Reklam

Komplonun Adı Aylin

İstanbul’da yaşayanların bir aydır dikkatini çeken bir “reklam” kampanyası var.

Özellikle Şişli ve Beyoğlu bölgesinde yollarda pankartlar asılıyor, billboardlara afişler yapıştırılıyor.

Hepsinin üzerinde güzel bir kadının fotoğrafı ve yanında adı yazıyor: Aylin Kotil

Sadece bu.

Yanında ne bir ürün adı, ne bir başka bir marka.

Sadece AYLİN KOTİL

Aylin Kotil adını bilip tanıyanlar için pankartların ve billboardların amacı açık, Aylin Kotil, CHP’nin Şişli Belediye Başkan adayı olmak istiyor.

Bunun için de bir ön kampanya yürütüyor.

Yakışır mı?

Bence çok yakışır.

2014 yılında da CHP’nin Beyoğlu Belediye Başkan adayı olmuş ve çok çalışmıştı.

Hatta bir ara kazanacak galiba diye de heyecanlanmıştım.

Ama kazanamamıştı.

Şimdi bir kez de Şişli’den şansını denemek istiyor.

Doğrusu ben oyumu Şişli’de kullanan bir seçmen olarak aday olmasını çok isterim.

Gönül rahatlığı ile oy verebileceğim biri olduğunu düşünürüm.

Olursa da rahat kazanır zaten.

Ancak dün Aylin Kotil’in tüm emeklerini çöpe atabilecek bir gelişme oldu.

İşinsanı Rahmi Koç’un Ekrem İmamoğlu’na bir mektup yazarak “Aylin Kotil’in CHP’nin Şişli adayı olmasını istediği” iddiası ortaya atıldı.

İddia duble kötülük.

Kotil’i hem sermayenin adayı haline getirmeyi hedefliyor, hem de mektubun CHP Genel Başkanı’na değil, İBB Başkanı’na yazıldığını söyleyerek CHP’deki liderlik meselesini deşiyor.

Peki, Rahmi Koç böyle bir mektup yazmış olabilir mi?

Olamaz diyemem.

Türkiye’de, ne yazık ki, hem işinsanı hem gazeteciler ve hem de bazı medya patronları sanki üstlerine vazifeymiş gibi siyasi parti liderlerine “aday” önerirler. 

Evinde, ofisinde hükümet kurdurmakla övünen gazeteciler bile gördü bu millet.

Bu yüzden olmuş olabilir.

Rahmi Koç’un böyle bir mektup yazmasını isteyecek son kişi Aylin Kotil’dir.

Ancak Rahmi Bey’in çevresindeki siyasetçi, eski siyasetçi grubu bilenler, kimlerin Rahmi Koç’u bu konuda yönlendirdiğini tahmin edebilirler.

Böyle bir mektubun yazıldığının sızdırılması ise çok açık biçimde hem Rahmi Koç’a ama asıl olarak Aylin Kotil’e karşı yapılmış bir komplodur.

İşin özü ise şudur.

Gazeteciler de, işinsanları da çeşitli partileri ya da adayları destekleyebilir, isteyebilirler.

Yapmaları gereken bunu arkada odalarda söylemek, ya da gizli kapaklı mektuplarla talep etmek değil, açık açık dile getirmektir.

Açık olmakta fayda vardır.

Herkesin üçkağıtçı olduğu bir yerde, en büyük hile açıklık ve dürüstlüktür.


Kim hatırlanır

İlk Türk astronot Alper Gezeravcı’nın uzaydan verdiği mesajlar, bazı siyasal İslamcılarda rahatsızlık yarattı.

Gençlere rol model olabilecek birinin bangır bangır ‘Mustafa Kemal Atatürk” demesi ve onun değerlerine sahip çıkmasına öfkelenmeleri normal.

Şimdi sosyal medyada bir kampanya başlatmışlar.

Ve şöyle yazıyorlar:

“Tarih uzaya çıkan ilk Türkün kim olduğunu değil, onu oraya kimin yolladığını yazacaktır.”

Güldüm.

Bu dangalaklara sormak isterim.

Ay’a inen ilk insan Neil Armstrong.

Bunu hepimiz biliyoruz.

Peki, Neil Armstrong Ay’a indiğinde ABD Başkanı kimdi onu hatırlıyor musunuz?

Keza Neil Armstrong’un Ay’a adım attığı anda “Benim için küçük ama insanlık için büyük bir adım” dediğini hepimiz biliyoruz.

Apollo 11 mürettebatı ile canlı yayında telefon bağlantısı ile konuşan dönemin ABD Başkanı’nın ne dediğini hatırlayan var mı?

