Reklam

Bakan Şimşek, Erkan’ı çoktan gözden çıkarmıştı

Bu Pazar günü için kafamdaki tek sorun, basit bir tercihti aslında.

Umumi arzu üzerine Pazar günlerini otomobil yazılarına ayırmaya başlamış ve geçen hafta startı vermiştim ya, bugün de sizlere bir otomobil anlatacaktım.

Kafamdaki soru ya da sorun da bununla ilgili idi.

Çin Rolls Royce’u olarak bilinen ve Çin devlet başkanlarının makam aracı olan, hatta son ABD ziyaretinde Çin Devlet Başkanı Cinping’in, ABD Başkanı Biden’ın da dikkatini çeken Hongqi’nin E-HS9’unu mu yazmalıydım yoksa Mercedes’in yeni E kasasını mı?

Ben bu derin soruna çare ararken, ortaya başka meseleler çıktı.

Merkez Bankası Başkanı Hafize Gaye Erkan istifa etti ve benim de fazla düşünmeme gerek kalmadı.

Otomobilleri bir kenara bırakıp bunu yazmam gerekiyordu çünkü bu konuda kimse gerçekten ne olup bittiğini ya yazmıyordu ya bilmiyordu.

Aslına bakarsanız, Hafize Gaye Erkan’ın “bileti” çoktan kesilmişti.

Hürriyet gazetesinde yayınlanan röportajdan bu yana, Merkez Bankası Başkanı uzatmaları oynuyordu.

Elbette neden o röportaj değildi.

Bir banka çalışanının CİMER’e yaptığı şikayetle ayyuka çıkan Hafize Gaye Erkan’ın babasının Merkez Bankası’nda fink atması, bankacılık çevrelerinde çoktandır konuşulan bir gerçekti.

Bir yabancı bankanın yönetim kurulu üyelerinden biri, Gaye Erkan’ın babasının Merkez Bankası toplantılarına girdiğini büyük bir hayretle görmüş, şaşkınlığını gizleyememişti.

Tek neden bu da değildi.

Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, bir süreden beri yakın çevresi ile Hafize Gaye Erkan ile ilgili olumsuz eleştirilerde bulunuyordu.

Merkez Bankası Başkanı’nın ABD’deki davaları nedeniyle görevine tam konsantre olamadığından, Hafize Gaye Erkan’ın Batılı finans çevrelerindeki bozuk repütasyonunun Türkiye’ye yabancı sermaye gelişinin önünde engel olduğundan yakınıyordu.

Sadık Abi’li röportaj ve Merkez Bankası’na yerleşen baba da elbette önemliydi ama Bakan Şimşek’in asıl derdi, gelmeyen yatırımlar ve Erkan hakkında ABD’de süren dava idi. (Davanın parasal miktarı aslında pek önemli değil ama bir banka yöneticisinin yatırımcıyı yanıltan beyanlarda bulunması etik açıdan sıkıntılı.)

Şimşek’in Hafize Gaye Erkan’dan umudu kesmesinin bir diğer önemli nedeni ise beklenen sıcak ve ılık paranın muhtemelen bu nedenle bir türlü gelmemesiydi ve son dönemde bunu saklamıyor, yakın çevresine hatta çok da yakın olmayan çevresine bile bundan yakınıyordu. “Gaye Hanım becerememişti.”

Erkan’ın gidici olduğu artık netti.

Aslına bakarsanız Merkez Bankası Başkanı’nın bileti 24 Ocak günü Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kendisine destek açıklaması olarak algılanan sözleri ile kesilmişti.

Erdoğan “Akla ziyan dedikodularla ekonomide binbir güçlükle temin ettiğimiz güven iklimini bozuyorlar” demişti ama Erdoğan’ın şikayet ettiği dedikoduları yayan Saray’a ve hatta iktidara yakın çevrelerdi. Ve Cumhurbaşkanı yayılanların dedikodu değil, gerçekler olduğunu hepimizden daha iyi biliyordu.

Hafize Gaye Erkan o gün gitmişti de, yerine kimin geleceği konusu vardı.

Merkez Bankası içinde Cevdet Akçay adı öne çıkarılıyordu. Bilgisi, hakimiyeti, ciddiyeti ile bu göreve fazlası ile layıktı.

Ama bir sorunu vardı.

Camiadan değildi.

Bankacı ve akademisyendi fakat siyasete yakın değildi. İktidar siyasetine hiç yakın değildi.

Muhtemelen iş Mehmet Şimşek’e kalsa hiç düşünmeden göreve Cevdet Akçay’ı atardı ama iktidar düşündü.

İktidar düşündü taşındı ve Fatih Karahan üzerinde karar kıldı.

Sosyal medyada Akçay adı dillendiriliyordu ama Fatih Karahan ile çoktan görüşülmüş, ikna edilmişti.

