
Fatih Altaylı
Yazı İçeriği
Cemaat döverken sirkatin söylemek
Öcalan’a af 26 sene önce geldi
Başarılı iken başarısız algılanmak
Vergide hukukçu rekoru
Hiç alakası yok
Cemaat döverken sirkatin söylemek
Fatih Altaylı
Ağustos 14, 2026
Yazı İçeriği
Cemaat döverken sirkatin söylemek
Öcalan’a af 26 sene önce geldi
Başarılı iken başarısız algılanmak
Vergide hukukçu rekoru
Hiç alakası yok
Dün “Süleymancılar” diye bilinen cemaate ani bir operasyon yapılınca bazıları “Ne oluyor” dedi.
Bir şey olduğu yok. İktidar mıntıka temizliği yapıyor yani sınırları belirlenmiş bir bölgenin temizliği.
Süleymancılar, Türkiye’de kökü Cumhuriyet’in kuruluş yıllarına kadar uzanan ve özellikle laik eğitim ve Atatürk karşıtı, köklü bir yapı. İsmet İnönü’nün Kur’an kurslarına izin vermesiyle birlikte faaliyetlerini gizlice dinî eğitim vermekten açıkça kurs ve yurt açmaya dönüştüren bir cemaat ve Türkiye’nin en kalabalık cemaatlerinden biri. Akdeniz Bölgesi kökenli görünse ve merkezi Antalya civarı gibi dursa da Türkiye genelinde oldukça yaygındırlar. 1500’e yakın kurs ve yurtları, bir o kadar da şirketleri olduğu söylenir.
Genelde merkez sağ siyasetin çatısı altında toplanan, DYP ve ANAP ekseninde hareket eden Süleymancıların önemli isimleri AK Parti’nin kuruluşunda da yer aldılar.
Mehmet Beyazıt Denizolgun partinin kuruluşunda görev aldı, milletvekilliği yaptı. Oğlu Fatih Süleyman Denizolgun da AK Parti milletvekili olarak TBMM çatısı altında bulundu. Tanıdığınız zaman da okumuş, yazmış, eğitimli kişiler olduklarını görürsünüz.
Birkaç yıldır cemaat içinde bir kavga vardı ve özellikle Fatih Süleyman Denizolgun bu kavgayı oldukça açıktan yürütüyordu. İlginçtir, bir yandan Kültür ve Turizm Bakanı da Denizolgun’un hedefindeydi.
Olan, cemaat içi bir iktidar savaşıydı ama taraflardan biri iktidara daha yakın duruyordu.
Sonunda iş patladı.
İktidar, Süleymancıların muhalif kanadının üzerine çullandı.
Türk tarihi bu tip olaylarla doludur.
Devleti elinde bulunduran güç, bu güce ortak olmak isteyen dinî cemaatlerle eninde sonunda kapışır. Her ne kadar Süleymancılar, Fethullahçılar gibi devleti ele geçirme planları yapmamış ve yabancı servislerin maşası haline gelmemiş gibi görünse de belli ki bir rahatsızlık vermişler. (Ayrıca yabancı istihbarat servislerinin en iyi sızabildiği yerin bu gibi cemaatler olduğunu da unutmamak lazım.)
Fatih Sultan Mehmet’ten beri kafayı fazla kaldıran cemaatin ipi çekilir, cemaatin önde gelenleri temizlenir, cemaat uygun başka bir yere park edilir. Bu kez de öyle olacağından kuşkunuz olmasın. Gelenek budur.
Şimdi özellikle iktidara yakın gazeteciler cemaatin malvarlığından bahsediyorlar.
En çarpıcı iddia şu: “Cemaat 200 milyar TL’yi yurt dışına kaçırmış.”
Kaçırmış mıdır, kaçırmamış mıdır, bilemem. Muhtemelen kaçırmıştır.
Ancak burada sorulması gereken mesele şudur.
İyi de, 200 milyar TL dediğin bugünün parasıyla neredeyse 4,5 milyar dolar.
Hepsini dün kaçırmadıklarına ve bunu yıllar içinde yaptıklarına göre belki de 10-15 milyar dolardan bahsediyoruz.
Bunca para önce bir cemaatin elinde toplanırken ve yurt dışına yollanırken bu devletin kurumları neredeydi!
Bugün bu kaçağı yakalamak iyi hoş ama bu aynı zamanda geçmişin sirkatini söylemek olmuyor mu!
Yarın aynı şeyi bugün haklarında her gün uyarılar yapılan başka cemaatler için de duyacak mıyız!
Yoksa oraya daha çok menzilimiz mi var!
Öcalan’a af 26 sene önce geldi
Bazen siyaseti gülerek izliyorum.
“Ne, Öcalan’a af mı geldi!” diye öfkeli nidalara güldüğüm gibi.
Ben size söyleyeyim.
Öcalan’a af bugün, “çerçeve yasa” denilen yasa ile gelmedi.
