
Fatih Altaylı
Yazı İçeriği
217
Atamalar Bakan’ın güç gösterisi
Suiniyet
NE ZAMAN İNSAN OLURUZ?
217
Fatih Altaylı
Şubat 20, 2026
Yazı İçeriği
217
Atamalar Bakan’ın güç gösterisi
Suiniyet
NE ZAMAN İNSAN OLURUZ?
2022 yılında yeni bir yasal düzenleme tartışılmaya başlandı.
Türk Ceza Kanunu’na yeni bir madde eklenecekti.
Bu madde ile gazetecilerin yanlış haber yapmasının önüne geçilecek, yalan ya da yanlış haber yapan gazeteciler hakkında ağır yaptırımlar uygulanabilecekti.
Hem gereksiz hem de oldukça tehlikeli bir yasa teklifiydi.
Gazeteciler zaman zaman yanılabilir, yanıltılabilir, yanlış haber yapabilirlerdi.
Bunun için kötü niyetli olmak gerekmiyordu.
Bunu düzenleyen yasalar zaten vardı.
Tekzip yayınlamak, haberi düzeltmek, tazminat ödemek gibi yıllardan beri var olan yasal uygulamalar mevcuttu zaten.
Dahası sapına kadar doğru haberler bile zaman zaman kamu otoriteleri ya da habere konu olan kişiler tarafından yalanlanabiliyordu ki başımıza sıklıkla gelmişti geçmişte.
Başta yalanlanan onlarca haberimizin doğruluğu bazen birkaç gün, bazen birkaç hafta, bazen de birkaç yıl sonra ortaya çıkmıştı.
Birilerinin “yalan” demesi o haberi yalan ya da yanlış yapmıyordu.
Bu yüzden aklı başında herkes bu düzenlemeye karşı çıktı.
Gazeteci açısından haberin görünen maddi gerçekliğe uygun olması ve güvenilir kaynaklardan gelmesi yeterliydi. Buna rağmen bir yanılma, yanıltılma söz konusu ise zaten düzeltme yolları açıktı.
Bu itirazlar dile getirilince, yasanın savunucuları “Merak etmeyin, öyle olmayacak. Burada mesele toplumsal huzuru korumak. Her yanlış habere bu yasa uygulanacak diye bir şey yok” dediler.
Bu açıklamalardan anlaşılan şuydu.
Geçmişte 6-7 Eylül Olayları’na sebebiyet veren türden haberler için böyle bir tedbir getiriliyordu. Yoksa yalanlanan her haberi yazan kişi bu yasanın hedefi olmayacaktı. Yasayı savunanların savunması, iddiası buydu.
Konuyu bilenler ise itirazlarını sürdürdüler.
“Böyle diyorsunuz ama uygulama böyle olmayabilir” diye uyarılar, tepkiler sürdü.
Tabii ki dinleyen olmadı.
Muhalefet partileri ise o sırada daha önemli işlerle uğraşıyorlardı.
CHP’nin gündeminde “Altılı Masa” vardı. Masada yatıp masada kalkıyorlardı.
CHP’nin o günkü lideri ise “Sakın aday olmayın, kaybedersiniz” diyen bana hakaret etmekle meşguldü.
TCK’ya 217 sayılı madde işte bu ortamda Ekim 2022’de eklendi.
“Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” diye bir suç ortaya çıktı.
Ve bu suç bilgiyi yayanın kimliğine, yayılan bilginin kimin hoşuna gitmediğine bağlı olarak uygulanmaya çok ama çok müsaitti.
Nitekim de öyle oldu. Oluyor, olacak…
Dün de gazeteci Alican Uludağ gözaltına alındı.
Suçlama tahmin edeceğiniz üzere “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma”.
Bu suçtan gözaltına alınan kaçıncı gazeteci ben sayamadım.
Atamalar Bakan’ın güç gösterisi
Kabine değişikliği sonrası dün de yeni bakanların birlikte çalışacakları ekipler belli oldu ve atamalar gerçekleşti.
