
Fatih Altaylı
Yazı İçeriği
Özgür Özel ile sohbet
Kişilik göstergesi gibi mahkeme kararı
Doğrusu bu ama
BYD’nin derdi hukuk değil
Özgür Özel ile sohbet
Fatih Altaylı
Haziran 12, 2026
Yazı İçeriği
Özgür Özel ile sohbet
Kişilik göstergesi gibi mahkeme kararı
Doğrusu bu ama
BYD’nin derdi hukuk değil
Dün CHP lideri Özgür Özel aradı.
Butlan kararından bu yana doğru düzgün konuşamamıştık.
Birkaç kez aramış ulaşamamıştım. Normalde rahmetli Bülent Ecevit’ten sonra bu konuda tanıdığım en kibar siyasetçi idi.
Cep telefonunu kendi açar, cep telefonundan doğrudan kendi arar, aramalara mutlaka dönerdi. Ancak siyasette olan bitenler, cenazeler falan derken belli ki çok yoğundu.
Neyse, sonunda görüştük.
Sesi yorgun değil ama sıkıntılıydı.
“Nasıl sıkılmayayım, boşu boşuna kaybettiğimiz enerjiye mi yanayım, millet bizi birinci parti yapmışken ve giderek farkı açarken olan bitene mi yanayım, partideki bazılarının millette yarattığı hayal kırıklığına mı yanayım. Sıkılıyorum tabii ama sonuna kadar mücadele edeceğiz.” diye başladı.
“Tayyip Bey’e, AK Parti’ye, iktidara kızmıyorum. Onlarla mücadele etmek için varız burada. CHP’ye kötülük onlardan beklediğimiz şey zaten. Kendi siyasi çıkarları için öyle yapmalarına alışığız, öyle yapmaları lazım. Bizi asıl üzen eden, ruhen yaralayan, hayal kırıklığı yaratan bizim içimizden az da olsa, birkaç kişi de olsa birilerinin çıkıp onların verebileceğinden daha fazla zarar vermeleri. Bizim motivasyonumuz dışarıyla mücadele üzerine kurulmuştu. İçeriden işbirlikçilerle mücadele etmek çok ağırımıza gidiyor. Bunlar bizim eski arkadaşlarımız. Biz yıllarca onlar için siyasette vuruşmuşuz, onlar için çalışmışız. Şimdi bu yapılan ağırımıza gidiyor ama emin olun bu mücadeleler bizi güçlendiriyor” dedi.
Yol haritalarını sordum.
“Daha önce konuştuğumuz gibi sonuna kadar mücadele” dedi. “Yargı önünde hakkımızı arıyoruz. Bize göre, hukuka göre, pek çok hukukçuya göre butlan kararı alınsa bile tedbir kararı haksız bir karar. Çünkü sonuçları olan bir karar. Buna da itiraz ettik. Kurultayı toplamak için her türlü girişimi yapıyoruz. Yapmaya devam edeceğiz. Partinin, halkın iradesi çok açık. Kemal Bey toplantı yapacak adam toplayamıyor. Görüntü veremiyor. Toplayabildiği kişilerin yarısından çoğu CHP’li değil. Kim olduğu, nereden getirildiği belli olmayan daha doğrusu belli olan tipler. CHP ile alakaları yok. Kalanı daha önce CHP’den atılmış adamlar, hem de büyük bölümü Kılıçdaroğlu zamanında atılmış adamlar. Bunlarla mı CHP’yi arındıracaklar.”
Peki anketler ne diyor? Kılıçdaroğlu CHP’sinin oy oranları ne?
“Biz bir anket yaptırmadık ama beni kamuoyu araştırma şirketi sahipleri arıyor. Kılıçdaroğlu hepsini arayıp anket yapmalarını istiyormuş. Meydanlara çıkamayacağı, mitingi yapamayacağı için partinin parasını buralara harcayacak, belli. Kamuoyu araştırmaları yaptıracak. Reklamcıları arayıp imajlarını düzeltecek kampanya önerileri istiyormuş. Ancak son kamuoyu araştırmalarının sonuçları ilginç. İlk günlerde vatandaşlar durumu çok anlamamışlar ve anketlerde Kılıçdaroğlu CHP’sine oy verir misiniz sorusuna evet diyenlerin oranı yüzde 5 - 6’larda çıkıyormuş. Şimdi durum daha da vahim olmuş. Durum anlaşıldıkça Kılıçdaroğlu CHP’sine oy verenlerin oranı yüzde 1’lere düşmüş. Düşünebiliyor musunuz! Biz bu partinin yönetimine talip olduğumuz zaman şunu dedik: ‘Oy oranlarımız yüzde 13’lere düştü. Seçmende bir kırgınlık var. Yönetim değişmeden biz seçmeni ikna edemeyiz.’ Ve yüzde 13 ile aldığımız partiyi yüzde 38’e taşıdık. İlk seçimde. Ve hâlâ 1. partiydik. Şimdi bunu yeniden düşürmeyi başardılar. Bunu AK Parti yapamazdı.”
