
Fatih Altaylı
Yazı İçeriği
ROK’un avukatı Mengü: Müvekkilim itirafçı değil
Parti çıkarı, ülke çıkarı!
AK Parti atıklarından medet ummak
Sadabad, Bağdat ve Mekke
Öcalan yoksa DEM’in desteği niye!
ROK’un avukatı Mengü: Müvekkilim itirafçı değil
Fatih Altaylı
Ağustos 9, 2026
Yazı İçeriği
ROK’un avukatı Mengü: Müvekkilim itirafçı değil
Parti çıkarı, ülke çıkarı!
AK Parti atıklarından medet ummak
Sadabad, Bağdat ve Mekke
Öcalan yoksa DEM’in desteği niye!
Televizyonlarda programcılık ve yorumculuk yapan bazı ünlü isimlere yönelik operasyonlarla ilgili olarak kaleme aldığım “kulis ve dedikodu” bilgileri ilk kez söylenen şeyler olmamasına rağmen epey bir yankı uyandırmış.
Tabii bazı yazdıklarım da bağlamından koparılıp aktarılınca neredeyse farklı anlamlara bürünmüş.
Burada Zweig’a atfedilen ama onun tarafından söylenip söylenmediğini kesin olarak bilmediğim ama haklı bulduğum bir cümleyi tekrarlamak isterim: “Ben söylediklerimden sorumluyum, anladıklarınızdan değil.”
Yazının yayınlandığı gün telefonuma bir mesaj geldi.
“Ben avukat Burak Mengü, Rasim Ozan Kütahyalı’nın avukatıyım. Uygunsanız görüşebilir miyiz?”
Burak Mengü ile cezaevinde olduğum sırada tanışmıştık. Beni ziyarete gelen bir avukatın yanındaydı. Babası Şahin Mengü, Doğan Grubu’nda çalışırken benim Ankara’daki davalarıma bakan avukatımdı. Kız kardeşi Nevşin Mengü’yü ise herhalde hepiniz tanıyorsunuz.
Burak Mengü’yü aradım.
“Fatih Bey, siz de başka pek çok kişi gibi müvekkilimin itirafçı olduğunu yazmışsınız.”
“Tam olarak öyle yazmadım. İfadelerini gören bir kişinin bu ifadelere bakarak bu sözleri söyleyenin Rasim Ozan Kütahyalı olabileceğini söylediğini yazdım.” dedim.
“Evet. Doğru. Bunu ilk yazan değilsiniz ancak avukatı olarak şunu söylemem lazım. Müvekkilim itirafçı olmadı. En azından benim bildiğim kadarıyla olmadı. Bu konuyu kendisine sorduğum zaman da itirafçı falan olmadığını söylüyor. En azından siz bilin.” dedi.
“Ben bunu da yazarım.” deyince teşekkür edip kapattı.
Bunun dışında da iki gündür telefonum susmuyor. Cem Küçük ve Tahir Sarıkaya soruşturmasıyla ilgili olarak tabir yerindeyse bilgi yağıyor.
Öncelikle şu önemli.
Rasim Ozan Kütahyalı soruşturması ile Cem Küçük ve Tahir Sarıkaya ile ilgili soruşturmalar birbiriyle bağlantılı değil. Biri yasa dışı bahis gelirlerinin aklanmasıyla ilgili, diğeri ise doğru olmayan bilginin yayılması suçlamasıyla başlamış olsa da başka yerlere de doğru giden bir soruşturma. Aynı dava içinde değiller.
Tahir Sarıkaya soruşturmasında adı geçen yayın yönetmeni açısından bir ceza davasına konu olacak eylem yok. Tahir Sarıkaya ile bir parasal ilişkisi olmuş ama ortak hareket ettiklerine dair bir emare yok. Tahir Sarıkaya bazı başka gazeteciler gibi onu da kullanmış. Gazetecilik etiği açısından bir sorun veya vergi hukuku açısından bir soruşturma olabilir ancak bahsi geçen yayın yönetmeni Sarıkaya’ya ve Küçük’e isnat edilen ve suç olan organizasyonun bir parçası değil.
Zincir, iktidara yakın olduğu iddiasıyla iş bitirmeye veya güçlü olduğu mesajı vermeye çalışan birkaç kişiye daha uzanabilir ancak Tahir Sarıkaya’nın para karşılığı haber ve PR çalışması yaptırdığı herkes bu çetenin mensubu olarak görülmüyor.
Geçmiş yıllarda Cem Küçük tarafından tehdit edilen, haklarındaki soruşturmaları kapattırma vaadiyle para istenen ya da haklarında olumsuz haber yapmamak için para talep edilen bazı iş insanları şimdilerde savcılıklara koşup suç duyurusunda bulunmaya başlamışlar.
Daha ilginç olan ise Cem Küçük ve Tahir Sarıkaya ile ilgili olarak en fazla olumsuz bilgiyi dolaşıma sokanların iktidar yanlısı medya mensupları olması. Belli ki bu kişilerden onlar da ya çok rahatsızdı ya da bir iç hesaplaşmaları var.
