
Fatih Altaylı
Yazı İçeriği
Ahbap çavuş
Şimşek gitmeden seçim gelmez gibi
Kusura bakma İlhan Abi
Sırıtan Kayyum
Hakem rehin alanın hakemleri Dünya Kupası’na alınmaz
Ahbap çavuş
Fatih Altaylı
Haziran 23, 2026
Yazı İçeriği
Ahbap çavuş
Şimşek gitmeden seçim gelmez gibi
Kusura bakma İlhan Abi
Sırıtan Kayyum
Hakem rehin alanın hakemleri Dünya Kupası’na alınmaz
2023 Kahramanmaraş Depremi, Türk halkı için önemli bir travmaydı.
Resmî olarak 50 küsur bin, gayrı resmî olaraksa 200 bine yakın insanımızı kaybetmenin acısı ve şoku bir yana, sonrasında olanlar da oldukça sarsıcı idi.
Her türlü afette yanı başımızda görmeye alıştığımız, Osmanlı’dan bu yana devam eden bir kurumumuz olan ve ismini Mustafa Kemal Atatürk’ün koyduğu Kızılay (Hilaliahmer) depremzedelere yardıma koşmak yerine, halkın yardımlarıyla oluşturduğu çadır stoğunu satışa çıkarmış ve parayla satmaya başlamıştı.
200 yıllık kuruma olan güven öylesine sarsıldı ki, halk deprem yardımlarını Kızılay yerine bir takım başka sivil toplum örgütleri ile ulaştırmak istedi.
İşte tam bu sırada, bir örgüt öne çıktı.
Ahbap.
Şarkıcı Haluk Levent’in organizasyonu olan Ahbap, yıllardır ufak tefek yardım faaliyetleri yürütüyor, halkın sempatisine mazhar oluyordu.
Her ne kadar Haluk Levent daha önce mali suçlar nedeniyle defalarca hapse girip çıkmış olsa da, kumar bağımlılığından dolayı sürekli ekonomik ve buna bağlı adli sorunlar yaşasa da iyi niyetli ve sempatik biri olarak görülüyordu.
Ve Kızılay’ın başındaki zat o denli “kirli” bir imaj oluşturmuştu ki, halk Kızılay’ın başkanındansa kumar bağımlısı Haluk Levent’i bile çok daha güvenilir gördü ve Ahbap Derneği’ne yardımlar yağmaya başladı.
Herkes ama herkes deprem yardımlarını Ahbap’ın hesabına yatırıyordu.
Açıkçası biz de bunu destekliyorduk.
Haluk Levent’i tanıyor, sorunlarını biliyorduk ama her şeye rağmen yine de Kızılay Başkanı Kerem Kınık’tan çok daha güvenilir bir imajı vardı.
Haluk Levent de gelip imaj tazeliyor “Abi, yemin ederim kumarı bıraktım. Artık o işlerden uzağım” diyordu.
Haluk Levent’le özdeşleşen Ahbap Derneği deprem sonrasında 3 milyar TL bağış topladı.
O günün dolar kuru ile 158 milyon dolar, yani bugünün 7 milyar TL’si, Kur Korumalı Mevduat’ta değerlendirsen en az 13 milyar TL.
O günlerde Haluk Levent her yerde “Harcadığımız her kuruşun hesabını vereceğiz. Çok şeffaf olacağız” sözü veriyordu.
Biz de iyi niyetine ve kendisine inanıyorduk.
Aradan üç yıl geçti.
Haluk Levent “Kuruş kuruş hesabını vereceğiz” dediği deprem yardımlarını ne yaptı, ben bilmiyorum.
Ahbap’ın internet sitesinde bu konu ile ilgili net bir bilgi yok, hesap dökümü yok.
Haluk Levent o dönemde bağımsız denetim şirketleri ile her türlü şeffaflığı sağlayacağını söylüyordu.
Ne var ki, aradan geçen 3 yıldan sonra Ahbap’ın internet sitesinde bunlarla ilgili bir hesap dökümü de görünmüyor, bir mali rapora da rastlanmıyor. Uluslararası bir denetim şirketinin raporunu ben göremiyorum.
Ne yalan söyleyeyim, aslında ben de arada birkaç kez bakmak dışında konuyu yakından takip etmiyordum.
Ancak geçtiğimiz günlerde bir gelişme oldu.
Haluk Levent’in başı bir kez daha mali bir suçla anıldı.
