İstanbul 14°
FatihAltayli

Fatih Altaylı

Diğer yazıları

Yazı İçeriği

  • Kötü bir başlangıç

  • Ağır ceza reisi

  • Amerikan yargısı mı dediniz!

  • TOGG’un sorunu zarar değil!

  • İlber

  • NE ZAMAN İNSAN OLURUZ?

detail banner reklam

Kötü bir başlangıç

Köşe Yazısı

Fatih Altaylı

Mart 10, 2026

Yazı İçeriği

  • Kötü bir başlangıç

  • Ağır ceza reisi

  • Amerikan yargısı mı dediniz!

  • TOGG’un sorunu zarar değil!

  • İlber

  • NE ZAMAN İNSAN OLURUZ?

İBB Davası dün başladı.

Pek de iyi başlamadı.

Tartışmalar, söz hakkı verilip verilmemesi, sanıkların reddihakim talebi, mahkeme başkanı hakimin Ekrem İmamoğlu’na “sen” şeklindeki hitabı derken, mahkeme mahkeme olmaktan çıktı, ilk gün hırgürle noktalandı.

Ve tabii ki tüm bu olan biten sonrası yine cepheler oluştu, yine saflaşma gerçekleşti.

Kimileri mahkemeyi suçladı, kimileri Ekrem İmamoğlu’nu.

Yargılamayı izleyemedim. Anlatılanları ve yazılanları okudum.

Yüzlerce kez yargılanmış, tecrübeli bir “sanık” olarak tarafsız bir gözle şunu söyleyebilirim.

Mahkeme Başkanı ipin ucunu elinden kaçırmış.

Kazananın şampiyonluğunu ilan edeceği bir derbi maçına atanmış genç ve tecrübesiz bir hakem gibi davranmış.

Daha en başından usul konusunda hata yapmış, uyarılar üzerine gerilmiş, toparlamaya çalıştıkça daha önemli hatalara imza atmış, 1 numaralı sanık Ekrem İmamoğlu’na adıyla hitap ederek kabalık olarak tanımlanabilecek bir tavır sergilemiş, hatasının farkına varmış ama geç kalmış, tecrübeli avukatlar hakimin zaaflarının ve yanlışlarının üzerine gitmiş ve ilk celse zıvanadan çıkmış.

Şimdi konuyla ilgilenenlerin önemli bir kısmı Ekrem İmamoğlu’nu haklı bulurken, azımsanmayacak sayıda iktidar yanlısı bir grup ise İmamoğlu’nu mahkemeyi germek ve siyasi şov yapmakla suçluyor.

İmamoğlu yaklaşık 1 yıldır tutuklu.

Taraftarları İmamoğlu’nun suçsuz olduğuna inanıyor. Taraftarı olmayıp karşıtı da olmayanlar İmamoğlu yargılanıyorsa, Türkiye’deki tüm belediye başkanlarının yargılanması gerektiğini düşünüyorlar. Karşıtlarına göre ise İmamoğlu suçlu; hem hırsız, hem yolsuz, hem hain.

Birbirinden taban tabana zıt düşünen bu üç grubun ortaklaştığı tek bir nokta var.

“İmamoğlu serbest kalmaz, tahliye edilmez. En azından genel seçime kadar içerde kalır. İktidar değişmeden İmamoğlu çıkamaz.”

Ben böyle düşünmeyen bir ferd-i vahide rastlamadım.

Bunu biz biliyoruz, görüyoruz, duyuyoruz da İmamoğlu bilmiyor mu!

O da bunun farkında ve mahkemelere bu haleti ruhiye ile geliyor, hakimin karşısına bunu bilerek çıkıyor.

Bu durumdaki bir sanığın hakim karşısında sıradan bir sanık gibi davranması mümkün değil. Gördüğü muamele de sıradan değil, kendisinin davranışı da.

Onun yerinde başka bir güçlü siyasi figür olsa, o da benzer şekilde davranır, davranmaya çalışırdı.

Buna karşı yapılabilecek tek şey, tecrübeli, güçlü, olmayacaksa bile adil olacakmış gibi davranan, yapamasa bile empati yapabiliyormuş hissi veren bir hakimle, eskilerin tabiriyle “babacan bir ağır ceza reisi” ile İmamoğlu’nu karşı karşıya bırakmaktı.

