
Fatih Altaylı
Yazı İçeriği
İyi bayramlar
Kurultay yapacak olsa oraya oturtulmazdı
Çürütmek
Dursun Başkan ve başkanlık sistemlerinin klasik zaafları
Yarın
İyi bayramlar
Fatih Altaylı
Mayıs 27, 2026
Yazı İçeriği
İyi bayramlar
Kurultay yapacak olsa oraya oturtulmazdı
Çürütmek
Dursun Başkan ve başkanlık sistemlerinin klasik zaafları
Yarın
Bir bayramı daha gördük, Kurban Bayramı.
Çocukluğumuzun en heyecanlı bayramlarındandı.
Koçlar bir ya da birkaç gün önceden alınır, bayram sabahı erkenden bir kasap gelir, bahçede dualarla keserdi.
Rahmetli babamı kan tuttuğu için pek izleyemezdi kurban kesimini. Kesilen kurbanın kanından birer parmak alnımıza sürülür, bir parça kavurma için mutfağa yollanır, gerisi konu komşuya ve mahalledeki, mahallede yoksa çevredeki fakir fukaraya yollanırdı. Ne yalan söyleyeyim, bizim zamanımızın çocukları öyle kurban kesimini gördü diye travmadan travmaya sürüklenmezdi. Hayatın olağan şeylerinden biriydi hatta belki yaşam ve ölümü kavramamıza neden olurdu kurban merasimi. Kesilen kurbanın postu da Türk Hava Kurumu’nun sokak sokak gezen kamyonetine verilirdi, Türk havacılığı gelişsin diye. Genelde çarpık tekerlekli Skoda kamyonetler dolaşırdı derileri toplamak için.
Sonra en kıyak kıyafetleri giyer, bayram ziyaretlerine başlardık. O zamanlarda bayram demek uzun tatil anlamına gelmezdi. Bayram bayramdı. El öpülür, harçlık toplanırdı. Öğlen yemeği kalabalık bir şekilde aile büyüğünün evinde yenirdi. Kavurma, tereyağlı pilav ve baklava ya da tulumba tatlısı, semtteki yoğurtçudan alınmış kaymaklı bir yoğurt ve bayram yaza denk geliyorsa bol domatesli bir çoban salata, kışa denk geliyorsa yeşil salata olurdu yanında. Bizim çocukluğumuzda kışın domates bulunmazdı. Her meyvenin sebzenin mevsimi vardı. Plastik kutuda yoğurt da pek makbul değildi. Galiba sadece Ömür ve Tikveşli markalı yoğurt vardı plastik kutuda, o da her yerde olmazdı.
Ailece yenilen yemekten sonra toplanan o harçlıklarla çatapat, torpil falan alınır, sokaklarda, bahçelerde koşturulurdu. Çok yanmışlığım vardır elimde patlayan çatapatlarla. Öyle kudururduk ki, sabah giydiğimiz bayramlık kıyafet akşama kalmadan leş gibi olurdu.
Şimdi sorsanız özlüyor musun o bayramları diye, vallahi bayramları değil ama o günleri özlüyorum.
Nüfusumuz azdı ama umudumuz çoktu.
Mahallelerde otomobil fazla yoktu ama birbirimize saygımız vardı.
Zengin fakir ayrımı bu kadar belirginleşmemişti, her semtte zengini fakiri birlikte yaşardı.
Sayıları çok da fazla olmayan kolejlerden birini kazanamadıysan, en iyi okul eve en yakın devlet okuluydu, özel okul devlet okulunda başarılı olamayan kötü talebeler içindi.
Başka bir zamandı, başka bir Türkiye idi.
Özlüyor musun!
Vallahi özlüyorum.
Daha iyi değildik belki o zaman da ama daha makul, daha saygılı, daha insan gibiydik o zamanlar.
Kurultay yapacak olsa oraya oturtulmazdı
Gazetecilerimiz şahane.
Bakıyorum şöyle yazıyorlar, “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 13 Nisan konuşmasına gözler çevrildi. O gün butlan davasının ve bugünlerin sinyalini mi vermişti acaba?”
Gülüyorum. Öğleden sonra günaydın mı derler böylesine.
14 Nisan’da, yani o konuşmanın ertesi günü şöyle yazmışım:
“Gördüğümüz ve anladığımız kadarı ile uçarı kaçarı kalmadı. İktidarın ağzını büzüşünden ‘Ömer’ diyeceği belli oldu. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın son açıklaması ile CHP’nin siyasi akıbeti ortaya çıktı. Butlan geliyor.”
