
Fatih Altaylı
Yazı İçeriği
Son maç sorunun nerede olduğunu gösterdi
Türkçeden Türkçeye tercüme
Kayyum ve cezaevi
İyi haber mi kötü haber mi!
Elma ile karpuz
Son maç sorunun nerede olduğunu gösterdi
Fatih Altaylı
Haziran 26, 2026
Yazı İçeriği
Son maç sorunun nerede olduğunu gösterdi
Türkçeden Türkçeye tercüme
Kayyum ve cezaevi
İyi haber mi kötü haber mi!
Elma ile karpuz
Sonunda kazandık.
Grupta bize en uygun futbolu oynayan takım olan Amerika Birleşik Devletleri’ni yenme olasılığımızın yüksek olduğunu başından beri söylüyorduk.
Ama ilk iki maçta o kadar kötü bir takım sahaya çıkardık, o kadar kötü futbol oynadık ki, bu maç için de iyimser konuşmak pek mümkün değildi.
Ama kazandık.
Peki, niye kazandık?
ABD takımının rotasyon yapması elbette bir etken ama asıl etken o değil.
Bu maçı Türkiye’ye kazandıran, ilk iki maçı kaybetmemiz sonrasında “çakalların” milli takım kampından uzaklaşmış olması.
Ne yazık ki, daha Türkiye’deki kamptan itibaren federasyon başkanı milli takım kampını yol geçen hanına çevirmişti.
Federasyon başkanının kendisi, arkadaşları, kulüplerin başkan adayları, lüzumlu, lüzumsuz kim varsa milli takım kampını tatil kampına çevirmişlerdi.
Bir başkan adayı, milli takım kampında futbolcularla “PR” maksatlı transfer görüşmeleri yapıyor, futbolcuların hem konsantrasyonunu bozuyor, hem de sosyal medyada futbolcuları olumsuz etkileyecek yorumlara neden oluyordu.
ABD’deki kampta da durum değişmedi.
Takım en olmayacak yerde kamp yapmak zorunda kaldı, 50 derecede antrenmana çıktı. Çünkü ilkokul mezunu olduğu bile şüpheli federasyon başkanının kampı başka yere aldıracak ne bilinci ne de bilgisi vardı.
Aynı federasyon başkanı, daha önce hiç görülmedik bir şey yaparak üzerine milli takım eşofmanlarını çekerek milli takım antrenmanlarına katılıyordu. Uzaktan bakan malzemeci zannedebilirdi ama ne yazık ki federasyon başkanıydı.
Siyasetçiler, eş dost akraba herkes kamptaydı.
Peki sonra ne değişti?
Takım iki yenilgi alıp gözden düşünce, bu tiplerin hepsi milli takım kampını terk etti.
Soyunma odasından çıkmayanlar, teselli etmek için bile soyunma odasına inmez oldular.
Takım rahatladı. Futbola konsantre oldu.
Daha önemlisi, teknik direktör Montella’nın kafası rahatladı.
Çevresinde “Şunu oynat, bunu oynat” diyen, takım kurup teknik direktöre bildiren, menajerlerle ya da takımlarla bağlantılı kimse kalmadı.
Herkes araziye uydu.
Bence turnuva başından beri ilk kez takımı Montella kurdu, taktiği Montella verdi, kadroyu Montella belirledi.
İlk kez.
Son maç aslında sorunun nerede olduğunu da açıkça ortaya koydu.
Rezaletin sorumlusu ne oyuncular ne de Montella imiş.
Herkes gördü.
Türkçeden Türkçeye tercüme
Bazen Türkçeden Türkçeye de tercüme yapmak gerekir.
İnsan içine çıkması mümkün olmayan birinin insan içine çıkacağı söylenmişti hatırlarsanız.
Son anda uzun bir açıklama yaparak “çıkmayacağını” açıkladı ve sanki çok ilkeli biriymiş gibi bir metin kamuoyu ile paylaşıldı.
Metni okudunuz mu bilmiyorum.
Ancak ben size bu uzun metnin kısa bir tercümesini yapayım.
“İnsan içine çıkamayacağımı anladım. Yanımdaki çetenin hemşerilerinin arasına bile girmem mümkün değil. Yüzüme tükürülmemesi için insan içine çıkmaktan vazgeçtim.”
Kayyum ve cezaevi
Kayyum demişken.
Biliyorsunuz bir de Kayyum’un cezaevlerini ziyaret edeceği, CHP’li tutuklu belediye başkanları ile de görüşeceği söylendi.
Hani şu suçluluklarını peşinen kabullendiği ve onlardan “arınmak için” kayyumluğu kabul ettiğini açıkladığı belediye başkanları ile.
Güldüm.
Benim Silivri Cezaevi’nde bulunduğum süreçte de o sırada henüz kayyum olmayan ama kayyum olmayı kabul edeceğini açıklamış olan Kayyum birkaç kez cezaevine geldi.
Ve bir kez olsun Ekrem İmamoğlu ile görüşmedi.
Diğer belediye başkanları da ile de görüşmedi.
CHP’li belediye başkanlarından sadece o dönem tutuklu olan Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar’ı ziyaret etti.
Başka hiçbir CHP’linin semtine bile uğramadı.
Hatta bu durum Karalar’ı bile çok rahatsız etti.
