İstanbul 28°
FatihAltayli

Fatih Altaylı

Diğer yazıları

Yazı İçeriği

  • Yeşilyurt vakası olmasın!

  • Benim deneyimim herkesin deneyimi değil

  • K.K.’nın dilinde Tom Barrack izi

  • Alkol tüketimi düşerken

  • Dünya Kupası başlıyor haberiniz var mı!

detail banner reklam

Yeşilyurt vakası olmasın!

Köşe Yazıları

Fatih Altaylı

Haziran 11, 2026

Yazı İçeriği

  • Yeşilyurt vakası olmasın!

  • Benim deneyimim herkesin deneyimi değil

  • K.K.’nın dilinde Tom Barrack izi

  • Alkol tüketimi düşerken

  • Dünya Kupası başlıyor haberiniz var mı!

İBB Davası tutuklu sanıklarından Medya AŞ Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker’in mahkeme ifadesi, Türkiye’nin ortasına bomba gibi düştü.

Fatoş Pınar Türker ile hiç tanışmadım, muhtemelen kendisini hiç görmedim de, dahası varlığından dahi haberim yoktu, ta ki tutuklanmasına kadar.

Sonrasında kariyerini öğrendim.

Varlıklı sayılabilecek, filantropist bir aileden geliyor. Dedesi Nevşehir Üniversitesi’nin arazisini bağışlamış. Kendisi Boğaziçi Üniversitesi uluslararası ilişkiler bölümü mezunu. Yapı Kredi, Koç Holding, Petrol Ofisi, HSBC gibi şirketlerde çalışmış, icra kurulu üyelikleri yapmış. İyi bir kariyer. Sonra İBB’de Medya A.Ş.’nin başına geçmiş.

“Böyle bir kariyerle İBB Medya AŞ’de ne işi var?” sorusuna vakti zamanında “Kamuya hizmet borcum olduğunu düşündüm.” yanıtını vermiş.

1 yıldır tutuklu. İki çocuğuna anne babası bakıyor.

Bunları hatırlatmamın, az sonra yazacaklarımla hiç ama hiçbir ilgisi yok.

Fatoş Pınar Türker, İBB Davası’nın son duruşmasına sanık sıfatıyla çıktı ve gözaltına alındığı sırada kendisine yapılan muameleyi anlattı.

İfadeden aktarıyorum:

“Artık kaçıncı gün ne şeyde, bir bilmiyorum. Bir kadın memur geldi, ‘Arama yapacağız’ dedi. Sırayla götürüyorlar bizi. Geriye getiriyorlar. Ben de gittim. Böyle arşiv odası gibi bir yere aldı kadın memur beni. 'Soyun' dedi. 'Nasıl yani?' dedim. Eldiven taktı eline. Arkada böyle klasörler, çok küçük bir oda. 'Üstünü çıkar' dedi. 'Üstünü çıkardım'. Ama üstünü çıkarmanın hani zaten çıplaksın, ne kontrol edeceksin ama kontrol yaptı, 'Tamam' dedi. 'Üstünü giyebilirsin’. 'Peki' dedim, 'Gidebilir miyim?' 'Hayır' dedi. 'Eşofmanını da indir' dedi. İndirdim. 'Çamaşırını da'. 'Nasıl yani?' dedim? 'İndireceksin' dedi. Dolayısıyla ikisini de ayak bileklerime kadar indirdim. 'Şimdi yere çömel' dedi. Ondan sonra, utananlar varsa çıkabilir, ben utanmıyorum ama yani hani bu onurunu, gururunu insanların belki şeyini yıkmak için yapılıyormuş ama hani yapan utansın, ben utanmıyorum. 'Cinsel organını aç' dedi. 'Başını, arkanı dön, eğil' filan. 'Tamam' dedi.”

Türker bunları daha önce de söylemişti ama bu kez yargıç karşısında açık açık anlattı.

Dün de İstanbul Emniyeti bu ifadeleri yalanladı ve “Böyle bir şey olmadı” dedi.

Fatoş Pınar Türker çok iyi eğitimli, çok parlak bir kariyer sahibi de olabilir, ümmi ve hiçbir işi olmasa da fark etmez.

İBB Davası’nda masum da olabilir, suçlu da olabilir. O da fark etmez.

Ne olursa olsun, kim olursa olsun, suçlu da olsa, masum da olsa hiçbir Türk vatandaşına böyle bir muamele uygulanamaz.

Emniyet’in bunu yalanlamış olması önemli değildir. Türk yargısı ve hatta daha ötesi TBMM bu konuda bir araştırma yapmak zorundadır.

İddia edilen olay, çok ciddi bir “insanlık suçudur”, çok açık bir “kötü muamele”, ve hatta “işkencedir”.

