bitkileri gözlemliyor, sağlık durumlarını ve büyümelerini hesaplıyor, gerekli ışık ve besin miktarını sularına karıştırarak bitkilere borular vasıtasıyla yolluyordu.

Her şey otomatikti, her şey optimize edilmişti.

Oradan bir kapı ile başka bir alana geçtik.

Burası “çimlendirme” bölümüydü ve iki parçadan oluşuyordu.

Bir tarafında baharda çimlenen bitkiler, diğer tarafında ise yazın çimlenen bitkiler için özel alanlar vardı.

Aralarında birkaç derecelik ısı farkı vardı ve bu fark bilgisayarla kontrol ediliyordu. Tahmin edeceğiniz üzere, yazın çimlenen bitkilerin olduğu bölge biraz daha sıcaktı.

Burada tohumlar, Hindistan cevizi liflerinden oluşmuş toprağa benzeyen bir şeyin içine koyuluyor ve birkaç santimlik minik kaplarda çimlendirme odalarına alınıp, fide haline getiriliyordu. Toplasan 10 metrekarelik bir odada binlerce farklı bitkinin fide adayları vardı.

İlk sorum bu tohumların genetiği ile oynanıp oynanmadığı oldu. Oynanmamıştı. Tesiste GDO’lu tek bir tohum bile yoktu. Olmaması içinde özel tedbirler alınmıştı. Ayrıca üretim sürecinde tarım ilacı ve pestisit de kullanılmıyordu.

Burada çimlenen bitkiler, hemen yandaki daha büyük alanda üzeri delikli su borularının deliklerine yerleştiriliyordu. Bitkinin kökleri toprağa değil, su borularındaki deliklerden doğrudan suya değiyordu. Üzerlerinde ise ledlerden gelen yapay bir gün ışığı vardı.

Bitkiler gerekli tüm vitaminleri, tüm besinleri bu sudan alıyorlardı. Gereken her şey bu su ile bitkilere ulaşıyordu.

Üretim odalarındaki koşulların sabit olması, bitkilerin değişen doğa koşullarından strese girmesini, yaprakların damarlanmasını, rüzgar nedeniyle sapların aşırı gelişip sertleşmesini engelliyor ve lezzetlerinin de sabit olmasına neden oluyordu. Lezzet standardı oluşturuluyordu.

Sadece lezzet değil, görüntü ve ürün de standarttı.

Mesela her marulda eşit sayıda yaprak vardı ve bu da bu ürünleri kullanan ticari işletmelerin maliyet hesaplarını yapmalarını kolaylaştırıyordu.

Oluşturulan koşullar sayesinde bitkiler bu ortamda açık hava bahçelerine göre daha kısa sürede büyüyor, hiçbir hastalığa, bozulmaya maruz kalmıyorlardı.

Olgunlaşan bitkiler toplanıyor, hızla paketleniyor ve toplanmasından sonra birkaç içinde tüketicinin sofrasında olabiliyordu.

Müşteriler, genel olarak büyük restoran zincirleri, özel üretilecek ürünler isteyen Çin, Japon lokantaları idi.

Ancak bazı süpermarket zincirlerinde de raflardaki yerini alacaktı.

“Çok su sarfiyatınız olmalı” dedim.

Tam aksine, dikey bahçenin su harcaması, normal bir bahçenin su harcamasının yüzde 5’i, evet yanlış okumadınız yüzde beşi kadardı. Buharlaşma olmadığı, su devridaim yaptığı ve toprağa karışmadığı için çok az su gerekiyordu.

Asıl maliyet elektrikti ama yenilenebilir kaynaklardan yapılacak bir elektrik üretimi ile o maliyet de çok aşağı çekilebilirdi.  

Ve en önemlisi, toplamı 600 metrekare olan ve tesiste üretilen yeşil yapraklı sebze miktarı, topraklı tarımda 300 dönüm yani 300 bin metrekarede ancak üretilebilirdi. O da aynı kalite olmadan. Üstelik de değerli su çok daha az tüketiliyor, doğaya, toprağa gübre salınmıyor, tarladan tüketiciye kadar olan yol çok kısa olduğu için ürün zayiatı çok daha az oluyor, lojistik maliyeti düşüyor, taşıma nedeniyle oluşacak karbon ayak izi çok çok aza indiriliyordu.

