Reklam

Ucuza satıldınız haberiniz olsun 

Hatırlayacaksınız, DHMİ yönetiminde ve Sabiha Gökçen Havalimanı yönetiminde yer alan bazı isimlerin içinde olduğu bir büyük rezaletten söz etmiştim.

Buradaki bazı iki ismin DHMİ’nin en önemli müteahhitlerinden, Hatay Havaalanı’nın yapımcısı, Sabiha Gökçen Havalimanı müteahhidi, Diyarbakır Havalimanı müteahhidi ve Dalaman Havalimanı İşletmecisi ve müteahhidi YDA’nın Ankara’daki bir konut projesinden ev aldıklarını anlatmıştım.

Benim bu yazımdan sonra DHMİ’de yeni gelişmeler oldu.

DHMİ’nin iki yöneticisinin DHMİ müteahhidi YDA’dan ev sahibi yapılmasının YDA için ne kadar önemli ve kârlı bir yatırım olduğu anlaşıldı.

YDA’ya dev bir kıyak yapıldı.

Bu firmanın işlettiği Dalaman Havalimanı bir anda küçüldü, bu küçülme ile birlikte kirası da azaldı.

Söylemiştim, YDA Dalaman Havalimanı’nın işletmecisi.

2017 yılında yani tam 6 yıl önce, 150 bin metrekare olarak yapılan ve teslim alınan Dalaman Havalimanı terminal binasında kiraya tabi alan 6 yıl sonra bir anda 25 bin metrekare küçülüverdi.

YDA, 25 yıl boyunca işleteceği bu havalimanına 25 bin metrekare eksik kira ödemesi yapacak.

“Yuh daha neler” dediğinizi duyar gibiyim.

Ama durun, biraz sonra daha okkalı bir “yuh” çekeceksiniz.

YDA’ya çekilen kıyak bununla da sınırlı değil.

Sözleşme şartlarına göre havalimanı işletmecisi, DHMİ tarifesindeki arazi ücretinin yüzde 50’sini de ödemekle mükellef.

YDA bu genel kuralı da deliyor.

“Yüzde 50 çok, yüzde 20 ödeyeyim” diyor. Yüzde 60’lık bir indirim talep ediyor.

Müteahhidin bu talebi de anında kabul ediliyor.

Arazi kirası payı da yüzde 50’den yüzde 20’ya düşürülüyor.

25 yıllık sözleşmede bunun ne kadar bir miktar tutacağını siz tahmin edin. DHMİ içindeki kaynaklarım bunun her yıl onlarca milyon dolarlık bir “kamu zararına” neden olacağını söylüyorlar.

Anlayacağınız Ankara’da lüks bir sitedeki iki ev uğruna devletin ve haliyle milletin kaybı milyarlarca TL oluyor.

Üzücü olan ise bu iki DHMİ yöneticisinin ucuza gitmiş olması.

Bu yaptıkları kıyakla Ankara’da iki daire değil, Boğaz’da yalıyı hakkediyorlardı.

Devlete ve millete bu kazığı ucuza attılar.

Anlayacağınız yine ucuza gittik.


Güldürme beni Murat Efendi

1 Kasım’daki yazımda DHMİ müteahhidinden “ev sahibi olduğunu” yazdığım DHMİ yöneticilerinden biri, Murat Gül, DHMİ koridorlarında “Altaylı bunları yazıyor çünkü benim bakanlık özel kalemi olduğum sırada bakanla görüşmek istedi. Ben görüştürmedim. Israr edince de kendisini fırçaladım. Bu yüzden bana takık” diyormuş.

DHMİ’deki arkadaşlar söylüyor.

Gülüyorlarmış.

Çünkü beni de, onları da biliyorlar!

Şunu da herkes bilsin, hayatımda bir Ulaştırma Bakanı ile görüşmek için aramadım.

Bu herifle hayatımda bir gün bile konuşmadım.

Zaten hayatımda bir kez bile bir Ulaştırma Bakanı’nı arayıp da görüşmek istemedim. Hele Murat Gül’ün özel kalem olduğu Bakan’la bir kez Bakanlıktan ayrıldıktan sonra konuştum. Onda da o beni aradı, ben onu değil.

Ha bir de utanmadan “beni fırçalamış”.

Bak Murat Efendi.

Sen Ankara’da bir sor soruştur bakalım.

Beni fırçalamış ya da fırçalamaya cüret edebilecek birisi var mı!

Bana fırça atacak tek kişi benimle aynı evi paylaşan kişidir.

Gerisi sıkıyorsa denesin!


Bir parti nasıl yıkılır

İYİ Parti’de, Meral Akşener ile yaptığım röportaj sonrası başlayan sarsıntı artık parti binasını yıkacak şiddete ulaştı.

Partiden bana gelen bilgiler, Akşener’in ilk bana açıkladığı “Seçime her yerde tek başımıza gireceğiz. Hiçbir yerde işbirliği olmayacak. 81 ilde 81 aday çıkaracağız” cümlesi sonrası parti içinde isyan çıkmış.

Akşener’in bu cümleleri, parti içinde bir istişare, bir GİK kararı olmadan söylemesi parti yönetiminde ve örgütünde isyanı başlatan adım olmuş.

Bu arada bazı parti yöneticilerinin, “Efendim, il örgütlerinden gelen bilgi sizi destekliyor.” diye genel başkanı doldurması oysa gerçeğin tam tersi olması içerdeki isyanı körüklemiş.

Partideki istifaların arkasındaki gerekçe, Akşener’in “81 ilde kendi adayımız olacak” demesi.

Partiden istifası istenen Ümit Dikbayır’a partiden yöneltilen suçlamalar ise Dikbayır’ın Meral Akşener’in hesaplarını incelettiği, partinin 148 milyon TL’sinin kayıp olduğu, milletvekili adaylarından para toplanıp bu paraların iç edildiğini iddia etmesi idi.

Dikbayır ise tüm bu suçlamaları reddediyor ve “Ben böyle bir şey yapmadım” diyordu ama milletvekillerinden “parti için para istendiği” iddiasının araştırılmasını da istiyordu.

Ümit Bey, kendisine yöneltilen bu suçlamaların araştırılması için parti yönetimine de bir dilekçe ile başvurdu.

Ancak bu dilekçesinin ciddiye alınmadığını görünce, bu kez de savcılığa kendisi hakkında suç duyurusunda bulunmaya karar verdi.

Ancak parti yönetimi bu kez de Dikbayır hakkındaki eski iddialarından vazgeçip, başka ve çirkin iddialar ortaya attı.

Bu durum üzerine Dikbayır partiden istifadan vazgeçip, mücadele kararı aldı.

Kendisine bunu sorduğumda “Ben gideyim ve her şeyin üzeri örtülsün istiyorlar. Gitmeyeceğim” dedi.

Ümit Dikbayır partiden gider gitmez bilmem.

Ama İYİ Parti’nin giderek herkesin altında kalacağı bir enkaz haline geldiğini görmek için siyaset uzmanı olmaya gerek yok.


NE ZAMAN İNSAN OLURUZ?

Keseceği dala oturanlardan şüphe etmeyi akıl ettiğimiz zaman.

Erişilebilirlik Araçları