Türkiye, Adalet ve Kalkınma Partisi döneminde hiçbir zaman, hiçbir şekilde bir işkence suçu iddiası görmedi.

İktidarın bu konudaki sicili son derece temiz.

Bunun temiz kalması isteniyorsa eğer, bu iddia araştırılmalı, soruşturulmalıdır.

Emniyet’in kurumsal suçu da olmayabilir, Emniyet açıklamasında samimi olabilir ama bireysel olarak böyle bir suç işlenmiş de olabilir.

Varsa bu da açığa çıkarılmalıdır.

Eğer böyle bir muamele gerçekten söz konusu ise kurumsal ise yönetim, kurumsal değil ise bireyler yargı önüne çıkarılmalıdır.

Olay bu haliyle, pek çok kişide 14 Ocak 1989 gecesi Cizre’nin Yeşilyurt Köyü’nde meydana gelen ve Türkiye’nin kolluk kuvvetleri tarihine bir kara leke olarak geçen “dışkı yedirme” olayını anımsatmaktadır. O gece Binbaşı Cafer Tayyar Çağlayan komutasındaki bir grup asker, köyün ahalisini köy meydanına toplamış, fiziksel şiddet uygulamanın yanı sıra bir grup köylüyü dışkı yemeye zorlamışlardı. Olay ortaya çıkınca, failler göstermelik de olsa yargılanmışlar ve en azından Devlet’in namusu kurtulmuştu.

Hemen hemen 40 yıl sonra bile bu olayı hatırlıyor ve lanetliyorsak, bu iddia da ciddi ciddi araştırılmalıdır.

Aksi yeni bir milat demektir.

Benim deneyimim herkesin deneyimi değil

Daha önce anlattım.

Ben de 2025 Haziran ayında evimden gözaltına alındım.

Vatan Caddesi’ndeki İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldüm.

İfadem alındı. 1 gece nezarette kaldım.

Ertesi gün sevk edildiğim mahkemece tutuklandım.

Silivri’deki Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’na yollandım.

6 ayı aşkın süre burada tutuklu kaldım.

Bu süre içinde iki kez Silivri’de, iki kez mahkeme salonuna götürülüp yargılandım.

Birkaç kez hastaneye götürüldüm.

Birkaç kez de başka davalarım için mahkeme önüne SEGBİS vasıtasıyla çıktım.

O zaman da söyledim, şimdi bir kez daha tekrarlamak isterim.

Tüm bu süreçte gözaltına alınmamdan 190 küsur gün sonra tahliye edildiğim ana kadar ne gözaltına alınırken, ne Emniyet Müdürlüğü’nde, ne Silivri’de infaz koruma memurlarından, ne mahkemeye ve hastaneye götürülürken görevli jandarma komutanı ya da erlerinden, bir tek kişiden bile kötü muamele, bırakın muameleyi, kötü bir söz, kötü bir bakış, kötü bir ima bile görmedim.

Cezaevinde, cezaevi görevlilerinin kendilerine kötü muamele ettiğini söyleyen kimseye de tanık olmadım.

Ancak benim deneyimim, bana ait.

Bu yüzden de bu konuda vardır ya da yoktur diyemem.

K.K.’nın dilinde Tom Barrack izi

Kılıçdaroğlu konuştu.

İlginçtir, Kılıçdaroğlu’nun konuşmasını aşağıladığı, hakaret ettiği, suçladığı iki televizyondan, Halk TV ve Sözcü TV’den başka yayınlayan olmadı.

Konuşmanın geneli yazıldı, çizildi, konuşuldu.

Beni ilgilendiren ya da önemli bulduğum tarafı ise Kılıçdaroğlu’nun dış politika yaklaşımında, ABD Büyükelçisi Tom Barrack’tan fazlasıyla etkilenmiş olduğunun görülmesiydi.

Kılıçdaroğlu ilk kez Osmanlı coğrafyasından, Türkiye’nin bu coğrafyaya sahip çıkmasından falan bahsetti. Karşımızda neo-Osmanlıcı bir “Kılıçdaroğlu” gördük.

K.K.’nın sözleri, Tom Barrack’ın son zamanlardaki ifadeleri, beklentileri ve Ortadoğu hayali ile fazlasıyla örtüşüyordu.

Sonrasında Doğu Perinçek’in cümlelerini duydum.

CHP’deki butlan değişimini olumlu bulduğunu, haklı bulduğunu anlattı.

“İmamoğullarının, Özellerin silahlı güçleri yok. Nasıl iktidar olacaklar” dedi.

Çok ilginç ama bir o kadar da saçma sapan bir cümleydi.

Her ikisinin de, yani Kılıçdaroğlu ve Perinçek’in bende yarattığı his karmaşık.

