Reklam

Binaenaleyh Ege bir göl değildi

Ege’de güç dengesi uzun zamandır, ben kendimi bildim bileli gerilim sebebidir.

Bana göre birbiriyle asla savaşmayacak gibi duran ve aslında en iyi dost olması gereken iki ülke Türkiye ve Yunanistan arasında hiç bitmeyen bir Ege’de güç dengesi meselesi vardır.

Ve 70 yıldır bitmeyen bu mevzu ile ilgili olarak Amerika Birleşik Devletleri’nin de “dikkatli” bir duruşu vardı.

Dı diyorum çünkü artık yok.

ABD, yakın zamana kadar Türkiye ve Yunanistan’a gerek satış gerek hibe yolu ile verdiği silahlarda hep bir 7’ye 10 dengesi gözetmişti. Yani Türkiye’ye 10 birim askerî güç desteği sağlanıyorsa, Yunanistan’a 7 birim sağlanırdı.

Bu denge politikasından Yunanistan miktarsal, Türkiye ise oransal olarak şikayet ederdi.

İktidarımızın muazzam dış politika başarıları ve uluslararası alanda gösterdiği başarılı tavırları nedeniyle artık bu denge de kalmadı.

ABD, uzun süreler kanırttıktan sonra, Türkiye’ye 40 adet yeni nesil yani blok 70 denilen geliştirilmiş F-16 uçaklarını satmayı kabul etti, daha doğrusu inşallah edecek. Bunun yanı sıra da 79 adet blok 70 modernizasyon kiti, 48 adet F110 GE 129 D turbofan motoru (Yeni nesil F-16 ve F-15 uçaklarında kullanılan motor), 140 adet AN/APG-83 radarı ve yüklü miktarda da mühimmat da anlaşmanın içinde.

Toplamı 22 küsur milyar dolar.

Fakat ABD aynı anda Yunanistan’a da 40 adet F-35 savaş uçağı satışını kabul etti. F-35 şu anda tüm sorunlarına rağmen dünyanın en değerli uçağı, 5. nesil uçakların en yaygını.

Savunma sanayii uzmanları blok kaç olursa olsun F-16 ile F-35’i karşılaştırmanın bile F-35’e büyük hakaret, F-16’ye ise fazla iltifat olacağını söylüyorlar.

Zaten aralarında 35 yıllık bir fark var.

Doğan görünümlü Şahin demeyeceğim ama biri modifiye edilmiş 70 model bir Ford, diğeri ise Mercedes EQS. Blok 70 F-16 öncekilere göre daha geliştirilmiş bir bilgisayara sahip bir savaş uçağı, diğeri ise uçan bilgisayar.

F-16 yapısı ve hızı nedeni ile dog fight denilen hava mücadelelerinde daha başarılı ama F-35 dog fight’a ihtiyaç duymadan ve hatta F-16 henüz kendisini görmeden F-16’yı vuracak kadar etkili. Bunları söyleyen ben değilim, bu işin bilenleri.

Verilere göre aradaki fark bu kadar açık.

Ve biliyorsunuz, Türkiye F-35 projesinde “kurucu ortaktı” ve 1999 yılından beri yani daha AKP kurulmadan önce bu projenin geliştirilmesinde ve hatta bazı parçalarının üretilmesinde rol alıyordu.

İngiltere, İtalya, Hollanda, Kanada, Avustralya, Norveç, Danimarka ve Kanada ile birlikte projenin ortaklarındandı ve bu yüzden de uçağın adı F-35 JSF joint strike fighter’dı.

Ancak dış politikadaki üstün başarılarımız nedeniyle bugün bu projeden çıkarılmış durumdayız ve projede olmayan Yunanistan F-35 alırken biz bakıyoruz.

Türkiye’yi idare edenler ise bu durumu kabullenmiş ve bunu değiştirmek için parmağını kıpırdatmıyor bile.

