İstanbul 14°
FatihAltayli

Fatih Altaylı

Diğer yazıları

Yazı İçeriği

  • AB: Ya serbest dolaşım şartlarını sağlarsınız ya vize için sürünürsünüz 

  • Siyasi parti programını savcılar belirleyemez

  • Trump çevreci olabilir mi!

  • Hadsiz kifayetsiz

  • NE ZAMAN İNSAN OLURUZ?

detail banner reklam

AB: Ya serbest dolaşım şartlarını sağlarsınız ya vize için sürünürsünüz 

Köşe Yazıları

Fatih Altaylı

Nisan 9, 2025

Yazı İçeriği

  • AB: Ya serbest dolaşım şartlarını sağlarsınız ya vize için sürünürsünüz 

  • Siyasi parti programını savcılar belirleyemez

  • Trump çevreci olabilir mi!

  • Hadsiz kifayetsiz

  • NE ZAMAN İNSAN OLURUZ?

Siyasi parti programını savcılar belirleyemez

Önceki akşam bir grup gazeteci AB Türkiye Büyükelçisi Ossowski, AB Delegasyonu ve AB Genişlemeden Sorumlu Direktörü Jaan Koopman’la bir akşam yemeğinde buluştuk.

İktidar medyasından da isimlerin yer aldığı yemekte, Cumhuriyet ve Sözcü gazetelerinden ya da Halk TV’den kimsenin bulunmamasını doğrusu bir miktar yadırgadım.

Neyse ki, iktidar medyası tarafı da çok iktidar medyası gibi davranmadı, Türkiye’deki muhalif görüşleri dile getirme yükü sadece benim ve Celal Şengör’ün omuzlarına binmedi.

Yemekte benim öncelikle dile getirdiğim görüş ya da ortaya koyduğum sorun, başta gençler olmak üzere Türk vatandaşlarının AB ülkeleri konsoloslukları ile yaşadıkları vize sorunuydu.

Türkiye’nin demografik yapısında göçlerle birlikte yaşanan değişimin AB ülkelerinde yarattığı kaygıyı anlamakla birlikte Avrupa’daki üniversitelerden kabul almış hatta burs kazanmış öğrencilerin bırakın vizeyi, vize randevusu bile alamamasının, işi gücü belli insanlara vize verilmemesinin, daha önce defalarca 3 yıllık, 5 yıllık vize almış kişilere 2 aylık, 3 aylık vizeler verilmesinin kabul edilebilir bir durum olmadığını söyledim. Birkaç yıl önce vizesiz seyahati konuşan tarafların bugün geldiği noktayı sordum.

Aldığım yanıt ilginçti.

“Türk vatandaşları için vizesiz seyahat seçeneği hâlâ masada. Sadece Türk hükümetinin bunun için gerekli anlaşma koşullarını yerine getirmesini bekliyoruz. Eğer bu koşullar yerine getirilirse Türk vatandaşları AB içinde vizesiz seyahat edebilecek duruma gelebilirler. Hem de çok kısa süre içinde.”

“Onun olmayacağını biliyoruz. Bunun beklentisi içinde de değiliz. Ama 10 yıl önceki pozisyona dönmek bile daha iyi. En azından vize alabiliyordu Türkler. Şimdi tam bir ikinci sınıf muamele” dedim.

Verilen yanıt ise biraz utanç vericiydi.

Türkiye’den yapılan vize başvurularına Pakistan, Hindistan ve Afrika ülkelerinden daha yüksek oranda vize verildiği söylendi.

Masadaki tüm Türkler bu yaklaşıma tepki gösterip, “Biz yıllardır AB ile anlaşması olan ve Gümrük Birliği içindeki bir ülkeyiz. Bu nasıl karşılaştırma” dediler.

Bu muhabbetin sonunda anladığım şu oldu.

AB ülkeleri, Türkiye’yi serbest dolaşım için koydukları şartlara uyacak adımları atmaya zorlamak istiyor.

Türkiye’deki iktidar da bunun farkında ve bu yüzden vize konusunu AB ile yaptıkları görüşmelerde belli ki pek gündeme getirmiyorlar.

Ne de olsa iktidar mensuplarının vize sorunu yok.