NOT: Neil Armstrong’un da aralarında bulunduğu Apollo 11 Uzay Aracı Ay yolculuğuna çıktığı sırada ABD Başkanı Richard Nixon’dı. Başkan Nixon Watergate Skandalı nedeniyle istifa etmek zorunda kaldı.


Turizmcinin UBER mektubu

İstanbul’un turizm alanındaki önemli işletmelerinden birinin sahibi olan bir işinsanı dostum dün Martı ile ilgili yazımdan sonra bana bir mesaj yollamış.

Sizinle paylaşmak istedim.

“Fatih, bugün Martı’yla ilgili yazını okudum. Ayrıca UBER’in hikayesini TV’de dizi yapmışlar, hafta sonu da onu izledim. Super pumped!

Öncelikle turizmci şapkamla dünyanın gelişmiş 50 ülkesinde geçerli olan UBER ve benzerlerinin Türkiye’mizde olmamasını anlamakta zorlanıyorum. Ülkemize gelen 50 milyon turistin güvenilir, temiz arabalarda seyahat etmesini istememek bence bir ihanet.

İstanbul’da 20.000’e yakın taksi var, 50.000’e yakın taksi şoförü var ve çoğu taksi şoförü taksi plakası sahipleri tarafından sömürülüyor.

Taksi plakası sahibi hepi topu 3500 kişi var. Bir nevi mafya tröstü. Taksi plakası sahipleri her yıl çok cüzi bir vergi ödüyor. (6000 TL civarı) ama taksici garibanları resmen sömürüyor, yevmiye adı altında günlük 5 – 6 bin TL ve yılda 2 milyon TL kemiksiz para kazanırlarken sıfır vergi ödüyorlar! Halbuki UBER ve benzeri bir sistem kurulsa kredi kartından ödeme yapılacağı için herkes gelir vergisi mükellefi olacak, kayıt dışı olmayacak ve vergi kaçağı kalmayacak.

Üstüne üstlük kimi eski şoför, kimi emekli, kimi öğretmen yüz bine yakın insana ek gelir kaynağı çıkacak ve devlet hayal etmediği vergiyi toplayacak. Biz ve İstanbul’u gelen turistler de doğru düzgün araçlar ve doğru düzgün şoförler göreceğiz. Dahası, ödemeler kredi kartıyla yapılınca kayıt dışılık kalkar, bahşiş devreye girer. Yurtdışında veriyoruz burada ise bahşiş vermek neredeyse sıfır.

Bir taksi günde 6 bin TL plaka sahibine kazandırıyor. 3 bilemedin 4 bin de iki şoföre 24 saat çalıştığı için kalıyor. Benzin ve yağ masrafı şoförün üstünde.

Şoförler niye TAG ve Uber düşmanı anlamak mümkün değil. Oysa TAG ya da UBER gelse, yaygınlaşsa, yasal olsa şoförün köleliği bitecek. Bir şoför 10 küsur milyon TL verip taksi plakası alamaz ama taksitle bir araba alabilir. Ve kayıtlı ekonomiye geçer sorumluluk hisseder. Arabasına ve müşterisine sahip çıkar. Sömürülen olmaktan çıkıp, kendi kendinin patronu olur.

Şöyle bir hesap yapalım, bir taksi günde 10 bin TL benzin hariç para yaratıyor. 10 bin TL çarpı 20 bin, taksi günlük ciro 200 milyon TL. Yani 7 milyon dolar günde. Senede 2.5 milyar dolar. Bunun KDV’si olacak, gelir beyanı olacak, işsizliğe çare olacak. Çocuklarımız, eşimiz de güvenli temiz arabalara binecek, araçta bir şey unuttuğun zaman şoförün adı, telefonu, aracın plakası her şeyi de elinde olacak ayrıca.


UBER ya da hangi şirketse, bu organizasyonu yapan da ayrıca kurumlar vergisi verecek. Dahası borsaya açılacak hatta belki yabancı borsalara açılıp Türkiye’ye sermaye getirecek. 

Son olarak bütün taksilerin elektrikli olma zorunluluğu olmalı. Çevreyi ve şehirlerdeki emisyonu azaltma bir yana kullanıcı için de büyük tasarruf. Kilometre başı maliyet dörtte biri. Ama elektrikli araç alana ABD’de 7500 dolar teşvik veriyorlar, bizde hâlâ ÖTV yüzde 60. Üstelik mevcut araçları elektrikliye çevirmek de mümkün. Hatta bunu belediye otobüsleri ile başlatmak da.

Kafanı ağrıttım ama bu kadar basit şeylerin bile düşünülmüyor olması çok canımı sıkıyor.

Paylaşmak istedim.”


NE ZAMAN İNSAN OLURUZ?

İnsanın en önemli özelliğinin düşünmek olduğunu unutmadığımız zaman.

Erişilebilirlik Araçları