Pamuk ipliği
Fatih Altaylı
Ekim 28, 2026
Yazı İçeriği
Pamuk ipliği
Stat meselesi
İsrail’in iğrenç seçimi
Çok uzun zamandır Azerbaycan ile Türkiye arasında giderek artan tansiyona dikkat çekmeye çalıştım. Her iki tarafta da bu ilişkiyi bozmak isteyenler vardı. İki ülkenin yakınlığı uluslararası camianın hoşuna giden bir şey değildi ve iki ülkenin arasını bozma çabaları da yeni ortaya çıkmamıştı. 1990’ların başından bu yana iki ülkenin yakınlaşması ilginç biçimde hem Rusya’yı hem Batı bloğunu rahatsız ediyordu.
Azerbaycan’ın ilk ve tek demokratik yolla iktidara gelmiş cumhurbaşkanı diyebileceğimiz Elçibey’i alaşağı eden darbe de bu yakınlaşmayı engelleme çabalarının bir ürünüydü. Darbenin arkasında Sovyetler Birliği vardı ve eski komünist Haydar Aliyev’in yolunu açmak için yapılmıştı. Ancak Baba Aliyev akıllı adamdı; Türkiye’de de Demirel akıllıca davranarak Azerbaycan ile Türkiye arasındaki dostluğun sürmesini sağladı. Tabii o sıralarda Türkiye üzerinden enerji transferi de Batı dünyası açısından uygun bir formül gibiydi, Türkiye de kartlarını iyi oynamıştı.
Ancak yine de kimse Azerbaycan ile Türkiye’nin “tek millet iki devlet” anlayışından memnun değildi.
Azerbaycan’ın Karabağ’ı kurtardığı son savaştan bu yana iki ülke arasındaki gerilim giderek tırmandı. Oysa ilişkilerin en iyi olması gereken dönemdi, Türkiye bu savaşta Azerbaycan’a açık destek vermişti. Ancak Türkiye’nin savunma sanayi şirketlerinin Azerbaycan’a verdiği destek İsrail’i çok rahatsız ediyordu. Çünkü İsrail bölgedeki partneri olarak Azerbaycan’ı seçmişti ve enerji güvenliğini oraya bağlamıştı. Türkiye ile Azerbaycan’ın çok yakın olmasını istemiyordu.
Türkiye’de ise birtakım gruplar, İslamcılık gösterisi yapmak için Azerbaycan’ı hedef seçtiler ve hem Azerbaycan’ın iç işlerine hem de dış politikasına sözlü müdahalelerde bulunmaya başladılar. İlk sinyalleri görünce uyardım burada. 2024’te. Azerbaycan’daki Türkiye yanlıları uyarıyordu çünkü.
Bu tansiyon, o dönemde de Erdoğan’ın bireysel çabaları ile bir süre için gündemden düşer gibi oldu ama sonra daha da kötüye gitti. Çünkü Türkiye’deki sorumsuzlar durmak bilmiyor, Azerbaycan’da ise İsrail tarafı nifak tohumlarını ekiyordu.
Ve artık neredeyse kopan ilişkiler, bir kez daha Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın son dakika hamlesi ile daha doğrusu bizzat Cumhurbaşkanı tarafından son anda eğrilen “pamuk ipliği” sayesinde kurtarıldı. Ancak açık söyleyeyim, ilişkiler halen pamuk ipliğine bağlı.
Değerli bir vazo kırıldı ve parçaları yapıştırmak çok zor olacak. Bir kişi yapıştırıyor, kırk kişi kırmaya çalışıyor.
Stat meselesi
Cümleye Fenerbahçe diye başlayacağım ama merak etmeyin, önceki akşam oynanan derbiden söz etmeyeceğim. Maç sonunda Kerem Aktürkoğlu’nun ateşlediği kavga hariç, maçta büyük sorun yok aslında. Galatasaray’ın farklı kazanabileceği bir maçı, Okan Buruk’un akıl almaz değişiklikleri ve hataları yüzünden zar zor 2-1 kazanmasıyla ilgili bizim taraftaki geyik şu: “Okan Hoca, İsmail Kartal görevden alınmasın diye böyle yaptı.” Büyük bir teknik direktörlük zafiyeti için güzel ama inandırıcı olmayan bir bahane. Şurası net ki, Galatasaray’daki oyuncu değişikliklerini İsmail Kartal yapsa bu kadar başarılı olmazdı.