Bazen “Bunları fazla mı ciddiye alıyoruz” diyorum, bazen de “Bunları az mı ciddiye alıyoruz” diyorum.

Ancak her ikisinin de birbirine fazlasıyla benzediğini düşünüyorum.

Alkol tüketimi düşerken

Birkaç gün önce 23 yıl öncesinden bir içkili hikaye anlattım.

Şimdi ise yeni neslin, gençlerin giderek alkolden uzaklaştığını hem görüyor, hem de verilerle öğreniyoruz.

Şaka değil, yeni gelen kuşak alkollü içkilerden uzak duruyor.

Bu yüzden de küresel alkollü içki firmaları, son 4 yılda yaklaşık 860 milyar dolarlık pazar kaybına uğramışlar. Borsa değerleri de tepe taklak aşağı gitmiş.

Gençler arasında alkol tüketiminin giderek azaldığı bir gerçek ve bu bize değil tüm toplumlara özel bir durum.

Sağlıklı yaşam arayışı, alkol kullanmamanın bir moda haline gelmesi gibi nedenlerle alkol tüketimi sadece bizde değil, tüm dünyada hızla düşüyor.

Bu olumlu bir gelişme çünkü alkollü içkiler, insan sağlığı açısından en büyük risklerden birini oluşturuyor.

Bu yüzden de ideolojik nedenle de olsa, iktidarın alkollü içkiler ile ilgili kısıtlamalarını önemli ölçüde doğru buluyorum.

Ancak hafif alkollü içkilerde, özellikle şarapta biraz daha insaflı olmaları gerektiğini kanaatindeyim. Bunun Türk ekonomisi açısından yararını göz önünde bulundurmak gerekiyor.

Alkol tüketiminde bir azalma trendi varken ve bu giderek hızlanırken, ne yazık ki, hafif ya da ağır uyuşturucu kullanımında bir artış var.

Batı’da giderek daha fazla sayıda ülkede esrar diye bilinen Hint keneviri ya da Cannabis’in türevlerinin satışı ve kullanımı serbest bırakılıyor.

Bazı ülkeler THC’yi yasaklar ama CBD’yi serbest bırakırken bazıları her ikisi de serbest bırakıyor.

Şu günlerde bazı ülkelerde kokainin serbest ama kontrollü satışı ile ilgili bazı yasal düzenlemeler üzerinde fikir jimnastiği yapılıyor. Satışı kontrollü yasallaştırma yöntemiyle suç örgütlerinin ve yasa dışı gelirlerin önüne geçilebilir mi tartışması yapılıyor.

Ancak bilimsel çalışmalar THC ya da CBD farkı olmaksızın tüm esrar benzeri uyuşturucuların zararlı olduğu konusunda hemfikir. Medikal kullanımda faydaları var, bunun dışında yarattığı zararlar ve ağır uyuşturuculara geçişe giden yol olmaları nedeniyle zararları daha fazla. Kokain ve eroin ise zaten bir felaket ve ne yazık ki, Türkiye’de de, dünyada da özellikle kokain kullanımının çok arttığı görülüyor.

Diyeceksiniz ki, bunu niye yazdın.

Son zamanlarda Türkiye’de de kenevir kullanımına ilişkin bir serbestlik tanınmasını isteyen bir lobinin varlığı gözüme çarpmaya başladı.

Açık söylüyorum, böyle bir serbestlik Türkiye açısından bir felaket olur.

Bu konu gündeme bile gelmesin diye yazıyorum.

Dünya Kupası başlıyor haberiniz var mı!

Türkiye Dünya Kupası’na katılıyor.

3 gün sonra, Pazar günü Dünya Kupası finallerinde Avustralya ile ilk maçımızı oynayacağız.

Üst tura çıkma şansımızın oldukça yüksek olduğu bir gruptayız, muhtemelen turu geçeceğiz.

Takımımızda bir sürü yıldız oyuncu var.

2002’den sonra müthiş bir jenerasyon yakaladık.

Ve bakıyorum da toplumda en küçük bir milli heyecan yok.

Ne televizyonlarda, ne kalmayan yazılı basında, ne sosyal medyada.

Candaş Tolga Işık, Kafa’da şahane bir futbol ekibi toplamamış olsa, neredeyse kimsenin umurunda değil Dünya Kupası.

Heyecan yaratan tek şey Candaş.

Niye bu haldeyiz anlamak mümkün değil.

Milli diye diye milliliğin içine boşalttığımız için mi, çakma mafya babası görüntülü birilerini futbolun tepesine musallat ettiğimiz için mi, yoksa kulüp rekabeti milli duyguların çok önüne geçtiği için mi!

Bunun yanıtını bilmiyorum ama milli takımı pek de kimsenin umursamadığını biliyorum.