Ahbap Derneği’nin başkanı yine bir karşılıksız çek olayı ile gündeme geldi. Yine cezaya çarptırıldı.
Bu kez miktar 70 milyon TL idi.
“Kumarı bıraktım” diyen Haluk Levent belli ki eski alışkanlığından pek de vazgeçememişti.
Ve Türk halkı Kızılay’a güvensizliğinden ciğeri kediye emanet etmeyi tercih etmişti.
Bu durumda Haluk Levent’in söz verdiği gibi tüm mali raporları açıklaması, Ahbap’ın deprem için topladığı bugünün parasıyla yaklaşık 7 milyar TL’nin ya da 158 milyon doların hesabını Türk halkına kuruş kuruş vermesi gerekmektedir.
Umarım ve inşallah verir.
Çünkü bu millet bir kez daha kandırılmış olmanın yaratacağı yıkımı kolay kolay atlatamaz.
Şimşek gitmeden seçim gelmez gibi
Anladığım kadarı ile bugünlerde herkes bir erken seçim bekliyor.
Kimi görsem “Üç aya seçim olur mu?” diye soruyor.
Dün de Türkiye’nin önemli araştırma şirketlerinden birinin patronu “Fatih Bey, sanki seçime gidiyoruz gibi bir durum var” deyince “Niye?” diye sordum.
“Tüm şartlar iktidarın lehine oluştu. İmamoğlu içerde. CHP darmadağın, partinin başına Kılıçdaroğlu’nu oturttular. AK Parti için bundan daha iyi bir ortam olamaz” dedi.
Güldüm.
“Olur olur” dedim.
“Cumhurbaşkanı Erdoğan şartları istediği anda istediği gibi şekillendirebileceğini gördü. Zaten biliyordu ama umduğundan daha kolay olduğunu da gördü. O yüzden hiç acelesi yok. Süresini sonuna kadar kullanır, seçime de o zaman gider.” dedim.
“Niye, bugün çok uygun değil mi?” diye ısrar etti.
“Bugün seçim olsa İmamoğlu’nun adaylığını engelleyecek bir durum yok. Kesinleşmiş cezası yok. Tüm cezaları Yargıtay’da.” dedim.
“Doğru. Ama CHP paramparça. Bir daha bu kadar güçsüz bir CHP bulur mu!” dedi.
“CHP’yi canının istediği zaman parçalayabileceğini gördü. Kılıçdaroğlu ile CHP zaten toparlanamaz. CHP’nin daha iyiye değil daha kötüye gideceğini biliyor. Şu anda Özgür Özel 30, Kılıçdaroğlu 1 ise zaman içinde Kılıçdaroğlu biraz daha yükselir. Özgür Özel ise geriler. Bunun hesabını da en iyi Cumhurbaşkanı Erdoğan yapar” dedim.
“Peki ne zaman olur seçim?” diye sordu.
Bir şey bilmiyorum ama tahminime göre Kasım 2027’den önce bir seçim olmaz.
Erdoğan bir kez daha aday olmayı planlıyorsa da en geç Mehmet Uçum’un söylediği tarihte olur.
Ancak ben Erdoğan’ın seçimi 2027 sonbaharında yaptıracağını düşünüyorum.
Çünkü kış çıkışı yapılan seçimler AK Parti’ye yaramıyor.
Yaz çıkışı yapılan seçimler ise genelde AK Parti’nin daha doğrusu Erdoğan’ın zaferi ile sonuçlanıyor.
Seçimin en önemli alameti ise Mehmet Şimşek’in görevden alınması olacaktır.
Şimşek görevden alındıktan 6 ay sonra seçim olur.
Çünkü Erdoğan’ı destekleyen tabanda müthiş bir Şimşek karşıtlığı var.
Erdoğan’ın seçim müjdesi Şimşeksiz bir dönem olur.
Kusura bakma İlhan Abi
Zannederim İlhan Kesici’ye bir özür borcum var.
Dün kendisi ile yaptığımız bir telefon sohbetini kaleme aldım.
Benim yazımdan birkaç saat sonra İlhan Kesici bir kısa bir açıklama ile “Benim kaleme alınan şekilde resmî bir açıklamam olmamıştır” dedi.
İlhan Bey ile çok eski tanışırız.
Çok da severim.
Başarılı bir bürokrat, DPT’nın son kayda değer, önemli işler başarmış müsteşarıydı.
Parlak bir bürokrat olarak siyasete girdi.
