
Fatih Altaylı
Yazı İçeriği
Hacıosmanoğlu’nun UEFA torpili eş üzerinden
Galatasaray’da ne oldu, ne olacak ve GSYİAD
Bu şirketlerin “bağımsız” denetimlerini kim yaptı!
Hacıosmanoğlu’nun UEFA torpili eş üzerinden
Fatih Altaylı
Kasım 2, 2026
Yazı İçeriği
Hacıosmanoğlu’nun UEFA torpili eş üzerinden
Galatasaray’da ne oldu, ne olacak ve GSYİAD
Bu şirketlerin “bağımsız” denetimlerini kim yaptı!
Bugün biraz futbol konuşacağız. Ne de olsa ülkenin gündeminde en önemli yeri futbol tutuyor. Portekiz gibi “Fado, futbol, fiesta” ülkesi olmasak da, her olayda futbol konuşuyoruz.
Bundan bir süre önce Futbol Federasyonu başkanlık koltuğunu işgal eden zatın hedefinin kapağı UEFA yönetimine atmak olduğunu ve bunun için de UEFA genel kurulunun yapılacağı nisan ayına kadar koltuğunu korumak ve oradan UEFA yönetimine zıplamak niyetinde olduğunu yazdım.
Pek çok kişi, “Daha neler… Türkçeyi zor konuşan, ilkokul mezunu adamı mı UEFA yönetimine alacaklar” diye itiraz etti.
Federasyon başkanının Türkçeyi zor konuştuğu da, eğitimsizliği de doğru ama uyanıklığını da hesaba katın, UEFA’yı da bu kadar ciddiye almayın. Platini de pek kaliteli bir adam değildi ama UEFA Başkanı oldu. Infantino gibi mali zaafları aşikar biri de UEFA ve hatta FIFA Başkanı oldu.
İbrahim Hacıosmanoğlu da UEFA’ya zıplamak isterken akıllıca bir taktik uyguluyor ve UEFA Başkanı Čeferin üzerinden değil, eşi Barbara Čeferin üzerinden ilerliyor.
UEFA Başkanı'nın eşi Barbara Čeferin bir sanatçı. Aynı zamanda Slovenya'da genç sanatçıları destekleyen bir sanat galerisi bulunuyor: Galerija Fotografija
İbrahim Hacıosmanoğlu, UEFA Başkanı’nı eşi üzerinden etkilemeyi hedefliyor.
Bu yüzden de Bayan Čeferin’i İstanbullu “sanatseverlerle” buluşturdu.
Büyük bir sanatsever olduğu her halinden belli olan Hacıosmanoğlu, Contemporary Istanbul’da Bayan Čeferin’in galerisinin de yer almasını sağladı. İddialara göre, tüm masrafları cebinden karşıladı ve Galerija Fotografija hem galeri sahibinin hem de genç sanatçılarının eserlerini burada sergiledi.
Ve Hacıosmanoğlu’nun yakınları tüm eserleri, ederlerinin birkaç katına satın aldı.
Barbara Čeferin, muhtemelen hayatının en başarılı fuar performansını Hacıosmanoğlu sayesinde İstanbul'da sergiledi.
Allah aşkına söyleyin, şimdi Aleksander Čeferin böyle bir jesti karşılıksız bırakır mı!
Hacıosmanoğlu UEFA’da bir koltuğu hak etmemiş mi!
Galatasaray’da ne oldu, ne olacak ve GSYİAD
Galatasaray dün durduk yere gündemin ilk sıralarına yükseldi. Takımın başarısı ile değil, yönetim içinde patlayan rezaletle.
İkinci Başkan Metin Öztürk, sosyal medya üzerinden istifasını duyurdu ve istifa gerekçesi olarak yönetim kurulu toplantısında çıkan bir tartışma sırasında kendisine ve annesine küfür edilmesini gösterdi. Ancak kimin küfrettiğini açıklamadı.
Galatasaray yönetim kurulunda hizipleşmeler olduğunu, kimsenin birbirini sevmediğini, herkesin birbirinin arkasından konuştuğunu biliyorduk ama işin bu hale geleceğini kimse tahmin etmiyordu. Hele bunun yönetim kurulu toplantısı esnasında 2. Başkan’a küfür düzeyine tırmanacağını düşünmek bile delilik alameti sayılırdı. Galatasaray Spor Kulübü’nde yönetim kurulu toplantılarında eskiden beri hararetli tartışmalar olurdu ama böylesi görülmüş değildi.
Hele hele böyle bir yönetimde. Çünkü Başkan Dursun Özbek yönetime güçlü isimleri asla almıyor, tek başına girdiği seçimlerde bile güçlü isimlerden oluşan bir liste hazırlamaktansa, kendi otoritesine biat edecek kişileri tercih ediyor, tek adam rejimi kuruyordu.
Bu arada Başkan Özbek kulübü yönetirken Galatasaraylı Yönetici ve İş İnsanları Derneği (GSYİAD) ağırlıklı isimleri yönetimine doldurmayı tercih etti. GSYİAD’ı Galatasaray yönetimine atlama taşı olarak kullananlara kucak açtı. İşin ilginci, kavga eden iki yönetici de GSYİAD kökenli. Bu yöneticilerin tasfiye ettiği bazı yöneticiler de aynı yerden. Sadece kavga edenler değil, bugün haklarında çeşitli iddialarla dava açılan, gözaltına alınan, tutuklanan isimler de hep aynı yerden.
Ancak Galatasaray yönetiminde ne olursa olsun ikinci başkanlık önemliydi, çünkü kulübü aslında ikinci başkanlar çekip çevirirdi.