Kılıçdaroğlu’na yakın ya da bugün yanında olan vekiller de geldikleri zaman İmamoğlu ile asla görüşmediler.
Yani Kayyum’un tutuklu belediye başkanlarını ziyaret edeceğinin açıklanması komik ve bayağı bir açıklamadır.
Şimdiye kadar Kılıçdaroğlu’nun gölgesini bile görmeyen belediye başkanları kendisi ile görüşürlerse en az kayyum kadar komik olacaklardır.
İyi haber mi kötü haber mi!
ASAL araştırma bir anket yayınlamış.
Anketi yayınlayan medya kuruluşlarına göre iktidara müjde, fark açılıyor.
Araştırmaya katılanlara ucu açık bir şekilde “Cumhurbaşkanı olarak kimi görmek istersiniz?” sorusu sorulmuş.
Sonuçlar şöyle:
Recep Tayyip Erdoğan: %35,7
Mansur Yavaş: %24,5
Ekrem İmamoğlu: %15,3
Özgür Özel: %7,2
Selahattin Demirtaş: %4,4
Müsavat Dervişoğlu: %2,1
Yavuz Ağıralioğlu: %1,8
Fatih Erbakan: %1,5
Ümit Özdağ: %1,5
Kemal Kılıçdaroğlu: %1,2
Peki, gerçekten iktidara müjde mi?
Bana pek öyle görünmüyor.
Evet Erdoğan 1. sırada ve 2. sıradaki Mansur Yavaş ile arasında 11 puanlık bir fark var ama Erdoğan diyen yüzde 35,7’nin dışında kalan hemen herkes muhalif cepheden.
Şöyle ki, CHP’nin olası üç adayının toplam oyu 24,5 artı 15,3 artı 7,2 olarak 47’yi buluyor. Buna CHP’deki Kayyum’un yüzde 1,2’lik oyunu eklemiyorum bile.
CHP’ye yönelik tüm operasyonlar, tüm parçalama hareketlerine, partinin darmadağın edilmesine rağmen cumhurbaşkanlığı söz konusu olunca CHP’nin olası adaylarının toplam oyu çok daha fazla.
Peki, bir seçim durumunda ne olur?
Elbette düz bir hesap yapamayız.
CHP’nin ya da yeni kurulacak partinin göstereceği aday, isme bağlı olarak şu an 47 görünen toplam oyunda 2 ila 7 puan arasında bir kayıp yaşar.
Buna mukabil Demirtaş’ın oyunun 3 puana yakını muhalefetin adayına gider.
Dervişoğlu’nun oyu da muhalif adaya kayar.
Fatih Erbakan’ın oyunun 1 puanı Erdoğan’a gider, yarım puanı muhalif adayın olur.
Kılıçdaroğlu’nun oyu Erdoğan’a kayar. Ümit Özdağ’ın oyu yarı yarıya paylaşılır.
Yani şu an itibarıyla Erdoğan’ın muhalefetin adayı karşısındaki en büyük avantajı yüzde 35’lik blok bir oya sahip olması.
Toplamda ise muhalefet görünen bloğun oyu daha fazla.
Ama unutmayın ki, 2023 seçiminde de tablo çok da farklı değildi.
Erdoğan’ın rakibe hata yaptırma gücünü de unutmamak lazım.
Elma ile karpuz
Sosyal medya dünden beri stand-up komedyeni Deniz Göktaş’ı konuşuyor.
YouTube’a koyduğu son gösterisini ben de izledim.
Yaklaşık 20 dakika kadar benimle, benim programlarla ve Celal’le dalga geçiyor, hatta ölçülü bir şekilde rahmetli İlber’e de bulaşıyor.
Celal Şengör’e hayli sert söylemlerde bile bulunuyor.
Ne yalan söyleyeyim.
Çok güldüm.
Siyasi içeriği nedeniyle de Deniz adına biraz kaygılandım. Bir şey olacağından değil ama troll saldırılarına maruz kalmasından korktum.
Kendini muhalif zanneden bir grup salak ise hemen Cem Yılmaz, Deniz Göktaş mukayesesine başlamışlar.
“Cem bu kadar siyasi şaka yapamıyor” diye başlamışlar beklendiği üzere.
Oysa iki stand-up’çı birbirinden o kadar farklı ki, birbirleriyle kıyaslamak bırakın elma ile armudu, elma ile karpuzu kıyaslamak gibi bir şey.
Birbirinden çok farklı dokuya sahip, çok farklı yetişmiş; biri yerde, biri ağaçta büyüyen iki bitki gibiler.
İkisi de müthiş zeki ama odaklandıkları alanlar çok farklı.
Ve Deniz daha yeni kuşağın ürünü.
Gösterisini de Netflix’e veya başka bir ücretli platforma değil YouTube’a koyması bile aslında bir tercih olarak siyasi kimliğini de gösteriyor.
Ben Deniz’i bir başka stand-up’çı ile karşılaştıracak olsam Cem Yılmaz ile değil Trevor Noah ile karşılaştırdım.
Ve karşılaştırma Deniz’in lehine sonuçlanırdı.
Ne zaman insan oluruz?
Çevremizdeki kişilerin ortalaması olduğumuzu unutmadığımız zaman.
X’te yazı hakkında yorumlarınızı paylaşın.
Geçmiş yazılar
Videolar







