İstanbul 27°
FatihAltayli

Fatih Altaylı

Diğer yazıları

Yazı İçeriği

  • Yapay zeka tartışmaları

  • Takım idmanda, hoca beach club’da, yönetim zaten yok

  • Farklı bir iş insanını kaybettik

  • Niye?

detail banner reklam

Yapay zeka tartışmaları

Köşe Yazıları

Fatih Altaylı

Ağustos 18, 2026

Yazı İçeriği

  • Yapay zeka tartışmaları

  • Takım idmanda, hoca beach club’da, yönetim zaten yok

  • Farklı bir iş insanını kaybettik

  • Niye?

Prof. Daron Acemoğlu, yapay zekanın çok farklı bir sorununa dikkat çekiyor:

Telif meselesine.

Yapay zekanın, üretimi sırasında faydalandığı hiçbir kaynağı belirtmemesinin yarattığı soruna.

Biliyorsunuz aslında yapay zeka, mevcut haliyle yeni bir şey üretmiyor. Pek çok kaynağı hızlı biçimde tarayıp, buradan elde ettiği verileri bir araya getirerek “sözde yeni” bir veri oluşturuyor.

Ancak bu veriyi oluştururken kullandığı kaynakların fikri haklarını tamamen hiçe sayıyor. Yani bilim insanlarının, düşünenlerin fikirlerini hoyratça, kaynak belirtmeksizin ve bedelini ödemeksizin kullanıyor.

Bunun bilimsel adı “intihal”, bildik adı ise “hırsızlık”.

Ortaya koyduğu asıl sorun ise “fikri üretimi değersizleştirmesi”.

Bunun doğal sonucu ise ürettiği bilginin karşılığını alamayan bilim ve fikir insanlarının bilgi ve bilim üretmekten vazgeçmesi ve kısırlaşan bilgi ve zihin ortamı.

Bilginin vasatın kısır döngüsüne mahkum olması gibi bir sonuca doğru giden bir durum.

Yeni bilgi çıkmaması sonucunda yapay zekanın kendi ürettiği bilgiye mahkum olarak sürekli bir tekrar hali ve giderek düşen bilgi ve bilim kalitesi.

Kamu yönetimi açısından ise ortaya bambaşka sorunlar çıkıyor ve dünya bunları tartışıyor.

Yapay zekanın pek çok işi ortadan kaldıracak olmasının devletler açısından doğal sonuçlarından biri de “vergi kaybı”.

İş gücü azalmasının, gelir vergisi azalmasına ve devletin görevlerini yapamıyor olmasına neden olacağı hesaplanıyor.

Yapay zeka ile artacak işsizliği kamunun vatandaşlık maaşı ile karşılaması planlanırken tam aksine gelir vergisindeki kayıplar nedeniyle kamunun yapmakta olduğu görevleri bile yapamaz hale gelmesi kaygısı medeni dünyada oldukça yaygın.

Bunu engellemek için “bilgisayar vergisi” ya da “yapay zeka kullanım” vergisi gibi basit ve tartışmalı çözümlerden daha kapsamlı arayışlara kadar pek çok öneri var.

Buna karşın, AI kullanan şirketlerin bu vergilerden kaçınmak için vergi cenneti ada ülkelerine, belki Ay’a, hatta Mars’a taşınması gibi olasılıklar da konuşuluyor.

Biz ise Menderes’te CHP ile AK Parti’nin işbirliğini, sahtekar bir cemaat önderinin milyar dolarlarını ve karısına aldığı özel adayı tartışıyoruz.

Tek bir yapay zeka şirketinin işlem gücünün, Türkiye’nin toplam bilgisayar işlem hacminden kat be kat fazla olduğunu hiç ama hiç düşünmüyoruz.

Takım idmanda, hoca beach club’da, yönetim zaten yok

Yukarıdaki yazıdan sonra bu yazı biraz zırva olacak ama söz verdik madem, yazalım.

