
Fatih Altaylı
Yazı İçeriği
Kullanan çokmuş, bırakın baronu, torbacı bile yokmuş
Netanyahu’nun ağabeyi Uganda’da öldürülmüştü
Ölenin arkasından konuşulur mu!
Tesla’nın yaptığı ne kadar hukuki
Kullanan çokmuş, bırakın baronu, torbacı bile yokmuş
Fatih Altaylı
Nisan 12, 2026
Yazı İçeriği
Kullanan çokmuş, bırakın baronu, torbacı bile yokmuş
Netanyahu’nun ağabeyi Uganda’da öldürülmüştü
Ölenin arkasından konuşulur mu!
Tesla’nın yaptığı ne kadar hukuki
Dün yine Bebek’teki bir restorana polis baskını yapıldı.
Yine ünlü isimler gözaltına alındı.
Daha ünlü birkaç isim hakkında da arama kararı olduğunu öğrendik.
Anlaşılan o ki, mesele Bebek’te.
Şimdiye kadar basılan üç yerin üçü de Bebek’te.
Birkaç gün önce uyuşturucu operasyonlarında sürekli ünlü, zengin ve başarılı görüntüsü veren insanların gözaltına alınmasının toplumda bu tip uyuşturucu ya da uyuşturucu madde kullanımını normalleştirmeye başladığını yazdım.
Bu “mücadele” yöntemi öyle bir hale geldi ki, pek çok kişi özellikle de gençler “uyuşturucuyu hayattaki başarının bir ödülü” zannetmeye başlayacaklar.
Ya da zengin ve ünlü olmanın olmazsa olmaz şartı gibi görecekler.
Diyebilirsiniz ki, “Ne yapsınlar?”.
Haklı olabilirsiniz.
Zengin ve ünlü olmak kimseyi korumamalı.
Ama bu kadar abartılı bir şekilde sadece onlara yönelik bir operasyon yürütürseniz ister istemez sonuç bu oluyor.
Normalleştirme başlıklı yazımdan sonra pek çoğunuzun adını bildiği önemli bir psikiyatr aradı.
Durumun en az normalleştirme kadar önemli bir başka boyutuna dikkat çekti.
“Fatih Bey, normalleştirme meselesine dikkat çekmişsiniz. Çok doğru. Operasyonların sadece ünlülere ve toplumun varlıklı olarak bilinen insanlarına yönelik olması uyuşturucu kullanımının normalleşmesine neden oluyor ancak bir boyutu daha var. Uyuşturucu kullananlarda hangi sosyal konumda olurlarsa olsunlar mutlaka bir suçluluk duygusu ve bir dışlanma, bir toplum dışına itilme korkusu vardır. Ne kadar güçlü, ünlü, zengin ya da güzel olurlarsa olsunlar uyuşturucu kullanmanın yanlışlığını bilir ve bir suçluluk hissederler. Biz pek çok danışanımızın tedavisinde ve tedaviye ikna sürecinde bu suçluluk duygusundan yararlanırız. Yanlış bir eylemden vazgeçebiliyor olmanın yarattığı duyguyu kullanırız. Bu operasyonlar sonrası danışanlarımızdan şöyle şeyler duymaya başladık: ‘Bakın o bile kullanıyor’. Bu çok tehlikeli bir cümle bizim açımızdan. Üstüne bir de cezasızlık algısı gelince hiç de olumlu sonuçları olmuyor bu yapılanların.”
Tabii ilginç olan bir başka konu da şu, bugüne kadar onlarca, belki yüzlerce kullanıcı gözaltına alındı, teste tabi tutuldu.
Ama bu kişilere bu “malları” satan, temin eden ne bir “sosyete torbacısı” yakalandı, ne de bir uyuşturucu baronu.
Uyuşturucu ya da uyarıcı madde saklanan bir deponun, bir evin basıldığını da duymadık.
Uyuşturucu ile mücadelede yeni bir yöntem deniyoruz anlaşılan.
Talebi korkutarak arzı engellemek.
Ekonomide zaman zaman işlediği olmuştur.
Ancak uyuşturucu gibi kâr marjı yüksek ürünlerde olur mu emin değilim.
Fiyatı düşürüp, yeni pazarlar aramaya başlayabilirler.
Netanyahu’nun ağabeyi Uganda’da öldürülmüştü
İsrail Başbakanı Netanyahu’nun Türkiye aleyhine, özellikle de iktidar aleyhine konuşmalarına alışmıştık.
Çünkü bu durum Netanyahu’nun İsrail’deki iktidarını güçlendiriyor, sallanan koltuğunun altına destek oluyordu.
Aynı etki Türkiye tarafı için de geçerliydi. Gerilim her iki tarafı da kendi kamuoylarında güçlendiriyordu.
Bu duruma alışmıştık.
Ancak şimdi beklenmedik bir gelişme oldu.
Uganda Genelkurmay Başkanı yırtık dondan çıkarak Türkiye aleyhine abuk sabuk açıklamalar yapmaya, Türkiye’yi suçlamaya hatta Türkiye’yi tehdit etmeye başladı ve Türkiye kendilerine 1 milyar dolar ödeme yapmazsa, Türkiye’ye yaptırım uygulayacağını, Türk Büyükelçiliğini kapatacağını ve İsrail’e destek için 100 bin asker yollayacağını duyurdu.
Uganda, orta Afrika’nın doğusunda, Afrika ölçülerinde küçük bir ülke.
50 milyona yakın nüfusu var.
Türkiye Uganda’yı İdi Amin adlı kanlı diktatörle hatırlar.