AB temsilcilerine sorduğum bir diğer sual ise “Türkiye’ye olan aşklarının niye depreştiği” ile ilgiliydi.

“Türkiye’ye yeniden ilgi duymaya başlamanızın nedeni, Trump’ın uygulamaya başladığı politikalar ve Ukrayna’yı yüzüstü bırakmış olması mı?” diye sordum.

Beklemediğim kadar açık bir yanıt aldım.

“Elbette ki, Trump’ın politikalarının ve ABD’de yaşanan değişimin dünyaya olan etkileri Avrupa’nın Türkiye’ye yeniden ilgi duymasında etkiliydi. Ukrayna meselesi ise AB açısından hayati idi. Ukrayna’nın sonuna kadar arkasında duracağız. Ukrayna AB açısından son savunma hattı. Ukrayna düşürse AB düşer” anlamına gelecek bir tavır yanıt aldık.

Buna samimi olarak inanıp inanmadıklarını sormak zorunda kaldık.

İnanıyorlardı.

Ukrayna’dan sonra Rusya’nın hedefinin AB ülkeleri olduğuna kendilerini ikna etmişlerdi.

Türkiye ile ilişkileri güçlendirmeye karar vermişlerdi.

Türkiye’nin önüne üç paket koyacaklardı.

Küçük paket, Tunus ve Mısır’a koydukları gibi sadece ekonomik ilişkileri içeren ve hukukun üstünlüğü, insan hakları gibi konuları içermeyen bir paket olacaktı.

İkinci paket, Gümrük Birliği’nin geliştirilmesi, yatırımların desteklenmesi ve fonların aktarılması gibi meseleleri içeren daha çok parasal fırsatlar sunan bir paketti.

Üçüncüsü ise tam üyeliğe giden yolu tekrar açacak olan ve demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü gibi meseleleri de içeren büyük paket.

Büyük paket konusunda 20 yıl öncesine oranla daha geride olduğumuzu kabul ediyorlardı ama AB’nin de bu konudaki kriterlerinde Macaristan gibi ülkelerden kaynaklanan bir gerileme olduğu da aşikardı.

“Hangi paketi açacağına Türkiye karar verecek. Biz dikte edemeyiz.” diyorlardı.

Ekrem İmamoğlu ve seçilmişlere yönelik siyasi baskı ile ilgili AB’nin sessizliğinin nedenini sorduk. Hal böyle iken nasıl oluyor da tam üyelik falan diyebiliyordu AB.

Manasız yanıtlar verildi.

“Bu Türkiye’nin iç meselesi idi. AB’nin buna müdahil olma durumu söz konusu olamazdı.”

Bu da yukarıda bahsettiğim paket meselesinin içindeydi.

“Türkiye’nin mültecileri tutması ve Ukrayna’da AB ile birlikte hareket etmesi uğruna ilkelerinizi sattınız” şeklinde bir yaklaşım sergiledi gazeteciler.

Durum net olarak buydu. Süslü ve süssüz cümleler bu gerçeği örtemiyordu.

Türkiye’nin ABD ile yüzde 10’luk vergi diliminde olmasının Türkiye ile ekonomik işbirliğini arttırma yolunda bir etken olup olmadığı da soruldu.

“Önemli ama o kadar da önemli değil” yanıtı bence doğru idi.

Bu birkaç saatlik sohbetten anladığım şudur.

AB Türkiye ile yeni bir sayfa açmak istiyor.

Bu sayfanın Türkiye’ye gerçekten yararlı olabilmesi için AKP iktidarının tavır değişikliği yapması lazım. Ancak AKP bunu yapmayacak ve sadece dar kapsamlı ve kısa vadeli bir ekonomik destek için AB’yi kullanacak.

Türkiye tam üye olmak istemedikçe Türkiye’deki siyasi ortam AB’nin hiç umurunda değil. “Sürünmek istiyorsanız bu yolda devam edin. Bizi ilgilendirmez. Biz ilişkimizi sürdürürüz ama sizi Avrupalı saymayız” havasındalar.

Vize sorunu çözülmeyecek. Çünkü AB ya serbest dolaşım için şartları yerine getirirsiniz ya da vatandaşlarınız vize kuyruklarında sürünür demeye getiriyor.