Ve bu arada Ege’de denge menge kalmadı.

Çünkü ABD Deniz Kuvvetleri artık Yunan Deniz Kuvvetleri ile ortak Ege’de devriye geziyor.

Yunanistan’a şartsız F-35’ler verilirken, Türkiye F-16’lara Ege’de ve Suriye’de kullanmamak şartı ile kavuşuyor.

Artık yeni F-16’larımızla Konya, Kayseri bol bol uçarız.

Rahmetli Demirel’in dediği gibi ne de olsa Ege bir göl falan değildir.


İyilik sağlık

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca tedavi ve istihdam ettiğimiz göçmen sayısı ile övünedursun ve “Gazze’de sağlık sistemi çökmüş durumda” diyerek Mısır’dan buraya yüzlerce hasta getiredursun, kendisine belirtmek isterim ki, Türkiye’de de sağlık sistemi çöküyor hatta çöktü.

Elbette hasta ise göçmen falan demeden tedavisini yapmak gerekir, elbette ki, savaş mağduruna, imkanın varsa el uzatmak gerekir ama kendi vatandaşını da yok saymamak ve göçmenlerin de ülkenin kaynaklarını hem hoyratça, hem de sorumsuzca tüketmelerine, bu ülke insanının iyi niyetini sömürmelerine de izin vermemek gerekir.

Bugün konuşacağınız her doktor, her hastane yöneticisi göçmenlerin taleplerinden yaka silktiklerini anlatacaktır.

Milyonlarca Suriyeliye yataklı tedavi yapmak, bir o kadarını ameliyat etmek, 1 milyona yakın Suriyeli bebeğin doğumunu sağlamakla ve binlerce Suriyeli Sağlık çalışanı istihdam etmekle övünmek belki kendilerine iyi gelebilir ama Türk halkına pek iyi gelmiyor.

Geldiği zaman hastane kapılarında kuyruklar olduğu ve kendilerinin bu kuyrukları ortadan kaldırdığını iddia eden AKP iktidarı acaba bugünkü durumun farkında mı!

Bugün hastane kapılarında kuyruk yok çünkü Türk vatandaşları hastaneye gidemiyor. Çünkü Türk vatandaşları hastanelerden randevu alamıyor.

Hastane kapasında kuyruk yok çünkü kuyruk randevu sırasında.

Randevu alıp gidebilen ise eğer hastalığı ciddi veya teşhis için derin tetkik veya tedavi için araç gerekli ise bunlara ulaşamıyor.

Şehir hastaneleri ile yapılan sözleşmelerde açık hükümler olmasına rağmen, MR, Tomografi gibi tetkik cihazlarına aylar hatta bazen yıllar sonraya randevu verilebiliyor.

Hastanelerin pek çoğu hastane yönetimlerinin üstün gayreti ve doktorlarının özverisi ile ayakta durabiliyor.

İlaç konusu ise apayrı bir rezalet.

Pek çok ilaç artık yazılamıyor, SGK ve Sağlık Bakanlığı pek çoğu elzem ve eşsiz bu ilaçları listelerinden çıkarıyor.

Yazılan ilaçları ise bulmanız mümkün değil.

İlaç firmaları bu ilaçları ya ithal emiyor, ya üretmiyor ya da çok az sayıda üretiyor.

Zaten zorlanan sağlık sisteminin üzerine bir de 13 milyon göçmenin yükü bindirilince bu durum kaçınılmaz son oluyor.

Ama üzülmeyin, Murat Kurum İstanbul’da kentsel dönüşüm yapacak ve kentte güvenliği arttıracak, Kurum ve Altınok emekli maaşlarını düzeltecekler.

E zaten F-16’ları da aldık.

Biz de nankör müyüz neyiz!


NE ZAMAN İNSAN OLURUZ?

El kesesinden cömertlik cömertlik zannedilmediği zaman.

Erişilebilirlik Araçları