
Fatih Altaylı
Yazı İçeriği
Esnaf kazıkçı da bu sayılar ne!
Savaş boru değildir!
Sosyolojik fotoğraf
İptal edilen yarışlar niye Türkiye’ye gelmedi
Bayramda gözaltı ayıbı
NE ZAMAN İNSAN OLURUZ?
Esnaf kazıkçı da bu sayılar ne!
Fatih Altaylı
Mart 23, 2026
Yazı İçeriği
Esnaf kazıkçı da bu sayılar ne!
Savaş boru değildir!
Sosyolojik fotoğraf
İptal edilen yarışlar niye Türkiye’ye gelmedi
Bayramda gözaltı ayıbı
NE ZAMAN İNSAN OLURUZ?
Bayramın 1. günü esnafın ve turizmcinin serzenişlerinden söz edince, yazıyı sosyal medyada gören bazı okurlar “Esnafın ağlamasına aldanmayın. Hepsi kazıkçı” manasında yorumlar yapmışlar.
Esnafı savunacak değilim.
Hatta en küçüğünden en büyüğüne ekonominin aktörlerini de savunacak halim yok.
İçinde bulunduğumuz durumda herkesin payı var elbette. Büyük bir çoğunluk yarını göremediği için, bugün fahiş kâr ya da kendini garantiye alma peşinde.
Haksızsınız demiyorum.
Ama aynı toplum, aynı millet niye bundan 15 sene önce böyle yapmıyordu da, bugün bu davranış biçimini benimsedi.
2015’e kadar hadi biraz daha avans verelim, 2018’e kadar niye ekonominin tüm aktörleri makul davranıyordu da, bugün makul olmaktan uzaklaştılar.
Ne değişti!
Neyin değiştiğini hepimiz biliyoruz.
Mesele sadece başkanlık sistemi değil.
Devlet aklı ve hafızası gitti.
Geçmişte de yönetimler hata yapardı ama Osmanlı’dan beri süregelen, Cumhuriyet ile kurumsallaşmış bir devlet aklı, devlet hafızası, devlet izanı vardı, bu gitti.
Eskiden de bakanlar siyasi olurdu.
Koltuğuna oturduğu zaman büyük bölümü devleti, kamuyu bilmiyor olurdu.
Ama yanında bir müsteşar, birkaç müsteşar yardımcısı, birkaç okkalı genel müdür olurdu.
Yeni sistemde ise bakan siyasi, yanında ona devleti gösterecek, öğretecek bir müsteşar yok, onun yerine bakan yardımcılığı diye bir şey ihdas edilmiş, bakan yardımcısı bakandan daha siyasi, devleti bakan kadar bile bilmiyor.
Hepsinden daha yol gösterici olan DPT ise çoktan yok edilmişti zaten.
Sonuç hata üstüne hata, yanlış üstüne yanlış.
“Efendim böyle yapamayız. Yaparsak sonuçları bu olur” diyecek kimse kalmamış.
Siyasi ikbali devletin ikbalinden daha üstün gören kadrolar ile gelinen yer burası.
“Esnaf kötü ve sahtekar” demiş yorum yapanlar.
Değil ama hadi öyle diyelim.
Peki şu anlatacaklarıma ne diyorsunuz:
Eren Holding, en büyük fabrikasını kapatıp Mısır’a gidiyor haberini dün herkes üzülerek okudu.
Sadece Eren Holding mi fabrika kapatıp gidiyor.
Şu vereceğim sayılar ve veriler resmî, Borsa’dan.
Borsa’da zarar rekoru kıran şirketlere bakın.
Türkiye’nin gururu, ihracat rekoru kıran elektronik şirketi 29,7 milyar TL zarar açıklamış.
Birkaç yıl önce borsada değer artış rekoru kırarak sahiplerini Koç’lardan daha zengin yapan şirketin 2025 yılı zararı 21,9 milyar TL.
İlk sıradaki şirketle aynı holdinge bağlı bir enerji şirketinin zararı 14,7 milyar.
Türkiye’nin en köklü petrokimya şirketinin zararı 10,2 milyar TL.
Bir başka beyaz eşya devi, Türkiye’nin en köklüsünün zararı 6,2 milyar TL.
En büyük perakendecilerden birinin zararı 4,5 milyar TL’ye yakın.
Yakın zamana kadar kıskanılan bir otomotiv distribütörü 3,9 milyar zararda.
Televizyonu ile iktidara süper destek veren bir holdingin zararı 3,2 milyar TL.
Liste uzun.
Hemen herkes zararda.
Kârda gibi görünenler ise aslında pek de kârda değiller.