Bir diğer hatırlanması gereken olay ise ünlü Entebbe Baskını’dır.
Tel Aviv-Paris seferini yaparken Filistin Kurtuluş Örgütü militanlarınca Uganda’ya kaçırılan Air France uçağına Entebbe Havalimanı’nda İsrail komandolarınca baskın yapılmış, üç rehinenin yanı sıra tüm FKÖ militanları öldürülmüştü.
İlginç olan ise bu operasyonda hayatını kaybeden tek İsrail askerinin, İsrail Başbakanı Netanyahu’nun ağabeyi olmasıdır.
Bu sırada Uganda’da İdi Amin iktidardaydı ve Uganda İsrail karşıtı bir politika izliyordu.
İdi Amin’in ya da dünyanın bildiği adıyla Amin Dada’nın 1979’da iktidardan devrilmesinden sonra Uganda 6 yıl süren bir iç karışıklık dönemi yaşadı.
Sonrasında ise bugünkü Cumhurbaşkanı Museveni 1986 yılında iktidara geldi.
Anayasa gereği 2 dönem cumhurbaşkanlığı yapabilecek olan Museveni yasaları değiştirerek 40 yıldır iktidarda.
Ve muhalefeti baskı ve şiddetle bastırarak iktidarını sürdürüyor.
Türkiye’ye karşı abuk sabuk açıklamalar yapan Genelkurmay Başkanı ise işte bu devlet başkanının, Genelkurmay Başkanlığı koltuğuna liyakatle oturduğu tartışmasız olan oğlu.
Bana garip gelen ise Türkiye’nin bu yırtık dondan çıkan oğula karşı sessiz kalması.
Ne Türkiye’deki Uganda Büyükelçisi Dışişleri’ne çağrılıp bir fırçalandı, ne de Uganda’daki Türk Büyükelçiliği sesini çıkardı.
Netanyahu’nun çok daha düşük tondaki açıklamalarına anında tepki gösteren Dışişleri de Uganda’ya karşı bir açıklama yapmadı.
Kimbilir belki de önemsemediğimizi bu şekilde gösteriyoruz.
Yine de “kırık pencere” teorisini unutmamak lazım.
Ölenin arkasından konuşulur mu!
Önce İlber Ortaylı’nın ardından Yalçın Küçük’ün ölümüyle birlikte “Ölenin arkasından konuşulur mu!” tartışması başladı.
Ölenin arkasından fikirleri konuşulur elbette.
Eleştirilir de.
Ancak ölen eğer bir ilim ya da bilim insanı ise bunları sağlığında da konuşmuş olmak gerekir.
Artık yanıt verme şansı kalmayan birinin fikirlerini ölümünden sonra karalamak çok centilmence bir yaklaşım sayılmaz.
Ancak bir kuşak sonrası için o da serbesttir.
Hatta iyidir de!
Ancak Hitler gibi diktatoryal figürlerin sağken, özellikle de kendi ülkelerinde tartışılmaları zor hatta neredeyse imkansız olduğu için bu gibi siyasi otoriter figürlerle ilgili tartışmalar ve eleştiriler ölümlerinden sonra yoğunlaşabilir.
Bunda da bir sıkıntı yoktur.
İşin esası şudur.
Ölenlerin arkasından konuşmak aslında bir bilim dalıdır.
Ve bu bilim dalının adı da “tarih”tir.
Ölene hakaret edilir mi!
İşte bu olmaz.
Buna tarihçilik denemez.
Bu olsa olsa yavşaklıktır.
Tesla’nın yaptığı ne kadar hukuki
Tesla, Türkiye’de sattığı araçları, FSD (Full Self Driving) yani tam otonom sürüş özelliğini devre dışı bırakarak teslim ediyor.
Bunu da bir yazılım yolu ile yapıyor çünkü başka türlü yapması mümkün değil.
Türkiye’deki bazı uyanık kullanıcılar ise bu özelliği yeniden devreye alıyorlar.
Şimdi öğreniyoruz ki, Tesla araçları sattıktan sonra da takip ederek bu özelliği devreye alan araçlara dışarıdan müdahale ederek FSD’yi yeniden devre dışı bırakmış.
Şimdi burada çok önemli bir hukuki sorun ortaya çıkıyor.
Parasını ödeyip satın aldıktan sonra bu aracın sahibi benim.
Tesla’nın bana ait olan bir araca dışarıdan müdahale etmesi yasal mı!
Satın alım sözleşmesinde bu hak Tesla’ya alıcı tarafından verilmedi ise, Tesla’nın bunu yapması mümkün değil.
Bu ileride çok daha kritik yerlerde Tesla’nın bu araçlar üzerinde hakimiyetini sürdürmesi ve bu araçları gerekli hallerde bir silah gibi kullanması gibi bir sonucu doğurabilir.
Tesla uzaktan kontrol edebildiği araçlarla bazı bilim kurgu filmlerinde görüldüğü gibi kargaşa yaratabilir hatta suikast bile yapabilir.
En az bu kadar önemli bir başka hukuksuzluk ise Tesla’nın araç kullanıcılarını takip edebiliyor, denetleyebiliyor olması.
Bu kabul edilebilir bir durum değil.
Tesla, kullanıcılarının aleyhine olabilecek her türlü bilgiye sahip olabilir ve bunları kullanıcılara karşı koz olarak kullanabilir.
Bunun engellenmesi gerek.
Ne zaman insan oluruz?
Parasını verdiğimiz teknoloji bizi tehdit etmediği zaman.
X’te yazı hakkında yorumlarınızı paylaşın.
Geçmiş yazılar
Videolar







