İstanbul 17°
FatihAltayli

Fatih Altaylı

Diğer yazıları

Yazı İçeriği

  • Formula’mız hayırlı olsun

  • F1’in Türkiye’ye faydası ne?

  • El insaf, el vicdan

  • Ne casus ne FETÖ’cü

detail banner reklam

Formula’mız hayırlı olsun

Köşe Yazıları

Fatih Altaylı

Nisan 25, 2026

Yazı İçeriği

  • Formula’mız hayırlı olsun

  • F1’in Türkiye’ye faydası ne?

  • El insaf, el vicdan

  • Ne casus ne FETÖ’cü

Otomobil sporlarının en üst organizasyonu olan Formula 1 uzunca bir aradan sonra Türkiye’ye döndü.

Bu köşeyi okuyanlar, beni dinleyenler için sürpriz olmadı.

Hikaye, nur içinde yatsın Bülent Ecevit’in başbakanlığı döneminde başladı.

Şu an yarışların yapılmakta olduğu alandaki ilk arazi tahsisi Ecevit’in başbakanlığı döneminde gerçekleşti, Hüsamettin Özkan’ın katkısı büyüktü.

Sonra AK Parti iktidarı geldi.

Erdoğan projeye sahip çıktı, farklı çözümlerle yatırım gerçekleştirildi ve 2005 yılında ilk Türkiye Grand Prix’si yapıldı.

Ancak, gerek federasyonların hataları gerekse ilginin azalması gibi nedenlerle sözleşme yenilenmedi.

Türkiye tarihinin en büyük spor tesisi yatırımı olan İstanbul Park Pisti yarışsız kaldı ve 20 yıllık işletme hakkını elinde bulunduran İstanbul Ticaret Odası tarafından özel bir şirkete kiralandı.

Özel şirket burayı otopark haline getirdi. Hem kendi kiralama şirketine ait binlerce aracı, hem de pek çok otomotiv firmasının araçlarını buraya park ederek gelir elde etti ama tesisi sportif amaçla kullanmadı.

Milyar dolarlık yatırım, şirketin sahibi ve arkadaşlarının oyun alanı haline geldi; pist, asıl kuruluş amacı olan buradan Türk yarışçılar yetiştirilmesi ve Türkiye’de otomobil sporunun gelişmesi için kullanılmadı.

Bırakın onu, uluslararası otomobil firmalarının model lansmanları ve test sürüşleri için bile kapılarını açmadı.

Sadece pandemi döneminde bazı ülkeler yarışa izin vermediği için F1’in mecburi talebi ile iki yarış yapıldı.

Sonunda İTO’nun Vakıflar Genel Müdürlüğü ile olan kira sözleşmesi bitince, kirasını bile ödemeyen alt kiracı bu şirket de buradan çıkarıldı. İhale ile başka bir yatırımcı “Formula 1’i getirme” vaadi ile pisti devraldı.

Ancak devralınan pist tam bir enkazdı.

Pisti çevreleyen 7 kilometrelik çelik çitler sökülmüş, tuvaletler kullanılmaz hale getirilmiş, destek birimleri için kullanılan teknik binaları yıkılmış, milyonlar değerindeki zaman tutucu “time keeper” sökülmüş, pistin can damarı olan bilgisayar odasının air condition sistemleri kapatılarak pistin tüm kontrolünü sağlayan hassas bilgisayarlar sıcaktan yanmaya terk edilmişti. Pistteki CCTV kameralar bile yok edilmişti.

Bu arada kiralama ihalesi de iptal edilince tek çare pisti “kamu adına” Türkiye Otomobil Federasyonu’nun kullanım ve denetimine vermekti.

Aslında her şey bu doğru karar ile başladı.

Pisti yeniden kamuya kazandırma cesaretini gösteren Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Ersoy oldu.

Ersoy’u bin türlü şey için eleştirmek mümkün ama burada doğru kararı verdi.

Pisti yeniden otomobil sporuna ve Türk sporculara kazandıran hamleydi bu.

Sonrasında gelişmeler hızlandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan F1’in yeniden Türkiye’ye gelmesi için destek vereceğini söyledi.

Türkiye Otomobil Sporları Federasyonu (TOSFED) Başkanı Eren Üçlertoprağı, Uluslararası Otomobil Federasyonu (FiA) Başkanı Sulayem ile görüştü.

F1 bir FiA organizasyonu değildi ama sportif açıdan FiA denetimindeydi. FiA olmasa F1 de olamazdı.

