Reklam

Karizma çiziği mi, İyi Parti’nin sonu mu!

Yİ Parti Cumhuriyet Halk Partisi’nden gelen “Yerel seçimde bazı illerde iş birliği yapalım mı?” teklifini Genel İdare Kurulu kararı ile reddetti.

Bu ret CHP’nin yeni yönetiminin ilk yenilgisidir.

Özgür Özel, başında bulunduğu partinin en iyi ihtimalle beşte biri oranında bir oya sahip bir partinin ayağına gitmiş ve sonrasında da reddedilmiştir. Bir yandan olumlu bir bakış açısıyla alçakgönüllü bir davranış, Türkiye’nin çıkarları için egosunu küçültmüş bir lider gibi algılanabilir ama diğer yandan da karizmayı çizdirmek gibi de görünür, ki ikinci ihtimal daha yüksektir.

Aslında İYİ Parti’de önceki gün İsmail Saymaz’ın da yazdığı gibi il başkanlarının önemli bir bölümü CHP ile bir seçim iş birliğini istiyordu.

Çünkü hepsinin farkında olduğu gerçek, İYİ Parti’nin tek başına gireceği bir seçimde tek bir belediye başkanlığı dahi alamayacağı, il genel meclislerine bile çok sınırlı sayıda üye sokabileceğiydi.

CHP ile yapılacak iyi bir paylaşımda azımsanamayacak bir avantaj söz konusu olacaktı.

İl başkanlarının büyük bölümünün istediği bu iş birliği, GİK’de nasıl oldu da kabul görmedi?

Çok basit.

Türkiye’nin gayet yakından tanıdığı bir gerek nedeniyle.

“Lider bağlılığı” adı verilen “lider korkusu” nedeniyle.

Meral Akşener, parti kararı almadan önce doğrudan bana açıkladığı “81 ilde tek başımıza seçime gireceğiz” düşüncesinde o kadar kararlı ki, partide birkaç ay öncesine kadar kendisine en yakın isimleri bile bu uğurda harcamaktan çekinmedi.

İstanbul Milletvekili Bahadır Erdem bu yüzden partiden istifa etti. Dur diyen olmadı.

Bu kararın en azından parti içinde konuşulması gerektiğini vurgulayan Ümit Dikbayır’a türlü suçlama, türlü iftira atıldı. En sonunda taciz suçlamasına kadar gidildi.

Uğur Poyraz’ın topun ağzında olduğu biliniyor.

Meral Akşener’in en yakın danışmanı Murat İde “Belki il bazında iş birliği yapmayı düşünsek iyi olur” dediği için partiden kovuldu. Arkasından da çirkin dedikodular üretildi.

Hal böyle iken GİK’ten Genel Başkan Meral Akşener’in istemediği bir kararın çıkması mümkün değildi.

Hiçbir GİK üyesi, durduk yere suçlanmak, tacizcilik suçlaması ile karşı karşıya kalmak, partililere borç taktı iddialarının hedefi olmak istemiyordu.

İYİ Parti GİK’inin bu kararı parti örgütünü ‘Kaybetmek için siyaset yapılır mı?” sorusu ile karşı karşıya bıraktı.

Bu karar muhtemelen partinin sonunu getirmeye yönelik bir karardır.

Kalan tek alternatif, toptan bir iş birliği olmaksızın, il bazında yapılacak iş birlikleri, “İstanbul’da ben seni destekleyeyim, sen de Balıkesir’i bana bırak” tarzı yaklaşımlar olabilirdi.

Ancak bunu sağlayacak güven ortamı da şimdilik yok.

Bu saatten sonra böyle bir şey ancak İYİ Parti’den gelecek bir teklifle olabilir ki, o da zor görünüyor.

Mevcut şartlarda İYİ Parti çok da uzak olmayan bir gelecekte Yavuz Ağıralioğlu’nun kurmaya hazırlandığı yeni bir parti, Zafer Partisi, MHP, CHP ve AK Parti tarafından paylaşılacaktır.

Çünkü İYİ Parti keskin bir ideoloji partisi olmadığı ya da köklü bir gelenekten gelmediği için seçim başarısızlıklarına rağmen varlığını devam ettirecek bir parti türü değildir.


 Buğday ambarı

Zafer Partisi lideri Ümit Özdağ, İyi Parti’ye yönelik iş birliği teklifini peş peşe yineliyor.

Geçen hafta yaptığı ve oldukça “rencide edici” cümlelerle bezeli iş birliği teklifinden sonra, dün yine yeni bir teklif dile getirdi.

