İstanbul 27°
FatihAltayli

Fatih Altaylı

Diğer yazıları

Yazı İçeriği

  • Kötü bir başlangıç

  • Ağır ceza reisi

  • Amerikan yargısı mı dediniz!

  • TOGG’un sorunu zarar değil!

  • İlber

  • NE ZAMAN İNSAN OLURUZ?

detail banner reklam

Kötü bir başlangıç

Köşe Yazıları

Fatih Altaylı

Mart 10, 2026

Yazı İçeriği

  • Kötü bir başlangıç

  • Ağır ceza reisi

  • Amerikan yargısı mı dediniz!

  • TOGG’un sorunu zarar değil!

  • İlber

  • NE ZAMAN İNSAN OLURUZ?

İBB Davası dün başladı.

Pek de iyi başlamadı.

Tartışmalar, söz hakkı verilip verilmemesi, sanıkların reddihakim talebi, mahkeme başkanı hakimin Ekrem İmamoğlu’na “sen” şeklindeki hitabı derken, mahkeme mahkeme olmaktan çıktı, ilk gün hırgürle noktalandı.

Ve tabii ki tüm bu olan biten sonrası yine cepheler oluştu, yine saflaşma gerçekleşti.

Kimileri mahkemeyi suçladı, kimileri Ekrem İmamoğlu’nu.

Yargılamayı izleyemedim. Anlatılanları ve yazılanları okudum.

Yüzlerce kez yargılanmış, tecrübeli bir “sanık” olarak tarafsız bir gözle şunu söyleyebilirim.

Mahkeme Başkanı ipin ucunu elinden kaçırmış.

Kazananın şampiyonluğunu ilan edeceği bir derbi maçına atanmış genç ve tecrübesiz bir hakem gibi davranmış.

Daha en başından usul konusunda hata yapmış, uyarılar üzerine gerilmiş, toparlamaya çalıştıkça daha önemli hatalara imza atmış, 1 numaralı sanık Ekrem İmamoğlu’na adıyla hitap ederek kabalık olarak tanımlanabilecek bir tavır sergilemiş, hatasının farkına varmış ama geç kalmış, tecrübeli avukatlar hakimin zaaflarının ve yanlışlarının üzerine gitmiş ve ilk celse zıvanadan çıkmış.

Şimdi konuyla ilgilenenlerin önemli bir kısmı Ekrem İmamoğlu’nu haklı bulurken, azımsanmayacak sayıda iktidar yanlısı bir grup ise İmamoğlu’nu mahkemeyi germek ve siyasi şov yapmakla suçluyor.

İmamoğlu yaklaşık 1 yıldır tutuklu.

Taraftarları İmamoğlu’nun suçsuz olduğuna inanıyor. Taraftarı olmayıp karşıtı da olmayanlar İmamoğlu yargılanıyorsa, Türkiye’deki tüm belediye başkanlarının yargılanması gerektiğini düşünüyorlar. Karşıtlarına göre ise İmamoğlu suçlu; hem hırsız, hem yolsuz, hem hain.

Birbirinden taban tabana zıt düşünen bu üç grubun ortaklaştığı tek bir nokta var.

“İmamoğlu serbest kalmaz, tahliye edilmez. En azından genel seçime kadar içerde kalır. İktidar değişmeden İmamoğlu çıkamaz.”

Ben böyle düşünmeyen bir ferd-i vahide rastlamadım.

Bunu biz biliyoruz, görüyoruz, duyuyoruz da İmamoğlu bilmiyor mu!

O da bunun farkında ve mahkemelere bu haleti ruhiye ile geliyor, hakimin karşısına bunu bilerek çıkıyor.

Bu durumdaki bir sanığın hakim karşısında sıradan bir sanık gibi davranması mümkün değil. Gördüğü muamele de sıradan değil, kendisinin davranışı da.

Onun yerinde başka bir güçlü siyasi figür olsa, o da benzer şekilde davranır, davranmaya çalışırdı.

Buna karşı yapılabilecek tek şey, tecrübeli, güçlü, olmayacaksa bile adil olacakmış gibi davranan, yapamasa bile empati yapabiliyormuş hissi veren bir hakimle, eskilerin tabiriyle “babacan bir ağır ceza reisi” ile İmamoğlu’nu karşı karşıya bırakmaktı.