Parti çıkarı, ülke çıkarı!
Ne yalan söyleyeyim, Yeni Parti’nin PKK’lılara af getiren Çerçeve Yasa’yı ya da tam adıyla Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun’u destekleyeceğini pek düşünmüyordum.
Bunu düşünmemin iki temel nedeni vardı. İlki çok taze bir nedendi. DEM Partililerle komisyonda kavga etmiş ve “Selahattin Demirtaş’a bile özgürlük getirmeyecek olan bu yasayı nasıl bu kadar destekliyorsunuz” dedikleri için DEM Partililerin saldırısına maruz kalmışlardı. Bu yasayı kayıtsız şartsız desteklemeyeceklerinin işareti gibi gelmişti bana.
İkinci neden ise çok daha pragmatikti ve Özgür Özel’in benim bir eleştirimle ilgili sözlerinden kaynaklanıyordu.
CHP’nin Antalya’da Muhittin Böcek’i aday göstermesini eleştirince Özgür Özel şöyle bir şey anlatmıştı:
“Antalya’da yaptığımız anketlerde kazanacak tek aday olarak Muhittin Böcek önde çıkıyordu. AK Parti adayına 1,5 puan kadar fark atıyordu. Diğer hiçbir adayımız öne geçemiyordu. Tam bu sırada Muhittin Bey DEM Parti seçmenini kızdıracak bir açıklama yaptı. Biz eyvah, DEM Parti’den gelecek oyları kaybettik ve seçim tehlikeye girdi derken sonuç bambaşka oldu. Muhittin Böcek 1,5 değil neredeyse 9 puan farkla kazandı. Çünkü DEM’i kızdıran söylemi ona Türkmen köylerinin oylarını getirmişti. 2019’a nazaran CHP 2 puan, AK Parti ise 6 puan gerilemişti. İlk kez Antalya’da bir parti üst üste belediye başkanlığını kazandı.”
Bunlara bakarak Yeni Parti’nin yasaya destek vermeyeceğini düşünüyordum.
Destekten siyasi bir “ekmek” çıkacağı da yoktu çünkü somunu başkaları zaten paylaşıyordu ve Kayyum CHP’si zaten kayıtsız şartsız desteğini açıklamıştı.
Ama Yeni Parti her şeye rağmen, siyasi tutarlılık adına ya da başka bir nedenle desteğini açıkladı.
Ve sanki bu yasayı Yeni Parti hazırlamış, Yeni Parti savunmuş ve TBMM’ye Yeni Parti getirmiş gibi bir hava oluştu.
Yasanın tüm olumsuz yükü Yeni Parti’ye yüklendi.
Muhalefet partileri herkesten çok Yeni Parti’yi suçlamaya başladılar.
Türk milletinin hassasiyetleri konusunda artık eskisi gibi emin olamıyorum. En ulvi hislerin bile artık ekonomiyle giderek daha fazla bağlantılı olduğunu muhtemelen hepimiz fark ediyoruz.
Öyle veya böyle bu desteğin sonuçlarını ilk ankette görürüz diye düşünüyorum.
AK Parti atıklarından medet ummak
Bu soruyu daha önce de pek çok kez CHP’li yetkililere sordum.
Şimdi de Yeni Parti yönetimine sormak istiyorum.
Kimdir bu Serkan Özcan ve kendini sosyal demokrat olarak tanımlayan bir partide ne işi var?
Serkan Özcan’ı biliyorsunuz diye umuyorum.
Tutuklu İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun en yakın siyasi danışmanı.
Bir dönem Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi’nin başındaydı.
Sonra CHP’de genel başkan yardımcısı oldu.
Anladığım kadarıyla şimdi de Yeni Parti’de.
Bu beyefendi, geçmiş dönemde AK Parti’den milletvekili aday adayı oldu. Aday gösterilmeyince herkes “Herhalde bakan olacak” diye düşündü. Çünkü AK Parti’nin önemli bürokratlarından biriydi. Merkez Bankası’nda, BDDK’da üst düzey görevler yapmış, kamu bankalarında yönetimde yer almıştı.
Sonrasında Serkan Özcan, Ahmet Davutoğlu ile birlikte AK Parti’den koptu. Ne de olsa Davutoğlu’nun hemşehrisiydi. Gelecek Partisi’nin kurucuları arasında yer aldı ve sonra birdenbire İmamoğlu’nun danışmanı olarak ortaya çıktı, yetmedi, Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi’nin başına geçirildi.
İçinde büyüdüğü siyasete bir etkisi olsa, Gelecek Partisi’ne bir puan kazandırırdı ama sanki boncuk varmış gibi CHP’ye, İmamoğlu’nun danışmanlığına ve şimdi de Yeni Parti’ye taşındı. Yetmezmiş gibi her yerde kafasına göre konuşarak Yeni Parti’yi temsil etmeye başladı ve sözleriyle Yeni Parti’yi bağlıyor.