Maç sonu olayları ise utanç verici. Futboluyla bekleneni veremeyenlerin taraftara yaranmak için saldırganlığı seçmesi, aklı başında taraftarın da takdirini kazanmıyor. Tüm bu rezaletin baş sorumlusu Kerem Aktürkoğlu yerine Brown ve Bardakçı’nın kırmızı kart görmesi ise hakemin ayıbı.
Aktürkoğlu ile ilgili söyleyeceğim son şey şudur. Negatif kişiliklerden pozitif bir şey çıkmaz. Tam aksine, sistemin enerjisini emer, mutsuzluk yayarlar. Galatasaray bunu gördüğü için yolladı kendisini. Fenerbahçe ne zaman görür, bilemem.
Ama ben bambaşka bir konuya değinmek istiyorum; stat meselesiyle ilgili tecrübelerimi aktarmak istiyorum.
Anlatılanlara göre Fenerbahçe’nin Kadıköy’ün göbeğindeki Saraçoğlu Stadı’nı bırakıp Kartal-Maltepe taraflarında yapılacak 75 bin kişilik yeni bir stada geçmesi söz konusuymuş. Bu taşınmaya muhalif Fenerbahçeliler, eski yönetimi suçluyorlar, Ali Koç’un bu taşınmaya destek vermesini Kalamış Marina anlaşmasına ve marinanın genişleme projesine dahi bağlıyorlar. Niyet okuyacak halimiz yok ama Ali Bey’in böyle bir niyeti olduğunu zannetmiyorum, zaten stadın arazisini marinaya yedirmezler.
Bu stat taşıma meselesini Galatasaray olarak biz de geçmişte yaşadık. Galatasaray’ın Mecidiyeköy’deki Ali Sami Yen’i bırakıp, o zaman dağın başı olan Seyrantepe’deki araziye taşınması fikri aslında Mustafa Sarıgül’e aitti. Dönemin başkanı Özhan Canaydın’ın kafasına bu fikri Mustafa Sarıgül soktu. Çünkü o sıralar Maslak bölgesi, Sarıgül’ün belediye başkanı olduğu Şişli ilçesine bağlıydı ve Sarıgül, belediyesine ait bir bölgede yeni bir cazibe merkezi, daha doğru tanımla rant yaratmak istiyordu.
Eski Başkan Faruk Süren, ben ve tabii başka Galatasaraylılar buna karşı çıktık. Milyar dolarlık bir arazide bulunan stadı bırakıp Seyrantepe’nin kuş uçmaz kervan geçmez bölgesine gitmek akıllıca değildi. Ama o sırada yaklaşık 380 dönümlük bir alan Galatasaray’a tahsis edilmişti bile. Özhan Canaydın, İş Bankası emeklileriyle birlikte burada bir konut projesi gerçekleştirecek, projeden elde edilecek gelirle de stadı inşa edecekti. Ancak bu hayal gerçekleşmedi. Tahsis hükümet tarafından iptal edildi. Mecidiyeköy’deki stat arazisine ilişkin kamu kurumlarıyla yapılan anlaşma da yenilenmemişti ve Galatasaray ortada kalacaktı.
Son anda Başbakan Erdoğan ile Canaydın görüştüler ve Erdoğan Galatasaray’a stada ve sportif tesislere yetecek kadar bir araziyi yeniden tahsis etme sözü verdi. Dahası, Mecidiyeköy’deki haklardan tümden vazgeçilmesi karşılığında stadı da TOKİ yapacaktı. Mecidiyeköy’deki arazi, stat inşaatı ve devlete verilecek bir pay karşılığı yapılacaktı.