Şimdi butlan kararı sonrası CHP’nin başına oturtulan ve meydanlardaki yüzbinlerin “hain” olarak nitelediği Kılıçdaroğlu’nun bir an önce kurultay yaparak partiyi delegelerin seçeceği, atanmış değil seçilmiş bir genel başkana devretmesi isteniyor. Dünün Bay Kemal’inin partiyi kurultaya götüreceği zannediliyor.
Bu talebin ya da sorunun yanıtını da 14 Nisan tarihli yazımda vermişim zaten.
Götürmez. Götürmeyecek.
Çünkü onu oraya oturtan irade, onun partiyi kurultaya götürmesine ve bu süreçten daha da güçlenerek çıkmasını sağlamasına izin vermez. Kemal Kılıçdaroğlu kurultay yapmamak şartı ile oraya oturtuldu.
Bu yüzden kimse Kılıçdaroğlu’ndan kurultay beklemesin.
Zaten emin olun, başta Battal İlgezdi olmak üzere yanındaki ekibin yolsuzluk dosyaları çoktan hazırdır, “kurultay” dediği anda Kılıçdaroğlu’nun yanındaki “tertemiz” ekibin Beşiktaş, Ataşehir, Bakırköy dosyaları açılıverir.
Hani muhalif medyanın sık sık hatırlattığı para kuleleri zamanı var ya, o günün genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’ndan başkası değildi.
Bilmem anlatabildim mi!
Çürütmek
Kılıçdaroğlu bundan sonra ne yapar bilmiyorum.
Ama şunu biliyorum.
O ve yanındakilerin hepsi Türk demokrasi tarihine “boktan” harflerle yazıldılar.
Bu topraklarda bir devlet olduğu müddetçe, isimleri en bayağı sıfatlarla anılacak, çocukları, torunları soyadını taşımaktan utanç duyacaklar, ne bir zamanlar onu adam zannedip oy verenler, ne de bir zamanlar onu terörist işbirlikçi olarak niteleyip “mal” diyenler bir daha ona saygı duyacak.
Tarihe Ali Kemal gibi geçecek. Kimse onları savunamayacak. Kimse onların lehinde tek kelime etmeye tenezzül etmeyecek.
Tarihe böyle geçmek için bugün aldıkları her ne idiyse değdi mi, bilmiyorum.
Yıllardır CHP’liler “Kemal Bey konuları çözmez, karar almaz, her şeyi zamana yayar, çürütür” derlerdi.
Nedenini, çürümenin nereden esinlendiğini şimdi daha iyi anlıyorum.
Kimin listesi geçerli olacak
Kılıçdaroğlu’nun gerçekten genel başkan olup olmadığı, yetkisiz bir yargı tarafından oraya oturtulmuş bir kukla mı yoksa hakiki bir genel başkan mı olduğu aslında seçim kararı alındığında ortaya çıkacak.
Çünkü yetkili olan seçim yargısı, Kılıçdaroğlu’nu genel başkan olarak tanımıyor.
Bölge Adliye Mahkemesi (BAM) kararı, seçim yargısını ya da Yüksek Seçim Kurulu’nu (YSK) bağlamıyor çünkü hukuksuz.
Bu yüzden de seçim sathı mahalline girildiği zaman ve siyasal partiler aday listelerini Yüksek Seçim Kurulu’na vereceği zaman Kılıçdaroğlu ve ortaklarının vereceği liste YSK tarafından geri çevrilebilir ve YSK Özgür Özel’in vereceği milletvekili aday listesini “geçerli liste” olarak kabul edebilir.
Çünkü hukuk bunu gerektirir.
Adalet zaten!
Dursun Başkan ve başkanlık sistemlerinin klasik zaafları
Galatasaray Spor Kulübü Derneği’nde seçimler yapıldı. Dursun Özbek tek aday olarak girdiği seçimle yeniden başkan oldu.
Şaşırtıcı değil. Başarılı bir dönem geçirmişti. Ödülünü aldı.
Okurlar benden seçimle ilgili bir değerlendirme yapmamı istediler.
Açıkçası Türkiye’nin spor ortamı o kadar iğrenç ki, bulaşmak istemiyorum ama okurları da kırmak ayıp olacak.
Biraz anlatalım.
Duymuşsunuzdur, bir buçuk ay kadar önce Başkan Dursun Özbek’le bir yemek yedik. Yemekte Dursun Özbek ve benim dışımda Ahmet Yüce ve Özer Saraçoğlu vardı. Ahmet 40 yıllık dostum, Özer ise kardeşim kadar yakın.
O yemekle ilgili çok spekülasyon yapıldı. Ben o yemeğin nedenini ve içeriğini bugün anlatayım.
O yemeğin en önemli nedeni Başkan Dursan Özbek’e “cesaret” vermekti.