Genç ve davanın ağırlığı ile en azından başlangıç itibarıyla baş edemediği izlenimi veren bir hakimle bu yargılama zor ilerleyecek.

Sanıkların da işi zor, mahkeme heyetinin de.

Haliyle bizim de!

Ağır ceza reisi

Eskiden “ağır ceza reisi” deyince insan bir “dururdu”.

Çocukluğumda hiç unutmam ağır ceza reisi bir aile dostumuz vardı.

Şakir Bey amca.

Evimize pek çok siyasetçi, devlet adamı, milletvekili, bakan hatta başbakan gelirdi ama Ağır Ceza Reisi Şakir Bey geleceği zamanki ağırlık hiçbir zaman olmazdı.

Sıkı sıkı tembihlenirdim. Adetim olduğu üzere abuk sabuk bir şey söylemeyeyim, haddimi aşan bir yorumda bulunmayayım diye. Ağır Ceza Reisi Şakir Bey Amca’nın gelişi sanki “Devlet evimizi ziyaret ediyormuş” gibi bir hava yaratırdı.

Şakir Bey’in devlet tarafından verilmiş bir makam aracı vardı. Yanında “Resmî hizmete mahsustur” yazan siyah plakalı bir araç.

Ancak bize eşi ve bazen benden yaşça biraz büyük kızları ile geldikleri zaman bu aracı kullanmaz, genelde taksi ile gelirlerdi.

Annemin babama “Şoför yollayıp aldırsana. Biliyorsun resmî araçla gelmiyorlar” dediğini, babamın ise “Şakir Bey asla kabul etmez” dediğini de hatırlıyorum.

Öyle gece evlerine dönerken bile babamın “Biz bırakalım” teklifini asla kabul etmez, eve telefonla taksi çağırılırdı.

Uzun boylu, hafif göbekli, iri yarı, kır saçlı, çakır gözlü yakışıklı bir adamdı.

Yatağa bile takım elbise ile girdiği izlemini bırakırdı üzerimde, doğal bir saygıdeğerliği vardı.

Bakırköy taraflarında kirada otururlardı.

Makam arabasıyla kızını okula ya da eşini bir yere bıraktırdığı görülmemişti, duyulmamıştı.

Eşi de genel olarak mesafeli davranan biriydi. Ağır Ceza Reisi Şakir Bey’in ağırlığı eşine de yansımış gibiydi.

Benim için ağır ceza hakimi böyle biriydi.

Yakın zamana kadar da “Şakir Bey Amca” canlanırdı gözümde ağır ceza hakimi dendiği zaman.

Geçen sene Faruk Süren’le bir Anadolu kentine gitmiştik.

Bir yerde genç bir kadın ve eşiyle tanıştık. Galatasaraylılarmış, bu nedenle tanıştık zaten.

Genç kadının İzmir’de “ağır ceza hakimi” olduğunu öğrenince inanamadım.

30 yaşında ya vardı ya yoktu. “Ağır ceza hakimi olmak için çok gençsiniz” dedim istemsizce.

“Artık böyle Fatih Bey, pek çok genç ağır ceza hakimi var” dedi.

Gençlere güvenmediğimden değil, hatta gençlere pek çok ihtiyardan daha fazla güveniyorum ama ağır ceza reisi denince insanın aklına başka bir görüntü, başka bir imaj geliyor.

Gençlik güzel, güvenilir ama ağır cezanın ağırlığı biraz tecrübe, biraz yaşanmışlık, bir görmüşlük, biraz güngörmüşlük gerektirmiyor mu!

Bence gerektiriyor.

Sizce!

Amerikan yargısı mı dediniz!

ABD’de görülmesi beklenen ve 10 yılı aşkın bir süredir Türkiye’nin üzerinde Demokles’in kılıcı gibi sallandırılan Halkbank Davası sonunda uzlaşma ile sonuçlanmış.

Türkiye’nin bu dava ile on milyarlarca dolar tazminat ödemesi söz konusuydu ve iktidar bu davayı başarılı bir şekilde yüzdürdü. İlişkilerin en kötü olduğu dönemde bile bu dava bir türlü başlamadı. Ve sonunda uzlaşma ile sonuçlanmış.

Biz hep ne öğrendik.

“Amerika’da yargı bağımsızdır. Başkanı bile takmaz. Bildiğini okur.”

