İstanbul 23°
FatihAltayli

Fatih Altaylı

Diğer yazıları

Yazı İçeriği

  • Özel doğrusunu yaptı

  • Kurultay niyeti yok

  • Kasapta soru: Daltonlar mı!

  • Bilgililere iyi haber gelebilir

detail banner reklam

Özel doğrusunu yaptı

Köşe Yazıları

Fatih Altaylı

Mayıs 25, 2026

Yazı İçeriği

  • Özel doğrusunu yaptı

  • Kurultay niyeti yok

  • Kasapta soru: Daltonlar mı!

  • Bilgililere iyi haber gelebilir

Cumhuriyet Halk Partisi, Cumhuriyet tarihinde hiçbir partinin başına getirilmemiş bir dönemi yaşıyor. Kendini siyaset gözlemcisi zanneden bir grup ise oturduğu yerden ahkam kesiyor.

Özgür Özel binayı terk etmemeliydi, Özgür Özel yürümemeliydi, Özgür Özel direnmeliydi, Özgür Özel şöyle yapmalıydı, Özgür Özel böyle yapmalıydı. “Butlan kararına karşı hiçbir hazırlığı yokmuş” diyenler bile var.

Vallahi ne yalan söyleyeyim, bence yapılan hukuksuzluğa, bir grup sözde CHP’linin arsızlığına karşın çok da doğru bir davranış sergiledi.

Direndi ama koskoca CHP’nin genel başkanını ezik gösterecek görüntülere izin vermedi.

Ortalama vatandaşın gözünde kendisini küçük duruma düşürecek, polis tarafından tartaklanan genel başkan veya polise saldıran devlet düşmanı genel başkan fotoğrafına da malzeme olmadı.

Yağmur altında, dolu altında, arkasına vatandaşları da takarak müthiş bir yürüyüş gerçekleştirdi.

Polisle çatışan genel başkan fotoğrafı yerine, hakkını aramak için tek başına mücadele etmeye hazırken, arkasına on binleri takan bir genel başkan fotoğrafı verdi.

19 Mart 2025 günü lider olabileceğini göstermişti.

24 Mayıs 2026 günü lider oldu.

Dünden beri butlan kararı CHP’ye ve toptan muhalefete güç kattı diye düşünmeye başladım.

Dünün kazananı Özgür Özel oldu.

Kaybetmeye başlayanı ise galiba Mansur Yavaş.

Kurultay niyeti yok

Önceki akşam Adana gibi Başkan, Zeydan Karalar aradı.

Youtube’daki programımı izlemiş. “Ağzına sağlık. Ailece izledik.” demek için aramıştı.

Mahpushane arkadaşımdı. Kılıçdaroğlu’nun Silivri’de ziyaret ettiği tek belediye başkanıydı. Sadece onu ziyaret etmesi, Zeydan Başkan’ı rahatsız ediyordu. Makul, dürüst, kökten siyasetçiydi.

Haliyle butlan meselesini de konuştuk. Kılıçdaroğlu’nun yanlış yaptığını düşünüyordu ki, bunu daha önce de söylemişti sohbetlerimizde. Ama Özgür Özel’i de eleştirmekten geri durmuyordu.

Parti açısından en zararlı gördüğü şey “kavga” ortamıydı.

“Bu iş bağırıp çağırarak, karşı tarafı suçlayarak çözülmez. Meydanlarda Kemal Bey yuhalansa partiye faydası ne, küfür edilse faydası ne! Sakin olmak, akılcı olmak lazım. Hızla kurultayı toplayıp yeni genel başkanı seçmek ve yola devam etmek lazım. Böyle yapabilirsek, bu işten en az zararla hatta belki fayda ile çıkarız. Yapamazsak parti dağılır. Halkın oluşan güvenini kaybederiz.”

Hızla kurultaydan kastını sordum. “45 gün, mü iki ay mı, ne kadar hızlı?”

“Sağlıklı bir kurultay yapmalıyız. İki ay da olur, üç ay da. Yılbaşından önce yapmamız gerek. Seçime kadar önümüzde bir sekiz on ay olmalı. Yılbaşına kalmadan kurultayı tamamlayıp seçim çalışmasına başlamamız lazım. Yılbaşını geçerse, felaket olur. Çıksın partililer kimi istiyorsa seçsin. Tartışma bitsin.”

Zeydan Başkan’ın istemediği kavga ortamı, Kılıçdaroğlu’nun genel merkeze gitmeyeceği halde genel merkezi polis marifetiyle boşalttırmak istemesiyle oluştu.

