
Fatih Altaylı
Yazı İçeriği
Yumurta küfesizler ve ucuz bir barometre
En önemli mesele unutuluyor
O paralar bir belediyecinin evinde bulunsaydı!
Hiç normal değilsiniz
Sıralanma
Yumurta küfesizler ve ucuz bir barometre
Fatih Altaylı
Ağustos 12, 2026
Yazı İçeriği
Yumurta küfesizler ve ucuz bir barometre
En önemli mesele unutuluyor
O paralar bir belediyecinin evinde bulunsaydı!
Hiç normal değilsiniz
Sıralanma
Bugün Türkiye’de ‘Kimin yerinde olmak istemezsin?’ diye sorulsa bence verilecek tek bir yanıt var.
Özgür Özel’in.
Bir yandan adliyesiyle, mülkiyesiyle, maliyesiyle tüm devlet gücüyle karşısına dikilmiş bir iktidar ile mücadele edeceksin, diğer yandan da sırtında yumurta küfesi taşımadan sürekli ahkam kesen bir grup muhalifin eleştiri ötesi akıl vermeleri ile mücadele edeceksin.
Gerçekten zor iş.
Verdiği kararların siyasi sonuçları ile asla muhatap olmayacak ve kararın yanlış çıkması halinde tam tersini savunmaya başlayacak bir kitle Özel’e sürekli akıl veriyor.
Çerçeve Yasa bunun en güzel örneği.
Bir grup kayıtsız şartsız destek ver diyor, diğer kitle sakın evet deme diyor.
İkisinin de ortaya çıkacak sonuçta vereceği hesap veya alacağı bir ders yok.
Özel belki de en doğrusunu yapıyor ve “Herkes serbest” diyor. Sonuçlarından bağımsız oldukça demokrat bir tavır. Parti disiplini denilen zırvalığın dışında bir duruş.
Her iki taraf kızıyor.
Ben ise kararın doğru olduğunu düşünüyorum.
Kendi fikrim olarak değil, Özgür Özel’in tescilli düşmanlarının tavrına bakıyorum ve kararımı buna göre veriyorum.
Barış Yarkadaş diye biri var biliyorsunuz.
Hemen saldırıyor, “Özel’i dinlemediler, hayır oyu verdiler” diye çemkiriyor. Belli ki rahatsız. Kendi kayyumu “Ülke için evet diyeceğiz” dediği halde 14 milletvekili adamı umursamayıp Meclis’e teşrif etmemiş, onu görmüyor ama Özel’e saldırıyor.
Ben Özel’in doğru yerde durduğunu bu ucuz barometreye bakıp anlıyorum.
Kendi payıma ise en azından parti disiplini denilen zırvalığa yıllardır olumsuz bakan biri olarak vekilleri serbest bırakmasını çok önemli buluyorum. Parti içinde başta Murat Bakan olmak üzere pek çok kişinin de benim gibi düşündüğünden hiç kuşkum yok.
En önemli mesele unutuluyor
Kayyum, parti bölünmesi, Çerçeve Yasa falan derken ekonomi unutulup gidiyor.
Oysa asıl mesele orada.
Yaklaşık 10 gündür tatildeyim.
Çeşitli yerlerde iş insanları ile karşılaşıyor, ayaküstü ya da çay kahve içerken sohbet ediyoruz. İş insanı dediysem dev holding sahipleri ya da TÜSİAD’in büyükleri değil, farklı sektörlerde orta ve orta üstü ölçekli işletmeler.
Hepsi kan ağlıyor.
Zararına ihracat yapanlar. Ayakta kalmak için yerine koyamayacakları stoklarını dolar bazında zararına eritenler. İşçi çıkara çıkara artık üretimi durdurma noktasına gelenler. Yabancı ortağı Türkiye’den çıkmak istediği için ne yapacağını şaşıranlar. Son birkaç yılı zararla kapatanlar. Gelecekte de ışık görmeyenler.
Bir yanda Türkiye’ye gelecek denilip gelmeyen BYD, Volkswagen gibi bildiğimiz ve ayrıca daha küçük ölçekli olup bilmediğimiz firmalar.
Bir yanda son örnek olarak Carrier’ı gördüğümüz Türkiye’yi bırakıp çıkanlar.
Bu durum sürdürülebilir değil.
Ekonomide durum bu olduğu sürece Türk halkının çok da istemediği daha pek çok yasanın çıkmak zorunda kalacağını, kim olursa olsun iktidarların dün hayır dediği pek çok şeye evet demek zorunda kalacağını tahmin etmek de alimlik sayılmaz.
Bugün Türkiye’nin en önemli meselesi budur.
PKK affının arkasında bile bu vardır.
O paralar bir belediyecinin evinde bulunsaydı!
Sakın yanlış anlamayın, hiç kimsenin tutuklu yargılanmasından, yargı sürecinde cezaevinde tutulmasından yana değilim.
Ama bazen ağız büzülüşünden, Ömer diyeceğini anlarsınız ya.
Sanki yine öyle bir durum söz konusu.
Sebahattin Şirin salıverildi.
Peşin konuşup kimseye haksızlık etmek istemem ama zaten dün bu konudaki umutlarımı yazarken çok “belki”li bir yazı kaleme almıştım.
