
Fatih Altaylı
Yazı İçeriği
Virüs ve pandemi
Babalar ve oğullar part II
Öldürmediler, haber yaptılar
Doğan Koloğlu rahmet istemiş olmalı
Spor yazarlığında beğendiklerim
Virüs ve pandemi
Fatih Altaylı
Kasım 6, 2026
Yazı İçeriği
Virüs ve pandemi
Babalar ve oğullar part II
Öldürmediler, haber yaptılar
Doğan Koloğlu rahmet istemiş olmalı
Spor yazarlığında beğendiklerim
Fon yolsuzluğunun simge isimlerinden eski bakan Fatma Betül Sayan Kaya dün ifadeye çağrıldı. Sabah saatlerinde gülerek, gözünde Miu Miu marka gözlüklerle, gazetecilere üstenci bir tonla yanıtlar vererek girdiği Adliye’den akşam saatlerinde verilen tutuklama kararının ardından polis eşliğinde ağlayarak ayrıldı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan “Mikroplardan arınacağız” dedi. Arınmanın ilk adımı akşam atıldı. En bilinen virüs tutuklandı.
Üzüldüm mü!
Tutaklanmasa da olabilirdi, ev hapsi de olabilirdi ama ne yalan söyleyeyim pek de üzülmedim.
Milletin anasını ağlatanın gözlerinden akan sahte yaşa pek inanmam.
Bu ifade ve tutuklama önemliydi ve fon soruşturmasında yeni bir kavşağa gelindiğini gösteriyor. “Gözünün yaşına bakmama” lafı ilk kez ciddiye bindi, “AK Partili dokunulmazlığı”na sığınma dönemi kapandı. Bu aslında basit bir mikroplardan arınma değil, bir pandemi ile mücadele olmalı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın olan bitene gerçekten çok öfkeli olduğunu artık herkes anladı.
“FBSK’ya bir şey yapmazlar. Konuşursa diye çekinirler” cümlesi de dün itibarıyla anlamını yitirdi. Çanların Sayan Kaya için de çalmaya başladığı Ertan Aydın’ın tutuklanması ile birlikte anlaşılmıştı ama muhtemelen kendisi buna pek ihtimal vermiyordu.
Ertan Aydın’a atfedilen “Beni ya buradan çıkarırsınız ya da her şeyi anlatırım” söylentisi de boşa çıktı. Aydın’ın da böyle bir beklentisi vardı ise artık yok.
Bunlar olumlu gelişmeler.
Adalet Bakanı’nın sözlerinden ve dün gece attığı tweet’ten anlıyoruz ki, gerisi de gelecek.
Hâlâ birkaç isim var, görevlerinden uzaklaştırılan ama henüz haklarında işlem yapılmamış ama projektör altına alınmış birkaç kişi… Onların da eli kulağında diyorlar.
Bu arada medyaya yansıyan bu adımların dışında da savcılıklar hayli geniş bir soruşturma yürütüyorlar.
Tera Yatırım, Pusula gibi şirketlerin “mal kaçırma” hareketlerine karşı çok ciddi tedbirler alınıyor.
Öyle ki, bu şirketlerin kimi tutuklu, kimi kaçak yöneticileri, şirketlerde çalışan sekreterlerin, hatta bunların arkadaşlarının, yakınlarının üzerine ciddi miktarda gayrimenkul kaçırmışlar.
Savcılıklar bunlardan tespit edebildiklerini hemen donduruyorlar. Şu anda pek çok kişi üzerine kaydedilmiş yüzlerce yüksek değerli gayrimenkule el koyulmuş, bu kişilerin mal varlıklarına tedbir uygulanmış vaziyette.
Tüm bunlar elbette ki, Türk ekonomisine verilen yüzlerce milyar dolarlık zarar ve kayıp karşısında devede kulak.
Sadece Borsa’daki değer kaybı 180 milyar dolara yakın. Taş gibi sağlam şirketlerimizin değerleri bile tepetaklak aşağı gidiyor ama yine de en azından “cezasızlık” algısı, “yanına kâr kalma” algısı ortadan kalkıyor.
AK Parti’nin çatısı altına, “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın gölgesi altına sığınıp her türlü herzeyi yerim” anlayışı geçerliliğini yitirmeye başlıyor.
Hatırlarsanız, Borsa yolsuzluğu patlayıp, bu operasyon başladığı zaman, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a bu rezaleti anlatarak ilk adımı atan biri var demiştim.
Eski bir bakanın oğlu olan bu kişi ertesi gün beni arayıp “Abi, beni deşifre ettin. Nereden öğrendin” diye sormuştu. Ancak şimdi şunu söylemeliyim, aslında 1 değil 3 kişi bu konuyu görüp araştırıp Cumhurbaşkanı’na anlattı.