Sulayem tam destek verdi. Emin olun, o koltukta bir Türk otursa bu kadar destek verir miydi, emin değilim.

Tabii burada Eren Üçlertoprağı’nın emeği büyüktü.

F1’i Ecclestone’dan satın alan yeni sahibi Liberty Media ise çok gönüllü değildi.

Bir yandan da pistin eski işletmecisi F1’e yazı üzerine yazı yazarak, şikayet üzerine şikayet yolluyor veya yollatıyor, engellemeye çalışıyordu.

Sonunda TOSFED, F1 CEO’su Domenicali’yi Ankara’ya getirdi.

Turizm ve Spor Bakanları ile görüşen İtalyan CEO ile buzlar eridi.

Sonunda ciddi pazarlıklar neticesinde neredeyse imkansız bir iş başarıldı ve F1 ile anlaşma imza aşamasına geldi.

Sözleşme metni bir süredir Cumhurbaşkanı’nın masasında idi.

Bana “Ne oluyor, F1 geliyor mu?” diye soranlara “Anlaşma Cumhurbaşkanı’nın masasında. İmzaladığı anda gelecek” diyordum.

Ve geldi.

Türkiye zaten dolu olan takvime Sulayem’in büyük desteği ve TOSFED’in aylar süren yoğun çabaları ile girdi.

Aslında F1 tarafı 5 artı 5 toplamda 10 yıllık bir anlaşmaya razı idi.

Türkiye şimdilik 5 yıllık bir anlaşma yaptı.

Ne yalan söyleyeyim, burada Türkiye tarafında en önemli etken Cumhurbaşkanı Erdoğan oldu.

Sonrasında FiA Başkanı Muhammed bin Sulayem’e teşekkür borçluyuz. O olmasa olmazdı.

Ve tabii Federasyon Başkanı Eren Üçlertoprağı’na. Gösterdiği insanüstü çabanın canlı tanığıyım. Sulayem’i nasıl ikna ettiğini, F1 ile kaç kez masaya oturduğunu anlatsam inanamazsınız.

Ama şunu da söylemem lazım.

Her şeyin dönüm noktası İstanbul Park Pisti’nin kurtarılmasıdır.

Pist geri alınmasa, bu iş olamazdı.

Herkese hayırlı olsun.

Bir de Madrid yapamıyorum dediğinde 2026’da da bir yarış gelirse tadından yenmez.

Ve şimdi sıra başka büyük yarışlarda.

Ne bileyim bir Formula E, Toprak Razgatlıoğlu’nu Türk seyircisine getirecek bir Moto GP, bir Superbike, GT Cup, Porsche Super Cup, belki bir World Endurance ayağı, belki 24 saatlik bir yarış.

Hatta belki bir de Goodwood benzeri bir motorsporları şenliği.

Şahane olmaz mı!

F1’in Türkiye’ye faydası ne?

Formula 1’in faydası ne olacak diye soranlara.

Bu konuyu yıllar önce rahmetli Turgut Özal’a ilk anlattığım zaman bunun bir teknik gelişmişlik, bir ülke kapasitesi göstergesi olarak algılandığını söylemiştim.

Bülent Ecevit’i ikna ederken de bunu belirtmiş, Malezya gibi kendini kanıtlamak isteyen ülkelerin bu işe yaptığı yatırımı örnek vermiştik.

Bundan 24 yıl önce Başbakan Erdoğan’a da bunun Türkiye’nin tanıtımı için ne kadar önemli bir imkan ve ülkenin gelişme hızı ile ilgili önemli bir anlatım imkanı sunduğunu anlatmıştık.

Bir ara dünyada da tökezleyen F1 birkaç yıldır tekrar yükselişte.

Yeniden büyük ilgi çekiyor ve en çok izlenen motor sporu.

Bırakın F1 yarışını, F1 takviminde yer alacağımızın açıklanması ile birlikte milyonlarca takipçisi olan sosyal medya hesaplarında ve otomobil sitelerinde Türkiye haberleri yer almaya başladı.

Uzunca bir süreden beri ilk kez olumlu haberlerle.

Tsunoda’nın F1 Red Bull aracıyla gelip sahilde simit satın alması milyarlarca kez izlendi.

Bu daha başlangıç.

Türkiye bu işe miktarını açıklayamayacağım ama benzerlerine oranla çok daha düşük bir para harcayacak ve sadece turizm geliri ile bile bu parayı fazlasıyla çıkaracak.