Peki bu durumda Özgür Özel’in kuracağı yeni partinin oy oranı ne oluyor?
“Ben ona hiç bakmıyorum. Bizim şu an için yeni parti kurma, CHP’yi bırakma niyetimiz yok. Sonuna kadar mücadele edeceğiz. Tüm hukuki yolları deneyeceğiz. Bu parti bizim partimiz. Bizim bu partinin örgütü ile, tabanı ile, seçmeni ile gönül bağımız var. Bu partinin seçilmiş yönetimi biziz. Niye bırakalım. Biz partiyi butlancılardan geri alacağımıza inanıyoruz.”
Yani yeni parti yok mu?
“Parti içinde mücadeleyi sürdürebildiğimiz sürece yok. Olmaz. Ama şunu görürüz. Kemal Kılıçdaroğlu partiyi AK Parti’ye dayanak yapmaya devam eder, partiyi küçültür, bitirmek için çabalamaya devam eder. Bizi de CHP içinde siyaset yapamayacak hale getirir. Türkiye’yi normal bir düzleme CHP ile taşıma umudumuzu yok eder. O zaman mecburen yeni parti kurulur. Ama biz sonuna kadar uğraşmadan, her şeyi denemeden, elimizden gelenin tümünü ortaya koymadan CHP’yi bırakamayız. Vicdanımızda ‘Keşke şunu da yapsaydık’ diyecek bir tek nokta bırakmak istemiyoruz.”
“Az önce Muharrem İnce ile konuştum. Yeni parti olmaz diyor, genel başkanı delegeler seçsin diyor. Siz ne diyorsunuz” dedim.
“Biz de yeni parti heveslisi değiliz, yeni parti son çare, onu söyledim. Genel başkanı delegelerin değil de, tüm kayıtlı üyelerin seçmesi fikrini biz de son tüzük kurultayı öncesi gündeme getirdik. Siyasi Partiler Kanunu’na göre bunu yapamayacağımızı öğrendik. Bence de tüm üyelerin seçmesi daha doğru bir fikir. Keşke yapabilseydik. Siyasi Partiler Kanunu delegeyi zorunlu kılınca biz de şu ara yolu önerdik. Önce tüm üyeler arasında bir yoklama yapalım. Üyeler kimi birinci çıkardıysa o tek aday olarak kurultaya gitsin ve delegeler o tek adaya oy versin formülü geliştirdik. Bugün de bu yapılabilir. Kimin seçtiği önemli değil, yeter ki CHP’de bir seçim yapılsın. Bir an önce bir kurultay yapılsın.”
CHP lideri ile yaptığım konuşmadan anladığım şu.
Eğer sürecin başında, Kemal Kılıçdaroğlu “Böyle bir durum oldu. Birlikte bu partiyi en kısa sürede kurultaya götürelim ve genel başkanı seçsinler. Bu dertten kurtulalım” deseydi, Özgür Özel’in bir kavga, bir tartışma başlatma niyeti yoktu.
Ancak karşı tarafın böyle bir niyeti olmadığı hatta iktidarı rahatsız eden unsurları temizlemeye geldiği anlaşılınca başka çaresi kalmadı.
Şu anda da hâlâ bir hukuki sonuç elde edebileceklerine, suyu yoluna sokabileceklerine inanıyor.
Açıkçası ben onun kadar iyimser olamıyorum.
Kişilik göstergesi gibi mahkeme kararı
Çok sıradan bir adliye haberi aslında Türk siyasetindeki son durumun da aynası.
Biliyorsunuz, Gürsel Tekin adında bir siyasetçi var.
Yıllarca AK Partili medyanın hedefindeydi.
Nasıl edinildiği belli olmayan mal varlığını dillerine dolamışlardı.
Çaycılıktan bu servete nasıl geldi diye sorar, bilmem kaç yüz daire, 11 şirket, benzin istasyonlarını gündeme getirirlerdi.
Tekin ise bu iddiaları yalanlar ve “Kıskanmayın, bir gün sizin de olur” derdi.
Gürsel Tekin’in böyle bir mal varlığı var mı bilmiyorum.
Ancak bu iddiaları ortaya atan medya şimdi Gürsel Tekinci oldu. Gürsel Tekin de iktidarın CHP İl Başkanı.
Şu anda da düne kadar ağır sözler ettiği Kılıçdaroğlu’nun yanında saf tutuyor.
Sıradan adliye haberi de işte bu Gürsel Tekin ile ilgili.
Gürsel Tekin, yıllar önce Bodrum’un en pahalı mahallelerinden Göltürkbükü’nde bir villa kiralamış. Yazları gitmek için.
Ve kiraladığı bu villaya 4 yıldır kira ödememiş.
1 ay anlarım, sıkışmıştır, 2 ay, 3 ay hadi 4 ay anlarım. Ama sonrasını anlamam. Baktın durumun düzelmiyor, baktın bu kirayı ödeyemeyeceksin. Özür diler çıkarsın, kira borcunu da bir şekilde anlaşıp ödemeye çalışırsın.