Üçünün de eline, ağzına sağlık.
Biz söylesek olmazdı.
Babalar ve oğullar part II
Tera’nın patronu Emre Tezmen’den söz edilirken babasının eski bakan olduğu söylenip duruyor.
Zannedersin ki, adam seçilip bakan olmuş.
Hiç alakası yok.
Emre Tezmen’in babası eski bir bürokrat. Doğru Yol Partisi’ne yakın bir bürokrattı. Demirel ve Çiller dönemlerinde 1990’ların ilk yarısında önemli bürokratik görevlerde bulundu. 1995 erken seçimlerinde o zamanki Anayasa gereği seçim döneminde partili biri ulaştırma bakanı olamayacağı için “tarafsız” bakan olarak birkaç ay bakanlık koltuğuna oturtuldu. Çünkü teamül gereği müsteşarlar seçim dönemlerinde bakan olurdu.
“Yüksek” bürokrat Oğuz Tezmen Ulaştırma Bakanlığı müsteşarlığı dışında, Milli Piyango Genel Müdürlüğü, Türk Telekom Yönetim Kurulu Başkanlığı ve THY Yönetim Kurulu başkanlığı gibi bütçesi, satın alma potansiyeli yüksek kurumların başında bulundu.
Daha sonra Posta İdaresi ve Telekom’daki 300 milyar liralık bir yolsuzluk nedeniyle yargılandı.
Yargılaması sırasında, o dönemde, 20’li yaşlarının başında olan oğlu Emre Tezmen’in yurt dışında, İngiltere ve Monako başta olmak üzere üzerine kayıtlı çok sayıda gayrimenkul olduğu ortaya çıktı. Bunlar baba Tezmen’in malvarlığında görünmüyordu.
“Oğlum 18 yaşından büyük, mal varlığını ben ne bileyim” diye kendini savundu. Becerikli bürokrat buradan sıyırdı.
Genetik devredeydi. Armut dibine düştü, oğul babaya çekti. Ama gel gör ki, Allah’ın da bir adaleti var.
Baba serbest ama oğul bugün hapiste.
Ve zannederim uzun süre de orada kalacak.
Öldürmediler, haber yaptılar
Fon soygunu ile ilgili olarak doğru adımları attıkça alkışladığımız adaletin söz konusu olan gazeteciler olunca nasıl bu kadar büyük bir yanlış içinde olduğunu anlamak mümkün değil.
Meslektaş demekten utanmayacağımız az sayıda isimlerden bir kaçı, şahsen tanıdığım İsmail Saymaz, Murat Ağırel, İsmail Arı ve Şaban Sevinç ile hiç tanımadığım ama haberlerinden bildiğim Mustafa Balcı hakkında inanılmaz ağır hapis cezaları isteniyor.
Toplamda 65 yıl hapis.
Şaban Sevinç’e 18 yıl, Ağırel ve Saymaz’a 15’er yıl, Balcı’ya 10 yıl, Arı’ya 5,5 yıl.
Zannedersin haklarında haber yaptıkları kişiyi haber yapmadılar, öldürdüler.
Üstelik yaptıkları haberlerin yalan olduğu ile ilgili bir şey de yok, de ki yanlış, de ki yalan, cezası bu mu!
Murat Ağırel, Sarıgüllerle ilgili haberi araştırdığı ve henüz yapmadığı için içerde.
Ama troller “Haberi yapmamak için para aldı” diyor. Ortada ne savcılıkta, ne taraflarda böyle bir iddia var, ne de böyle bir soru sorulmuş. “İtirafçı Emir Sarıgül” ün bile böyle bir iddiası falan yok. Ama Sarıgül serbest, Ağırel tutuklu ve hakkında 15 yıl hapis istemi.
El insaf ya.
Üstelik bu sene kuralık falan da yok.
Bu ne ya!
Doğan Koloğlu rahmet istemiş olmalı
Bu ülkede gazeteci olacaksan en iyisi spor yorumcusu olacaksın.
Nur içinde yatsın, Sevgili Doğan Koloğlu’nu hatırlarım hep.
1960’larda o zamanın en etkili gazetelerinden olan Akşam Gazetesi’nin başındaydı, yazı işleri müdürüydü. Genel yayın yönetmenliğinin henüz icat edilmediği zamanlardı.
Gazetede deve dişi gibi adamlar yazıyordu, başta o da rahmetli Çetin Altan olmak üzere.
Çetin Abi o zaman henüz Özal’la tanışmamış, liberalleşmemiş, katıksız solcuydu. Zaten İşçi Partisi’nden milletvekili olmuştu.
Sonra 12 Mart Muhtırası geldi.
Ülke “yarı askeri rejime” geçti.
Görülmedik bu baskı dönemi, işkenceler, hukuksuzluklar başladı.
