İstanbul 16°
FatihAltayli

Fatih Altaylı

Diğer yazıları

Yazı İçeriği

  • 600 metrekare otoparkta 300 bin metrekare tarla  

  • Marabadan ağaya bir soru: Azar azar yiyince başka şey mi oluyor!

  • NE ZAMAN İNSAN OLURUZ?

detail banner reklam

600 metrekare otoparkta 300 bin metrekare tarla  

Köşe Yazıları

Fatih Altaylı

Haziran 23, 2023

Yazı İçeriği

  • 600 metrekare otoparkta 300 bin metrekare tarla  

  • Marabadan ağaya bir soru: Azar azar yiyince başka şey mi oluyor!

  • NE ZAMAN İNSAN OLURUZ?

600 metrekare otoparkta 300 bin metrekare tarla  

Bugün içimizi karartan siyasetle değil, daha içi açıcı bir mevzu ile başlayalım yazılara.

En azından keyfimiz baştan kaçmasın.

Aslında bu konuyu epeyce önce yazacaktım ama araya seçimler, Habertürk’ten ayrılığım falan girince bugüne kaldı.

Bundan üç yıl kadar önce, Gebze Teknik Üniversitesi Biyoteknoloji Enstitüsü öğretim üyesi Dr. Ümit Barış Kutman ile “Mars’ta tarım yapılabilir mi?” konulu bir Teke Tek Bilim programı yapmıştık. Kutman’a göre, Mars’ta tarım yapılabilirdi. Mars toprağının buna uygun olup olmamasının hiç önemi yoktu. İlginç bir program olmuştu.

Barış Kutman, bir süre önce arayıp, “Müthiş bir iş yaptık. Gelip görmenizi isterim” dedi.

Topraksız tarım yapılacak bir tesisin kurulumuna danışmanlık yapmıştı ve tesis tamamlanmış üretime geçmişti.

İstanbul’da İstinye Park otoparkında buluşacaktık.

Tahminim, orada buluşup, tesisin olduğu araziye gideceğimizdi.

Ancak öyle olmadı.

Otoparkın girişinde buluştuk ve -4. kata, yer altına, otoparkın kullanılmayan bölümüne indik.

Otoparkın -4. katında karşımıza yan yana dizilmiş konteyner benzeri kutulardan oluşan ve ilk bakışta Mars ya da ay yüzeyine kurulmuş bir üs görüntüsü veren bir yapı çıktı.

Otomobilden indik, Barış Hoca bir kapıyı açtı ve konteyner yapının içine girdik.

Bir sterilizasyon ve dezenfeksiyon odasında üstümüzdeki kirlerden, olası mikrop ve bakterilerden arındıktan sonra tesisin içine girdik.

O zaman konuyu anladım. Burası, Barış Kutman Hoca’nın anlattığı gibi Mars’ta bile tarımsal üretim yapabilecek dikey topraksız tarım tesisiydi.

İlk önce karşımıza bir kontrol odası çıktı. Bir grup bilgisayar, tüm sistemleri kontrol ediyor, bitkileri gözlemliyor, sağlık durumlarını ve büyümelerini hesaplıyor, gerekli ışık ve besin miktarını sularına karıştırarak bitkilere borular vasıtasıyla yolluyordu.

Her şey otomatikti, her şey optimize edilmişti.

Oradan bir kapı ile başka bir alana geçtik.

Burası “çimlendirme” bölümüydü ve iki parçadan oluşuyordu.

Bir tarafında baharda çimlenen bitkiler, diğer tarafında ise yazın çimlenen bitkiler için özel alanlar vardı.

Aralarında birkaç derecelik ısı farkı vardı ve bu fark bilgisayarla kontrol ediliyordu. Tahmin edeceğiniz üzere, yazın çimlenen bitkilerin olduğu bölge biraz daha sıcaktı.

Burada tohumlar, Hindistan cevizi liflerinden oluşmuş toprağa benzeyen bir şeyin içine koyuluyor ve birkaç santimlik minik kaplarda çimlendirme odalarına alınıp, fide haline getiriliyordu. Toplasan 10 metrekarelik bir odada binlerce farklı bitkinin fide adayları vardı.