İmaj ve tanıtım ise yanına fazladan kâr kalacak.

1 koyup en az 2 belki 5 alacağız.

Ve dediğim gibi bugünlerde dünya medyasında Türkiye ile ilgili yayınlanan saç ekimindeki başarılarımız dışındaki tek olumlu haber de bu olacak.

El insaf, el vicdan

Cumhuriyet Halk Partisi, darbe sonrası tarihinin en güçlü günlerini yaşıyor ve oy oranı yine darbe sonrası tarihin en yüksek noktasında ama ilginç bir şekilde hepimizi “CHP’nin başarısız olduğuna” inandırmaya çalışan bir grupla karşı karşıyayız.

İktidar ve iktidar kontrolündeki medyanın bunu yapmasını anlıyorum, itirazım yok.

Ama kendini muhalif olarak tanımlayan, hatta CHP’li olarak konumlayan gazeteci veya fikir adamlarının bunu yapıyor olmasına, bu fikri pompalamasına gerçekten inanamıyorum.

“CHP iyi yönetilmiyor” korosuna, CHP’yi desteklediği düşünülen tek tük kanal ve yayın organı da dahil.

Yahu şu basit mantığı dahi kuramıyor musunuz Allah aşkına “CHP güçsüz olsaydı ve kötü yönetiliyor olsa idi, iktidara alternatif sunamıyor olsa idi bu operasyonlar olur muydu, 20 küsur CHP’li belediye başkanı cezaevinde olur muydu, geri kalanları diken üstünde oturur muydu?”

Kemal Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlığı döneminde ne bileyim mesela Ataşehir Belediyesi’ne ya da Bakırköy Belediyesi’ne niye bir operasyon yapılmadı?

Bu belediyeler pürü pak olduğu için mi, yoksa iktidarın böyle bir gerilime ihtiyacı olmadığı için mi!

Ya da Beşiktaş Belediye Başkanı Murat Hazinedar 2018’de görevden alınmasına rağmen niye tutuklanmadı da, tutuksuz yargılandı.

Kusura bakmayın ama bugünkü CHP yönetimi hiç de başarısız değil.

Karşısındaki orantısız güce, devlet mekanizmasının fütursuzca kullanılmasına ve elindeki kısıtlı imkanlara rağmen son 46 yılın en yüksek oy oranına sahip döneminde.

Sol bir partinin en yüksek oya ulaştığı 1989 Yerel Seçimleri’nde SHP’nin “rekor” sayılan oy oranı yüzde 28’di ve bu oyla 1. parti olmuştu.

Son yerel seçimde ise CHP yüzde 38 aldı.

Bugün de yüzde 30 ila 35 arasında bir yerde.

Haklı veya haksız tüm isnatlara tüm tutuklamalara, tüm karalamalara rağmen.

Oy oranı bırakın, bugün CHP olmasa kimsenin “kişisel haklar ve özgürlüklerden, fikir özgürlüğünden, basın özgürlüğünden, yargı bağımsızlığından, adaletten, evrensel hukuktan, Avrupa Birliği’nden” söz ettiği yok.

Bu kavramları yüksek sesle ve bitip usanmadan savunan tek parti hâlâ CHP.

CHP’yi eleştirelim, eleştirmeyelim demiyorum.

Ama eleştirirken elimizi de vicdanımıza koyalım.

Karalama ile eleştiriyi de birbirine karıştırmayalım.

Ne casus ne FETÖ’cü

Kendisini tanıdığımda genç, çok genç bir avukattı.

Yanlış hatırlamıyorsam Fenerbahçe yöneticisi, şimdinin Yüksek Divan Kurulu Başkanı Şekip Mosturoğlu’nun yanında stajını tamamlamış, kendi ofisini yeni açmıştı.

Benim de Habertürk gazetesini yeni kurduğum günlerdi.

Gazete olarak Münevver Karabulut Davası’nı takip ediyorduk.

Bir yanda güçlü ve zengin ve kural tanımaz Garipoğlu ailesi, diğer tarafta ise kızlarını bir cinayete kurban vermiş orta halli bir aile vardı.

Genç, hırslı ve bilgili avukat Rezzan Epözdemir, “Abi, ben bu davayı bila bedel alır takip ederim” dedi, öyle tanıştık.

Takip etti ki ne etmek.

Katil Cem Garipoğlu’nu mahkum ettirdi, neredeyse imkansızı başararak.