O günlerde Akşam Gazetesi’nin sahibi iş insanı Malik Yolaç’tı. Müteahhit bir babanın, armatör oğlu idi. Demokrat Parti’ye ve Adalet Partisi’ne yakındı ama gazetesinde sol eğilim hakimdi. Çetin Altan’ın yanı sıra İlhami Soysal, Aziz Nesin gibi isimler de yer alıyordu.
Malik Yolaç da Doğan Koloğlu, Çetin Altan gibi Galatasaray Liseliydi.
12 Mart döneminde gazete zaten askerin hedefindeydi. Malik Yolaç o günlerde imzasız sert bir yazı yayımladı. Kendi kaleme almıştı.
Dava açıldı. Yazı işleri müdürü olarak görev yapan Doğan Koloğlu sorumlu kişi olarak yargılandı. Yanmış hatırlamıyorsam 7 yıla mahkum oldu. 2 yıl kadar yattı, çıktı.
Cezaevinden çıktıktan sonra bir daha siyasi yazı yazmadı, siyasete bulaşmadı. Spor yazarı oldu, hem de Türkiye’nin en iyi spor yazarlarından biri, birincisi. Yıllarca Hürriyet’in spor müdürlüğünü yaptı.
Çok da iyi dostumdu, nur içinde yatsın. Bir gün “Abi, niye spora geçtin” dedim.
“Değmediğini gördüm. İçeri atıldım, içeri atılmama sebep patronun hiç umurunda olmadı. Toplumun zaten umurunda değildik. Küstüm” dedi.
Aslında bu yazıya spor yazarlarından söz etmek için başladım ama Doğan Koloğlu’na yazdım. Belli ki, rahmet istemiş.
En iyisi yazacağımı alttaki yazıya bırakayım.
Spor yazarlığında beğendiklerim
Spor yazarlığının bu kadar pespayeleştiği bir dönem görmedim.
Özellikle sosyal medyada tık alma, izlenme çılgınlığı, spor yazarlarının bir bölümünü çok bozdu, çok saçma bir yere götürdü. Ve ne yazık ki, bunlar arasında çok sevdiğim dostlarım- kardeşlerim de var, yaşını başını almış, geçmişlerinde şahane bir kariyer olanlar da.
Bunlar bir gün çok iddialı bir şey söylüyorlar, ertesi gün söylediklerinin tam tersi gerçekleşiyor, bu kez tam tersini söylüyor ve hiç ama hiç utanmıyorlar, özür bile dilemiyorlar, bırakın özrü yanılmışım bile demiyorlar.
Bir bölümü ise kulüp yöneticileri ile “fazla” yakın bir ilişki içindeler. Kulüp çalışanı, kulüp sözcüsü ya da yöneticinin basın danışmanı gibi hareket ediyorlar. Kimsenin günahını almak istemem ama dışardan bakınca sanki aralarında bir işveren çalışan ilişkisi varmış hissi uyanıyor.
Televizyonlarda yorum yapanlar ise zaten başka alem.
Buralarda genelde gazeteciler değil, eski futbolcular, kızaktaki teknik direktörler hakim.
Bunların bazıları ise iyiden iyiye rezalet.
Bir kısmı kimseyi kırmayayım, gücendirmeyeyim diye boş boş konuşuyor.
Bir kısmı yarın öbür gün bir takım çalıştırırım diye rakiplerini karalıyor ama yönetimlere toz kondurmuyor, bir kısmı içine girmeye çalıştığı camialara göz kırpmak için kırk takla atıyor. Bir kısmı ise iyi niyetli ama ne bir fikri var, ne de az olan fikrini ifade edebilecek Türkçesi.
Diyeceksiniz ki, “Sen kimi izliyorsun?”
Vallahi iki kişiyi izliyorum.
İlginçtir ikisi de Beşiktaşlı.
Biri Mehmet Özdilek, namı diğer Şifo Mehmet. TRT’de birlikte program yaptığı ekip de iyi.
Diğeri ise Nihat Kahveci. İkisi de inandıklarını, gördüklerini kıvırmadan söylüyorlar.
Çok doğru buluyorum.
Nihat Kahveci biraz da abartılı tarzını bırakıp daha sakin ve daha az teartal anlatsa daha da hoşuma gidecek ama belki de mecranın hakkını vermek için biraz abartılı bir tarz benimsiyor ama içerik olarak çok yerinde laflar ediyor. Serhat Akın da fena değil. Necati Ateş de idare ediyor.
Sizin favoriniz kim bilmiyorum ama benimkiler bunlar.
Ne zaman insan oluruz?
Dürüst eleştirinin ne kadar önemli olduğunu fon soygunu vesilesi ile bile olsa anladığımız zaman.
X’te yazı hakkında yorumlarınızı paylaşın.
Geçmiş yazılar
Videolar