Genç ve davanın ağırlığı ile en azından başlangıç itibarıyla baş edemediği izlenimi veren bir hakimle bu yargılama zor ilerleyecek.

Sanıkların da işi zor, mahkeme heyetinin de.

Haliyle bizim de!

Ağır ceza reisi

Eskiden “ağır ceza reisi” deyince insan bir “dururdu”.

Çocukluğumda hiç unutmam ağır ceza reisi bir aile dostumuz vardı.

Şakir Bey amca.

Evimize pek çok siyasetçi, devlet adamı, milletvekili, bakan hatta başbakan gelirdi ama Ağır Ceza Reisi Şakir Bey geleceği zamanki ağırlık hiçbir zaman olmazdı.

Sıkı sıkı tembihlenirdim. Adetim olduğu üzere abuk sabuk bir şey söylemeyeyim, haddimi aşan bir yorumda bulunmayayım diye. Ağır Ceza Reisi Şakir Bey Amca’nın gelişi sanki “Devlet evimizi ziyaret ediyormuş” gibi bir hava yaratırdı.

Şakir Bey’in devlet tarafından verilmiş bir makam aracı vardı. Yanında “Resmî hizmete mahsustur” yazan siyah plakalı bir araç.

Ancak bize eşi ve bazen benden yaşça biraz büyük kızları ile geldikleri zaman bu aracı kullanmaz, genelde taksi ile gelirlerdi.

Annemin babama “Şoför yollayıp aldırsana. Biliyorsun resmî araçla gelmiyorlar” dediğini, babamın ise “Şakir Bey asla kabul etmez” dediğini de hatırlıyorum.

Öyle gece evlerine dönerken bile babamın “Biz bırakalım” teklifini asla kabul etmez, eve telefonla taksi çağırılırdı.

Uzun boylu, hafif göbekli, iri yarı, kır saçlı, çakır gözlü yakışıklı bir adamdı.

Yatağa bile takım elbise ile girdiği izlemini bırakırdı üzerimde, doğal bir saygıdeğerliği vardı.

Bakırköy taraflarında kirada otururlardı.

Makam arabasıyla kızını okula ya da eşini bir yere bıraktırdığı görülmemişti, duyulmamıştı.

Eşi de genel olarak mesafeli davranan biriydi. Ağır Ceza Reisi Şakir Bey’in ağırlığı eşine de yansımış gibiydi.

Benim için ağır ceza hakimi böyle biriydi.

Yakın zamana kadar da “Şakir Bey Amca” canlanırdı gözümde ağır ceza hakimi dendiği zaman.

Geçen sene Faruk Süren’le bir Anadolu kentine gitmiştik.

Bir yerde genç bir kadın ve eşiyle tanıştık. Galatasaraylılarmış, bu nedenle tanıştık zaten.

Genç kadının İzmir’de “ağır ceza hakimi” olduğunu öğrenince inanamadım.

30 yaşında ya vardı ya yoktu. “Ağır ceza hakimi olmak için çok gençsiniz” dedim istemsizce.

“Artık böyle Fatih Bey, pek çok genç ağır ceza hakimi var” dedi.

Gençlere güvenmediğimden değil, hatta gençlere pek çok ihtiyardan daha fazla güveniyorum ama ağır ceza reisi denince insanın aklına başka bir görüntü, başka bir imaj geliyor.

Gençlik güzel, güvenilir ama ağır cezanın ağırlığı biraz tecrübe, biraz yaşanmışlık, bir görmüşlük, biraz güngörmüşlük gerektirmiyor mu!

Bence gerektiriyor.

Sizce!

Amerikan yargısı mı dediniz!

ABD’de görülmesi beklenen ve 10 yılı aşkın bir süredir Türkiye’nin üzerinde Demokles’in kılıcı gibi sallandırılan Halkbank Davası sonunda uzlaşma ile sonuçlanmış.

Türkiye’nin bu dava ile on milyarlarca dolar tazminat ödemesi söz konusuydu ve iktidar bu davayı başarılı bir şekilde yüzdürdü. İlişkilerin en kötü olduğu dönemde bile bu dava bir türlü başlamadı. Ve sonunda uzlaşma ile sonuçlanmış.

Biz hep ne öğrendik.

“Amerika’da yargı bağımsızdır. Başkanı bile takmaz. Bildiğini okur.”

Doğru muymuş!

Nah doğruymuş.