Bu konu ile ilgili defalarca ekrana çıkardım Rezzan’ı.

Sonrasında ne kadar “hayır işi” varsa hepsini ona yönlendirdim.

Parasız pulsuz pek çok garibanın davasına baktı.

Yıkılan deprem evlerinin altında kalanlara da sahip çıktı, onların davalarını da takip etti, ailesine tehditler yağdırılmasına ve neredeyse eşi ile arasının açılmasına neden olan Ahmet Minguzzi Davası’nı da aldı beş kuruş menfaati olmadan.

İlginçtir, Galatasaraylı olduğunu da bilmiyor tam aksine stajını Şekip Mosturoğlu’nın ofisinde yaptığı için Fenerbahçeli zannediyordum.

Burak Elmas’ın yönetimine girince öğrendim Galatasaray taraftarı olduğunu ve kulüp üyesi olduğunu. ‘Ne işin var yönetimde” dedim sadece.

Zaten çok uzun kalamadı.

Ben cezaevinde iken öğrendim casusluk ve FETÖ’cülükle suçlandığını.

Benim avukatım Rezzan Aydınoğlu söyledi.

Güldüm.

“Rezan Epözdemir’den casus olmaz, FETÖ üyesi hiç olmaz. O suçlamalar davaya dönmez, dönerse de o davadan bir şey çıkmaz” dedim.

Kendisini casuslukla suçlamak için kullanılan fotoğrafı biliyordum, orada kayyum Gürsel Tekin’in daveti ile bulunduğunu da.

FETÖ meselesinde ise FETÖ’nün “Mezardakilere de oy kullandırın” diyerek hileye davet ettiği referandumda FETÖ’ye bayrak açan bir hukukçuların başında geliyordu. FETÖ’cü olma ihtimali sıfırın altındaydı.

Rezan Epözdemir’i pek çok şey için eleştirebilirsiniz ama ondan FETÖ’cü de çıkmaz, casus da.

Emindim.

Sonuçta açılmaması gereken bir dava açıldı.

Belki de iyi ki açıldı.

Rezan Epözdemir’in casus olmadığı da, FETÖ’cü olmadığı yargı kararıyla kanıtlandı.

Yardımsever genç kardeşime teşekkür ediyorum.

Bu konuda beni yanıltmadığı ve utandırmadığı için.

Ne zaman insan oluruz?

Zeydan Karalar göreve iade edildiği zaman.

FatihAltaylı
X’te yanıtla

X’te yazı hakkında yorumlarınızı paylaşın.

  • Geçmiş yazılar

Tümü
Yargıya güven nasıl artar?
Köşe Yazıları
Yargıya güven nasıl artar?

Fatih Altaylı

Nisan 24, 2026

Ekrandaki şiddetin sorumlusu RTÜK zihniyeti
Köşe Yazıları
Ekrandaki şiddetin sorumlusu RTÜK zihniyeti