Biliyorsunuz, epeydir söylüyorum Türkiye’de futbol denilen sporla ilişkimi minimuma indirdim.

Birkaç yıldır Bein Sports’un Lig TV’sine abone değilim, futbol maçlarını, eğer bir arkadaşımın, dostumun evinde denk gelip mecburen izlemek zorunda kalmazsam izlemiyorum, kimin kimle maçı var, Galatasaray dahil bilmiyorum bile.

Ne yaparsam yapayım içimde hâlâ Galatasaraylılık olduğu için, rakip takım yöneticilerinin ya da Galatasaray yöneticilerinin açıklamalarına sinirleniyorum elbette ama sanırım 5 dakika bile sürmüyor. Futbolun, özellikle de Türkiye’deki futbol aleminin ciddiye alınmayacak bir rezillik, bir düzeysizlik olduğunu düşünüyorum.

Pek ender olarak fikrim sorulursa, aklımın yettiğince bilgi ve tecrübe aktarımı yapmaya çalışıyorum ama zaten soran da yok, verdiğim aklı dinleyip uygulayan da.

Açıkçası spor yazarlarına da artık pek inanmıyorum. Her şey gibi orada da ciddi bir ahlaki çöküntü yaşanıyor. Pek çok yazar ya da muhabir kulüplerle, başkanlar ile kulüp yöneticileri ile ve hepsinden daha beteri menajerlerle pek de temiz sayılmayacak ilişkiler içindeler. Herkes birinin sesi olmuş, doğruyu değil, kendisine söyleneni ve yazması, anlatması istenileni yazıyor.

Diğer taraftan bu ilişkilerin içine girmese de sosyal medyada izlenme, konuşulma uğruna saçma sapan konuşanlar, dün ak dediğine bugün kara diyenler, bile bile yalan söyleyenler o kadar çok ki, bu ilişkileri bilmeyen biri açısından bu spor yazarlarını takip etmek çok yanıltıcı olabilir. İçlerinde “Buna güvenirim” diyebileceğim insan sayısı iki elin parmaklarını bulmaz.

Tabii ben futbolla artık hiç ilgilenmiyorum desem de bu pek de inandırıcı olmuyor, farkındayım. Okurlar, yolda gören vatandaşlar, bindiğim taksinin sürücüsü, lokantadaki servis görevlisi, sosyal medya üzerinden ulaşabilen takipçiler özellikle yaz başından beri “Galatasaray’da ne oluyor, niye transfer yapılamıyor, Başkan’ın amacı ne, Galatasaray’a şampiyon olmayın emri mi geldi, bu yıl Fenerbahçe’yi şampiyon yapacakları doğru mu, en yüksek gelire sahip takım niye transfer yapamıyor?” gibi boğucu ve bunaltıcı sualler soruyorlar.

Bu suallerin çoğunun yanıtı bende mevcut değil.

Ancak şunları söyleyebilirim.

Zannedilenin aksine, siyaset futbola pek de bulaşmaz. Şu şampiyon olsun, bu şampiyon olsun demez. Ne gördüm, ne duydum, ne hissettim. Geçmiş dönemlerde de ama özellikle AK Parti döneminde “Devlet” ya da “İktidar” tüm kulüplere mümkün olduğunca destek verdi. Bazı Bakanlar Trabzonspor’a biraz daha fazla destek verdi ama tüm kulüpler desteklendi.

Federasyonlar da kulüpler ile mesafeyi korumaya çalıştılar. Sadece mevcut federasyon başkanı bir kulübe açıktan düşmanca tavır alma cesaretini gösterdi ama o bile sonucu etkilemedi.

Sorunlu alan genelde MHK’lar oldu. Suiniyetten mi, yoksa beceriksizlikten, insan kalitesindeki yetersizlikten mi bilemem.

Futboldaki kirliliğin asıl nedenlerinden biri kulüp yönetimleri, diğeri ise bence bahis meselesidir.