AB, Türkiye ekonomisinde yakın vadede bir düzelme beklemiyor. CDS’lerin (kredi risk primi) giderek daha artacağını, kredilerin daha da pahalanacağını öngörüyorlar.

Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ’ın iddianamesi sonunda mahkemeye sunuldu.

Bu iddianameye bakılırsa, istenilen ceza açısından Özdağ ilk celsede serbest kalacak gibi görünüyor.

Bu ceza, tutuklu yargılamanın tam sınırında.

Biraz adalet duygusuna sahip bir hakim tahliye karara verecektir.

Ancak iddianamenin son derece tehlikeli bir yönü var.

Burada aslında Ümit Özdağ değil, bir partinin programı yargılanıyor.

Çünkü suçlamaların büyük bölümü parti programındaki “göçmen karşıtlığı” üzerine kurulu.

Bu, siyaset açısından son derece tehlikeli.

Muhalefetin söylemlerine iktidar kontrolündeki bir yargı yolu ile müdahale ve yasaklama anlamına geliyor.

İktidar politikalarının dışındaki bir politikayı ya da iktidarın izin vermediği bir politik duruşu yargı yoluyla engelleme çabası olarak ortaya çıkıyor.

Zafer Partisi, başından beri Türkiye’nin göçmen politikasını eleştiriyor ve bunun Türkiye açısından bir beka ya da gelecek sorunu yarattığını söylüyor.

Bu Zafer Partisi diliyle söylenmese bile toplumun geniş kesimi tarafından da kabul gören bir görüş.

Şimdi bu söylem suç haline getirilip, bir partinin sesi kısılmak isteniyor.

Elbette partiler Anayasa’ya aykırı söylemlerin odağı olamazlar, olmamalılar.

Ama bununla ilgili olarak kararı verecek olan bir Asliye Ceza Mahkemesi hatta bir Ağır Ceza Mahkemesi bile olamaz.

Eğer bir partinin program ve söylemleri Anayasal bir suç teşkil ediyorsa bunun yolu bellidir.

Yargıtay Başsavcılığı bir iddianame düzenler.

Anayasa Mahkemesi’nde dava açılır.

Kararı Yüce Mahkeme verir.

Bir il savcılığı aracılığı ile siyasete şekil, parti programlarına hiza verilemez.

Ümit Özdağ davasında yargılanan Ümit Özdağ değil, Zafer Partisi’dir.


Siyasi partilerin nasıl yargılanacağı ise hâlâ var olduğunu kabul ediyorsanız Anayasa’da gösterilmiştir.

Trump çevreci olabilir mi!

Trump’ın gümrük vergilerini arttırma hamlesi, hiç belli olmaz belki de dünya için olumlu sonuçlar getirebilir.

Herkesin hemfikir olduğu bir şey var.

Bu yapılanların doğal sonucu olarak Amerika Birleşik Devletleri pek de kısa sürmeyecek bir resesyona girecek.

Yani ekonomisi daralacak, tüketimi düşecek.

Bunun doğal sonucu olarak ABD’ye mal üreten Uzakdoğu’da da üretim düşecek.

Üretim düşünce hem hammadde hem de enerji üretimi ister istemez gerileyecek.

Bunun doğal sonucu olarak bu üretimin çevreye verdiği zarar da azalacak.

Çin dünyaya daha az sera gazı ve karbon salacak.

ABD’nin 60 yıldır dünyaya yaymaya çalıştığı tüketime dayalı hayat tarzı gerilerken, kaynak optimizasyonu önem kazanacak.

Tüketim çılgınlığı ister istemez sona erecek.

ABD’nin kendi üretim imkanlarını canlandırma çabaları kısa sürede sonuç verecek gibi değil.

Teknoloji alanındaki tüm yatırımları yurt dışında.

Yüksek teknolojiye çip üretmesi kısa vadede mümkün görünmüyor. Emek yoğun işlerde ise elinde iş gücü olmadığını yakında anlayacak. Göçmen politikası bunu anlamasını kolay ve hızlı hale getirecek.

Yani anlayacağınız çevrecilik konusunda pek de iyi bir sicile ve bilince sahip olmayan Trump, ister istemez en çevreci politikayı üretiyor olabilir.