İlk sorum bu tohumların genetiği ile oynanıp oynanmadığı oldu. Oynanmamıştı. Tesiste GDO’lu tek bir tohum bile yoktu. Olmaması içinde özel tedbirler alınmıştı. Ayrıca üretim sürecinde tarım ilacı ve pestisit de kullanılmıyordu.

Burada çimlenen bitkiler, hemen yandaki daha büyük alanda üzeri delikli su borularının deliklerine yerleştiriliyordu. Bitkinin kökleri toprağa değil, su borularındaki deliklerden doğrudan suya değiyordu. Üzerlerinde ise ledlerden gelen yapay bir gün ışığı vardı.

Bitkiler gerekli tüm vitaminleri, tüm besinleri bu sudan alıyorlardı. Gereken her şey bu su ile bitkilere ulaşıyordu.

Üretim odalarındaki koşulların sabit olması, bitkilerin değişen doğa koşullarından strese girmesini, yaprakların damarlanmasını, rüzgar nedeniyle sapların aşırı gelişip sertleşmesini engelliyor ve lezzetlerinin de sabit olmasına neden oluyordu. Lezzet standardı oluşturuluyordu.

Sadece lezzet değil, görüntü ve ürün de standarttı.

Mesela her marulda eşit sayıda yaprak vardı ve bu da bu ürünleri kullanan ticari işletmelerin maliyet hesaplarını yapmalarını kolaylaştırıyordu.

Oluşturulan koşullar sayesinde bitkiler bu ortamda açık hava bahçelerine göre daha kısa sürede büyüyor, hiçbir hastalığa, bozulmaya maruz kalmıyorlardı.

Olgunlaşan bitkiler toplanıyor, hızla paketleniyor ve toplanmasından sonra birkaç içinde tüketicinin sofrasında olabiliyordu.

Müşteriler, genel olarak büyük restoran zincirleri, özel üretilecek ürünler isteyen Çin, Japon lokantaları idi.

Ancak bazı süpermarket zincirlerinde de raflardaki yerini alacaktı.

“Çok su sarfiyatınız olmalı” dedim.

Tam aksine, dikey bahçenin su harcaması, normal bir bahçenin su harcamasının yüzde 5’i, evet yanlış okumadınız yüzde beşi kadardı. Buharlaşma olmadığı, su devridaim yaptığı ve toprağa karışmadığı için çok az su gerekiyordu.

Asıl maliyet elektrikti ama yenilenebilir kaynaklardan yapılacak bir elektrik üretimi ile o maliyet de çok aşağı çekilebilirdi.  

Ve en önemlisi, toplamı 600 metrekare olan ve tesiste üretilen yeşil yapraklı sebze miktarı, topraklı tarımda 300 dönüm yani 300 bin metrekarede ancak üretilebilirdi. O da aynı kalite olmadan. Üstelik de değerli su çok daha az tüketiliyor, doğaya, toprağa gübre salınmıyor, tarladan tüketiciye kadar olan yol çok kısa olduğu için ürün zayiatı çok daha az oluyor, lojistik maliyeti düşüyor, taşıma nedeniyle oluşacak karbon ayak izi çok çok aza indiriliyordu.

Aslında bu dikey bahçelerden kentin dört bir yanında hatta mahalle aralarında bile oluşturmak; bir apartmanın bir katında, bütün mahallenin sebze ihtiyacını karşılamak mümkündü.

Açıkçası tesis çok ama çok etkileyici ve aslında bir o kadar da basitti. Büyük bir emek, yıllar süren AR-GE ve ciddi bir yatırımdı ama bu sayede oldukça da basit bir hale getirilmişti.

Tesisi kuran Plant Factory’nin ortaklarına, bu alandaki Türkiye’nin en önemli bilim insanlarından danışmanları Barış Kutman’a teşekkür ettim.

İstinye Park yönetimi ise söz konusu alanı, Plant Factory’ye bir sosyal sorumluluk projesi olarak tahsis etmişti.

Onların da vizyonu çok önemliydi. Onlar da bir teşekkürü hak ediyordu.

Ve siyasetteki felakete rağmen, Türkiye’de güzel insanlar güzel şeyler yapmaya çalışıyor ve başarıyordu.