Öcalan bundan 24 yıl önce, 3 Ağustos 2002 tarihinde, AK Parti henüz iktidar değilken affedildi; DSP-MHP-ANAP koalisyonunun idam cezasının kapsamını daraltması ve 2004 yılında AK Parti iktidarında da bu cezanın tamamen kaldırılması ile affedildi.
O gün siyaseti, tarihi, geçmişi ve siyasetin akışını bilen herkesin tahmin ettiği şey, bugün gerçekleşiyor.
Olan bu.
İdam cezasının kaldırıldığı gün, ben dahil pek çok kişi “Öcalan’ın ömrü vefa ederse Meclis’te yemin ettiğini de görürüz herhalde” diye düşündük, bunu yazdık, söyledik.
Çok da tepki aldık.
Bu, Abdullah Öcalan’ın İsrail tarafından yakalanıp, ABD tarafından Türkiye’ye teslim edilmesi ile başlayan bir süreçti. Rahmetli Ecevit boşuna dememişti, “Bize niye teslim ettiler anlamadım” diye. Aslında anlamıştı ama söyleyemiyordu.
O sürecin bir sonraki aşamasına geçtik sadece.
Ve bu son aşama da değil muhtemelen.
Apo serbest kaldı diye, Türkiye bölünür diye korkmayın.
Türkiye bölünür mü bölünmez mi bilemem ama Türkiye’yi bölen Kürtler olmaz onu bilirim.
Başarılı iken başarısız algılanmak
Gerçekten eğlenceli ülkeyiz ama ciddiye almazsan ve olayların içinde değilsen.
Galatasaray’ın ne iş yaptığı bilinmeyen, yasa dışı gruplarla ilişkileri bilinen tribün lideri “karaborsa” iddiaları nedeniyle gözaltına alınıyor.
Evinden ve oğlundan kaynağı belirsiz milyonlarca dolar tutarında para çıkıyor.
Gözaltındayken “Sayın Öcalan’a özgürlük” naraları atıyor.
Savcılıkta “Sayın Öcalan’ın özgür kalmasını destekliyor, barış sürecine destek veriyorum” diye açık açık söylüyor.
Tutuklanmıyor.
Sonra lafının arkasında bir nebze olsun duracağına, “Vallahi ben ne dediğimi bilmiyordum” diye kıvırmaya başlıyor.
Ve hâlâ binlerce sözde taraftar bunun arkasından “Reis” diye koşuyor.
Gülmeyeyim de ne yapayım.
Tabii bunca paranın kaynağının konuşulmaması, sorulmaması da ayrı bir komedi. Belediye başkanında para bulmak için dağı taşı kazdılar. Bunda koltuğun altından çıktı, “Ne iş!” diye soran yok.
En azından şimdilik yok.
Bununla iş tutan yönetim kurulu üyelerinin ise adı bile anılmıyor.
Galatasaray cephesi ise karışık. Bazen “Bu kulüp nasıl bu ellere düştü” diye soruyorum.
Sözde sosyal demokrat eski başkan, bu “sözde Reis”le arayı hoş tutmak için onun mafya avukatı Serdar Öktem’i kulübe üye yapıyor.
Yetmiyor, Sinan Ateş cinayetinin organizatörü olduğu iddiasıyla yargılanan çeteci avukata kulüp şirketlerinin avukatlığını veriyor.
Galatasaray Başkanı’nın o günkü iletişim sorumlusu, danışmanı, sözde eski tüfek solcu da yanı başında tüm bu olanları izliyor. Ve aynı adam şimdi kalkmış, etik metik ahmak kesiyor.
Biz nasıl bu ellere düştük diyeceğim de, bunları konuşan yok.
Varsa yoksa transfer, kimi aldın, kimi alamadın.
Dursun Özbek’e hakaret üzerine hakaret.
Spor yazarlarının çoğunu ciddiye almıyorum. Hepsi bir yöneticinin adamı olmuş.
Galatasaray ile ilgili daha çok Bülent Timurlenk’i dinliyorum. En akılcı konuşan o. Ama o bile transfere kitlenmiş.
Taraftarlar bana da soruyor, sen ne düşünüyorsun diye.
Vallahi ne yalan söyleyeyim, Dursun Özbek’i bu döneminde çok başarılı buldum. 13. sırada ve tüm havasını yitirmiş kulübe biraz da kerhen başkan oldu. 4 yılda 4 şampiyonluk ve rakipler karşısında büyük moral üstünlük getirdi. Bir başkan daha ne yapsın! Aynı şeyi 12 yıldır şampiyon olamayan rakibimizin eski başkanı Ali Koç yapsaydı, tahminen Kadıköy Meydanı’na heykelini dikerlerdi. Hatta Deniz Göktaş’ın esprisiyle beton yetiştiremezlerdi.