Doğru muymuş!

Nah doğruymuş.

Orada da yargı bağımsız falan değilmiş.

Yargı siyasetin elinde bir silahmış.

Siyaset yargıyı kullanırmış.

Elbette bizdeki kadar fütursuzca ve ufak meselelerde kullanılmıyordur ama bizim Halkbank Davası’nın ABD’de bu şekilde sonuçlanması ile bizdeki Rahip Brunson Davası’nın o şekilde sonuçlanması arasında bir fark yok.

Her iki dava da siyasi pazarlıkların sonucu olarak siyasi müdahale ile sona ermiş oldu.

Bu karar Türkiye açısından önemli bir başarıdır.

Bir aralar 50-60 milyar dolar tazminat ödemekten ve aksi takdirde Türkiye’nin uluslararası finansal sistemden dışlanması konuşulurken, davanın sulhen ve bildiğimiz kadarı ile tazminatsız sona ermesi önemli ve olumlu bir gelişme.

Tek merak ettiğim ise bunun “hangi uzlaşma” ile olduğu.

Tazminat vermediysek, ne verdik?

TOGG’un sorunu zarar değil!

Yerli ve milli otomobil markamız TOGG’un 2025 yılını da zararla kapadığı açıklandı.

2024’te yaklaşık 13,5 milyar TL, 2025’te ise 14,7 milyar TL zarar etti.

Enflasyondan arındırılırsa 2025 zararının 2024 zararından daha az olduğu ortaya çıkar.

Peş peşe iki yıl zarar edilmesini eleştirenler var.

Ben onlardan değilim.

Yeni bir şirket, hele hele yeni bir otomobil fabrikası zarar edebilir. Etmemesi şaşırtıcı olur.

Bugün dünyanın en değerli otomotiv şirketi olan Tesla’ya bakın.

Tesla 2003 yılında faaliyete geçti. (Kurucusu Elon Musk değildi)

Önce Smart Roadster’dan farklı olmayan ya da Lotus Elise’in yandan yemişi gibi görünen iki kişilik spor bir modelle başladılar.

Firma yıllarca süründü.

2020 yılına kadar sürekli zarar etti.

Zarar derken ciddi zararlar.

Bazı yıllar yıllık zararları milyar doları aştı.

2017 zararı 2 milyar dolardı.

2018’in sadece ilk çeyreğinde 710 milyon dolar zarar etti.

Ama bu arada şirket sürekli büyüyor, piyasa değeri trilyon dolarlara yaklaşıyordu.

Çünkü gelecek vaat ediyor, sipariş alıyor. Teknoloji geliştiriyordu. Heyecan yaratıyordu, hem müşteri, hem yatırımcı çekiyordu.

Bu yüzden TOGG’un sorunu iki yıl hatta üç yıl üst üste zarar etmesi değil; heyecan yaratmaması, bu haliyle gelecek vadetmemesi.

Otomobil fabrikasının hemen yanına batarya fabrikası kurulacaktı.

Ses seda yok.

Üretim artacaktı.

2025 üretimi 35 binin biraz üzerinde. Oysa açıklanan kapasite 175 bin.

Tesla siparişlere yetişemiyordu, TOGG sipariş alamıyor.

Bugün kimse TOGG’a yatırımcı olmak istemez. Başında bu işe dahil olmayanlar pişman değil, tam aksine iyi kurtarmışız diyorlardır muhtemelen.

Anlayacağınız TOGG’da sorun zarar değil.

Keşke sorun o olsaydı.

İlber

Sevgili okurlar, canımın parçası, çok sevgili dostum, hepinizin, hepimizin çok sevdiği İlber Ortaylı hocamız birkaç gündür çok ciddi sağlık sorunları ile mücadele ediyor.

Eğer inanıyorsanız dualarınızı, inanmıyorsanız iyi dileklerinizi kendisinden esirgemeyin.

NE ZAMAN İNSAN OLURUZ?

En güçlü ilacın sevgi olduğunu unutmadığımız zaman.

FatihAltaylı
X’te yanıtla

X’te yazı hakkında yorumlarınızı paylaşın.

