Reklam

Kaptırılmış paranın davasında Cumhurbaşkanı bile devreye sokuldu

Denizbank ile eski futbolcular ve teknik direktörler arasındaki davanın görülmesi heyecanlı bir biçimde başlandı. 

Ortaya dökülenler ise çok da şaşırtıcı değil. 

Bu dava ile ilgili geçmişte pek çok yazım oldu. 

Son günlerdeki bazı ifadelerim ise sosyal medyada çokça paylaşılıyor. 

Özellikle de Fatih Terim ile ilgili olanlar. 

Hatırlıyorsunuzdur, bu olay ilk patladığında yani geçen Nisan ayında konu “Terim Fonu” olarak ortaya çıkmıştı ve Seçil Erzan adlı banka müdiresi Galatasaraylı ya da eski Galatasaraylı futbolcuları “Terim Fonu” adı altında dolandırdı deniliyordu. 

Fona ilk para yatıran ya da kaptıran Fatih Terim olarak görülüyordu. 

Ancak dava başlayınca müştekiler arasında Terim’in adını görmemek şaşırtıcı oldu. 

Damadının adı şikayetçiler arasında geçiyordu ama bildiğimiz kadarı ile o da Emre Belözoğlu’nu fona para yatırmaya ikna edip, parayı getiren olduğu için şikayetçi ve olayın içinde, kendi alacağından dolayı değil. 

Hafızası zayıf bir toplum olduğumuz için, bu konu ile ilgili eski yazılarımda ortaya koyduğum bazı gerçekleri bugün bir kez daha hatırlatmak isterim. 

– Futbol dünyasını dolandıran bankacı Seçil Erzan, Fatih Terim’in avukatı Candaş Gürol’un nişanlısı idi. Ben de Terim’in bu parayı avukatı yüzünden kaptırmış olabileceğini yazmıştım ve Candaş Gürol, “Tam aksine beni Seçil Erzan ile tanıştıran Fatih Terim oldu. Ben onları tanıştırmadım” demiş ve artık nişanlı olmadıklarını söylemişti. 

-Olayın ortaya çıkmasından sonra banka yöneticileri ile futbolcular bir araya gelmişler ve banka yöneticileri futbolculara “Nasıl güvendiniz bu kadına” diye sorunca futbolcular “Hoca para yatırmış, biz de o yatırdıysa korkacak bir şey yok diye düşündük” yanıtını verirler. Bunun üzerine Terim’in gayet kasılarak “Gördüğünüz gibi bana hâlâ güvenleri tamdır” demesi banka yöneticilerini çok şaşırtır. 

– Paranın buharlaştığının anlaşılması üzerine, Arda ve Emre Cumhurbaşkanı Erdoğan’a giderler. Erdoğan banka yönetiminden bu sorunun çözülmesi ve futbolcuların mağdur edilmemesi için aracı olur. Ancak banka yönetimi banka kayıtlarında böyle bir alacak görünmediği için sorunun ancak yargı yoluyla çözüleceğini, aksi takdirde banka yöneticilerinin zimmet suçu işlemiş olacağını söyler. 

Geri kalanını zaten biliyorsunuz. 

Bilmediklerinizi ise pazar günü Rezan Epözdemir YouTube kanalında konuğum olarak anlatacak. 


Arda ile Emre Cumhurbaşkanı’nın ekonomi yönetimine güvenmemişler

Denizbank müdiresinin eski futbolcuları dolandırması bazılarının da üzerindeki “cilayı” kazıdı. 

Biliyorsunuz, özellikle Emre ve Arda, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sıkı destekçileri. 

Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesi, bir zincir oluşturup Erdoğan’a oy isteyenlerin başında Arda da geliyordu. 

Ancak şimdi görüyoruz ki, Arda ve Emre, çok sevdikleri Cumhurbaşkanlarının sözünü pek dinlememişler. 

Cumhurbaşkanı’nın ve ekonomi yönetiminin tüm çağrılarına, tüm taleplerine ve tüm arzularına rağmen birikimlerini Amerikan doları olarak saklamayı tercih etmişler. 

Faiz kazanmak isterken bile dolardan vazgeçmeyip, tüm paralarını dolar olarak kaptırmışlar. 

Kur korumalı mevduat falan bile düşünmemişler. 

Direk dolar biriktirmişler. 

Cumhurbaşkanı’nın sözünden çıkmayan bu ikilinin söz konusu “dolar” olunca, Cumhurbaşkanlarını bile takmadığı ortaya çıkmış. 

Aynen AK Parti’ye en fazla oy veren kentlerin en fazla dolar mevduatı bulunduran kentler olması gibi.


BMC CEO’su Yalçıntaş: BMC TRMotor’dan çoktan çıktı

Dün Rolls Royce ile Kale Savunma’nın birlikte yapacağı yerli jet motoru fabrikasının hikayesinden bahsettim.

Arazisi bile satın alınan fabrika projesinden Rolls Royce’un nasıl ve niye vazgeçtiğini anlattım.

2023 yılında ilk motorunu üretecek ve Milli Muharip Uçak’la eş zamanlı olarak başlayacak seri üretimin nasıl hayal olduğuna değindim.

Ve yerli ve milli jet motoru işinin de, o zaman Ethem Sancak’a ve Katar Ordusu’na ait olan BMC’ye verildiğini aktardım.

Yazım üzerine BMC’nin CEO’su Murat Yalçıntaş aradı.