Göreceğiz.

Hadsiz kifayetsiz

Bir dönem CHP kontenjanından RTÜK üyeliği de yapan sözde gazeteci Şaban Sevinç, Özgür Özel’in cumhurbaşkanlığı adaylığını gazlamaya çalıştı. Ben de bu yaklaşımına tepki verince bana “yavşak” demiş.

Seviyeye bak, kaliteye bak.

Böyle bir herif RTÜK’e üye yapıldı bir dönem.

CHP’lisi böyle olunca AKP’lisi ne olur ki!

Neyse ki, Deniz Baykal’dan sonra böyle bir şeye kimse tevessül etmedi de şimdilerde ekranlarda iktidar savunucularının “şamar oğlanı” olarak arzı endam eyliyor.

Kendisini elbette dava edeceğim.

Ama kim olduğunu anlamak istiyorsanız bir dönem yan yana çalıştığı bir gazetecinin dün bana yolladığı satırları sizinle paylaşayım:

“Şaban bir ara Baykalcılıkla RTÜK üyeliği kapmıştı. Şimdiki derdi ise Özgürcülükle vekillik kapabilmek. KK’ye yalakalık yaptı ama vekil yapılmayınca düşman olmuştu. Bu, Ankara’daki bir gazeteci prototipidir. Kafaları bu şekilde işler:):) Ciddiye alınacak biri değildir.”

Doğrudur.

Ciddiye alınacak ne kişiliği ne de kariyeri vardır.

Ama ciddiye alınacak olmamak haddini bilmemeyi de gerektirmez.

NE ZAMAN İNSAN OLURUZ?

Gazetecinin kötüsü siyasetçi yapılmadığı zaman.

FatihAltaylı
X’te yanıtla

X’te yazı hakkında yorumlarınızı paylaşın.

  • Geçmiş yazılar

Tümü
Cenazeyi kaldırmak için yasal düzenleme şart
Köşe Yazıları
Cenazeyi kaldırmak için yasal düzenleme şart

Fatih Altaylı

Eylül 24, 2026

Fon operasyonu aslında ne zaman başladı?
Köşe Yazıları
Fon operasyonu aslında ne zaman başladı?

Fatih Altaylı

Eylül 23, 2026

Duayen bankacıdan fonzedeler için kurtarma önerisi
Köşe Yazıları
Duayen bankacıdan fonzedeler için kurtarma önerisi