Türkiye gibi denetimsiz ortamlarda yöneticilerin konumlarını kullanış biçimleri, parasal ilişkileri, gelir ve gider kaynaklarının belirsizliği zaten yeterince kirlilik yaratırken, bahis konusu bu kirliliği bambaşka bir boyuta taşımıştır. İster legal bahis olsun, ister illegal denilen türden. Sonuç değişmez. Kirletir. Kulüp yöneticilerinin parasal ilişkileri yakın mercek altına alınmak zorundadır.

Bu uzun ve belki de sıkıcı girizgahtan sonra gelelim herkesin sorup durduğu Galatasaray’ın bu yıl, özellikle transfer dönemindeki durgunluğunun nedenlerine.

Ben komplo teorilerine inanmam.

Galatasaraylılar “Bu yıl Fenerbahçe’yi şampiyon yapacaklarına” inanıyor, Fenerbahçeliler ise “Bu yıl Trabzonspor’u şampiyon yapacaklar” diye düşünüyor.

Ama bu tezler ilk haftadan bence çöküyor. Fenerbahçe avantajı ele geçirip moral üstünlük sağlayabileceği ilk haftayı mağlubiyetle kapatıyor, üstelik de en az bir, belki iki penaltısı verilmeyerek. Keza Trabzonspor da Kasımpaşa’da iki puan bırakıyor.

“Galatasaray’a şampiyon olmama talimatı gitti. Bu yüzden transfer yapmıyor” saçmalığı da tutarsız. Şampiyon olmayacaksa bile en azından Avrupa’da başarılı olmak ve gelir elde etmek için transfer yapması gerekiyordu. Herhalde birinin kalkıp Galatasaray’a “Avrupa’da da başarılı olma sakın yoksa oyarız” diyecek hali yok.

Peki Galatasaray’da ne oluyor!

Olan basit.

Galatasaray kötü yönetiliyor.

Dursun Özbek zaten kötü ötesi bir yönetim kurarak kulübü tek başına yönetme isteğini ortaya koymuştu. Türkiye liginin transfer çıtasını yükselten ve imkansız denilen işleri başararak Galatasaray’ı dört yıl üst üste şampiyon yapacak kadronun temelini atan Erden Timur’u Sportif AŞ’den yönetim kuruluna almak yerine kulüpten yollayarak zaten “güçlü adam istemediğini” göstermişti.

Bugün Sportif AŞ’de olsun, kulüp yönetiminde olsun futbol aklına, transfer becerisine güvenebileceğiniz tek bir isim kalmadı. Abdullah Kavukçu dışında kamuoyu tarafından bilinen bir isim yok.

Ve kulüp içinden gelen bilgilere göre, başarısız ilk döneminde Dursun Özbek’in yakın çevresinde kim varsa, bugün de aynı kadro çevresinde toplanmış.

Kimler bunlar? Cenk Ergün, Serdar Güzelaydın ve Mehmet Özbek. Her ne kadar aksi iddia edilse de, camiada konuşulduğu kadarıyla, saydığım bu isimler kulüpte sık sık bir araya gelip Galatasaray ile ilgili başta transfer olmak üzere meseleleri ele alıyorlarmış ve kulübü fiilen onlar yönlendiriyormuş.

Başkan’ın ve yakın çevresinin Okan Buruk’a güveni son derece zayıflamış. Gerek geçmiş transferlerde yaptırdığı hatalar gerek kadroya alınan futbolcuları iyi değerlendirememesi, pek çok yıldız ismi harcamış olması ve gençleri takıma monte edememesi gibi nedenlerle Okan Buruk’a güvenlerini yitirmişler. Okan’ın özel hayatı da yönetimi rahatsız eden bir başka unsur olmuş. Takım antrenmanlara başladığı sırada, oyuncular sahada terlerken, Okan Hoca’nın beach club’larda ter döküyor olması, kendisinden yaşça hayli genç bir hanımla birlikte olduğu iddiaları yönetimin çok da hoşuna gitmiyormuş.