Aslında bu dikey bahçelerden kentin dört bir yanında hatta mahalle aralarında bile oluşturmak; bir apartmanın bir katında, bütün mahallenin sebze ihtiyacını karşılamak mümkündü.

Açıkçası tesis çok ama çok etkileyici ve aslında bir o kadar da basitti. Büyük bir emek, yıllar süren AR-GE ve ciddi bir yatırımdı ama bu sayede oldukça da basit bir hale getirilmişti.

Tesisi kuran Plant Factory’nin ortaklarına, bu alandaki Türkiye’nin en önemli bilim insanlarından danışmanları Barış Kutman’a teşekkür ettim.

İstinye Park yönetimi ise söz konusu alanı, Plant Factory’ye bir sosyal sorumluluk projesi olarak tahsis etmişti.

Onların da vizyonu çok önemliydi. Onlar da bir teşekkürü hak ediyordu.

Ve siyasetteki felakete rağmen, Türkiye’de güzel insanlar güzel şeyler yapmaya çalışıyor ve başarıyordu.

Marabadan ağaya bir soru: Azar azar yiyince başka şey mi oluyor! 

Birkaç gün önce “Faiz artışı öyle beklendiği ya da iktidara yakın bazılarının iddia ettiği gibi yüksek olmayacak en fazla 5 puan civarı olur” diye yazdım hatırlarsanız. Yanılmışım, 6,5 puan oldu.

Tabii piyasa en az yüzde 25 faizi satın aldığı için de, faiz artışı beklentiyi karşılamadı ve dolar dünden bugüne yüzde 8 arttı, TL ciddi değer kaybetti. Mehmet Şimşek’in piyasayı “sözlü teskin” çabası da işe yaramadı ve kamunun dolar satışlarına rağmen yükseliş sürdü.

Parası olup dün 1 milyon dolar alan, bir günde 2 milyon TL para kazandı.

Bu para nereden çıkacak diye merak ediyorsanız etmeyin, sizden benden çıkacak.

Ama belli ki, bu faiz artışları sürecek. Önümüzdeki ay bir yüzde 6 daha arttırırlar.

Ancak Türkiye’yi öyle bir cehalet yönetiyor ki, bir seferde yapsa işe yarayacak olan reçete parça parça yapınca Türkiye’nin soyulmasından başka hiçbir işe yaramıyor. Ya da belki de böyle olsun istiyorlar, onu da bilmemiz mümkün değil.

Haluk Bayraktar dün güzel bir benzetme yapmış, “Enflasyon kanser, faiz kemoterapidir” demişti. Hakikaten iyi benzetme.

Ama kemoterapide doz önemlidir. Dozu iyi ayarlayamazsanız, hasta kesinlikle ölür. Ekonomi yönetimi dün dozu ayarlayamadı. Temmuz ayında da ayarlayamazsa, geçmiş olsun.

Hatta başımız sağ olsun.

Bu arada herkesin ağzında bir NAS kelimesi.

Nas “Kur’an’ın kesin emri” demek.

Faizi indiren iktidar bunu “nas”a yani Kur’an’ın emrine bağlamıştı.

Şimdi artış tekrar başladı. “nas”a geçmiş olsun. Şimdi herkes “Ne oldu, Kur’an’dan da mı vazgeçtiniz?” diye soruyor.

Benim sorum ise bambaşka.

Ben maraba ile ağa arasındaki çekişmenin sonundaki soruyu soracağım bir kez daha.

“Madem başa dönecektik, biz bu b.ku niye yedik?” ve hemen ekinde “Azar azar yiyince başka şey mi yemiş oluyoruz?”

NE ZAMAN İNSAN OLURUZ?

Doğruyu doğru zamanda yapacak cesaretimiz olduğu zaman.

FatihAltaylı
X’te yanıtla

X’te yazı hakkında yorumlarınızı paylaşın.