Yine Zeydan Başkan’ın yılbaşından önce kurultay arzusu da pek gerçekleşeceğe benzemiyor.

Kılıçdaroğlu’nun sözcüsü gibi davranan ve sözünden dönmesi ile ünlü bir gazeteci “Araştırmalar gösteriyor ki, Kemal Bey’in gelmesi ile CHP önce iki puan kaybedecek ama daha sonra bu geri gelecek” diyerek seçime kadar bir kurultay yapma niyetinde olmadıklarını açıkça itiraf etti.

Şaşırmadık.

Ama doğrusunu isterseniz yıllarca Kılıçdaroğlu’na “terörist, terör destekçisi, Kandil’den talimat alan adam” diye ağızlarına geleni söyleyen iktidar trollerinin şimdilerde Kılıçdaroğlu’nun temizlik ve dürüstlüğünü övme konusundaki yarışlarına şaşırıyorum.

Kasapta soru: Daltonlar mı!

Yazlık evimde televizyon olmadığı için, CHP genel merkezinde olan bitenin bir bölümünü alışveriş için gittiğim kasap dükkanındaki televizyondan izledim.

Ve genel merkeze gelen garip tıraşlı, garip giyimli tipleri görünce, kasapta çalışan arkadaşlar “Fatih Abi, bunlar CHP’liden çok Daltonlar Çetesi mensuplarına benziyor. Acaba Kılıçdaroğlu’nu koruma görevi onlara mı verildi?” diye sordular.

Bilgililere iyi haber gelebilir

Butlan gürültüsü arasında 20 bin genci ve ailelerini ilgilendiren bir büyük sorun gündemde hak ettiği yeri alamıyor.

Bilgi Üniversitesi’nin kapatılma kararı.

Anlaşılmaz bir şekilde, en azından eğitim yılının sonu bile beklenmeden apar topar kapatılan bir eğitim kurumu, Türkiye’nin en köklü özel üniversitelerinden biri.

Herkesin aklındaki sual “Acelesi neydi?”

Akademisyen ve avukat dostum Ramazan Arıtürk, bu konu ile ilgili Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelik bir açık mektup yazdı iki gün önce.

Aynen aktarıyorum. Uzun ama okunmaya değer:

“Sayın Cumhurbaşkanım,

Size; iki evladını üniversite sıralarına uğurlamış bir baba, ömrünü akademiye adamış bir doçent ve adaletin tecellisi için yıllarını hukuka vermiş bir avukat olarak vicdanımın sesini duyurmak arzusuyla sesleniyorum.

İstanbul Bilgi Üniversitesi hakkında alınan kapatma kararının; evlatlarımızın final sınavlarında ter döktüğü, mezuniyet cübbelerinin hayalini kurduğu ve mübarek Kurban Bayramı’nın manevi iklimine girdiğimiz şu günlerde tatbik edilmesi, yüreklerde derin yaralar açmıştır. Bu kararın pedagojik, vicdani ve hukuki neticelerinin devlet aklıyla yeniden tartılması gerektiğine tüm kalbimle inanıyorum.

Üniversiteler, taştan ve betondan ibaret soğuk binalar değildir. Onlar; gençlerimizin istikbal düşlerinin, anaların babaların dişiyle tırnağıyla biriktirdiği fedakârlıkların ve nihayetinde koca bir ülkenin aydınlık yarınlarının inşa edildiği mukaddes ilim yuvalarıdır. Bugün on binlerce evladımız, yıllarını feda ettikleri eğitim hayatlarının zifiri bir belirsizliğe gömülmesinin tarifsiz acısını ve endişesini yaşamaktadır.

Diploma heyecanıyla uykusuz geceler geçiren bir gencin yarınları; evladının mürüvvetini, istikbalini görmek için çırpınan anne babaların, torununun başarılarıyla gururlanan dedelerin ve ninelerin saf umutları bir idari tasarrufun soğuk gölgesinde solup gitmemelidir. Bu evlatlar sadece kendi ailelerinin değil, bu asil milletin ve elbette devletimizin de evlatlarıdır.

Üstelik bu yara sadece bugünün öğrencileriyle sınırlı kalmayacak, bu ilim yuvasından yıllar içinde mezun olmuş on binlerce gencimizin alnına da haksız bir şekilde “şüpheli, lekelenmiş ve kapatılmış üniversite mezunu” gölgesi düşürecektir. İş kapılarında görünmez bir dezavantaja dönüşecek bu haklı endişeyi hafife almak mümkün değildir. Zira kurumların itibarı, mezunlarının hayatına doğrudan dokunan en kıymetli sosyal sermayedir.

