
Fatih Altaylı
Yazı İçeriği
Family Sins ya da itirafçı oğul mu var!
Terörsüz Türkiye ve iletişim
Suriye ile milli eğitim takası mı yapsak!
Stat meselesi yarına
Family Sins ya da itirafçı oğul mu var!
Fatih Altaylı
Ekim 27, 2026
Yazı İçeriği
Family Sins ya da itirafçı oğul mu var!
Terörsüz Türkiye ve iletişim
Suriye ile milli eğitim takası mı yapsak!
Stat meselesi yarına
1980’lerin sonu ya da 1990’ların başında berbat bir Amerikan filmi vardı. Türkiye’de gösterildi mi, hatırlamıyorum.
Adı “Family Sins” yani “Aile günahları”.
Bu girişten sonra gelelim asıl konumuza.
Sarıgül Ailesi ile ilgili soruşturma genişleyerek ilerliyor.
Bu soruşturmada, Murat Ağırel’in en azından kendisine savcılık sorgusunda yöneltilen sorular ve suçlamalar açısından tutuklanmasını eleştirmemizden, diğer şüphelileri de savunduğumuz anlamı çıkmasın.
Almanya’da “kara para akladığını” saklama gereği duymayan bazı “iş insanlarının” şikayetiyle başlayan soruşturma, büyük oğul Emir Sarıgül’ün eski eşinin ailesine, oradan da yine Almanya kökenli bir şirkete, Titanic otellerinin sahiplerine doğru uzandı. Daha da genişler mi? Mümkün görünüyor. Başka sürpriz isimler de soruşturmaya dahil olabilir.
Biliyorsunuz, boşanma davasında eşinin 1,5 milyar TL tazminat ve aylık 3,3 milyon TL nafaka istemesiyle gündeme gelen Ömer Sarıgül, annesi Aylin Kotil ve diğer bazı isimler ilk gün gözaltına alınırken, Sibel Can ve Buket Aydın ile olan ilişkileri nedeniyle kamuoyunun yakından tanıma fırsatı bulduğu Emir Sarıgül birkaç gün saklandıktan sonra teslim olmuş ve geç teslim olmasını “avukatının yurt dışından dönmesini beklemekle” açıklamıştı.
Zaten soruşturma aşamasında bile Sarıgül ailesinin toplumun gözünde “mahkûm” ya da “savunulamaz” hale gelmesinin nedeni, büyük oranda Mustafa Sarıgül’ün iki oğlunun yaşları ve işleriyle mütenasip olmayan zenginlikleri.
Şimdi sizlere yargı ve iş dünyası kulislerinde konuşulan bir iddiayı aktarmak istiyorum.
Oldukça güvenilir kaynaklar, Sarıgül soruşturmasında çok önemli bir itirafçı bulunduğunu ve bu kişinin verdiği bilgiler sayesinde soruşturmanın hızla ilerleyerek beklenmedik biçimde derinleştiğini iddia ediyor.
Ancak asıl şaşırtıcı olan itirafçının kimliği ile ilgili iddialar. Bunu daha önce iktidara yakın bazı kalemler de gündeme getirmişti ve açıkçası şüpheyle karşılamıştım.
Eğer kulislerde ve iş çevrelerinde anlatılanlar doğruysa bu itirafçı Emir Sarıgül’den başkası değil. Bir evladın, varlığının ve hatta muhtemelen varlıklılığının nedeni olan babasına bunu yapacağına inanmak çok güç ama…
İddialara göre Emir Sarıgül, sorgusu sırasında ailesinin parasal konuları ile ilgili çok detaylı bilgiler vermiş ve soruşturmayı yürüten savcıların işini çok kolaylaştırmış. Bir anlamda “kendini de yakacak” bu bilgileri niye paylaştığı ise “babasına karşı çok tepkili olmasıyla” açıklanıyor.
Ve berbat bir Hollywood yapımı olan Family Sins’in remake’i yani yeniden yapımı bugün Türkiye’de yeniden çekiliyor.
Orijinal filmde bir cinayet söz konusuydu, Türk versiyonunda anlatılanlar ve konuşulanlar doğru ise bir rezalet.
Terörsüz Türkiye ve iletişim
Cumartesi günü bir anketi aktardım.
Ank-Ar’ın eylül ayı araştırmasını.
Anketteki en ilginç sonuç, ne AK Parti’nin 1. sırada olması ne de CHP’nin yüzde 3’ün de altına düşen oy oranıydı.
Benim açımdan en ilginç ve gösterge niteliğindeki sonuç, İYİ Parti oylarının yeniden yükselişe geçmesi, barajı aşması ve yüzde 11’e ulaşmasıydı.