Çok etkili ve önemli işler yapabilirdi ama kısmet olmadı.
Uzun yıllara dayanan, siyaset dışında bir dostluğumuz vardır.
Hikmet Çetin’in yanı sıra “Abi” dediğim iki siyasetçiden biridir.
Kendisi ile yaptığım telefon görüşmesini kaleme aldım.
Doğrusunu isterseniz, sohbet sırasında “Bunlar off the record” demediği için, “Fatih, bunları sakın yazma” diye uyarmadığı için yazmakta bir beis görmedim.
“Yazılmamak kaydıyla” demiş olsaydı asla yazmazdım.
Ama açıkçası bir gazeteci ile siyaset konusunda konuşuyorsanız ve “yazılmamak kaydıyla” demiyorsanız gazetecinin bunu yazmasına şaşırmamak gerekir.
Bilmiyorum, belki de benim “İlhan Abi, bunları yazabilir miyim?” diye sormam mı lazımdı acaba!
Neyse İlhan Kesici bütün kibarlığı ile “Resmî bir açıklamam yoktur” dedi.
Bazıları gibi söylediğini inkar etmedi.
Ona sıkıntı yarattıysam kusuruma bakmasın.
Ne de olsa gazeteciyiz.
Bir numara küçük ayakkabı gibiyiz.
Sırıtan Kayyum
Selahattin Demirtaş’ın hapse atılması ve cezaevinde 10 yılını doldurması ile sonuçlanan süreci başlatan, destekleyen ve birkaç gün önce de “bundan en ufak bir pişmanlık duymadığını” sırıtarak söyleyen Kayyum Kılıçdaroğlu şimdi de hapse attırdığı Demirtaş’ı cezaevinde ziyaret edeceğini açıklamış.
Demirtaş, bu kişi ile görüşürse gerçekten fazlasıyla iyi niyetli bir insan demektir.
Ya da belki yüzüne gereğini yapmak için görüşecektir bilmiyorum.
Ancak bildiğim şu, Kayyum Kılıçdaroğlu’dan fazlaca bir beklenti içine girmemek gerekir.
Bir kadının Emniyet’te çırılçıplak soyularak arandığı iddiasını sırıtarak dinleyen birinden olumlu herhangi bir tavır beklemek hatta daha doğru bir tanımla insanca bir tavır beklemek aymazlık olur!
Hakem rehin alanın hakemleri Dünya Kupası’na alınmaz
Türkiye’yi Dünya Kupası’nda büyük bir utançla baş başa bırakan federasyonun başkanı, özür dileyeceğine utanmadan milleti tehdit ediyor, üstelik de suçuna siyasetçileri, bakanları ortak etmeye çalışıyor.
Tehditlerini okuyunca güldüm.
Hakiki mafyaların tehditlerinden korkmadık, onun gibi çakmalarından korkacak halimiz yok.
Son zamanlarda söylediklerini şaşkınlıkla izlediğim Cem Küçük kendisine gereken yanıtı vermiş.
Zaten bizim de futbolcularla ilgili bir derdimiz yok.
Sorun futbolcularda değil.
Sorun federasyon yönetiminde, üstünde milli takım eşofmanıyla sahaya çıkan sözde başkanda.
Bıraksın gençlerin arkasına saklanmayı.
Hakemlerin durumu bile federasyonun ne kadar büyük bir felaket içinde olduğunu gösterir.
Adettendir, Dünya Kupası finallerine katılan ülkelerden de bir hakem çağrılır.
Bu Dünya Kupası’nda Türkiye’den tek bir hakem bile davet edilmedi.
Mısır’dan, Gabon’dan, Somali’den, Cezayir’den, Fas’tan, Yeni Zelanda’dan, Ürdün’den, Curaçao’dan hakemler var; Türkiye’den tek bir hakem yok.
170 hakem çağrılıyor, yukarıda saydığım ülkelerin bazılarından birden fazla hakem davet ediliyor, Türkiye’den tek bir hakem davet edilmiyor.
Peki bu kimin suçu!
Bizim mi yoksa hakemleri rehin aldıktan sonra utanmadan federasyon başkanlığı koltuğuna oturanın mı!
Ne zaman insan oluruz?
Sürekli geçmişten dem vuranlar geçmişteki utanma duygusuna sahip olduğu zaman.
X’te yazı hakkında yorumlarınızı paylaşın.
Geçmiş yazılar
Videolar







