
Fatih Altaylı
Yazı İçeriği
Kaybolmayan bir umutla nice bayramlara
Donunun içine değil, cebinin içine bakalım
Fon yolsuzluğundan sıvışmaya çalışanlar
Barcelona’nın Madrid tahammülsüzlüğü
Kaybolmayan bir umutla nice bayramlara
Fatih Altaylı
Ekim 29, 2026
Yazı İçeriği
Kaybolmayan bir umutla nice bayramlara
Donunun içine değil, cebinin içine bakalım
Fon yolsuzluğundan sıvışmaya çalışanlar
Barcelona’nın Madrid tahammülsüzlüğü
En kıymetli varlığımız, kimsesizlerin kimsesi Cumhuriyetimizin 103. yılı hepimize kutlu olsun.
Bugünlerde zor bir sınavdan geçen Cumhuriyet’in bu sınavdan da başarıyla çıkacağından, şu an yaşadıklarımızın bir tür ergenlik dönemi sorunları olduğundan zerrece kuşkum yok.
Atatürk’ün muhteşem kişiliği ve bilgeliği ile çocukluk sorunlarını yaşamadan büyüyen bu Cumhuriyet, giderek olgunlaşırken hemen her devletin karşılaştığı sorunlarla yüzleşiyor.
Zannetmeyin ki bugün demokrasi olarak bildiğimiz devletler bunları yaşamadan, hiçbir sorunla karşılaşmadan bugünlere geldiler.
Bizim yaşadıklarımız onların yaşadıklarından farklı değil.
Cumhuriyetimiz, genç nüfusuyla, dinamizmiyle, iş yapma azmiyle, her şeye rağmen kendini iyi yetiştiren insanları ile tüm bu zorlukların üstesinden gelecek.
Bu ülkenin parlak geleceğine lütfen inanın. Ben memleketi geleceğe taşıyacak lokomotifler olan gençleri görüyorum ve bu yüzden umudumu hiç kaybetmiyorum.
Siz de kaybetmeyin.
Nice 103 yıllara!
Donunun içine değil, cebinin içine bakalım
Fon yolsuzluğu soruşturmasını hiçbir şey unutturamıyor, vatandaşın fon gündemi değişmiyor diyorduk ki, fonu ikinci plana düşüren çok da “şehvetli” bir olay patladı.
Sarıgüller.
Mustafa Sarıgül, çok genç yaşından beri siyasetin içinde. TBMM’ye girdiğinde Türkiye’nin o döneme kadar seçilmiş en genç milletvekiliydi. Siyasette hiç sivri olmadı. Herkesle iyi geçinen, rakip partilerle bile dostane ilişkiler kuran bir adamdı. Bu tavrını belediye başkanlığı döneminde de sürdürdü. Başka partilere mensup siyasetçilerin taleplerini bile geri çevirmezdi. Herkesle iyi geçinir, herkese karşı saygılı davranırdı. Tam anlamıyla “hatırşinastı”.
Hakkında her zaman iddialar uçuşurdu ama bunlar hiçbir zaman somut hale gelmezdi. Ama sonunda Almanya’daki bir üçkağıtçı grubu ile temasa geçti ve hayatının hatasını yapmış gibi görünüyor.
Ancak şu anda mesele, toplum açısından en az önem taşıyan yönüyle konuşuluyor. Mustafa Sarıgül’ün cinsel yaşamı üzerinden.
Yolsuzluk ve kara para aklama iddiaları ile ilgili ifadeler ortalıkta yok ama Mustafa Sarıgül’ün şoförünün savcılıkta verdiği ifade elden ele geziyor. Sarıgül’ün şoförü ile ilişkisini gösterdiği iddia edilen görüntüler, yaklaşık iki yıl önce, 2024 yazında ortaya dökülmüştü. Sarıgül o gün bu görüntüleri yalanlamış, görüntülerin şantaj amaçlı olarak yayıldığını, yapay zeka ürünü olduğunu, görüntülerdeki kişinin kendisi olmadığını söylemişti.
Bu açıklamayı inandırıcı bulan da oldu, inanmayan da. Ben ise ilişkinin rızaya dayalı olduğu izlenimi veren görüntülerdeki konunun bizi ilgilendirmediğini, özel hayat kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini söyledim.
Bugün de öyle düşünüyorum.
Ve meselenin bu yönden ele alınmasını da yanlış buluyorum.
Bugün konuşulması gereken, Sarıgül’ün ve şoförünün mabadı değil, Sarıgüllerin kamu kaynaklarına el uzatıp uzatmadığı, yolsuzluk yapıp yapmadığı ya da ne kadar yolsuzluk yaptığı.
İşin “cinsel” tarafında iddia edildiği gibi gençlere taciz, zorlama, tecavüz gibi şeyler var ise bu yargının konusu elbette olacaktır. Sarıgül’ün siyasi hayatını da bitirecektir. Ama şu an için bizim açımızdan önemli olan “yolsuzluk” tarafıdır. Beni şoförünün ifadesinden çok, eski belediye çalışanlarının ifadeleri ya da belki yakında ortaya çıkacak diğer ifadeler ilgilendiriyor.