Tanıyanların söylediği kadarı ile düzgün, bilgili, liyakatli bir adamdı. Özgeçmişi de öyle gösteriyordu.

Siyasetçi değildi ama AK Parti camiasına yakın çevredendi.

Eski milletvekili ve eski Washington Büyükelçisi’nin yeğeni idi.

Babası siyasete meraklı bir akademisyendi ve AKP’den milletvekili aday adayı bile olmuştu.

Siyasetin içinde değildi ama kol mesafesindeydi.

Sonuç olarak iktidarın yaptığı bu atamaya “felaket” diyemeyiz.

Belki de Durmuş Yılmaz’dan ve sonrasında Naci Ağbal’dan bu yana yaptıkları en doğru atama olabilir.

Ama sorun şu ki, bu iktidar döneminde Merkez Bankası Başkanlarının görev süreleri giderek kısalıyor, üstelik liyakatle ters orantılı olarak.

Süreyya Serdengeçti 5 yıl, Durmuş Yılmaz 5 yıl, Erdem Başçı hemen hemen 5 yıl görevde kalırken sonrasında süreler giderek kısaldı.

Murat Çetinkaya 3 yıl, Murat Uysal 15 ay, Naci Ağbal 132 gün görev yapabildi. Şahap Kavcıoğlu 2 yıldan fazla dayandı ama Gaye Erkan, Ağbal’ın görevde kısa kalma rekorunu kıramasa da 9 ayda gitti.

Bakalım Fatih Karahan’ın bu görevi ne kadar sürdürebilecek.


Psikolojik değerlendirme doğru imiş

Hafize Gaye Erkan’ın 9 aylık bir süre sonunda Merkez Bankası Başkanlığı’ndan “af dilemesi” ya da “af diletilmesi” çoğu kişi için sürpriz olabilir ama Erkan büyük bir ihtimalle daha uzun kalacağını hiç düşünmedi.

17 Aralık günü bir okurum şöyle bir mesaj atmıştı:

“Fatih Bey iyi pazarlar,

Merkez Bankası Başkanı’nın sözlerini bir psikolog olarak değerlendirdiğimde dikkatimi çeken çok önemli bir husus var. Kendisine verilen görevin yerleşik hayata geçmeye gerek duymayacak kadar kısa bir görev olduğunu düşünüyor. Kısa kalacağını bilen bavulunu boşaltıp yerleştirmez.”

Son derece doğru bir değerlendirmeydi.

İki etap arası kısa bir süre kalacağınız otelde bavulunuzu açıp dolaba yerleştirmezsiniz.

Hafize Gaye Erkan da, muhtemelen bavullarını açmamış annesinin evine bile tam olarak yerleşmemişti.

Ve düşündüğü gibi oldu.

Şimdi olan babasına oldu.

O da meşgalesiz kaldı.

Hafize Gaye Erkan ise artık yeniden “Gaye” adını kullanabilir.

Gönül rahatlığı ile.  


Sevgi ile anmak lazım

Alev Alatlı’yı kaybettik. Sevdiğim bir dostumdu. 

“Abla” diyecek kadar yakındım. 

Hep tatlı sert, ders veren bir hali vardı. 

Türk aydınlanmasına inanırdı. 

Bunun için çok uğraştı. 

Kapadokya’da kurduğu okul bence onun yaşamındaki dönüm noktasıydı. 

Son yıllarda aramızın eskisi kadar yakın olmamasına neden olan siyasi tavrında, bana göre savrulmalarında hep o okulu yaşatma çabasının etkili olduğuna inandım. 

Ya da öyle inanmak istedim bilmiyorum. 

Çok eleştirdim kendisini. 

Hatta bazen çok sert. 

Hiç küsmedi, hiç kızmadı. 

Zaten son yıllarda entelektüel dostlarımın siyasi görüşlerini önemsememeyi de öğrendim. 

Bilgili olmak, insanı siyasi yanlıştan ya da siyasi körlükten kurtarmıyor, hatta bazen tam tersi oluyordu.

Heidegger bile Nazi Partisi’ni desteklememiş miydi! 

Ölüm haberi gelince çok, hem de çok üzüldüm. 

Bekliyorduk ama yakıştıramıyorduk.

Ben onu hep sevdiğim yönleri ile hatırlamak istiyorum. 

Kızdığım yönleri ile değil. 

Ve ne yazık ki, telefonumda sayıları giderek artan asla silemeyeceğim ve asla açılmayacak telefon numaralarından biri olarak kalacak Alev Abla. 


NE ZAMAN İNSAN OLURUZ?

Toplumu kin ve düşmanlığa tahrik edenler suçu başkasına atmadığı zaman.

Erişilebilirlik Araçları