Medyaya yansıyan haberlerde gördüğümüz kadarı ile şahsınızda merhametli bir baba, şefkatli bir dede ve ailenizin çınarı bir amcasınız. Empati, şüphesiz ki büyük devlet adamlarının en müstesna erdemidir. Kendi evladınız, tam da finallerin ve bayramın arifesinde böyle karanlık bir belirsizliğin içine düşseydi; baba yüreğiniz ne hissederdi? Muhterem eşinizin anne şefkati bu duruma nasıl dayanırdı? Ya o torununuzun bayram arifesinde yaşlı gözlerindeki hayal kırıklığını görseydiniz, gözlerinden ne okurdunuz? Bir gencin gelecek korkusunu, bir ailenin çaresizliğini anlamak için bazen nizamın ya da mevzuatın dar pencerelerinden değil, merhametin ve vicdanın engin ufkundan bakmak icap eder.

Hiçbir devlet, kendi beşerî sermayesini belirsizliğe iterek payidar olamaz. Kurumsal aksaklıklar varsa bunun çözümü; dirsek çürüten öğrencileri, göz nuru döken akademisyenleri ve hayata atılmaya çalışan mezunları cezalandırmak değil, hukuki güvenliği koruyan yapıcı tedbirler almaktır.

Bu idari tasarruf, ne yazık ki telafisi güç sistemik zincirleme reaksiyonlar doğuracaktır:

Aklıselim sahibi anne babalar, vakıf üniversitelerine evlatlarını emanet ederken artık tereddüt edecek; belki de çareyi beyin göçünde, çocuklarını yabancı diyarlara göndermekte bulacaktır.

Nitelikli akademisyenlerimiz, her an “kapatılma” kılıcının gölgesinde çalışmaktansa bu kurumlarda görev almaktan imtina edecek, üniversitelerimiz ilim yuvası olma vasfını yitirecektir.

Ülkemize döviz kazandıran ve yarınlarda Türkiye’nin gönül elçileri olacak yabancı öğrenciler, rotalarını güvenli buldukları başka ülkelere çevirecek hem ekonomik hem de stratejik büyük bir kayıp yaşanacaktır.

Sayın Cumhurbaşkanım, bir hukuk adamı olarak büyük bir samimiyetle ifade etmeliyim ki; bu işlem tesis edilirken zatıâlinize sunulan hukuki mütalaalar ne yazık ki isabetsizdir ve anayasal gerçeklikle bağdaşmamaktadır.

Anayasa Mahkemesi’nin emsal niteliğindeki kararı (E. 2020/55, K. 2023/228) gayet açıktır. Faaliyet izninin idari bir kararla kaldırılması, kurumu fiilen kapatan ve geri alınması imkânsız mağduriyetler doğuran bir işlemdir. Oysa Anayasamızın 130. maddesi ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu (Ek m.11/3) gereğince, bir üniversitenin hukuki varlığı ancak ve ancak kuruluş kanununun TBMM tarafından yürürlükten kaldırılmasıyla son bulabilir. Kanunun tekelinde olan bir kapatma yetkisinin idari bir işlemle kullanılması açıkça hukuka ve Anayasa’ya aykırıdır.

Benim ne çocuklarım ne de yakınlarım İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde ne eğitim görmüştür ne de görmektedir. Fakat orada ilim tahsil eden her genç, bu vatanın öz evladıdır, bizim evladımızdır. Bu yüzden bir baba olarak onların acısıyla, bir akademisyen olarak kaygılarıyla, bir hukukçu olarak ise adaletin zedelenmesinin verdiği ıstırapla konuşuyorum.

İnanıyorum ki; dört evlat sahibi merhametli bir baba, şefkatli bir dede ve bu devletin başı olarak, bayram arifesinde yaşanan ve hukuki bir “kaza” olduğunu düşündüğüm bu karardan; gençlerimizin emeğini ve eğitim hakkını merkeze alarak rücu edeceksiniz.

Büyük liderler büyük kararlar alırlar. Ancak çok daha büyük devlet adamları, gerektiğinde hukuka aykırı sonuçlar doğuran kararları yeniden değerlendirme ve telafi etme cesaretini gösterenlerdir. Bu kararınızdan dönmek bir zafiyet değil; aksine sizin için, devlet aklının, vicdanın ve tarihe geçen liderlik erdeminin en asil nişanesi olacaktır.

Saygılarımla.”

İçimden bir ses Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu karardan dönebileceğini söylüyor.

NOT: Bu yazı Cumhurbaşkanı kararından önce yazılmıştı.

Ne zaman insan oluruz?

Çocuklarımıza değiştirmek isteyecekleri bir soyadı bırakmadığımız zaman.