Çünkü Özbek’in Galatasaray’da Galatasaray’ı hiç bilmeyen ve Galatasaray’dan daha çok kendi ikballerini düşünen bir çevresi var. İsimleri önemli değil. O gün Dursun Başkan’a dedik ki, “Seçimde karşına kimse çıkmayacak. Çıkarsa bile şansı yok. O yüzden kimseye kulak asma. Sana ‘Şunu yönetimi al, bunu yönetime alma’ diyenler olacaktır. ‘Sana oy vermeyiz, gençleri sana karşı örgütleriz’ diyenler, şantaj yapanlar olacaktır. Kulak asma. Aklındaki en iyi isimleri al, oy getirir getirmez diye düşünme. Temsil kabiliyeti yüksek, Galatasaray kalitesini yansıtacak, adı kirli işlerle anılmayan, Galatasaray’a yük olmayacak kişilerle yoluna devam et. Gelecekte başkan olabilecek isimleri yönetime kat” dedik.
Ona Ali Tanrıyar’ın 1986’daki yönetimini hatırlattık. O yönetimi Tanrıyar ile birlikte kurmuştuk ve içinden Alp Yalman, Faruk Süren, Özhan Canaydın gibi üç başkan çıkmıştı. Ateş Ünal Erzen de hatalar yapmasaydı başkan olurdu. Özbek’in de böyle bir şans yakaladığını anlattık.
Ancak Dursun Başkan anlattıklarımızı anlamamış olmalı ki, yönetim kurulunu oluştururken, o yönetimin temsil kabiliyeti en yüksek ve geçen dönem boyunca kendisine en fazla destek olmuş ismi Niyazi Yelkencioğlu’nu yönetimden çıkardı.
Kendisine “Seçime gençleri getirmeyiz” diye şantaj yapanları yönetime aldı, onların istemediklerini yönetimden uzaklaştırdı. Şaibeli isimleri ise yanında tutmayı tercih etti.
Dursun Özbek’in bu yaptıklarına öfkeli geniş bir kitle vardı. Şantaja boyun eğmesine, Galatasaray’ın geleceği açısından hiçbir değeri olmayan bir yönetim oluşturmasına, kıymetli insanları yönetimden uzaklaştırmasına kızgınlardı ve “beyaz liste” yaparak yönetimi delmeyi, Dursun Özbek’in getirmediği kaliteyi zorla getirmeyi planlayan bir muhalefet vardı ve bunu yapacak güçleri de mevcuttu. Bu muhalefeti organize edebilecek isimler olaya dahil olmamayı seçince Dursun Özbek yönetimi son derece düşük bir katılımla başkan seçildi.
Bu iyi bir şey değildir. Bu, genel kurulun “Karışmadık, bildiğin gibi yaptın ama tökezlersen yanında olmayız” mesajıdır.
Bu arada şunu da not etmek istedim.
Torina’daki Juventus maçı öncesi Faruk Süren ile takımın kaldığı oteli ziyaret ettiğimizde Abdullah Kavukçu ile karşılaşmıştık. Kendisine “Sizin Galatasaray’da görev almanıza çok karşı çıktım. Eğer devam edecekseniz yönetime girmeniz ve genel kuruldan onay almanız lazım. Atanmış olarak kalamazsınız, kalmanız doğru olmaz. Seçime girin” demiştim. O da bana “Çok yoruldum. Yönetime girmeyi düşünmüyorum. Sportif AŞ’den de ayrılacağım” demişti.
Ancak böyle yapmadı ve yönetime girdi, seçildi. Doğrusunu yaptı.
Sonuç olarak şunu söyleyebilirim.
Dursun Özbek hem sportif hem idari açıdan başarılı olduğu bir dönemi çok kötü değerlendirdi. Kötü bir yönetim kurdu. Geleceği düşünmedi, kendi konforunu ön plana çıkarıp kendi yaptıklarını onaylayacak ve tartışmayacak zayıf isimlerle yola devam etmeyi tercih etti. Yani tüm başkanlık sistemlerinin zaafına yenildi.
Umarım pişman olmaz.
Yarın
Bayramlarda yazı yazmam, bilirsiniz. Ama yine genç okurların talebi üzerine Ferrari’nin yeni elektrikli otomobili Luce üzerine düşündüklerimi yazacağım. Tabii bunu yaparken Mercedes’in yeni AMG GT4’ünü de anlatacağım. Çünkü ikisi de aynı maksatla üretilmiş yepyeni iki otomobil.
Ne zaman insan oluruz?
Arındırmak için önce arı sıfatına haiz olmak gerektiğini unutmadığımız zaman.
X’te yazı hakkında yorumlarınızı paylaşın.
Geçmiş yazılar
Videolar