Transfer konusunda ise saydığım bu isimlerin bir komite olarak hareket etmesi, transfer yapmayı neredeyse imkansız hale getirmiş.

Diğer yanda ise Abdullah Kavukçu ile Okan Buruk bir ekip oluşturmuşlar. Ancak Başkan bu ikilinin adım atmasına bile izin vermiyormuş. Etkisiz ve yetkisiz bir haldeymişler. Bu duruma çok içerleyen Okan Buruk, yönetimi taraftarın önüne atmak için uğraşıyormuş, kırmızı kartı bile bu nedenle gördü, diyorlar. Her iki taraf da kendisine yakın gazeteciler aracılığı ile haber sızdırarak karşı tarafı taraftarın gözünden düşürmeye çalışıyormuş.

Şimdi kulüp içinde herkesin çekindiği şey, genelde korku ile hareket eden Dursun Özbek’in eleştirilerden kurtulmak için lüzumsuz oyunculara büyük paralar vererek kendini kurtarmaya çalışacak olması.

Tribün lideri olarak anılan Sebahattin Şirin’in gözaltına alınması ise tribünlerde negatif bir etki yaratmak bir yana neredeyse mutluluk kaynağı olmuş. Şirin ve 50 kişilik ekibi son maça gelmeyince taraftar rahat bir nefes almış. “Yaratıcı işleri Üni grubu yapardı ve Şirin ile hiç alakaları yoktu. Şirin ve taifesi maçta görünmeyince herkes rahatladı” diyorlar ve “Evinde bulunan poundlar ne alaka! Acaba Liverpool maçının karaborsada satılan deplasman biletlerinin parası mı?” diye dalga geçiyorlar.

Açıkçası bu olan bitene çok da şaşırmıyorum.

Normalde olması gereken bu yıl bir teknik direktör değişikliği idi. Ancak 4 yıl şampiyon olan teknik direktörü, kendi ayrılmadıkça yollamak kolay değildir. Çünkü bu yılın gelişi geçen yıldan belli olmuştu. Takım şampiyonluğu 4 kez Fenerbahçe’ye ikram etti, Fenerbahçe ikramı geri çevirdi. Geçen yıl Talisca penaltıyı kaçırmasa büyük ihtimalle şampiyon Galatasaray olmayacaktı. Savunma sezon boyunca olumsuz sinyaller verdi. Orta sahada Mertens gittiğinden beri büyük delik var. Büyük bir oyuncu almıyorsan, oraya genç birini alıp geleceğe oynarsın, o da yok. Okan Buruk saçma sapan bir açıklama ile “Biz üst yapı takımıyız” diyor.

Barcelona, Real Madrid bile altyapısından oyuncu çıkarıyor, genç yetenek alıp takıma monte ediyor, sen Real Madrid’den daha mı üst yapı takımısın! Daha mı çok paran var!

Bir kişi de çıkıp “Sen ne saçmalıyorsun” demiyor, “Madem üst yapı takımısın o zaman Zaha’yı, Ziyech’i niye oynatamadın” diye sormuyor.

Oyuncularda da büyük bir doygunluk var. Osimhen dışında hâlâ başarıya aç biri görünmüyor. Okan ise kadro üzerinden oyuncu değişiklikleri üzerinden mesaj veriyor. Belli ki yönetimle teknik yönetim arasında ipler, ilişkiler kopmuş.

Üstüne bir de bu ekonomik koşullar nedeniyle sponsorluklar da büyük ihtimalle giderek azalacak.

Al başına belayı.

Haaa, tüm bunlara rağmen Galatasaray ligde yine şampiyon olabilir. Çünkü diğer takımlar da şahane yönetilmiyor.

Zaten bu, ligin düşen değerinden de belli.

Ama Şampiyonlar Ligi’nden gerçekten korkuyorum.

İnşallah rezil olmazlar!

Farklı bir iş insanını kaybettik

Kahve Dünyası’nın kurucusu olarak bilinen Birol Altınkılıç’ı kaybetmişiz.