Öyle de oldu. Mecidiyeköy arazisini alan müteahhit devlete 777 milyon dolar ödeyecek ve ayrıca Seyrantepe’deki stadı yapacaktı. İlk müteahhit batınca iş başka bir firmaya verildi. Devlet hem yeni bir stat sahibi oldu hem de bir milyar dolara yakın bir gelir elde etti. Stadı da Galatasaray’a kiraladı.
Bu arada yeni stadın olduğu bölge şenlendi. Bölge imara açıldı.
Bunun Galatasaray’a en büyük faydası ise 18 bin kişilik Ali Sami Yen yerine maçlarını 53 bin kişilik bir statta oynayabilmesi, çok daha fazla bileti çok daha yüksek fiyatlara satabilmesi ve ayrıca yüzlerce loca pazarlayabilmesi oldu.
Özhan Canaydın’ın büyük hatası, aradan geçen zaman içinde faydaya dönüştü ve Galatasaray’ın finansal olarak daha güçlü olmasını sağladı.
Bence doğru olan Mecidiyeköy’deki stadın mülkiyetini almaktı ama belki de bu mümkün olmayacaktı.
Bugün Fenerbahçe, Saraçoğlu Stadı’nın bulunduğu arazinin mülkiyetine sahip olsa idi taşınmamak en doğrusu olurdu.
Beşiktaş taşınmamayı seçti. Taşınmamak için çok uğraştı.
Dönemin Kültür Bakanı Ertuğrul Günay, Beşiktaş stadının şimdiki yerinde olmasına çok karşıydı.
Dönemin Beşiktaş Başkanı Fikret Orman stadı aynı yerde yenileyebilmek için çok uğraştı, sonunda Çin’e kadar giderek Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüştü ve o sayede stadı yerinde yeniledi.
Doğru mu yaptı, bilmiyorum.
Çok güzel, şahane bir yerde statları var ama rakiplerinden çok daha az kapasiteli bir yerde oynuyorlar. Yalıda oturuyorlar ama Derin Mermerci’nin dediği gibi yalıda oturmanın sorunları da var.
Sonuçta bu camialar çok büyük. Statlarına “mabet” havası veren ise bulunduğu yer değil, camiaların büyüklüğü.
İsrail’in iğrenç seçimi
İsrail’de seçimler yapıldı. Kimse kazanmadı. Kimse hükümet kurmaya yetecek çoğunluğu elde edemedi. Ama dünya açısından kötü haber şu: Netanyahu da kaybetmedi. Tek başına iktidar olamıyor ama seçimden en güçlü blokun lideri olarak çıktı.
Netanyahu’nun gerilimden ve düşmanlıktan beslendiğini hep söyledik. Türkiye karşıtlığı ve Türkiye’nin “İsrail eşittir Netanyahu” şeklindeki davranışı “katil”in güç kaybetmesini engelledi ve İsrail’i daha da militarist ve şiddet yanlısı bir toplum haline getirdi.
Öyle ki, dünyada Netanyahu’nun politikaları nedeniyle yükselen İsrail karşıtlığını bile Türkiye’ye bağladılar. Trump’ın kayıtsız şartsız desteğini de arkasına alan Netanyahu, İsrail’i bir felakete ve rezalete sürüklemesine rağmen ülkenin en güçlü siyasi figürü olarak kaldı.
Dahası, hakkındaki davalardan bile yırtacak konuma geldi.
Öyle görünüyor ki, İsrail büyük ihtimalle birkaç ay içinde yeniden seçime gidecek ve o güne kadar Netanyahu başbakanlığını sürdürecek.
Bu da İsrail’in Türkiye karşıtı politikalarının daha da sertleşeceği anlamına gelir.
Türkiye’nin yapması gereken en doğru şey ise kendisine havlayana yanıt vermemek olacaktır.
Ne zaman insan oluruz?
Başarının yolunun gerçekle yüzleşmekten geçtiğini anladığımız zaman.
X’te yazı hakkında yorumlarınızı paylaşın.
Geçmiş yazılar
Videolar