Bu, İYİ Parti açısından 2023 Mart’ından beri görülmeyen bir oran.
Bu oran ve bu yükseliş siyaseten bir hikaye anlatıyordu.
Bir diğer önemli sonuç ise pazar günü İstanbul Barosu seçimlerini Prof. Ümit Kocasakal’ın farklı bir biçimde kazanması oldu.
Biri siyasi parti, diğeri sivil toplum kuruluşu olmak üzere iki farklı alanda yükselen ortak bir görüşün temsilcileri bunlar. İkisinin de ortak söylemi “Terörsüz Türkiye süreci karşıtlığı”.
Gizli bir şey değil, daha önce de yazıp söyledim; ilk günden bu yana bu süreci şeffaf olması koşuluyla destekliyorum. Bu konudaki düşüncelerimi eski yazılarımdan bulup okuyabilirsiniz. Sonunda Anayasa’nın değiştirilemez maddelerine uzanacak bir anayasal değişikliği getirmeyecekse, Terörsüz Türkiye olumlu ve desteklenmesi gereken bir süreç.
Ancak belli ki, her şeye rağmen bu sürece toplumsal destek hâlâ çok düşük seviyede. Geçenlerde berberde bir MHP’li il yöneticisi ile karşılaştık. Benim yazılarımı okumadığını, Terörsüz Türkiye ile ilgili ne düşündüğümü sorunca anladım.
“Olumlu düşünüyorum ve yazıyorum. Her yazdığımda da bir kesimden ağır hakaretler hatta küfürler işitiyorum” dedim. Bana, bu sürecin sonunda bir anayasa değişikliğine gidilmeyeceğini, iki dilli eğitime ya da iki dilli devlet yapısına geçilmeyeceğini, Anayasa’nın değiştirilemez maddelerine dokunulmayacağını anlatmaya başladı.
Ben de kendisine “Bunları bana anlatmayın. Öyle olduğunu bilmesem zaten desteklemem. Siz bunu millete anlatın.” dedim.
Bana hemen bu konuyla ilgili MHP’nin hazırladığı bir kitabı takdim etti.
Kitap falan güzel de, yukarıda değindiğim iki sonuç milletin bu konuda hâlâ ikna olmadığını gösteriyor.
Belli ki, bu işin iletişiminde bir hata var.
Suriye ile milli eğitim takası mı yapsak!
Türkiye’de Arapların İngilizlerle işbirliği yaparak Osmanlı’yı arkadan hançerlediğini, Arap isyancıların Türk askerlerinin karnını yararak altın aradığını söylediğiniz zaman belli bir grubun tepkisini topluyorsunuz. Yalan söylemekle, din kardeşlerimizi karalamakla suçlanıyorsunuz.
Ancak yanı başımızdaki Suriye’de, üstelik de eski bir IŞİD militanının devletin başında olduğu bu Arap ülkesinde çok ilginç gelişmeler yaşanıyor.
Suriye’de yeni müfredatta Esad döneminden kalma “Osmanlı işgali” ve “Türk zulmü”nü anlatan ifadeler ders kitaplarından çıkarılıyor, Türkleri ve Osmanlı’yı karalayan anlayıştan vazgeçiliyor.
Tam aksine, Şerif Hüseyin’in İngilizlerle iş birliği yaparak Osmanlı’ya isyan ettiğini ve Arap isyancıların Osmanlı ordusuna saldırdığını anlatan bölümler ekleniyor.
Evet, yanlış okumuyorsunuz. Suriye’de müfredatta artık bunlar yer alacak, Suriyeli çocuklar okullarda bunu okuyacaklar.
Bu gelişmeyi duyunca “Acaba Suriye ile milli eğitim bakanlarını takas mı etsek!” diye düşünmedim değil.
Stat meselesi yarına
Bugün Fenerbahçe’nin Saracoğlu Stadı’nın taşınması ile ilgili birkaç şey yazmak istiyordum.
Çünkü benzer bir süreci biz de Galatasaray’da yaşadık.
Muhafazakar Galatasaraylılar olarak Seyrantepe projesine çok karşı çıktık. Projeyi mali açıdan da çok yanlış bulduk.
Bunları anlatacaktım ama yarına bırakmak daha iyi olacak. Fazla uzattım bugünkü yazıları.
Ne zaman insan oluruz?
Haydan gelenin huya gittiğini gördüğümüz halde anlamamazlıktan gelmediğimiz zaman.
X’te yazı hakkında yorumlarınızı paylaşın.
Geçmiş yazılar
Videolar