Müşteri bulup şirketleri satsalar, bırakın şirketleri fabrikalarının arazilerini satıp parayı faize koysalar misli misli fazla kâr yazacaklar.
Esnaf kötü ve fırsatçı.
Peki bu koca koca şirketler, holdingler niye bu kadar zararda!
Bu arada dış borcumuz da 500 milyar doları aşmış ve 515 milyar dolara ulaşmış.
2002 yılında dış borcumuz 130 milyar dolardı.
Sistem değişikliğini biraz pahalı ödüyoruz.
Savaş boru değildir!
İran, İsrail’in karizmasını fena halde çiziyor.
İsrail ise savaşı tırmandırmak arzusunda.
Rehin aldığı Trump’ın da desteğiyle İran’a saldırmaya devam ediyor ancak ilk günlerdeki yönetim kademesi kayıplarının ardından İran da sıkı misilleme yapıyor.
Türkiye bu işin dışında kalmaya devam ediyor ve umarım eder de!
Bu çatışmanın bizim aleyhimize olduğunu söylemek zor.
Çok da bayılmadığımız iki ülkenin ete para vermektense birbirlerini yemesi Türkiye’yi çok da üzmez.
Ama İran’ın Netanyahu rejimine yaptıklarından da keyif aldığımız bir gerçek.
Eminim Batı kamuoyunda da benzer bir keyif vardır çünkü Netanyahu rejimi dünyada ciddi bir anti-İsrail duygu uyandırdı.
Olan biteni balkondan izlemek dururken, bizdeki bazı aklıevveller “Gerekirse biz de savaşırız, şöyle yaparız, böyle yaparız” diye açıklamalar yapıyorlar.
Gülüyorum.
Bu işler işkembe-i kübradan atmakla olmaz.
Gazetelerin ve internet sitelerinin bayıldığı “Türk Ordusu dünyanın bilmem kaçıncı ordusu, NATO’nun ikinci büyük ordusuyuz” gibi laflar hoştur, güzeldir ama savaş öyle bir şey değildir.
Mesele büyüklük değil, sürdürülebilir büyüklüktür.
Allah göstermesin bir savaş halinde en önemli şey “kiminle” savaştığındır.
Diyelim ki, İsrail ile savaşacağız.
Olmaz ya, diyelim ki oldu.
Önemli olan şudur, bu savaşı kaç gün, kaç hafta, kaç ay sürdürebiliriz.
ABD yedek parçayı kesince F-16’larımız kaç gün uçabilir, kaç hafta uçabilir!
Elimizdeki mühimmat stoğu kaç gün, hangi yoğunlukta bir savaşı taşıyabilir.
İmalat sektörlerimiz kullandığımız savaş araç gereçlerini ve mühimmatı kaç günde yeniden tedarik edebilir.
Evet şahane bir drone teknolojimiz var. Gerek TUSAŞ, gerekse Baykar alanlarında çok iyiler. Ama ikisi de Batı kaynaklı teknolojiler ve parçalar kullanıyorlar. Bir çatışma anında bu parçaların tedarikinde çıkacak sorunlara hazırlar mı!
Roketsan ve Aselsan roket yapabiliyorlar ama roket motoru yapımı konusunda neredeyiz! Ya da bir yerde miyiz!
Kısacası kaç gün savaşabiliriz!
Bu soruların yanıtları bende yok.
Olsa da yazamam.
Ama bu soruların tatminkar yanıtlarına sahip olmadan “Asarız, keseriz, gireriz, çıkarız” demek enayiliktir.
Savaş kazanan enayi görülmemiştir.
Sosyolojik fotoğraf
21 yaşında genç bir sporcunun ölümü ile sonuçlanan olay aslında Türkiye’nin sosyolojik aynası.
Pespaye televizyon programları ile ünlenmiş ve ününün parasal bir getirisi olmadığı için, ünlü ve zenginlerle ilişki yaşayarak sınıf atladığını zanneden ama aslında sadece parasal olarak sınıf atlamaya çalışan bir genç kadın ve evlatları üzerinden zengin olma hayali kuran bir aile.
Varoştan çıkarak kültürel altyapısı olmayan bir şöhret ve zenginliğe yaklaşmış bir şarkıcı.
İş adamlığı kisvesi altında mafyacılık yapan bir aile ve onların yasa tanımazlığını özümsemiş evlatları.
Bu gencin altına 30 milyonluk üstelik de çakarlı araba veren ve hesap sormayan bir sistem.
Ve bu hayata, bu hayat tarzına özenen yüz binlerce genç ve sosyal medya ünlüsü.