  • Geçmiş yazılar

Tümü
“Fatih bu kez yanılıyorsun”
Köşe Yazıları
“Fatih bu kez yanılıyorsun”

Fatih Altaylı

Temmuz 27, 2026

Masamızda bir köpek
Köşe Yazıları
Masamızda bir köpek

Fatih Altaylı

Temmuz 26, 2026

Yeni Parti programı
Köşe Yazıları
Yeni Parti programı

Fatih Altaylı

Temmuz 25, 2026

  • Videolar

Tümü
Bir kitapla hayat değişir mi? görseli
FatihAltaylı
Bugün
FatihAltaylı
YouTube
Fatih Altaylı & Bedia Ceylan Güzelce - Teke Tek KitapBir kitapla hayat değişir mi?Kitapyurdu: https://www.kitapyurdu.com/?srsltid=AfmBOorlol9UhdW5ABYzEMpGL1N1tYeOW-RfhiwgTMoyO3DNHb2uF-Z6 00:00 Giriş 02:50 Puslu Kıtalar Atlası 16:15 Duygular Sözlüğü 20:25 1977 - Bugünün Bir Kısa Tarihi 37:06 Odysseia 41:58 Emma 44:19 Bizi Sürükleyen Nehir 45:17 İçimdeki Sen 51:24 Kapanış 🔎 Teke Tek Kitap’ta her ay farklı kitapları mercek altına alıyor, yazarlarını, konularını ve tartışmaya açtıkları meseleleri konuşuyoruz. #işbirliği
Temmuz 27, 2026
Fatih Altaylı ile Pazar Sohbeti: "Kendimi bildim bileli şarkı söylüyorum!" görseli
Dün
FatihAltaylı
YouTube
Funda ArarFatih Altaylı ile Pazar Sohbeti: "Kendimi bildim bileli şarkı söylüyorum!"Teke Tek Bilim ▷ https://www.youtube.com/@TekeTekBilim 00:00 Giriş 02:10 Hayatı sakin mi? 07:23 Müziğe ilgisi nereden başladı? 13:46 İlk sahne ne zaman? 15:51 Televizyon programlarına neden çıkmıyor? 20:14 Eşiyle nasıl tanıştı? 25:18 Eşiyle dışarı çıkıyorlar mı? 28:20 Eşi iyi bir baba mıdır? 29:25 Eşiyle beraber çalışmak zor mu? 32:38 Oğlu Aras 35:50 Necip Fazıl Kısakürek’in şiirini şarkı haline getirmek nereden aklına geldi? 38:30 İptal edilen konserinden sonra geri dönüşler nasıldı? 44:55 Yeni albümü 47:35 AHBAP ve Haluk Levent 55:50 Kapanış YouTube kanalına abone olmak için ▷ http://bit.ly/FatihAltayli Gazeteci - Yazar Fatih Altaylı, Youtube kanalına özel gündemi yorumluyor.
Temmuz 26, 2026
Homeros'un üç bin yıllık Odysseia destanı görseli
Dün
FatihAltaylı
YouTube
Prof. Dr. Erman Gören & Fatih Altaylı - Teke Tek BilimHomeros'un üç bin yıllık Odysseia destanıTemmuz demek SharkNinjadan indirim demek. Fanlarda %33'e varan indirim fırsatı için tıkla stoklar bitmeden fırsatı yakala! https://www.sharkninja.com.tr/collections/temmuz-firsatlari?utm_source=fatih_altayli&utm_medium=sponsorluk&utm_campaign=shark_ninja_temmuz_kampanyasi_july26 00:00 Giriş 02:09 Homeros kimdir? 04:16 İlyada ve Odysseia nedir? 06:12 İlyada ve Odysseia bağlantısı nedir? 08:38 Odysseus destanı 12:07 Savaşın bitimi ve Odysseus'un geri dönüşü 19:42 Bu destanlar hangi zaman dilimlerinde geçti? 22:21 Odysseus Cyclops'u kör etmeseydi seyahati bu kadar uzun olur muydu? 30:08 Odysseus'un eşi kim ve neden bu kadar uzun süre eşini bekliyor? 35:43 Filmde kullanılan demir zırhlar o dönemde gerçekten var mıydı? 38:09 İzleyici bu filmden keyif alır mı? 40:04 Kendi yaptığı Odysseia çeviri kitabının benzer kitaplardan ne farkı var? 51:09 Kapanış #işbirliği
Temmuz 26, 2026