“BMC Power olarak hiçbir zaman jet motoru ile alakalı ne bir çalışma yaptık, ne de jet motoru yapım işi bize verildi. Biz sadece fabrika gezimizde gördüğünüz içten yanmalı motor üzerine çalışıyoruz” dedi.

Bunun üzerine ben de kendisine TAI’nin TRMotor ile yaptığı sözleşmeyi ve bu sözleşme ile ilgili basında çıkan haberleri hatırlattım.

“Doğrudur. BMC’nin TRMotor’da payı vardı fakat BMC TRMotor’dan çoktan çıktı. Şu anda tüm hisseler TUSAŞ’a ait ve Savunma Sanayi Başkanlığı’nın kontrolünde. MMU Projesi’nde şu an TRMotor TUSAŞ’ın alt yüklenicisi gibi çalışıyor. Ancak BMC Power’ın MMU Projesi kapsamında veya herhangi bir jet motoru projesinde yer almadı” dedi.

Murat Yalçıntaş “Konu çok hassas ve zaman zaman istismar da edilebiliyor. Aslında Osman Bey’in (TRMotor Genel Müdürü Osman Dur) çok daha detaylı bilgisi var ama şu anda görüşmeler çok kritik bir noktada olduğu için konuşmak istemeyecektir. Dediğim gibi BMC’nin de BMC Power olarak bu işte hiçbir zaman olmadık. TRMotor’dan ise BMC çoktan çıktı.”

Sonuç olarak, yerli jet motoru projesinde birkaç yıllık bir gecikme var.

Ve bunun temel nedeni Rolls Royce ile yapılan anlaşmanın geçersiz hale gelmiş olması.

Ama şunu da söylemem lazım.

Savunma sanayii projelerinde birkaç yıllık gecikmeler çok da olmadık şeyler değil.

Türkiye’nin sakıntısı bu projelerin gecikmesi değil, S 400’leri aldığımız için F35 projesinden çıkarılmış olmamız.

Suriye sınırında düşürülen bir Rus uçağının maliyeti hayli yüksek oldu.

Hem Rusya’ya 5 milyar dolarlık S 400 siparişi vermek zorunda kaldık.

Hem F35 için ödediğimiz 1,3 milyar dolar gitti.

Hem de tayyaresiz kaldık!


Bu teröristin dedikleri suç değil mi!

Emniyet Genel Müdürlüğü’ne göre Türkiye’de faaliyet gösteren 12 terör örgütünden biri olan ve geçmişteki pek çok siyasi cinayet ile ilişkilendirilen İBDA-C’nin üyesi ve geçmişte bu örgüte üyelikten ve terör faaliyetlerinden dolayı mahkumiyeti bulunan Saadettin Ustaosmanoğlu adlı terörist “Hamas’ın orada yaptığını biz de burada yapmak zorundayız. Bizim onlardan neyimiz eksik. Yaparız da” diye seslendiği bir video yayınladı.

Dün video çokça izlendi, çokça tepki topladı.

Terör örgütü üyesi Ustaosmanoğlu’nun “Hamas’ın orada yaptığını burada yapmaktan” kastettiği ne çok anlamadık.

Daha doğrusu hedefe kimi koyduğu net değil.

Türkiye’deki Yahudi vatandaşlarımız mı yoksa Anayasa’mızdaki laiklik maddesini savunanlar mı belli değil.

Belli olan, silahlı bir saldırı amaçladığı ve insanları öldürmek istediği.

Bizden kastı ise İBDA-C’nin silahlı militanları mı yoksa başka silahlı güçleri de var mı onu hiç bilmiyoruz.

Ancak bildiğim bir şey var.

Muhalifler en küçük bir eleştirilerinde “halkı kin ve düşmanlığa tahrikten” anında yaka paça gözaltına alınıp, haklarında dava açılırken, açıkça, hiç çekinmeden “millete karşı silahlı bir saldırı başlatmaktan” bahseden ve bunu savunup isteyen bir terör örgütü mensubuna karşı hiç kimse bir şey yapmadı.

Bırakın halkı kin ve düşmanlığa tahriki, herif doğrudan saldırıdan, insanları öldürmekten bahsediyor ve yargının kılı kıpırdamıyor.

Demek ki, bazı vatandaşlarımız korkularında çok haklı imiş.


Cemaate ver öğrenciye verme

Sayıştay, İBB’nin mali durumu yetersiz öğrencilere yurt ya da burs sağlamasını “usulsüz” bulmuş.

Teşekkür edilmesi gereken bir hizmetin, usulsüz bulunmasını da ben ilginç buldum.

Çünkü İBB geçmiş dönemlerde öğrencilere değil ama çeşitli İslamcı vakıflara, cemaatlere, bu cemaatlerin kurduğu yurtlara, kurslara yüzlerce bina tahsis ediyor, bu cemaatlerin örgütlenmesine ve insan devşirmesine bir şekilde aracılık ediyordu.

İBB’nin sahip olduğu 1000’i aşkın gayrimenkulün dinî vakıflara ve derneklere tahsis edildiği sır değildi. Bugün bile bu durum devam ediyor.

İBB’ye ait gayrimenkullerin cemaatlere tahsis edilmesine sesini çıkarmayan Sayıştay’ın, buraların yurt olarak doğrudan öğrencilere tahsis edilmesini ya da burs verilmesini usulsüz bulması bana iyi niyetle açıklanmayacak bir yaklaşımdır.

Bu raporun arkasında iyi niyet aramak imkansızdır!


NE ZAMAN İNSAN OLURUZ?

Öğrencilere verilen değere usulsüzlük demediğimiz zaman.

Erişilebilirlik Araçları