Fatih Altaylı

Eylül 22, 2026

  • Videolar

Tümü
"Müzeler siyasetin etkisi altındadır!" görseli
4 Gün Önce
FatihAltaylı
YouTube
Fatih Altaylı & Bedia Ceylan Güzelce"Müzeler siyasetin etkisi altındadır!"00:00 Giriş 05:49 Trump’ın Smithsonian’a Amerikan tarihi açıklaması 12:45 F1 nasıl geçti? 18:15 Hayko Cepkin müziği bırakmaya karar verdi 19:03 Anyma konseri iptal edildi 21:01 Celine Dion sahneye çıktı 22:08 Venedik Film Festivali 27:27 Prenses Diana’nın kıyafeti satışa çıktı 29:38 Erol Evgin konseri 31:07 Hangi ayda nereye gidilir? 41:08 İş Sanat’ta görev değişikliği 42:27 Don Kişot geliyor 43:09 İstanbul Tiyatro Festivali başlıyor 44:36 Şabanoğlu Şaban tekrar çekiliyor 45:34 Venedik Film Festivali’nde Penélope Cruz ve Javier Bardem imza attılar 47:04 Ekran süresinin 2 saatle sınırlanması 47:27 Yapay zekâ tehdidi 49:47 Nijerya’nın British Museum’dan eserlerini alması 53:10 Kapanış
Eylül 21, 2026
Fatih Altaylı ile Pazar Sohbeti: “Gençler okumaya devam ediyor!” görseli
5 Gün Önce
FatihAltaylı
YouTube
Mark FikriFatih Altaylı ile Pazar Sohbeti: “Gençler okumaya devam ediyor!”Teke Tek Bilim ▷ https://www.youtube.com/@TekeTekBilim 00:00 Giriş 01:35 İnkılâp Yayınevi ile alakası nedir? 02:17 İnkılâp Yayınevi nasıl kuruldu? 05:34 Hangi tür yayınlar vardı? 09:50 1927’den sonra çıkan kitapların tümü arşivlerinde var mı? 11:43 Görgü kitapları neden yok? 12:54 Akılda kalan büyük isimlerden kimler vardı? 14:47 Yayınlara baktığımızda yerli mi, yabancı mı revaçta? 17:07 Dijital yayıncılık bir tehdit mi, fırsat mı? 22:04 Kitabı yayınlarken ne tür evrelerden geçiyor? 25:38 Eski bir kitabın tekrar basılması süreci nasıl ilerliyor? 27:48 Satış noktalarından neden çıktılar? 33:46 Yayıncılıkta fiyat politikası nasıl gelişiyor? 35:57 Bundan sonraki hedefleri neler? 38:08 Türkiye’de yazarlık nereye gidiyor? 42:26 Önümüzdeki dönemde yayınlanacak kitaplar 44:10 Yayınlarını duyurmak için nasıl bir yol izliyorlar? 46:04 Kapanış YouTube kanalına abone olmak için ▷ http://bit.ly/FatihAltayli Gazeteci - Yazar Fatih Altaylı, Youtube kanalına özel gündemi yorumluyor.
Eylül 20, 2026
Çocukluk çağı kanserleri genetik mi? görseli
5 Gün Önce
FatihAltaylı
YouTube
Prof. Dr. Müge Gündoğdu & Fatih Altaylı - Teke Tek BilimÇocukluk çağı kanserleri genetik mi?00:00 Giriş 01:14 Make-A-Wish derneği nedir? 02:24 Çocukluk çağı kanserleri 04:19 Çocukluk çağı kanserlerinde en sık rastlanan türler hangileri? 05:52 Çocukluk çağı kanserleri, ileri yaşlardaki kanserlerden daha mı tehlikeli? 08:19 Çocuklarda kanserlerin erken teşhis yöntemleri neler? 10:25 Milli Eğitim Bakanlığı'nın kanserler ile ilgili bir farkındalık çalışması var mı? 11:42 Sinsi ilerleyen kanserlere önlem almak için ailelerin ne yapması gerek? 12:16 Dünya geneline bakıldığında Türkiye'de çocuk kanserlerlerine yakalanma oranı nasıl? 13:02 Kanser tanısı konmadan kaybedilen çocuklar var mı? 13:32 Yaş gruplarına göre kanser belirtilerinde farklılıklar var mı? 14:26 Çocukluk kanserlerinde en zor teşhis edilen kanser hangisi? 16:50 Kök hücre tedavisi için göbek bağının saklanmasının bir faydası var mı? 17:36 Kök hücre ve ilik nakli için uluslararası bir sistem var mı? 19:01 Bu tedavilerde devlet desteği var mı? 19:53 Avrupa'da kullanılan tedavi yöntemleri ile Türkiye'de kullanılan yöntemler arasında farklılıklar var mı? 21:59 Çocuklardaki kanserlerin nüksetme olasılığı daha mı yüksek? 24:08 Kadınların ileri yaşta doğum yapması çocuklarda kansere yakalanmasında etken mi? 25:46 Lösemi hastalıklarının hangi boyutunda çocuklara kemik iliği nakli gerekir? 26:00 Kemik iliği nakil operasyonu riskli midir? 27:44 Kemik iliği nakillerinde başarı oranı yükseldi mi? 28:43 Kemik iliği hangi kemikten alınıyor? 29:51 İki kardeşte aynı kanserin olma ihtimali nedir? 30:51 Down sendromu ile lösemi ilişkisi var mı? 31:58 Çocuklarda HPV aşıları olması gerekiyor mu? 33:30 Obezite ve kanser ilişkisi 36:10 Hematoloji ve onkoloji arasındaki bağlantı nedir? 38:14 Çocuklarda ve yetişkinlerde yapılan lösemi tedavisinde farklılıklar var mı? 39:23 İleri yaşlarda çıkan kanserler çocuklarda görülebilir mi? 40:29 Ailelere tavsiyeleri neler? 42:00 Kapanış #işbirliği
Eylül 20, 2026