Aynen şöyle demiştim:
“Belki bu sayede bu karaborsa meselesinin üzerine gidilecek, belki bu sayede bu karaborsa organizasyonunun kulüp içindeki uzantıları tespit edilecek, belki bu sayede bu karaborsa rezaletinin sadece Galatasaray’da değil, diğer kulüplerde de büyük bir yasa dışı kazanç kapısı olduğu ortaya çıkacak, belki bu sayede Türk futbolunda bir nebze de olsa bir temizlenme gerçekleşecek. Bu tipleri takımın antrenmanına sokup elinde megafonla futbolculara diskur çektirenlerin kimler olduğu da ortaya çıkacak. Tabii belki.”
Konu futbol ve futboldaki pislikler olunca, ne yazık ki kimse bihakkın üzerine gitmiyor, gitmeye çekiniyor.
Hissedilen bu.
Evde onca para, onca para hareketi, asgari ücretli çocuğunun evinde milyonlar, hesaplarda milyonlar.
İşi nedeniyleymiş, oğlu da bir medya kuruluşunda şoförlüğün yanı sıra telefon alım satımı yapıyormuş.
Peki bu Sebahattin Şirin ne iş yapıyormuş biliyor musunuz?
Hangi ticari faaliyeti nedeniyle bankada milyonlarca lira; evinde, zulada, hatta yayımlanan görüntülere göre koltukların minderlerinin altında milyonlarca dolar var?
Mesela bu miktarda para bir muhalefet belediye başkanının evinde bulunsaydı ne olurdu hiç düşündünüz mü?
Samimi soruyorum, bu kişi hangi ticari faaliyette bulunmuş, şimdiye kadar kendi ve oğlu kaç lira gelir beyan etmiş, kaç lira vergi vermiş, hiç merak eden oldu mu?
Bu arada sağlık muayenesine götürülürken “Sayın Öcalan’a özgürlük” diye bağırmıştı ve bu kişinin tribündeki milliyetçi muhafazakar dostları “Reis bir konuya dikkat çekmeye çalıştı. Beni gözaltına alarak, meclisten geçecek af yasasını unutturmak istiyorlar. Bizim reis bu kadar milliyetçidir” diye sosyal medyayı ayağa kaldırdılar.
Peki “Reisleri” savcılıkta ne dedi: “Sürece desteğimi göstermek için ‘Sayın Öcalan’a özgürlük’ diye bağırdım.”
Güle güle kullanın Reisinizi.
Ben böyle yazıyorum ama Sebahattin’in salıverilmesi Galatasaray’da bazılarının geceyi rahat geçirmesini ve uykusuz kalmamasını da sağlamıştır herhalde.
Umarım yanılıyorumdur.
İnşallah bu iş böylece kapanmaz.
Çünkü o paralar…
Hiç ama hiç normal değil.
Hiç normal değilsiniz
Dün Sebahattin Şirin ile ilgili yazımda “Galatasaray’a sonradan geldi. Başka bir tribünün amigosu idi” diye yazınca bazı ahmaklar “Hangi takım olduğunu yazsana yazsana” diye saldırdılar.
Ahmaklar çünkü neden öyle yazdığımı bile anlamayacak kadar fanatik körlük içindeler.
Nereden geldiği önemli değil. Anlatmak istediğim bunlar için takımın bir önemi olmadığı. Bunlar nerede para kazanıp, nerede kulüp kaynaklarını sömürecek bir düzen kurabiliyorlarsa oraya çörekleniyorlar.
Daha önce Galatasaraylı bir amigonun Fenerbahçe’ye geçmişliği vardı, o zamanlar bir BMW otomobil karşılığı olduğu söylenirdi.
Sebahattin Şirin’in mafya hesaplaşmasında öldürülen, Sinan Ateş cinayetini organize etmekle suçlanan avukatı Serdar Öktem de Galatasaray Kulübü’ne üye yapılmış, sonra da Galatasaray Mağazacılık AŞ’nin hukuk işleri ve alacak tahsili davaları bu kişiye verilmişti.
Siz hâlâ bu işleri renk aşkı falan zannedecek kadar ahmak olmaya devam edin.
Vatan bölünse bu kadar dertlenmezsiniz. Yemin ederim, ülke takımınız kadar umurunuzda değil.
Şimdilik ispatlayamam ama eminim.
Sıralanma
Bugün, yani 12 Ağustos 2026 günü gökyüzünde ilginç bir durum oluşacak.
Hem güneş tutulacak hem de tam 6 gezegen, Dünya'dan bakıldığında, gökyüzünde aynı genel hat üzerinde görülecek.
Bunlar Merkür, Venüs, Jüpiter, Satürn, Uranüs ve Neptün.
Bu gökyüzünde olan ama çok ender görülen bir olay.
Bundan 27 yıl önce, yine bir ağustosta, bir güneş tutulması meydana gelmişti ve 11 Ağustos 1999'da gökyüzünde Dünya Güneş hizasında 5’li bir sıralanma olmuştu.
Bu olay sonrası bazıları bunun 17 Ağustos Depremi’ni tetiklediğini iddia etmiş ancak yer bilimciler bunun etkisinin böyle bir depremi tetikleyecek güçte olmadığını ve olamayacağını matematik hesaplarla kanıtlamışlardı.
Ne zaman insan oluruz?
Terazi eşit tarttığı zaman.
X’te yazı hakkında yorumlarınızı paylaşın.
Geçmiş yazılar
Videolar