Çünkü görüyorum.

Ne zaman insan oluruz?

Spor suçu işleyenleri sporun başına musallat etmediğimiz zaman.

FatihAltaylı
X’te yanıtla

X’te yazı hakkında yorumlarınızı paylaşın.

  • Geçmiş yazılar

Tümü
“Fatih bu kez yanılıyorsun”
Köşe Yazıları
“Fatih bu kez yanılıyorsun”

Fatih Altaylı

Temmuz 27, 2026

Masamızda bir köpek
Köşe Yazıları
Masamızda bir köpek

Fatih Altaylı

Temmuz 26, 2026

Yeni Parti programı
Köşe Yazıları
Yeni Parti programı

Fatih Altaylı

Temmuz 25, 2026

  • Videolar

Tümü
Bir kitapla hayat değişir mi? görseli
FatihAltaylı
Bugün
FatihAltaylı
YouTube
Fatih Altaylı & Bedia Ceylan Güzelce - Teke Tek KitapBir kitapla hayat değişir mi?Kitapyurdu: https://www.kitapyurdu.com/?srsltid=AfmBOorlol9UhdW5ABYzEMpGL1N1tYeOW-RfhiwgTMoyO3DNHb2uF-Z6 00:00 Giriş 02:50 Puslu Kıtalar Atlası 16:15 Duygular Sözlüğü 20:25 1977 - Bugünün Bir Kısa Tarihi 37:06 Odysseia 41:58 Emma 44:19 Bizi Sürükleyen Nehir 45:17 İçimdeki Sen 51:24 Kapanış 🔎 Teke Tek Kitap’ta her ay farklı kitapları mercek altına alıyor, yazarlarını, konularını ve tartışmaya açtıkları meseleleri konuşuyoruz. #işbirliği
Temmuz 27, 2026
Fatih Altaylı ile Pazar Sohbeti: "Kendimi bildim bileli şarkı söylüyorum!" görseli
Dün
FatihAltaylı
YouTube
Funda ArarFatih Altaylı ile Pazar Sohbeti: "Kendimi bildim bileli şarkı söylüyorum!"Teke Tek Bilim ▷ https://www.youtube.com/@TekeTekBilim 00:00 Giriş 02:10 Hayatı sakin mi? 07:23 Müziğe ilgisi nereden başladı? 13:46 İlk sahne ne zaman? 15:51 Televizyon programlarına neden çıkmıyor? 20:14 Eşiyle nasıl tanıştı? 25:18 Eşiyle dışarı çıkıyorlar mı? 28:20 Eşi iyi bir baba mıdır? 29:25 Eşiyle beraber çalışmak zor mu? 32:38 Oğlu Aras 35:50 Necip Fazıl Kısakürek’in şiirini şarkı haline getirmek nereden aklına geldi? 38:30 İptal edilen konserinden sonra geri dönüşler nasıldı? 44:55 Yeni albümü 47:35 AHBAP ve Haluk Levent 55:50 Kapanış YouTube kanalına abone olmak için ▷ http://bit.ly/FatihAltayli Gazeteci - Yazar Fatih Altaylı, Youtube kanalına özel gündemi yorumluyor.
Temmuz 26, 2026
Homeros'un üç bin yıllık Odysseia destanı görseli
Dün
FatihAltaylı
YouTube
Prof. Dr. Erman Gören & Fatih Altaylı - Teke Tek BilimHomeros'un üç bin yıllık Odysseia destanıTemmuz demek SharkNinjadan indirim demek. Fanlarda %33'e varan indirim fırsatı için tıkla stoklar bitmeden fırsatı yakala! https://www.sharkninja.com.tr/collections/temmuz-firsatlari?utm_source=fatih_altayli&utm_medium=sponsorluk&utm_campaign=shark_ninja_temmuz_kampanyasi_july26 00:00 Giriş 02:09 Homeros kimdir? 04:16 İlyada ve Odysseia nedir? 06:12 İlyada ve Odysseia bağlantısı nedir? 08:38 Odysseus destanı 12:07 Savaşın bitimi ve Odysseus'un geri dönüşü 19:42 Bu destanlar hangi zaman dilimlerinde geçti? 22:21 Odysseus Cyclops'u kör etmeseydi seyahati bu kadar uzun olur muydu? 30:08 Odysseus'un eşi kim ve neden bu kadar uzun süre eşini bekliyor? 35:43 Filmde kullanılan demir zırhlar o dönemde gerçekten var mıydı? 38:09 İzleyici bu filmden keyif alır mı? 40:04 Kendi yaptığı Odysseia çeviri kitabının benzer kitaplardan ne farkı var? 51:09 Kapanış #işbirliği
Temmuz 26, 2026