Orada da yargı bağımsız falan değilmiş.

Yargı siyasetin elinde bir silahmış.

Siyaset yargıyı kullanırmış.

Elbette bizdeki kadar fütursuzca ve ufak meselelerde kullanılmıyordur ama bizim Halkbank Davası’nın ABD’de bu şekilde sonuçlanması ile bizdeki Rahip Brunson Davası’nın o şekilde sonuçlanması arasında bir fark yok.

Her iki dava da siyasi pazarlıkların sonucu olarak siyasi müdahale ile sona ermiş oldu.

Bu karar Türkiye açısından önemli bir başarıdır.

Bir aralar 50-60 milyar dolar tazminat ödemekten ve aksi takdirde Türkiye’nin uluslararası finansal sistemden dışlanması konuşulurken, davanın sulhen ve bildiğimiz kadarı ile tazminatsız sona ermesi önemli ve olumlu bir gelişme.

Tek merak ettiğim ise bunun “hangi uzlaşma” ile olduğu.

Tazminat vermediysek, ne verdik?

TOGG’un sorunu zarar değil!

Yerli ve milli otomobil markamız TOGG’un 2025 yılını da zararla kapadığı açıklandı.

2024’te yaklaşık 13,5 milyar TL, 2025’te ise 14,7 milyar TL zarar etti.

Enflasyondan arındırılırsa 2025 zararının 2024 zararından daha az olduğu ortaya çıkar.

Peş peşe iki yıl zarar edilmesini eleştirenler var.

Ben onlardan değilim.

Yeni bir şirket, hele hele yeni bir otomobil fabrikası zarar edebilir. Etmemesi şaşırtıcı olur.

Bugün dünyanın en değerli otomotiv şirketi olan Tesla’ya bakın.

Tesla 2003 yılında faaliyete geçti. (Kurucusu Elon Musk değildi)

Önce Smart Roadster’dan farklı olmayan ya da Lotus Elise’in yandan yemişi gibi görünen iki kişilik spor bir modelle başladılar.

Firma yıllarca süründü.

2020 yılına kadar sürekli zarar etti.

Zarar derken ciddi zararlar.

Bazı yıllar yıllık zararları milyar doları aştı.

2017 zararı 2 milyar dolardı.

2018’in sadece ilk çeyreğinde 710 milyon dolar zarar etti.

Ama bu arada şirket sürekli büyüyor, piyasa değeri trilyon dolarlara yaklaşıyordu.

Çünkü gelecek vaat ediyor, sipariş alıyor. Teknoloji geliştiriyordu. Heyecan yaratıyordu, hem müşteri, hem yatırımcı çekiyordu.

Bu yüzden TOGG’un sorunu iki yıl hatta üç yıl üst üste zarar etmesi değil; heyecan yaratmaması, bu haliyle gelecek vadetmemesi.

Otomobil fabrikasının hemen yanına batarya fabrikası kurulacaktı.

Ses seda yok.

Üretim artacaktı.

2025 üretimi 35 binin biraz üzerinde. Oysa açıklanan kapasite 175 bin.

Tesla siparişlere yetişemiyordu, TOGG sipariş alamıyor.

Bugün kimse TOGG’a yatırımcı olmak istemez. Başında bu işe dahil olmayanlar pişman değil, tam aksine iyi kurtarmışız diyorlardır muhtemelen.

Anlayacağınız TOGG’da sorun zarar değil.

Keşke sorun o olsaydı.

İlber

Sevgili okurlar, canımın parçası, çok sevgili dostum, hepinizin, hepimizin çok sevdiği İlber Ortaylı hocamız birkaç gündür çok ciddi sağlık sorunları ile mücadele ediyor.

Eğer inanıyorsanız dualarınızı, inanmıyorsanız iyi dileklerinizi kendisinden esirgemeyin.

NE ZAMAN İNSAN OLURUZ?

En güçlü ilacın sevgi olduğunu unutmadığımız zaman.

FatihAltaylı
X’te yanıtla

X’te yazı hakkında yorumlarınızı paylaşın.

  • Geçmiş yazılar

Tümü
Başlıyor
Köşe Yazıları
Başlıyor

Fatih Altaylı

Mart 9, 2026

İspanya’nın mesnetli özgüveni
Köşe Yazıları
İspanya’nın mesnetli özgüveni

Fatih Altaylı

Mart 8, 2026

Veled-i Şahi için mi!
Köşe Yazıları
Veled-i Şahi için mi!