  • Geçmiş yazılar

Tümü
Şimşek akaryakıtta hedefine ulaştı
Köşe Yazıları
Şimşek akaryakıtta hedefine ulaştı

Fatih Altaylı

Eylül 16, 2026

Eklemek için tehlikeli kelime
Köşe Yazıları
Eklemek için tehlikeli kelime

Fatih Altaylı

Eylül 15, 2026

Madring’i görünce İstanbul Park’ın kıymeti anlaşıldı
Köşe Yazıları
Madring’i görünce İstanbul Park’ın kıymeti anlaşıldı

Fatih Altaylı

Eylül 14, 2026

  • Videolar

Tümü
Fatih Altaylı ile Pazar Sohbeti: "Yaprak Dökümü hayatımı değiştirdi" & Toygar Işıklı görseli
4 Gün Önce
FatihAltaylı
YouTube
Videolar yorumluyorFatih Altaylı ile Pazar Sohbeti: "Yaprak Dökümü hayatımı değiştirdi" & Toygar IşıklıTeke Tek Bilim ▷ https://www.youtube.com/@TekeTekBilim 00:00 Giriş 02:39 Toygar Işıklı müziğe nasıl başladı? 06:57 Ay Yapım ile işbirlikleri 08:04 Şimdiye kadar kaç diziye müzik yaptı? 08:38 Dizi müzikleri dışında çalışıyor mu? 11:50 Dizi müzikleri sahnelere göre mi yapılıyor? 16:10 Dizi yönetmeni müziklere karışıyor mu? 21:07 "Ezel" dizi müziğinin Galatasaray marşı olarak uyarlanması 22:48 Gölcük depreminde Gölcük'te miydi? 24:14 Grammy nedir? 24:46 Kaç dalda ödül verilmekte? 25:34 Toplam kaç jüri var? 26:50 Grammy jüriliği nasıl oluyor? 30:43 Toygar Işıklı'nın global işleri 32:56 Grammy Ödülleri'nde aday göstermek nasıl oluyor? 35:47 Para kazanabiliyor mu? 37:28 Güncel hedefleri neler? 44:03 Müziği basite indirgemek 46:24 Kapanış YouTube kanalına abone olmak için ▷ http://bit.ly/FatihAltayli Gazeteci - Yazar Fatih Altaylı, Youtube kanalına özel gündemi yorumluyor.
Eylül 13, 2026
Hücreler neden yaşlanır? görseli
4 Gün Önce
FatihAltaylı
YouTube
Prof. Dr. Gökhan Hotamışlıgil & Fatih Altaylı - Teke Tek BilimHücreler neden yaşlanır?00:00 Giriş 02:43 Trump ve Amerika'daki üniversiteler arasındaki son durum ne? 13:06 İnsan vücudundaki moleküler mimari 16:15 Hücre restorasyonu nasıl başlıyor? 19:02 Mitokondri nedir? 23:33 Endoplazmik Retikulum nedir? 28:24 Bu bilimsel çalışmalardan ne öğreniyoruz? 30:40 Obezite ve yaşlanma ilişkisi 35:16 Oksidatif stres nedir? 41:29 Koenzim Q10 molekülü ve takviyesi 45:11 Koenzim Q10 obeziteyi engelleyebilir mi? 51:26 En karmaşık organ karaciğer midir? 54:26 İnsan doğasında aç kalmak 1:00:05 Yaptıkları işten kazançları ne? 1:06:25 Şeker vücuda ne kadar zararlı? 1:07:23 Zayıflama iğneleri ile ilgili ne düşünüyor? 1:10:43 Zayıflama ilaçları hücreleri düzeltme açısından vücuda katkı sağlıyor mu? 1:19:55 Kapanış #işbirliği
Eylül 13, 2026
Dünyada IQ sorunu var! görseli
FatihAltaylı
YouTube
Fatih Altaylı & Bedia Ceylan Güzelce - Teke Tek KitapDünyada IQ sorunu var!Kitapyurdu: https://www.kitapyurdu.com/?srsltid=AfmBOorlol9UhdW5ABYzEMpGL1N1tYeOW-RfhiwgTMoyO3DNHb2uF-Z6 00:00 Giriş 01:56 Dünyada IQ problemi var! 05:24 Medrese V. Üniversite 21:58 Hangi Liberal Demokrasi 24:38 Konuşulmayan Erkeklik 26:27 Odysseus 28:50 Girne'deki gemi faciası 33:03 Altın Günlerden Kurşun Gecelere 36:06 Clara'ya Mektuplar 38:08 Hermeneutik Dersleri 40:16 A Line In The Sand 43:12 Fatih Altaylı'nın anjiyo hikayesi 48:00 Bilim Tarihi 52:51 Dış haberler servislerine ne oldu? 55:37 Kapanış 🔎 Teke Tek Kitap’ta her ay farklı kitapları mercek altına alıyor, yazarlarını, konularını ve tartışmaya açtıkları meseleleri konuşuyoruz. #işbirliği
Eylül 9, 2026