Bir yerde kira ödemeden 4 yıl oturmak terbiyesizliktir, dolandırıcılıktır.
Hele hele bu bir de keyfekeder kiralanmış, sadece eğlence için tutulan, ailenin barınmasından öte amaçlı bir yer ise tamamen terbiyesizliktir.
Sırf bu bile, aslında bir siyasetçi için bir işaret, bir kişilik göstergesidir.
Kimin ne olduğunu anlatan şahane bir mahkeme kararıdır.
Doğrusu bu ama
Haber şu: “Rüşvet iddiasıyla yargılandığı davada 5 yıl 2 ay 15 gün hapis cezasına çarptırılan AKP'li Keskin Belediye Başkanı Ekmel Cönger İçişleri Bakanlığı tarafından görevden uzaklaştırıldı.”
Bir yandan olumlu, bir yandan olumsuz bir haber.
AK Partili başkanlar da yolsuzluktan yargılanabiliyor, mahkum olabiliyormuş haberi.
Ancak haberin detayı daha önemli.
Keskin’in AK Partili belediye başkanı Ekmel Cönger ne zaman görevden uzaklaştırılmış?
Hapis cezasına çarptırılınca, mahkum olunca.
Yargılandığı süreçte ne tutuklanmış, ne de görevden uzaklaştırılmış.
Yani tam da hepimizin yıllardır söylediği gibi.
Olması gerektiği gibi.
Bugün diğer başkanlar için de olması gereken bu.
Hadi onu geçtik.
En azından tahliye edilen Zeydan Karalar ve Ahmet Özer’in görevlerine iadesi gerekmiyor mu!
BYD’nin derdi hukuk değil
Ne zaman söyledik.
Hemen hemen 1 buçuk yıl önce.
Söyleyince ne oldu!
“Doğru olmayan bilgiyi yaymakla” suçlandım. Bazı bakanlar çok kızdı.
Oysa benim bunu söylememin nedeni memleketin kaynaklarını korumak, haksız rekabete engel olmaktı.
Ne mi demiştim.
“Çinli otomobil devleri Türkiye’ye yatırım kararlarını askıya aldılar. Chery kesinlikle Türkiye’ye gelmiyor, BYD de yatırımdan her an vazgeçebilir.”
Ben bunu deyince koca koca yetkililer çıkıp “Yatırım başladı” bile falan dediler.
Sonra geçtiğimiz Şubat ayında “BYD kesinlikle gelmiyor” diye yazdım.
Bu da yalanlandı.
Nisan başında “BYD’nin gelmeyeceği kesinleşti. Çinli otomotiv devine 1 milyar dolar ceza kesilecek” dedim.
Bakın bu yalanlanmadı. Daha çok bir sessizlikle karşılandı.
Ve iki gün önce BYD’nin gelmekten vazgeçtiğini herkes kabul etti.
Şimdi gümrüksüz olarak getirdiği araçlardan ötürü firmaya 1 milyar dolar ceza kesilecek. Tabii Çin hükümeti devreye girip bunu engellemek için uğraşmazsa.
İki gündür bakıyorum bazı yorumcular bu durumun Türkiye’deki adalet sistemi ile ilgili olduğunu falan yazıyorlar.
“Hukuka güvenmiyorlar o yüzden gelmiyorlar” gibi zırvalar. Batıdan gelecek yatırımların bu nedenle gelmediğini biliyoruz ama Çin’in yatırım kararlarından vazgeçmesinin hukukla, mukukla alakası yok.
BYD Türkiye’ye yatırım kararı alıp bunu açıkladığında Türkiye şahane bir hukuk devleti idiydi de, son bir senede mi hukuk devleti olmaktan çıktı!
Alakası bile yok.
BYD Türkiye’ye gelmekten vazgeçti çünkü Türkiye’nin dış politikası değişti.
Türkiye, Trump öncesi Çin ve Rusya ile yakınlaştığı izlenimi veriyor, BRICS üyeliğinden falan söz ediyordu.
Ancak son 1,5 yılda Türkiye bambaşka bir politikaya döndü.
Tam anlamıyla ABD ile uyum içinde bir politikaya geçti, Trump’ın en büyük destekçilerinden biri haline geldi. Amerika’nın uluslararası politikasına tam anlamıyla eklemlendi.
Bu da haliyle Çin’in hoşuna gitmedi.
Yatırımlardan vazgeçilmesinin tek nedeni budur.
Türkiye’nin hukukuyla alakası falan da yoktur.
Çin’de ne kadar hukuk var ise Türkiye’de de o kadar hukuk vardır.
Ayrıca da ilişkilerimizin eski tadında olmadığı tek ülke Çin değildir.
Rusya ile de eski bal börek halimiz yoktur.
Ne zaman insan oluruz?
Sürekli sitem etmediğimiz zaman.
X’te yazı hakkında yorumlarınızı paylaşın.
Geçmiş yazılar
Videolar