Geçmiş uygulamalara bakarak beklentiye girenler şöyle diyordu: “Sayın Erdoğan bakan yardımcılarını ve bürokratlarını atarken, ilgili bakanların ekibini değil, bakanı denetleyecek kendine yakın isimleri göreve getirir. Yeni bakanlıklarda da böyle yapacaktır.”
Bu beklentiden kasıt şuydu.
“Özellikle yeni Adalet Bakanı Akın Gürlek’in ekibini olduğu gibi atamaz. Bir dengeleme yapar.”
Bu fikri savunanların yanıldığı çok kısa sürede ortaya çıktı.
Eski İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı, yeni Bakan Gürlek’in İstanbul’da birlikte çalıştığı ekip tek bir fire dahi vermeden kritik görevlere atandı.
Geçmişte olduğu söylenen “Bakan'ı dengeleyen bürokratlar” politikası geçmişte var mıydı bilmem ama bu kez ortaya çıkmadı.
Tam aksine adalet bürokrasisi tamamen Bakan’ın arzusu doğrultusunda gerçekleşti.
Sonuçlarını ise hep beraber göreceğiz.
Hatta yaşayacağız.
Suiniyet
ATV’de yayınlanan bir dizide, “laik” bir ailenin, muhafazakar bir aileye domuz etli yemek göndermesi tartışma konusu oldu.
En sert tepkiyi İsmail Saymaz gösterdi.
İsmail oyunculara da kızdı ama ben oyuncuları suçlamam, senaryo neyse onu oynuyorlar.
Sorun oyuncularda değil, senaryoyu yazan da, onaylayan da!
Bunu başka bir kanal yapsa, muhtemelen haklarında “halkı kin ve düşmanlığa tahrikten” dava açılırdı.
Gelelim “laik” ailenin, muhafazakar aileye domuz eti yollamasına.
Türkiye’de yaşayan, Türkiye’yi bilen ve kötü niyet taşımayan birinin böyle bir senaryo, böyle bir hikaye yazması mümkün değil.
Ben seküler hayat tarzını benimsemiş, kültürel olarak muhafazakar ama inançlı fakat dinî muhafazakar olmayan bir ailede büyüdüm.
Anneannem 5 vakit namaz kılar, sokağa çıkarken başını bağlardı, dedem ise her akşam iki kadeh rakı içerdi.
Büyükbabamın ibadetlerle pek arası yoktu ama babaannem ciddi bir Müslümandı.
Dış görünüş itibarıyla Batılı bir aile gibi görünürdük ama aslında tipik bir Türk ailesiydik.
Yani ATV dizisinin “laikçi aile” diye toplumun önüne atmaya çalıştığı aile türü.
Size yemin ediyorum, ben bizim eve domuz eti girdiğini görmedim.
Sadece bizim eve değil, tanıdığımız hiçbir ailenin evinde domuz eti olmazdı, pişmezdi. Pişmemişi de, şarküterisi de yenmezdi.
Zaten o yıllarda Türkiye’de domuz eti bulmakta pek kolay değildi.
Şimdiki gibi ithalatı da serbest olmadığı için lüks şarküterilerde domuz jambonları, mortadellalar, Parma jambonları sıra sıra dizili olmazdı.
Koca İstanbul’da iki, bilemedin üç yerde domuz eti satılırdı, onun da müşterileri ya İstanbul’da yaşayan ekalliyet ya da görevli yabancılardı.
Bugün bile İstanbul’da ya da Türkiye’nin başka bir büyük şehrinde Müslüman aileler domuz yemez hatta İslami ya da Yahudi yaşam tarzıyla alakası olmayan Türkler bile kültürel olarak domuz etinden uzak dururlar. “Tadını sevmiyorum, bana fazla yağlı geliyor” gibi din olmayan gerekçelerle de olsa domuz eti yemeyi reddederler.
Bu yüzden de ATV dizisinin yaptığı çirkin bir oyundur.
İyi niyetle alakası yoktur.
NE ZAMAN İNSAN OLURUZ?
İnsan gibi davranmamak ayıplandığı zaman.
X’te yazı hakkında yorumlarınızı paylaşın.
Geçmiş yazılar
Videolar