Anlaşılan o ki, Ümit Bey kurucu olduğu halde “Bu partide FETÖ”cüler var” diyerek terk ettiği partisinin FETÖ’cülerden temizlendiğine kanaat getirmiş, Buğra Kavuncu sonunda Ümit Özdağ’ı da ikna etmeyi başarmış.

Özdağ’ın ittifak önerisinde ilgimi çeken ise oy oranlarına yönelik öngörüsü oldu.

Zafer Partisi lideri iş birliği çağrısı yaparken İYİ Parti’nin oy oranını 7,5, kendi partisinin oy oranını ise 6,5 olarak telaffuz etti.

Ben bu oranları oldukça iyimser bulduğumu söylemeliyim.

Zafer Parti’nin oy oranını bilmiyorum ve gençler arasında giderek popüler hale geldiği dışında hiçbir fikrim yok.  

Ancak tüm bu olan bitenden sonra İYİ Parti’nin hâlâ 7,5 oy oranına sahip olduğunu ve en azından yerel seçimlerde bu oranda bir oy alabileceğini hiç ama hiç zannetmiyorum.

Ümit Özdağ’ın hesabının biraz fazla iyimser olduğunu, iyi bir politikacı ama kötü bir istatistikçi olduğunu zannediyorum.


Bu da yalan mı?

Dezenformasyonla Mücadele Merkezi’nden bir açıklama daha bekliyorum.

Ne mi!

Birkaç gündür sosyal medya bir haberle çalkalanıyor.

El Cezire televizyonuna dayanılarak sosyal medyaya yansıyan haberlerde Libya’da cezaevinde bulunan ve silah kaçakçılığı ve yasa dışı örgüt kurma suçlamalarıyla 20 yıla kadar varan hapis cezaları almış olan 4 Hamas yöneticisinin Türkiye’nin girişimleri ile serbest bırakıldığı ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne ait özel bir uçak ile Türkiye’ye getirildiği iddiası her tarafta.

Hatta yabancı bazı Arap hesaplarında “Batının müttefiki ve İsrail’in dostu Türk liderden ilginç hamle” olarak bu bilgi paylaşılıyor.

Bu bilgi eğer doğru ise korkunç bir gelişmedir.

O zaman İsrail istihbarat teşkilatı Şin Bet’in neden “Türkiye, Katar ve Lübnan’da çok sayıda Hamas militanı var ve onları oralardan operasyonla alacağız” açıklaması yaptığını anlamak mümkün.

Bakalım Dezenformasyonla Mücadele Merkezi bu iddiaya ne yanıt verecek!

Ya da verecek mi!


Ya o araç bomba yüklü ise!

Dün eve bir ceza makbuzu geldi.

EDS tarafından çekilmiş bir fotoğraf ve buna bağlı olarak kesilmiş bir ceza.

Eşimin adına tescilli ama genelde benim kullandığım bir otomobile, Çankırı Ilgaz’da hız cezası kesilmiş.

Şaşırdım.

Ilgaz’a son olarak yanlış hatırlamıyorsam 1987’de gitmiştim.

O zaman EDS yoktu. O gün kullandığım otomobilin plakası da 34 H 6776 idi.

Ceza tebligatını açınca içinden çıkan fotoğrafa hayretle baktım.

Plaka eşime ait otomobilin plakası idi ama otomobil bambaşka bir otomobildi.

Eşimin otomobili siyahtı bu otomobil ise beyaz.

Eşimin otomobili bir İtalyan markasına aitti bu otomobil ise beyaz bir Alman üretimiydi. Üstelik ceza makbuzunda bizim otomobilin markası ve rengi yazıyordu, fotoğraftaki otomobilin ise renginin beyaz olduğu açıkça görülüyordu.

Makbuzu düzenleyen memur, buna bile dikkat etmemişti.

Belli ki ortada sahte plaka ile dolaşan bir araç vardı.

Ve terör tehdidi altında bir ülkede bunun dikkat çekmemesi bence ciddi bir ihmaldi.

Bu yazıyı da 951 TL’lik cezayı ödememek için yazmıyorum.

Bu cezaya zaten itiraz edeceğim.

Bu yazıyı yazmamın sebebi, bir emniyet görevlisinin bu kadar da dikkatsiz olmaması gerektiği.

O sahte plakanın arkasında bomba yüklü bir araç olma ihtimalini gözden kaçırmış olması.


NE ZAMAN İNSAN OLURUZ?

Herkesin her gün tek bir iyilik yapması halinde günde 80 milyon iyilik yapılacağını hatırladığımız zaman. (A.H.B.)

Erişilebilirlik Araçları