FatihAltaylı
X’te yanıtla

X’te yazı hakkında yorumlarınızı paylaşın.

  • Geçmiş yazılar

Tümü
“Fatih bu kez yanılıyorsun”
Köşe Yazıları
“Fatih bu kez yanılıyorsun”

Fatih Altaylı

Temmuz 27, 2026

Masamızda bir köpek
Köşe Yazıları
Masamızda bir köpek

Fatih Altaylı

Temmuz 26, 2026

Yeni Parti programı
Köşe Yazıları
Yeni Parti programı

Fatih Altaylı

Temmuz 25, 2026

  • Videolar

Tümü
Bir kitapla hayat değişir mi? görseli
Dün
FatihAltaylı
YouTube
Fatih Altaylı & Bedia Ceylan Güzelce - Teke Tek KitapBir kitapla hayat değişir mi?Kitapyurdu: https://www.kitapyurdu.com/?srsltid=AfmBOorlol9UhdW5ABYzEMpGL1N1tYeOW-RfhiwgTMoyO3DNHb2uF-Z6 00:00 Giriş 02:50 Puslu Kıtalar Atlası 16:15 Duygular Sözlüğü 20:25 1977 - Bugünün Bir Kısa Tarihi 37:06 Odysseia 41:58 Emma 44:19 Bizi Sürükleyen Nehir 45:17 İçimdeki Sen 51:24 Kapanış 🔎 Teke Tek Kitap’ta her ay farklı kitapları mercek altına alıyor, yazarlarını, konularını ve tartışmaya açtıkları meseleleri konuşuyoruz. #işbirliği
Temmuz 27, 2026
Fatih Altaylı ile Pazar Sohbeti: "Kendimi bildim bileli şarkı söylüyorum!" görseli
2 Gün Önce
FatihAltaylı
YouTube
Funda ArarFatih Altaylı ile Pazar Sohbeti: "Kendimi bildim bileli şarkı söylüyorum!"Teke Tek Bilim ▷ https://www.youtube.com/@TekeTekBilim 00:00 Giriş 02:10 Hayatı sakin mi? 07:23 Müziğe ilgisi nereden başladı? 13:46 İlk sahne ne zaman? 15:51 Televizyon programlarına neden çıkmıyor? 20:14 Eşiyle nasıl tanıştı? 25:18 Eşiyle dışarı çıkıyorlar mı? 28:20 Eşi iyi bir baba mıdır? 29:25 Eşiyle beraber çalışmak zor mu? 32:38 Oğlu Aras 35:50 Necip Fazıl Kısakürek’in şiirini şarkı haline getirmek nereden aklına geldi? 38:30 İptal edilen konserinden sonra geri dönüşler nasıldı? 44:55 Yeni albümü 47:35 AHBAP ve Haluk Levent 55:50 Kapanış YouTube kanalına abone olmak için ▷ http://bit.ly/FatihAltayli Gazeteci - Yazar Fatih Altaylı, Youtube kanalına özel gündemi yorumluyor.
Temmuz 26, 2026
Homeros'un üç bin yıllık Odysseia destanı görseli
2 Gün Önce
FatihAltaylı
YouTube
Prof. Dr. Erman Gören & Fatih Altaylı - Teke Tek BilimHomeros'un üç bin yıllık Odysseia destanıTemmuz demek SharkNinjadan indirim demek. Fanlarda %33'e varan indirim fırsatı için tıkla stoklar bitmeden fırsatı yakala! https://www.sharkninja.com.tr/collections/temmuz-firsatlari?utm_source=fatih_altayli&utm_medium=sponsorluk&utm_campaign=shark_ninja_temmuz_kampanyasi_july26 00:00 Giriş 02:09 Homeros kimdir? 04:16 İlyada ve Odysseia nedir? 06:12 İlyada ve Odysseia bağlantısı nedir? 08:38 Odysseus destanı 12:07 Savaşın bitimi ve Odysseus'un geri dönüşü 19:42 Bu destanlar hangi zaman dilimlerinde geçti? 22:21 Odysseus Cyclops'u kör etmeseydi seyahati bu kadar uzun olur muydu? 30:08 Odysseus'un eşi kim ve neden bu kadar uzun süre eşini bekliyor? 35:43 Filmde kullanılan demir zırhlar o dönemde gerçekten var mıydı? 38:09 İzleyici bu filmden keyif alır mı? 40:04 Kendi yaptığı Odysseia çeviri kitabının benzer kitaplardan ne farkı var? 51:09 Kapanış #işbirliği
Temmuz 26, 2026