Marabadan ağaya bir soru: Azar azar yiyince başka şey mi oluyor! 

Birkaç gün önce “Faiz artışı öyle beklendiği ya da iktidara yakın bazılarının iddia ettiği gibi yüksek olmayacak en fazla 5 puan civarı olur” diye yazdım hatırlarsanız. Yanılmışım, 6,5 puan oldu.

Tabii piyasa en az yüzde 25 faizi satın aldığı için de, faiz artışı beklentiyi karşılamadı ve dolar dünden bugüne yüzde 8 arttı, TL ciddi değer kaybetti. Mehmet Şimşek’in piyasayı “sözlü teskin” çabası da işe yaramadı ve kamunun dolar satışlarına rağmen yükseliş sürdü.

Parası olup dün 1 milyon dolar alan, bir günde 2 milyon TL para kazandı.

Bu para nereden çıkacak diye merak ediyorsanız etmeyin, sizden benden çıkacak.

Ama belli ki, bu faiz artışları sürecek. Önümüzdeki ay bir yüzde 6 daha arttırırlar.

Ancak Türkiye’yi öyle bir cehalet yönetiyor ki, bir seferde yapsa işe yarayacak olan reçete parça parça yapınca Türkiye’nin soyulmasından başka hiçbir işe yaramıyor. Ya da belki de böyle olsun istiyorlar, onu da bilmemiz mümkün değil.

Haluk Bayraktar dün güzel bir benzetme yapmış, “Enflasyon kanser, faiz kemoterapidir” demişti. Hakikaten iyi benzetme.

Ama kemoterapide doz önemlidir. Dozu iyi ayarlayamazsanız, hasta kesinlikle ölür. Ekonomi yönetimi dün dozu ayarlayamadı. Temmuz ayında da ayarlayamazsa, geçmiş olsun.

Hatta başımız sağ olsun.

Bu arada herkesin ağzında bir NAS kelimesi.

Nas “Kur’an’ın kesin emri” demek.

Faizi indiren iktidar bunu “nas”a yani Kur’an’ın emrine bağlamıştı.

Şimdi artış tekrar başladı. “nas”a geçmiş olsun. Şimdi herkes “Ne oldu, Kur’an’dan da mı vazgeçtiniz?” diye soruyor.

Benim sorum ise bambaşka.

Ben maraba ile ağa arasındaki çekişmenin sonundaki soruyu soracağım bir kez daha.

“Madem başa dönecektik, biz bu b.ku niye yedik?” ve hemen ekinde “Azar azar yiyince başka şey mi yemiş oluyoruz?”

NE ZAMAN İNSAN OLURUZ?

Doğruyu doğru zamanda yapacak cesaretimiz olduğu zaman.

FatihAltaylı
X’te yanıtla

X’te yazı hakkında yorumlarınızı paylaşın.

  • Geçmiş yazılar

Tümü
Savcı Sayan gazeteci olsaydı
Köşe Yazıları
Savcı Sayan gazeteci olsaydı

Fatih Altaylı

Kasım 1, 2026

Kaybolmayan bir umutla nice bayramlara
Köşe Yazıları
Kaybolmayan bir umutla nice bayramlara

