
Fatih Altaylı
Yazı İçeriği
Sözde Tribün lideri ve çevresindeki karanlık
Futbol demek komplo teorisi demek
Proje yerelleşmeli
Ayıptır ayıp
Özür
Sözde Tribün lideri ve çevresindeki karanlık
Fatih Altaylı
Ağustos 11, 2026
Yazı İçeriği
Sözde Tribün lideri ve çevresindeki karanlık
Futbol demek komplo teorisi demek
Proje yerelleşmeli
Ayıptır ayıp
Özür
Galatasaray’ın tribün lideri denilen Sebahattin Şirin ya da gerçek adıyla Muzaffer Şirin gözaltına alındı.
Ortalık karıştı.
Sebahattin Şirin ismi bu köşenin okurları için bilinmedik bir isim değil.
Geçmiş yıllarda pek çok yazımın öznesiydi. Garip, karanlık ilişkilerini yazdığım için benden şikayetçi oldu, davalar açıldı.
Bu davalarda avukatlığını yapan kişi de ilginç biriydi. Sinan Ateş cinayetinin sanıkları arasında yer alan ve serbest bırakıldıktan sonra Zincirlikuyu’da bir suikast sonucu Daltonlar Çetesi’ne mensup kişilerce vurulup öldürülen Serdar Öktem, Sebahattin Şirin’in avukatlığını yapıyordu.
Ben o davalardan birinde 7 ay hapse mahkum oldum ve ilginçtir mahkeme heyeti bu gibi davalarda olağan olan cezayı paraya çevirmedi.
Şimdilerde neredeyse kahraman ilan edilmek istenen işte bu Sebahattin Şirin’in bir yandan Sedat Peker, diğer yandan İsmailağa tarikatı ile de ilişkileri vardı.
1991 yılında işlenen bir başka cinayetin de sanıkları arasında yer almıştı ve zannederim bu nedenle Muzaffer olan adını Sebahattin olarak değiştirmişti.
Açıkçası bir Galatasaraylı olarak, böyle bir kişinin adının camiamla anılmasından rahatsız oluyordum.
Ki zaten kendisi aslında Galatasaraylı da değildi. Yıllar önce başka bir takımın tribün lideri iken, orada yaşadığı bir anlaşmazlık sonucu Galatasaray’a geçmişti.
Bu kişi ile son meselemiz, 2 yıl kadar önce gündeme getirdiğim Galatasaray’daki karaborsa bilet iddiası ile ilgili oldu. Muhtemelen kulüp içerisinde birileri taraftar organizasyonu üzerinden karaborsa bilet satışı yapıyor ve büyük bir gelir elde ediliyordu. Özellikle yurt dışı maçlarda bu konuda Ultraslan grubunun adı öne çıkıyordu.
Sebahattin Şirin, birkaç gün önce Adalet Bakanı’nı hedef alarak “Galatasaray’ın şampiyon olmasını engellemek üzere bir organizasyon yapıyorsunuz” demeye getirince gerçekten şaşırdım.
Bu kişinin, Fenerbahçeli Spor Bakanı’na ya da Fenerbahçeli Federasyon Başkanı’na değil, devletin tepesinde yer alan hiçbir Fenerbahçeliye değil, Galatasaraylı Adalet Bakanı’na saldırması biraz garip ve mantık dışıydı.
Şirin bu paylaşımından saatler sonra gözaltına alındı ve Vehbi’nin kerrakesi gözaltı ile birlikte ortaya çıktı.
Hakkında pek çok farklı suçlama vardı ve büyük bir olasılıkla Şirin, çevresinde daralan çemberi hissetmiş ve taraftar gruplarını çevresinde kenetleyebilmek için böyle bir paylaşım yapmıştı. “Futbol takımını koruduğum için içeri alınmış olayım” demişti. Meseleye tarafsız gözle bakan Galatasaraylıların da görüşü bu yöndeydi.
Haklı da çıktı, özellikle sosyal medyada böyle bir hava oluşturmayı başardı. Evinden çıkan akıl almaz miktardaki paraların, cephaneliğin, çelik yeleklerin hiç önemi yokmuş gibi davranan bir grup “Sebo Reis” dedikleri bu adamı savunmaya geçti.
Ben ise bu durumdan oldukça umutluyum.
Belki bu sayede bu karaborsa meselesinin üzerine gidilecek, belki bu sayede bu karaborsa organizasyonunun kulüp içindeki uzantıları tespit edilecek, belki bu sayede bu karaborsa rezaletinin sadece Galatasaray’da değil, diğer kulüplerde de büyük bir yasa dışı kazanç kapısı olduğu ortaya çıkacak, belki bu sayede Türk futbolunda bir nebze de olsa bir temizlenme gerçekleşecek.
Bu tipleri takımın antrenmanına sokup elinde megafonla futbolculara diskur çektirenlerin kimler olduğu da ortaya çıkacak.
Tabii belki.
Çünkü ne yazık ki, benden başka hiç ama hiç kimse temizliğe kendi kulübünden başlanması için gayret göstermiyor.
Herkes suçlamayı karşı tarafla sınırlı tutmayı yeğliyor.
Oysa gerçek temizliğin herkesin kendi kapısının önünü süpürmesiyle olduğunu herkes biliyor.
Ama ne yazık ki bizim memlekette karaktersiz bir çoğunluk kulübünü vatanından daha çok seviyor.
Futbol demek komplo teorisi demek
Futboldan başlamışken futboldan devam edelim.
Bu sezon ilginç bir sezon başlangıcı yaşıyoruz.