Özbek, takımı dört kez şampiyon yaparken Kemerburgaz tesislerini bitirdi, Ada’yı yeniden yaptı, Kalamış tesislerini yeniledi. Adanın kalan bölümlerini satın aldı. Ali Sami Yen’in yanına basketbol, voleybol tesislerini ve kulüp merkezini inşa ediyor.
Ama futbol taraftarı tatminsiz.
Hep “Daha fazla” diyor. Rakiplerle arayı açmak istiyor. Bayern Münih olmak istiyor.
Bu yüzden de hep birlikte Başkan’a kızıyoruz.
Geçmiş başarıları da artık ona değil, Erden Timur’a yazıyoruz.
Başkan’ın iki hatası ise şu. Son seçimde iyi bir yönetim kurmadı. Gereksiz yere herkese mavi boncuk dağıttı. Bugün Sportif AŞ’ye bir yönetim kuramıyor.
Çıkıp doğru düzgün bir açıklama da yapmıyor.
Çıkıp “Arkadaşlar. Bu yıl nadas senemiz. Mali yapımızı biraz daha güçlendireceğiz. Genç oyunculara yönelip onları takıma adapte edeceğiz. Yine şampiyon olmaya oynayacağız ama bunu daha farklı bir biçimde yapacağız.” dese en azından herkes ne olduğunu görecek ve susacak.
Ama bunu diyemiyor çünkü bir sürü parlak ismi ortaya atan da yine aynı yönetim.
Üstelik böyle bir planın Okan Buruk ile olmayacağını da hepimiz biliyoruz.
Anlayacağınız bugün Galatasaray’da mesele “şaşkınlık”.
Ne yaptığını bilen bir yönetim izlenimi vermiyor Dursun Özbek.
Zaten yanında da ne yaptığını bilen bir kişi bile olduğunu zannetmiyorum.
Ama bunu da kendi yaptı, biz değil. Ahmet Yüce ve ben ona tam aksini söyledik.
Vergide hukukçu rekoru
Vergi rekortmenleri açıklandı.
Zirvede yine son yılların yıldızı iki kardeş, Baykar’ın patronları var.
Açık farkla hem de.
İlk on takipçilerini toplasan anca onlara yetişebiliyor.
Listenin garip tarafı, “adının açıklanmasını istemeyen” vergi rekortmenlerinin sayısının ya da oranının her yıl artması.
Koç ailesi ve Enka ailesi dışında neredeyse herkes gizlenmiş. Bir de Cengiz Ailesi baba oğul ve amca olarak listede yer almışlar. Müteahhit taifeden Erman Ilıcak da var.
İlk 100 kişinin yüzde 75’i gizli.
Vergi vermek övünülecek bir şeyken niye gizlenirler anlamak mümkün değil; çökecekler ya da mafya musallat olur diye mi korkuyorlar çözemedim ama normal değil.
Listedeki en ilginç olay ise iki avukatın rekortmenler listesinde yer alması.
Hukukun yerlerde süründüğü ülkede, iki hukukçu vergi rekortmeni olmuş.
23. sırada sevgili Gönenç Gürkaynak yer alıyor.
81. sırada ise çok değer verdiğim bir hukuk insanı Doç. Dr. Ramazan Arıtürk var.
Bu ülkede hukuku sağlamaya çalışarak vergi rekortmeni olmak zor bir iş olsa gerek.
İkisini de kutluyorum.
Hiç alakası yok
Dün Haluk Levent ile ilgili yazımı yanlış anlayanlar olmuş.
“Böylesini kırk ana doğuramaz” lafını daha önce duymamış, hangi manada kullanıldığını anlamamış olanlar “Nasıl annesini konuya dahil edersin” demişler.
Bu lafın annelerle alakası yoktur.
Özneye yüklenen olumsuz özelliğin tek kaynaktan çıkmayacak kadar büyük olduğu anlamında söylenir.
Bu köşenin editörü Semin, Türkiye’de kadın, kadın hakları, kadın eşitliği gibi alanlarda zannederim en hassas kişiler arasında ilk sıraları alır.
Eğer böyle bir anlam hissetmiş olsa hemen beni arar, “Fatih Bey, o nasıl cümle öyle. Bunu lütfen çıkaralım buradan. Çok ayıp hiç size yakıştı mı!” der ve bu cümleyi yayınlamazdı.
Semin benim vicdanım, pusulamdır.
Ancak bu eleştirilerin ardından şunu fark ettik ki, bu kalıplaşmış söz internette hep çok çirkin küfürlerle anılır olmuş. İşte bunu bilmiyorduk.
Yanlış anlamış olanlardan, bu yanlış anlamaya sebebiyet vermiş olma ihtimalimden ötürü özür dilerim.
Ne zaman insan oluruz?
İnsafsızlık siyasi vasıf olmadığı zaman.
X’te yazı hakkında yorumlarınızı paylaşın.
Geçmiş yazılar
Videolar