Fatih Altaylı

Ekim 29, 2026

Pamuk ipliği
Köşe Yazıları
Pamuk ipliği

Fatih Altaylı

Ekim 28, 2026

  • Videolar

Tümü
"Cumhuriyetin amacı bir millet yaratmak" görseli
3 Gün Önce
FatihAltaylı
YouTube
Prof. Dr. Celal Şengör & Fatih Altaylı"Cumhuriyetin amacı bir millet yaratmak"Teke Tek Bilim ▷ https://www.youtube.com/@TekeTekBilim 00:00 Giriş 02:24 Cumhuriyet bize ne öğretti? 03:38 Atatürk'ü diğer paşalardan ayıran neydi? 09:36 Samsun'dan Büyük Millet Meclisi'ne 12:17 Fevzi Çakmak ve İsmet İnönü Kurtuluş Savaşı'na nasıl katıldı? 14:24 Atatürk Anadolu'ya İngilizlerin izniyle mi geçti? 18:22 Nutuk neden bu kadar önemli? 20:50 Sakarya Meydan Muharebesi 25:27 Büyük Taarruz'a hazırlık 28:41 Atatürk bir diktatör müydü? 29:21 Atatürk neden bir Türk tarihi yazdırmak istedi? 36:02 Harf devrimi 39:50 Soyadı Kanunu neden önemliydi? 43:42 Cumhuriyet iyi insan yetiştirdi mi? 44:46 Cumhuriyet Anadolu'ya ulaşabildi mi? 47:16 Tek parti dönemi daha mı iyiydi? 51:11 Cumhuriyetin en önemli devrimi hangisi? 54:14 Kadın hakları ve Medeni Kanun 56:04 Cumhuriyet Osmanlı'yı reddetti mi? 58:08 Atatürk döneminde bankacılık 1:00:44 Kapanış #işbirliği YouTube kanalına abone olmak için ▷ http://bit.ly/FatihAltayli Gazeteci - Yazar Fatih Altaylı, Youtube kanalına özel gündemi yorumluyor.
Ekim 29, 2026
Denizlerimizi koruyabiliyor muyuz? görseli
FatihAltaylı
YouTube
Zafer Kızılkaya & Fatih Altaylı - Teke Tek BilimDenizlerimizi koruyabiliyor muyuz?00:00 Giriş 02:48 Akdeniz'de korunan alanlar 05:10 Türkiye'de ki özel çevre koruma bölgeleri 09:34 Gökova'daki balıkçılığa kapalı alanlar 17:44 Ekosistem restorasyonu 26:50 Deniz kestaneleri de istilacı bir tür mü? 33:36 Deniz çayırı ile yosunun farkı nedir? 44:52 Mercanlar yok oluyor mu? 46:38 Bu mercanların evrim geçirip hayatta kalma ihtimalleri var mı? 47:30 Trol teknesi belgeseli 51:39 Türkiye'de tutulan hamsiler 54:09 Balık çiftliklerini açık denizlere kuramaz mıyız? 1:02:44 Norveç somonu ve orkinosların ağır metal içerdikleri doğru mu? 1:05:07 Çekilen belgeseller maliyetleri karşılayabiliyor mu? 1:06:48 Mühendislik okuyup neden bu işi yapmayı tercih etti? 1:12:10 Med Sea Alliance ne yapıyor? 1:13:33 Devlet ile nasıl işbirliği yürütüyor 1:14:56 Türkiye'de kaç deniz koruma alanı var? 1:17:04 Koruma alanlarının kıyılarında imar yasağı var mı? 1:19:02 Kapanış #işbirliği
Ekim 25, 2026
Fatih Altaylı ile Pazar Sohbeti: "İyi şarkı, güzel arabadan daha çok keyif verir" görseli
FatihAltaylı
YouTube
EypioFatih Altaylı ile Pazar Sohbeti: "İyi şarkı, güzel arabadan daha çok keyif verir"Hayattaki gerçek lüks, kaliteli bir uykudur. Kaliteli uyku deneyimini keşfetmek için Yatsan mağazaları ve yatsan.com’a davetlisiniz. www.yatsan.com Teke Tek Bilim ▷ https://www.youtube.com/@TekeTekBilim 00:00 Giriş 02:14 Eypio'nun ailesi nereden geliyor? 04:10 Hollanda'ya uzanan kaçak yolculuk 17:47 Müziğe nasıl başladı? 18:58 Türkiye'ye dönüşü ve ticari girişimleri 22:12 "Günah Benim" şarkısının hikayesi 25:41 Kibariye ve Sibel Can ile düetleri 30:58 "Yeraltı" dizisinin şarkıları 32:13 Özdemir Erdoğan ile yaşanan tartışma 35:22 Türk rapinin dünyadaki yeri 39:10 Şarkılarını nasıl yazıyor? 46:09 Ailesi ve kızları 49:47 Rahat bir hayat müziğini etkiliyor mu? 51:35 Kapanış YouTube kanalına abone olmak için ▷ http://bit.ly/FatihAltayli Gazeteci - Yazar Fatih Altaylı, Youtube kanalına özel gündemi yorumluyor.
Ekim 25, 2026