Fatih Altaylı

Nisan 21, 2026

Umursamazlık
Köşe Yazıları
Umursamazlık

Fatih Altaylı

Nisan 20, 2026

  • Videolar

Tümü
Adalet bir duygu mudur? görseli
5 Gün Önce
FatihAltaylı
YouTube
Fatih Altaylı & Bedia Ceylan Güzelce - Teke Tek KitapAdalet bir duygu mudur?Kitapyurdu: https://www.kitapyurdu.com/?srsltid=AfmBOorlol9UhdW5ABYzEMpGL1N1tYeOW-RfhiwgTMoyO3DNHb2uF-Z6 📚 Teke Tek Kitap’ın bu bölümünde Adalet ve Annem Şefika kitaplarını ele aldık. Felsefe ve kişisel anlatı ekseninde farklı perspektifler sunan bu iki eserin anlattıklarını, arka planlarını ve okura sunduğu fikirleri birlikte değerlendirdik. 🔎 Teke Tek Kitap’ta her ay farklı kitapları mercek altına alıyor, yazarlarını, konularını ve tartışmaya açtıkları meseleleri konuşuyoruz. 00:00 Giriş 01:00 Spor izleyicisi olmak 06:01 Kültür-sanat takipçisi olmak 11:15 Michael J. Sandel’in “Adalet” kitabı 34:22 Nuriye Ortaylı’nın “Annem Şefika” kitabı 46:50 “Yan Yana” serileri 55:32 Artemis II 1:02:51 Kapanış
Nisan 20, 2026
"Plastik ambalajlı her ürün tehlikeli!" görseli
FatihAltaylı
YouTube
Prof. Dr. Sedat Gündoğdu & Fatih Altaylı - Teke Tek Bilim"Plastik ambalajlı her ürün tehlikeli!"Espresso, cold brew, filtre kahve; tek cihazda. Ninja Luxe Café Premier'ı keşfedin: https://www.sharkninja.com.tr/products/ninja-luxe-cafe-premier-espresso-makinesi-es601eu?utm_source=Fatih_altayli&utm_medium=youtube&utm_campaign=shark_ninja_kahve_makinesi_April26 Shark PowerDetect Clean&Empty ile güçlü algılama ve Auto-Empty sistemiyle toza temas etmeden hijyenik temizliği keşfedin: https://www.sharkninja.com.tr/products/shark-powerdetect-clean-empty-sarjli-dikey-supurge-gold-ip3251eut?utm_source=Fatih_altayli&utm_medium=youtube&utm_campaign=shark_ninja_supurge_April26 #işbirliği 00:00 Giriş 01:59 Plastik nedir? 08:27 Plastik poşetlerin üzerindeki geri dönüşüm logoları ne anlama geliyor? 08:43 Monomer ve polimer 10:34 Plastik ve naylon farkları 13:07 Tek kullanımlık plastikler 16:13 Plastik doğada çözünebilir mi? 16:52 Plastik mikroplastiğe nasıl dönüşür? 22:58 Mikroplastiğe en çok nerelerde rastlanıyor? 26:21 Sigaralardaki plastikler 30:26 Bu plastiklerin insana zararı nedir? 37:44 Plastik barındıran en tehlikeli ürünler neler? 38:44 Çöp ithalatı 46:43 Organik çöplerin yakılarak elektriğe dönüştürülmesi 48:15 Çöpler yakılmadan ne yapılabilir? 50:14 Dünyada sıfır atık projesi uygulayan ülke var mı? 54:05 Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile ortak projeleri var mı? 55:01 Türkiye sıfır atık projesinde ne kadar başarılı? 1:01:34 Türkiye dünyada çöp üretimi ve yönetimi konusunda ne durumda? 1:03:30 İthal edilen çöpe para ödeniyor mu? 1:03:46 Çöp ithalatı ile organize suçlar bağlantılı olabilir mi? 1:04:52 Kapanış
Nisan 19, 2026
Fatih Altaylı ile Pazar Sohbeti: "Seçmediğim işler hep uzun sürdü!" görseli
FatihAltaylı
YouTube
Rıza KocaoğluFatih Altaylı ile Pazar Sohbeti: "Seçmediğim işler hep uzun sürdü!"Teke Tek Bilim ▷ https://www.youtube.com/@TekeTekBilim 00:00 Giriş 01:39 İzmir’de doğmak nasıl bir his? Ailesi nasıldı? 07:07 Düşünceleri yüzünden linç yiyor mu? 08:06 Göztepe taraftarlığı nereden geliyor? 13:09 Oyunculuğa nasıl başladı? 17:30 Belediyenin tiyatro kursundan sonra ne yaptı? 17:58 İlk profesyonel sahne deneyimi neydi? 22:46 Diziye geçiş süreci nasıl oldu? 25:05 Kaçırdığı projelere üzülüyor mu? 26:54 Yılmaz Erdoğan’la çalışmak ve BKM’nin oyunculuğa katkısı 29:19 İnci Taneleri neden bitti? 30:34 Organize İşler süreci nasıl gelişti? 31:42 Çukur dizisi hakkında 33:41 Sanatçı gözüyle siyaset ve gençler 35:03 Kız kardeşi nasıl oyuncu oldu? 36:23 Fit kalmak için neler yapıyor? 40:14 Göz önünde bir hayat yaşamak rahatsız edici mi? 42:43 Gelecek planları neler? 43:36 Yeni proje veya dizi var mı? 45:42 Yargısal süreçler hakkında 46:36 Neden ayda sadece 2-3 oyun sahneliyor? 48:35 Oyunculuğun yanında yazarlık/yönetmenlik düşünüyor mu? 50:00 Gelecekteki projeleri neler? 51:07 Kapanış #işbirliği YouTube kanalına abone olmak için ▷ http://bit.ly/FatihAltayli Gazeteci - Yazar Fatih Altaylı, Youtube kanalına özel gündemi yorumluyor.
Nisan 19, 2026