Metin Öztürk’ün “Yönetim kurulunda ölmüş anama sövdüler” gerekçeli istifa açıklamasının ardından kimin sövdüğü ve neler olduğu hemen ortaya çıktı.
Bir süredir Başkan Özbek tarafından pasifize edilen ve kafe açmakla görevlendirilen Abdullah Kavukçu bir üyenin disipline sevki ile ilgili çıkan tartışmada, Metin Öztürk’ün Galatasaray ananelerini hatırlatan konuşması üzerine sinirlenmiş, Öztürk’e “A… Kod… Çocuğu” diye bağırarak üzerine yürümüştü.
Başkan Özbek ise bu durumu izlemekle yetinmiş, hatta bazı yönetim kurulu üyelerinin iddiasına göre odadan çıkmıştı. Metin Öztürk istifadan vazgeçmeye ikna edilemeyince olay açığa çıkmış, bunun üzerine Abdullah Kavukçu da istifasını vermek zorunda kalmıştı.
Şimdi ne olacak?
Galatasaray Tüzüğü gereği, yönetim kurulu veya genel kurul toplantısında iki üye arasında bu tip olaylar yaşandığı zaman kavga ya da küfür eden üyeler yönetim tarafından Disiplin Kurulu’na sevk edilmek zorunda. Olayın vahametine ve tarafların anlatımına bağlı olarak kesin ihraçtan üyelik haklarının belirli bir zaman için askıya alınmasına kadar değişen cezalar vermek Disiplin Kurulu’nun yetkisinde. Disiplin Kurulu’nun kararları ise ilk genel kurulda onaylanmak zorunda. Onaylanmayan cezalar geçerli olamıyor.
Söz konusu durumda muhtemelen Disiplin Kurulu Abdullah Kavukçu’nun ihracına karar verecektir. Büyük bir ihtimalle bu karar genel kurul tarafından da onaylanacaktır.
Peki bu durum futbol takımını etkiler mi?
Emin olun etkilemez.
Tek adam rejimi olduğu için, Başkan dışındaki herkes teferruat.
Bu şirketlerin “bağımsız” denetimlerini kim yaptı!
Madem futboldan girdik, futbolla bağlantılı bir konuyla devam edelim.
Önceki gün bir iş insanı ile karşılaştım. Gençliğimizden beri tanışırız. İşleri bir iyidir, bir kötü. O yüzden de “İşler nasıl” diye sorarak girdim sohbete.
“İşler berbat ama yine de keyfim yerinde çünkü direkten dönmüşüm” dedi.
Soru formunda bir “Hayırdır?” çıkınca anlatmaya başladı. “Cimriliğim beni kurtardı” dedi ve devam etti.
Adını Futbol Federasyonu üyeliğinden de bilebileceğiniz bir hukukçu, bir iş insanını arayıp “Abi, senin şirketi halka arz edelim, sıkıntıların bitsin” diye bir teklifte bulunmuş.
İş insanı, “Benim şirketi nasıl halka arz edeceğiz? Batıktan hallice şirket nasıl halka arz olur? Kim izin verir halka arza?” demiş.
Yanıt ilginçmiş.
“Senin şirketi halka arz etmeyeceğiz. Zaten halka açık bir şirketi satın alacağız ve sonra da senin şirketle birleştireceğiz. Böylelikle halka arz yapmadan halka açık hale geleceksin. Sonra hisseleri borsada satacağız. 300 milyon TL toplayacağız. Sonra da şirketin değeri artacak” deyince bizim iş insanının hoşuna gitmiş.
Sonrasında ilerlemişler. Hukukçu “Bu işi Tera Yatırım üzerinden yapacağız. Başkası ile yapamayız” demiş.
İş insanı TERA falan bilmediği için “Tamam” demiş.
Ancak bir sonraki aşama için SPK’ya sunulmak üzere bir rapor gerektiğini ve bu raporu yazacak firmaya 3 milyon TL ödemek gerektiği söylenince iş insanı “Ben ödemem, sen öde” demiş. “Cimriliğim tuttu. Ben parayı ödemem deyince iş yattı. Eğer bu işi yapsaydık muhtemelen şimdi hapisteydik” dedi.
Tabii burada asıl önemli olan, iş insanının şirketini halka arz edip etmediği değil.
Bu yolla kaç şirket halka açık hale getirildi?
Daha önemlisi, bu şirketlerin “bağımsız mali denetim” raporlarını kimler hazırladı?
Bu büyük dolandırıcılığın bir ayağı da işini düzgün yapmayan denetim şirketleri değil mi?
2000’lerin başında patlayan Enron Skandalı’nı hatırlayanlarınız olacaktır. Şirketin yüksek borçları gizlenmiş ve batık şirket yüksek fiyatlardan işlem görürken rezalet patlamış ve binlerce yatırımcı batmıştı.
Enron’un denetimini o tarihlerde dünyanın en büyük bağımsız denetim şirketi olan Arthur Andersen yapıyordu ve rezaletin ardından Arthur Andersen de yok olmuştu.
Burada da benzer bir sorumluluk denetim şirketlerinde yok mu!
Tera’yı ve işlemlerini denetleyenlere de sorulmayacak mı!
Ne zaman insan oluruz?
Artık zıplayamayan çekirgeler, hep zıplayacağını düşünen çekirgelere emsal olduğu zaman.
X’te yazı hakkında yorumlarınızı paylaşın.
Geçmiş yazılar
Videolar