Ve bence şu an Mustafa Sarıgül açısından çok ciddi bir “intihar” riski olduğunu da söylemek mümkün. Bu kimilerinin de hoşuna gidecek bir olay olabilir.
Fon yolsuzluğundan sıvışmaya çalışanlar
Fon yolsuzluğu soruşturması geçici olarak ikinci plana düşse de hâlâ toplumsal önemini koruyor. Sarıgüller meselesi gündemi değiştirmiş olabilir ancak emin olun ki fon soruşturması, toplumsal etkileri açısından kolay kolay unutulacak ya da unutturulacak bir mesele değil.
Çünkü mağdur vatandaş açısından bakınca “Sarıgül’ün yaptığı bana dokunmadı ama foncuların yaptığı dokundu” durumu var.
Sayıları hiç de az olmayan mağdur vatandaşlar açısından fon soruşturması gerektiği gibi gitmiyor. En azından dışarı yansıyan tarafı böyle. Bir ileri bir geri yapılan hamleler güven sarsıyor. Toplumun gözünde “Niye el koydun, niye kaldırdın?” soru işaretlerini yaratıyor.
Sayıları az değil derken gerçekten milyonlarca insandan bahsediyoruz. 450 bin fon mağdurunun aileleri ile beraber bu rakam üç milyona varıyor. Borsada da hâlâ zarar etmeye devam eden yüz binlerce insan ve aileleri var. Bu yolsuzluk nedeniyle alacaklarını alamayanlar, vereceklerini veremeyenler, silsile halinde yayılan mağduriyetler. Belki 10 milyon kişi bu işten etkileniyor.
Ben ise meseleye bu güven sarsıcı hamleler üzerinden değil, başka bir açıdan bakıyorum. Türkiye’nin, Türk milletinin başına bu büyük felaketi kim getirdi? Kimin açgözlülüğü bu sonucu doğurdu?
Tutuklanan isimlerin hepsi doğru isimler. Bu işin birinci dereceden sorumluları.
Ancak ben halen gölgelerde saklanan isimleri daha çok önemsiyorum. Çünkü onlara dokunulmadıkça, yargı onların yakasına yapışmadıkça, özellikle iş dünyasını bu işin bihakkın yürütüldüğüne ikna edemezsiniz. Bu soruşturmanın başlamasında tetikleyici rolü olan AK Partililer bu isimlerin kim olduğunu biliyorlar.
Bunların ikisinin gözaltına alınıp hemen serbest bırakılmaları ve kazandıklarının KDV’si bile etmeyecek miktarları “iade ederek” kendilerini aklamaya çalışmaları, bu meselenin üzerine gidilmesini isteyen herkesi öfkelendiriyor.
En kilit isimlerden biri olan Cihan Sütşurup’un sırra kadem basması ve nerede olduğunun dahi bilinmemesinin yanı sıra E.Ç., K.A. gibi isimlerin elini kolunu sallayarak dolaşması herkesin kanına dokunuyor.
Barcelona’nın Madrid tahammülsüzlüğü
Biz Türkiye’deki derbiden ve derbi sonrasında Kerem Aktürküoğlu’nun ateşlemesiyle başlayan olayları konuşuyoruz.
Tabii utanç verici federasyonun, asıl sorumlu hariç herkesi disipline sevk etmesi de ayrı bir rezalet ama “Bu federasyondan rezaletten başka ne çıkar ki” diyor ve şaşırmıyoruz.
Bu arada biliyorsunuz, İspanya’dayım ve geçen hafta burada da bir derbi olmasa da El Clásico vardı. Yani Barcelona-Real Madrid karşılaşması.
Barcelona’daki maça bir grup Türk iş insanı da gitmiş. Çoğu iktidara yakın olmakla bilinen müteahhit tayfası. Ve bu iş insanları futbolda rekabetin çirkin yüzünü Barcelona’da da görmüşler.
Stat girişinde, davetli oldukları halde üzerlerinde Madrid forması ya da Madrid amblemli bir şey var mı diye didik didik incelenmişler. Bir iş insanının yakasından görülen beyaz atletin Real Madrid forması olma ihtimaline karşın, Barcelona Stadı'nın güvenlik görevlileri iş insanının gömleğinin içine kadar bakmışlar.
Bu konuda Barcelona tarafı gerçekten çok ama çok hassas. Real Madrid’e ait herhangi bir simgeyi görmek dahi istemiyorlar.
Buna karşın Madrid tarafı çok rahat. Bernabeu Stadı’na Barcelona takımının forması ile bile gitseniz hiçbir şey demiyorlar. Madrid’deki spor mağazalarında Barcelona formaları rahatça satılıyor.
İki kulüp arasında nedense böyle bir fark var. Buradaki rekabetin de çok centilmence olduğunu söylemek mümkün değil.
Ne zaman insan oluruz?
Karamsarlıkla hiçbir şey kazanılamayacağını anladığımız zaman.
X’te yazı hakkında yorumlarınızı paylaşın.
Geçmiş yazılar
Videolar