Bu hayatlara özendiği için yanlarında gezen genç bir sporcunun cansız bedeni.
Toplumun ne hale geldiğinin, getirildiğinin küçük bir kesiti.
Yarın hepsinin umreden fotoğraflarını da görürseniz de hiç ama hiç şaşırmayın.
İşte “Yeni Türkiye”.
Tepe tepe kullanın.
Hayrını görün.
İptal edilen yarışlar niye Türkiye’ye gelmedi
Formula 1 meraklıları, özellikle de gençler “İptal edilen iki F1 yarışından en azından biri niye Türkiye’ye gelmedi” diye soruyorlar.
2026 takviminde iptal edilen iki yarış var.
Biri Bahreyn, diğeri ise Suudi Arabistan Grand Prix’leri.
İptalin nedeni belli.
Bahreyn Basra Körfezi’nde bir ada ülkesi, tam savaşın göbeğinde.
Suudi Arabistan’ın durumu ise malum, İran’ın hedefi.
Bu nedenle 10-12 Nisan tarihleri arasında yapılacak Bahreyn ve 17-19 Nisan tarihleri arasında yapılacak Suudi Arabistan yarışları iptal oldu.
Türkiye’ye verilebilir miydi?
Hayır, imkansızdı.
Bu iş boyacı küpü değil.
Ciddi bir hazırlık gerekiyor.
Formula 1 yönetimi, en az iki ay önce takımlara yarışın nerede yapılacağını bildirmek zorunda ki organizatör ya da promotör pist hazırlıklarını tamamlasın.
Ama daha önemlisi takımlar hazırlıklarını yapabilsin.
11 takım, binlerce çalışan.
Otelleri ayarlayacaklar.
Servis alacakları partnerleri ayarlayacaklar.
Lojistiği ayarlayacaklar.
Bunun yanı sıra sponsorlar misafirler için otel, restoran, gidip geliş işlerini ayarlayacaklar.
Binlerce oda, binlerce geceleme, binlerce uçak bileti.
Ayrıca yarışın yapılacağı pistin yönetimi yüzlerce kişilik ekipleri eğitecek.
Sponsorlarını bulacak.
Pist alanındaki sponsorlara ait yerleri hazırlayıp teslim edecek.
F1 yönetimi Paddock Club’ı hazırlayıp, binlerce misafire en üst düzey servis yapacak organizasyonu kuracak.
Tüm bunları 2-3 hafta içinde yapmak mümkün olmadığı için ne Türkiye’ye ne de başka bir ülkeye kaydırmak mümkün değildi.
Mümkün olsa idi F1 yönetimi bunu herkesten çok isterdi çünkü yapılmayan yarış Liberty Media için para kaybı demek.
Ama olamazdı.
Emin olun Türkiye Otomobil Sporları Federasyonu pisti hazırlayabilirdi ama diğerleri bunu yapamazdı.
Yarış o yüzden gelmedi.
İstese de gelemezdi.
Bayramda gözaltı ayıbı
Çok başarılı bulduğum genç muhabir İsmail Arı, bayram nedeniyle ailesini ziyaret için gittiği Tokat’ta gözaltına alındı.
Gerekçe yalan bilgiyi alenen yaymak.
İsmail’in son yazılarına baktım.
Açık kaynaklardan, bazı dava dosyalarını yazmış.
Dosyalarda yazanlar yalan değilse, ortada yalan bilgiyi yaymak diye bir şey yok.
Dosyalardaki bilgiler yalan ya da yanlışsa onları yazan da İsmail değil.
Hakkındaki gözaltı kararını görmediğim için başka bir yazısından ya da haberinden dolayı gözaltına alındı ise bilmiyorum.
Ama yine de eğer yanlış ya da doğru olmayan bir şey yazdı ise doğrusunu söylersin, açıklarsın o da yazar, düzeltir, konu kapanır.
Gözaltı neyin nesi!
Ancak en az gözaltına alınması kadar vahim olan bir başka şey bayramda, anne babasının evinde, baba ocağında gözaltına alınması.
Bekleyemiyor muydunuz iki gün daha.
Bayram bitsin, anasını babasının elini öpüp Ankara’ya dönsün ne yapacaksanız o zaman yapın.
Ayıp değil mi bayram günü bu yaptığınız.
NE ZAMAN İNSAN OLURUZ?
Gelir ile servetin aynı şey olmadığını anlamadan yorum yapmadığımız zaman.
X’te yazı hakkında yorumlarınızı paylaşın.
Geçmiş yazılar
Videolar