Açıkçası AK Parti’yi iktidardan indirme hedefi olan bir oluşumun, AK Parti’nin, “artıklarına” demiyorum, “atıklarına bel bağlamasını” hiç ama hiç anlamıyorum.
Serkan Özcan Beyefendi’nin siyasi bir önemi ve getirisi olsa Ahmet Davutoğlu’nun başına sürerdi diyeyim, siz anlayın!
Sadabad, Bağdat ve Mekke
Şimdi de Mekke Savunma Anlaşması çıktı.
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan birlikte bir savunma paktı oluşturdular.
Birine yönelik saldırı hepsine yönelik olarak kabul edilecek ve böyle bir durumda üç ülke birbirlerini destekleyecek, ortak hareket edecekler.
Her ne kadar bazıları bu anlaşmanın Türkiye açısından İsrail’in saldırgan tutumuna karşı bir önlem olarak gösterilmek istense de, aslında meselenin İsrail ile ilişkisi olmadığını anlamak için alim olmaya gerek yok.
Buradaki asıl mesele İran. Zaten Pakistan’ın varlığı da bunun en önemli kanıtı.
Bu paktı isteyenin de ABD olduğu aşikar.
Türkiye Cumhuriyeti daha önce de benzer bölgesel paktlar kuran anlaşmalara imza attı.
Bunların ilki 1937’de imzalanan Sadabad Paktı idi. Tarafları Türkiye, İran, Irak ve Afganistan’dı. Türkiye Suudi Arabistan’ın da katılmasını çok istedi ama Suudiler yanaşmadı. Bu pakt, özünde yeni kurulmuş devletlerin kendilerini ispat ve koruma için ortaklaşmalarını öneriyordu. İngiltere’nin bölgesel etkisini azaltma amacı güdüyordu ve Sovyetler tarafından da bir ölçüde desteklenmişti.
Sonrasında Bağdat Paktı ya da bilinen adıyla CENTO geldi.
Bunda da Türkiye, İran, Irak, Pakistan ve İngiltere yer alıyordu. Sovyetlerin yayılmasını engellemek maksadıyla ABD ve İngiltere destekli olarak 1955’te kuruldu ve 1979’a kadar işlevini sürdürdü.
Yani Türkiye ilk kez böyle bir işin içinde yer almıyor. Belli ki promotör yine ABD.
Ve anlaşmanın hedef ülkesi aslında İran.
Bu anlaşma Türkiye’yi İran ile bir çatışma eşiğine getirir mi, İran ile Suudiler arasındaki tarihi anlaşmazlığın tarafı yapar mı?
Yapabilir elbette.
Ama bunun için anlaşmaya gerek yok.
Trump’ın son Türkiye ziyaretinde söylediklerine bakarsak Türkiye’nin bir denge oyunu oynadığını tahmin etmek güç değildi. Şimdi ABD, Türkiye’yi tahterevallinin bir yerine sabitlemeye çalışıyor.
Türkiye de belli ki “mecburen” buna rıza gösteriyor.
Öcalan yoksa DEM’in desteği niye!
PKK’ya af getiren yasanın Öcalan’ı kapsamadığı, kapsamayacağı ve Öcalan’ın serbest kalmasına neden olmayacağı kesin bir dille söyleniyor.
Durum eğer bu ise başından beri tek derdi ve tek tasası “Öcalan’a özgürlük” olan DEM Parti nasıl oluyor da bu yasaya bu denli yüksek oranda destek veriyor?
Bunu anlamakta zorlanıyorum.
DEM’liler anlatırsa sevinirim.
Yukarıda yazdığım diğer yazılara bakarak "Yeni Parti’nin bu yasaya destek vermesini eleştiriyorsun ama sen kendin bu yasayı destekliyorsun" diyenler olabilir.
Haklı da olurlar.
Ancak ben ne halktan oy isteyen bir siyasi partiyim ne de seçime girme derdim var.
Sırtımda da yumurta küfesi yok.
Ayrıca uzunca bir zamandır söylediğim başka bir şey var.
Cumhur İttifakı, 2023 seçimlerinde halktan oy isterken PKK ve DEM Parti karşıtı bir söylemle oy istedi.
Bugün kendilerine verilen oyların tam tersi bir icraat içindeler.
Bu nedenle de aslında bugün destekledikleri yasanın halk nezdinde bir karşılığı olmama ihtimali yüksek.
Bu riski almaları, bir sonraki seçimde ödeyecekleri bir fatura çıkarabilir.
Ancak bu riski başka yöntemlerle “satın alabilirler”.
Ne zaman insan oluruz?
Leşçil hayvanlara bile saygı gösterilmediğini anladığımız zaman.
X’te yazı hakkında yorumlarınızı paylaşın.
Geçmiş yazılar
Videolar