Haberi ilk Cem Boyner’den duydum.

İnanmadım. 66 yaşında idi. Son zamanlarda epey kilo vermişti.

Doğum gününü kutlamak için ailesi ile birlikte gittiği Monaco’da kalp krizine yenik düştü. Acaba geçirdiği kalp krizi, zayıflama çabası ile bağlantılı mı, merak ederim.

Bana göre Türkiye’deki ender vizyoner iş insanlarından biriydi.

Türkiye’de çok iş insanı vardır ama bunların çoğu palavradan iş insanıdır.

Yeniliklere açık değildirler, bir gelecek vizyonları yoktur, global olmayı hedeflemezler, siyasi bağlantıları ile ayakta kalmaya çalışırlar, gerçek anlamda yatırımcı ya da “entrepreneur” falan değildirler.

Kafaları küçüktür, kısırdırlar. Ülke olarak bunun acısını çekeriz zaten. Bizden geriden başlayan Kore’den onlarca uluslararası marka çıkar, bizde ise markalar öldürülür, uluslararası markaların üretimini yaparız ancak.

Birol Altınkılıç bu tip iş insanlarından değildi.

Vizyonu, hedefleri vardı. Türkiye’de örneğini çok ama çok az gördüğüm bir iş insanı tipi ve tarzıydı.

Kendi sektöründe çok kısa sürede uluslararası oyuncu olmayı başarmış, bununla yetinmeyerek markalaşmış, markalaştığı alanda kalite çıtasını sürekli yukarı çekmeye çalışan biriydi.

Biz de başarılarını keyifli izler, yaptıklarından vatandaş olarak gurur duyardık.

Sıkı da bir Fenerbahçeliydi. Son Galatasaray-Fenerbahçe maçını birlikte izlediğimizde üzerinde Fenerbahçe forması, elinde Fenerbahçe bayrağı vardı. Maçı biz kazanınca sarılıp Faruk Süren’i, Tayfun Uzunova’yı ve beni tebrik etmişti. Kaybı gerçekten Türkiye açısından kayıptır.

Niye?

Belediye başkanlarını geçtik, onlar siyasi tutuklu anladık.

Ama…

Deniz Göktaş, Nasuh Mahruki, Ece Güner, Osman Kavala, Can Atalay, Tayfun Kahraman ve arkadaşları ve hatta Selahattin Demirtaş niye hâlâ tutuklu, niye hâlâ içerde?

Osman Kavala cezaevinde 9 yılı doldurmak üzere. 70 yaşına cezaevinde girdi. Çile çekiyor.

Yazık değil mi!

Ayıp değil mi!

Haksızlık değil mi!

Ne zaman insan oluruz?

Makulün en önemli ölçü birimi olduğunu anladığımız zaman.

FatihAltaylı
X’te yanıtla

X’te yazı hakkında yorumlarınızı paylaşın.

  • Geçmiş yazılar

Tümü
Yakın tarih anlatıları
Köşe Yazıları
Yakın tarih anlatıları

Fatih Altaylı

Ağustos 17, 2026

Dolce far niente ya da aylak herifin notları
Köşe Yazıları
Dolce far niente ya da aylak herifin notları

Fatih Altaylı

Ağustos 16, 2026

Cemaat döverken sirkatin söylemek
Köşe Yazıları
Cemaat döverken sirkatin söylemek

