Reklam

Altınok aday olursa, Gökçek ne yapar!

AK Parti, merakla beklenen belediye başkan adaylarını hâlâ açıklayamadı ya da bir türlü açıklayamıyor.

Haksız da değiller.

Özellikle iki büyük kentte Ankara ve İstanbul’da ama genel olarak başka pek çok büyükşehir belediyesinde başa baş bir yarış var.

Adana, Antalya, Tekirdağ, Eskişehir, belki Bursa ve hatta Balıkesir ve Manisa yarışın zorlu geçeceği yerler.

AK Parti ile CHP arasındaki bu yarışta AK Parti, parti ve lider olarak güçlü ancak CHP’nin de aday gücü var.

Yavaş ve İmamoğlu partilerinin çok üzerinde bir oy oranına sahipler.

Öyle ki, İstanbul’da AK Parti aileden birini, en büyük koz olarak gördükleri Selçuk Bayraktar’ı bile sahneye çıkarabilir diyenler var.

Belli ki, İstanbul’da CHP-AK Parti değil, İmamoğlu ile Erdoğan yarıştırılacak.

Cumhurbaşkanlığı seçiminde İstanbul’da Kılıçdaroğlu’nun 51,8, Erdoğan’ın 48,2 oranında oy alması, bu kentin belediye başkanı tercihi konusunda AK Parti’nin uykularını kaçırıyor.

Bu yüzden de iktidarın en büyük hedefi İYİ Parti’den sonra HDP’yi de denklemin dışına çıkarmak, Yeniden Refah’ı ise kendi yanında denkleme sokmak.

İstanbul’u almak ancak böyle mümkün görünüyor.

Ankara ise Turgut Altınok’un adaylığı ile noktalanacak diyenler çoğunlukta.

Turgut Altınok yıllardır ilçe belediye başkanlığı yaptı.

Sevilen ve görüntüsünün aksine oldukça sempatik bir siyasetçi olarak tanınır.

Milliyetçi kanada yakınlığı nedeniyle adaylığı güçlü olasılık gibi duruyor.

Tabii Turgut Atınok aday olursa, Melih Gökçek’in ne yapacağını da çok merak ederim çünkü Gökçek, Turgut Altınok’un ezeli ve ebedi düşmanı demek ayıp olur ama muhalifidir.

Öyle ki, 2006 yılında her ikisi de aynı partiden, Altınok Keçiören, Gökçek ise büyükşehir belediye başkanı olduğu sırada bir park yüzünden iki başkan arasında tartışma çıkmış, iki başkanın taraftarları taş ve sopalarla birbirine girip mahkemelik olmuşlardı.

Aralarında husumetten de öte bir durum vardır.

Eğer Turgut Altınok aday olursa, Melih Gökçek’in hem yüzünü hem de tavrını çok merak ederim doğrusu!

Zannederim bugünlerde Melih Gökçek’in en büyük kabusu budur.


Ay yıldızlı bayrak size yetmiyor mu!

Güldüm.

Bazıları ders vermeye kalkışmışlar.

Bayrak üzerinden.

O bayrak hilafet bayrağı değilmiş, üzerinde “La ilahe illallah Muhammedün resulallah” yazıyormuş, bunda ne varmış!

Baba ocağında, ecdad yadigarı, üzerinde üç farklı ayet yazan bir sancak olan birine mi anlatıyorsunuz bunları!

Bu bayrak bir kılıç eksiği ile Suudi Arabistan’ın bayrağı…

Mesele bayrağın rengi, ruhsarı değil, mesele o bayrağa bazılarının yüklediği anlam.

Bugün PKK mitinglerinde sarı kırmızı yeşil bezler sallandırılıyor ve bunları taşıyanlar PKK bayrağı taşımakla suçlanıyorlar.

Peki birisi çıkıp “Ne var canım bunda, bu Senegal bayrağı” dese gülmez misiniz!

Bayrakla beraber atılan sloganları, sosyal medyada yapılan paylaşımları işin içine katmazsanız “Ne var canım bunda, Müslümanlar bu bayrağa karşı çıkmaz” dersiniz elbet.

Hele hele birisi bunun ödemesini yaptıysa, yapıyorsa çığırtkanlığını bile yaparsınız hep bir ağızdan.

Gazze’de katledilen Filistinlere, öldürülen 10 bin çocuğa, 10 bin kadın ve sivile tepki göstermek için, bu ölümlere gıkını çıkarmayan Suudilerin bayrağına mı ihtiyacınız var!

Allı, aylı, hilalli Türk bayrağı yetmiyor mu öfkenizi, öfkemizi anlatmaya.

18. yüzyıldan bu yana Osmanlı’nın da bayrağı olan ay yıldızlı bayrak sizin için gurur değil de, utanç vesilesi mi ki, başka başka bayrakların altına sığınmaya çalışıyorsunuz?


Deja vu

Çok sevdiğimiz bir arkadaşımızı, bir aile dostumuzu kaybettiğimiz günün akşamı cenaze evindeyiz.

Sesi kısık telefonum sürekli çalıyor, mesaj üzerine mesaj yağıyor.

Ne olduğunu akşam geç saatte eve doğru giderken öğreniyorum.

Birtakım troller tarağından hedef gösterilmişim.

Savcılık tarafından ifadeye çağrıldığım, devletin beni hedefe oturttuğu kendini devlet zanneden troller tarafından yazılıp yayılmaya başlanmış. Eş dost ve gazeteciler de beni arıyorlar.

Sabahın dördünde yetişebildiğime mesajla yanıt vermeye çalıştım.

Henüz bana ulaşan bir savcılık çağrısı olmadığını, eğer bir çağrı alırsam, yıllardır yaptığım gibi anında icabet edip, ifademi vereceğimi söyledim.

Bu ne ilk ifade verişim olur, muhtemelen ne de son…

Ancak tüm bu olan biten beni 2008-2009 yıllarına götürdü.

O günlerde de FETÖ’nün sözcülüğünü yapan bazıları, hemen her gün benim ve bazı başka gazetecilerin ve hatta bazı medya patronlarının tutuklanacağını yazıyor, şimdinin kaçak savcısı Zekeriya Öz’ün sözcüsü hatta zaman zaman ortağı gibi davranıyorlardı.

Aradan yıllar geçti, bunların bana olan nedenini asla bilemediğim kini bitmedi.

Ve 15 yıl önce FETÖ ile ortak olarak yürüttükleri kampanyayı bugün yeniden başlatma çabasındalar.

Ben o gün nerede isem, bugün aynı yerdeyim.

Beni kendileri ile karıştırmasınlar.

Yargı çağırdığı anda gider ifademi veririm.

40 yıldır yaptığım gibi.


NE ZAMAN İNSAN OLURUZ?

İki ayak üzerinde duruyor diye herkesin insan olamayacağını anladığımız zaman.

Erişilebilirlik Araçları