Fatih Altaylı

Mart 6, 2026

  • Videolar

Tümü
"Keşke aile olmanın provası yapılsa" görseli
FatihAltaylı
YouTube
Hasibe Eren & Devin Özgür Çınar & Bedia Ceylan Güzelce"Keşke aile olmanın provası yapılsa"Sanatın büyülü dünyasına birlikte dalıyoruz! 🎨🎬🎶 Resimden tiyatroya, müzikten edebiyata, danstan dijital sanata kadar uzanan geniş bir yelpazede, farklı bir sanat dallarına dair özgün içerikler, keyifli sohbetler ve ilham veren hikayelerle karşınızdayız. 00:00 Giriş 01:35 "Bir Aile Provası" nasıl çıktı? 06:16 Çiğdem nasıl bir karakter? 10:12 Figen nasıl bir karakter? 12:54 "Bir Aile Provası"nı izleyen aileler kendilerinden ne bulurlar? 18:48 Figen ve Çiğdem karakterleri dışarıda birbirlerini sever miydi? 20:27 Kapanış
Şubat 27, 2026
"Bağ kurmak için çatışmak lazım" görseli
FatihAltaylı
YouTube
Tülin Özen & Nilperi Şahinkaya & Bedia Ceylan Güzelce"Bağ kurmak için çatışmak lazım"Sanatın büyülü dünyasına birlikte dalıyoruz! 🎨🎬🎶 Resimden tiyatroya, müzikten edebiyata, danstan dijital sanata kadar uzanan geniş bir yelpazede, farklı bir sanat dallarına dair özgün içerikler, keyifli sohbetler ve ilham veren hikayelerle karşınızdayız. 00:00 Giriş 00:45 Ballı süt severler mi? 01:10 "Ballı Süt" oyunu ortaya nasıl çıktı? 03:00 Oyun karakterleri 04:21 Oyuna hazırlanırken kendi hayatlarından etkilendiler mi? 09:41 Tülin Özen, günümüz gençleri hakkında ne düşünüyor? 14:02 "Ballı Süt" oyunundaki kardeşlik anlatımı 17:40 Oyun provaları nasıl geçti? 18:54 Yolları nasıl kesişti? 21:17 İzleyici oyunda kendileri için ne bulacaklar? 24:51 Bahçe Galata hakkında 26:42 Nilperi Şahinkaya'nın köpeği "Pablo Garcia Perez Fernandez de la Rosa" 27:31 Tiyatro dışında hayatları nasıl gidiyor? 27:58 Tek kelimelik soru - cevaplar 32:45 Kapanış
Şubat 20, 2026
"İnsanın kendini izlemesi kolay değil" görseli
FatihAltaylı
YouTube
Bedia Ceylan Güzelce & Ayça Bingöl"İnsanın kendini izlemesi kolay değil"Sanatın büyülü dünyasına birlikte dalıyoruz! 🎨🎬🎶 Resimden tiyatroya, müzikten edebiyata, danstan dijital sanata kadar uzanan geniş bir yelpazede, farklı bir sanat dallarına dair özgün içerikler, keyifli sohbetler ve ilham veren hikayelerle karşınızdayız. 00:00 Giriş 01:43 Setlerdeki çalışma koşulları ve kendisinin yaptığı işlere ara vermesi 02:48 Üniversitede kimya bölümünden oyunculuğa geçişi 05:31 Çocuklarında sanata dair ilgi ve istek görüyor mu? 09:00 Tiyatroda seyirci bazında nasıl değişimler var? 10:51 Pandemi sonrası tiyatrodaki değişimler? 12:54 Beyaz Tavşan Kırmızı Tavşan oyunu 15:40 Oyunlardan önce yaptığı bir şey var mı? 16:54 Cici filmi 18:09 Kendi oynadığı dizileri izleyebiliyor mu? 18:44 Oynayacağı dizi veya filmleri seçerken nelere bakıyor? 20:32 "Öyle Bir Geçer Zaman ki" dizisi hayatında neleri değiştirdi? 21:47 Sanat ile ilgilenen insanlara tavsiyeleri neler? 26:16 Teknoloji ile ilişkisi nasıl? 28:02 Tek kelimelik soru-cevap
Şubat 13, 2026