Fatih Altaylı

Ağustos 14, 2026

  • Videolar

Tümü
Osmanlı'da modernleşme görseli
2 Gün Önce
FatihAltaylı
YouTube
Prof. Dr. Emrah Safa Gürkan & Fatih Altaylı - Teke Tek BilimOsmanlı'da modernleşmeShark FlexBreeze Portatif Fan - Eviniz ve Bahçeniz İçin Mükemmel Serinlik Çözümü! https://www.sharkninja.com.tr/products/shark-flexbreeze-portatif-fan-fa220eu?utm_source=fatih_altayli&utm_medium=youtube&utm_campaign=shark_fan_Jun26 00:00 Giriş 04:55 Modernleşme nedir? 12:00 Osmanlı'da modernleşmenin ilk adımları 18:40 Modernleşme ve gelenekçilik 23:32 Osmanlı'da bankacılık sistemi neden kurulamadı? --shorts 26:45 Osmanlı'nın zengin tebaası var mıydı? 39:29 Türk aydınları kendi çağdaşları arasında geride mi? 52:25 Batı’nın teknolojisi hariç başka bir şeyini almamak mümkün mü? 56:07 Mısır modernleşmesi niye durdu? 1:03:21 İran modernleşmesi 1:16:48 Kore modernleşmesi 1:21:15 Kapanış #işbirliği
Ağustos 16, 2026
Fatih Altaylı ile Pazar Sohbeti: "Plajlarda çalmayı sevmiyorum!" görseli
2 Gün Önce
FatihAltaylı
YouTube
Faruk SabancıFatih Altaylı ile Pazar Sohbeti: "Plajlarda çalmayı sevmiyorum!"Teke Tek Bilim ▷ https://www.youtube.com/@TekeTekBilim 00:00 Giriş 02:04 Neden sanayici olmadı da DJ oldu? 07:46 Zengin bir aileden gelmek bu işte avantaj mı? 09:55 Tiësto onu nasıl keşfetti? 12:29 Nasıl bir hayat geçirdi? 15:16 DJ'liğe nasıl başladı? 17:36 Parçaları sürekli değiştiriyor mu, yoksa aynı parçaları mı çalıyor? 21:47 Günde kaç saat müzik dinliyor? 23:18 Hangi ülkelerde konser verdi? 24:11 Örnek aldığı DJ'ler var mı? 25:28 DJ'likte hedefi ne? 27:07 Türk sanatçılarla projeler düşünüyor mu? 30:15 Canlı orkestrayla birlikte çalmayı planlıyor mu? 30:43 Yapay zekânın DJ'liğe etkisi 35:57 DJ'likte para var mı? 38:05 DJ'likte telif meselesi nasıl oluyor? 38:41 Bir DJ en çok nerede çalmak ister? 42:42 Kapanış YouTube kanalına abone olmak için ▷ http://bit.ly/FatihAltayli Gazeteci - Yazar Fatih Altaylı, Youtube kanalına özel gündemi yorumluyor.
Ağustos 16, 2026
Üniversiteye gitme isteği azalıyor mu? görseli
FatihAltaylı
YouTube
Prof. Dr. Erhan Erkut & Fatih Altaylı - Teke Tek BilimÜniversiteye gitme isteği azalıyor mu?Shark FlexBreeze Portatif Fan - Eviniz ve Bahçeniz İçin Mükemmel Serinlik Çözümü! https://www.sharkninja.com.tr/products/shark-flexbreeze-portatif-fan-fa220eu?utm_source=fatih_altayli&utm_medium=youtube&utm_campaign=shark_fan_Jun26 00:00 Giriş 03:26 Üniversite tercihleri ve önemleri 09:49 Üniversitelerin 3 senelik eğitime düşmesi planlanması 13:00 Üniversite kontenjanlarının dolmaması ve sonrasında azaltılması 17:44 Yapay zeka ile birlikte açılan bölümler 21:48 Üniversite sınavına giren kişi sayısının azalması 26:29 Üniversite fiyatlarının artışı 38:29 Sınavlarda sıfır çeken öğrenci sayısının artması ve eğitime etkisi 41:11 Yurtdışına eğitime gidenlerin sayısı artıyor mu? 43:18 Türkiye'deki öğrenci kalitesi düşüyor mu? 49:58 Devlet üniversitelerinin düşüşü, özel ve vakıf üniversitelerinin yükselişi 53:02 Bugünkü bilgi birikimi ile bir tercih yapacak olsa hangi bölüm ve okulda okumak isterdi? 55:13 Kapanış #işbirliği
Ağustos 9, 2026