Galatasaraylılar, yönetimlerinden şikayetçi. Tüm kulüplerden daha fazla gelire sahip olmalarına, limitleri herkesten yüksek olmasına ve doğrudan Şampiyon Ligi’ne katılacak olmalarına rağmen transfer yapılmamasına öfkeliler. Dursun Özbek’in kulübü sattığına inanıyorlar.
Galatasaraylılara bakarsan bu yıl Fenerbahçe şampiyon yapılmak isteniyor.
Bu meseleyi konuştuğumuz Fenerbahçeli dostlarımız ise Galatasaraylılardan çok daha karamsarlar.
Onlara göre de bu yıl Fenerbahçe’nin şampiyon olma ihtimali yok çünkü “birileri” Trabzonspor’u şampiyon yapmak istiyor tüm planlar buna göre yapılmış, sözlerine delil olarak da “Baksana Salah’ın gelişine. Normal mi, belli ki Trabzon’u şampiyon yapacaklar” diyorlar.
Beşiktaşlılar da en az Galatasaraylılar kadar umutsuz, Salah’ın alınamayışını kulüp yönetiminin kulübe karşı bir komplosu olarak görüyorlar.
Yani anlayacağınız, klasik bir sezon başlangıcı.
Ben ise bir Galatasaraylı olarak şunu görüyorum.
Galatasaray, tam diğer kulüplerle arayı açabileceği bir dönemde, tıpkı bundan 26 sene önce olduğu gibi kendi ayağına sıkıyor.
25 yıl önce Avrupa Şampiyonu olmuş yönetimi istifaya zorladığı gibi bugün de anlaşılmaz bir yönetim zafiyeti ile yeniden bir duraklama dönemine giriyor.
Kimse kimseyi boşuna suçlamasın. Herkes kendi ediyor, kendi buluyor.
Proje yerelleşmeli
PKK’lılara af getiren yasa TBMM’de rekor oyla kabul edildi.
En fazla hayır oyu Yeni Parti’den çıktı, 54 Yeni Parti milletvekili “Hayır” dedi. 87 “Hayır”ın 54’ü Yeni Parti’den geldi.
“Evet diyeceğiz” diyen Kılıçdaroğlu’nun CHP’si bile 14 fire verdi.
Ama sonuç olarak 467 oyla yasa kabul edildi.
Bu 467 sayısının iktidar kanadında geleceğe ilişkin bir umut oluşturduğu kesin.
Bir Anayasa değişikliğinde 400’ü aşabilecek bir çoğunluğun işareti olarak görülmüştür mutlaka.
Tabii şimdi haklı olarak tüm ulus PKK’nın “gerçek silah bırakma” görüntülerini görmek isteyecek. Sembolik “Keleş kebabı” milleti doyurmaya yetmez.
Türkiye Cumhuriyeti en yüksek organı ile adım attı. Kazanan taraf olduğu halde büyüklük gösterdi.
Şimdi PKK’nın gerçek ve görülür bir adım atması lazım.
Savaşın kaybedeni olduğu halde, kazananıymış gibi davranmaktan vazgeçmesi şart.
Bu mesele bir Amerikan projesi olarak başlamış olabilir.
Ama bir Türk-Kürt projesi olarak ilerlemek zorunda.
Çünkü bölgede ABD’nin hiçbir projesi başarı ile sonuçlanmadı, ABD’nin hiçbir projesi yerel halka fayda sağlamadı.
Yasalar yol açar ama o yoldan yürüyecek olanların niyeti yasadan daha önemlidir.
Ayıptır ayıp
Önceki gün, Rasim Ozan Kütahyalı’nın avukatından gelen bilgiyi paylaşmam üzerine epey bir saçmalama hakkı kullanan oldu.
Burak Mengü’nün Kütahyalı’nın avukatı olmasından ötürü kardeşi Nevşin Mengü’ye yönelik abuk sabuk ifadeler kullanıldı.
Birincisi, herkes kendinden sorumludur. Burak Mengü’nün yaptıklarından, yapacaklarından ailesinin hiçbir bireyi sorumlu tutulamaz. Bunun aksi bir tavır benim burada sık sık eleştirdiğim “sippenrecht” e girer, Ortaçağ Alman hukukudur ve son olarak Nazi döneminde uygulanmıştır. Aileden bir kişinin işlediği suçtan dolayı tüm ailenin ve hatta klanın sorumlu tutulması anlamına gelir.
Ayrıca bir avukat, müvekkilinin suçlarının ortağa ya da sorumlusu da değildir.
Burak Mengü’nün Kütahyalı’nın avukatlığını üstlenmesi, Mengü’nün Kütahyalı’nın tüm suç ve ayıplarına ortak olduğu anlamına gelmez. Sadece onu elinden geldiğince savunmaya çalıştığı anlamına gelir ve savunma hakkı da kutsaldır.
Bu yüzden de kardeşi, Kütahyalı’nın avukatı diye Nevşin Mengü’ye saldırmak da, Kütahyalı’nın avukatlığını yapıyor diye Burak Mengü’ye saldırmak da ayıptır.
Özür
Sevgili okurlar, dün yazı yazamadım. Zannederim zehirlenme neticesinde yatağa düştüm ve 39 derece çıkan ateşle 24 saat perişan oldum.
Biraz kendime gelince sizden daha fazla ayrı kalmak istemedim.
Aslında bugün ekonomi konusunda bir şeyler yazacaktım ama onu da izin verirseniz yarına bırakayım.
Dün için kusura bakmayın.
Yarın görüşmek üzere.
Ne zaman insan oluruz?
Sevgi göstermenin zafiyet olmadığını anladığımız zaman.
X’te yazı hakkında yorumlarınızı paylaşın.
Geçmiş yazılar
Videolar







