
Fatih Altaylı
Yazı İçeriği
Batık foncuların trol ve avukat ordusu
Güney’e aslan, Kuzey’e kedi
Ecdadı anlatan kitabı okuyun, saçmalamaktan vazgeçin
Arda Turan aptal değildir!
Batık foncuların trol ve avukat ordusu
Fatih Altaylı
Ekim 9, 2026
Yazı İçeriği
Batık foncuların trol ve avukat ordusu
Güney’e aslan, Kuzey’e kedi
Ecdadı anlatan kitabı okuyun, saçmalamaktan vazgeçin
Arda Turan aptal değildir!
Fon meselesi patladıktan sonra buradan “dürüst gazetecilere” bir çağrı yaptım.
Dikkatli olun, doğrulatılmamış bilgileri aktarmayın, fon vurgununa karışmış, soruşturmalardan rahatsız olanların hedef saptırmaya ve soruşturmayı yürütenlerin görevden alınmasına neden olacak yalan haberlerin sızdırılmasına farkında olmadan aracı olmayın, kullanılmayın, bu yolla soruşturmanın sulandırılmasına ve suçluların konsolide olmasına neden olmayın dedim.
Çünkü artık gerçeklerin örtülemeyeceği bir aşamaya doğru gidiyorduk ve zaten mebzul miktarda “iktidar mensubu” bu işin bir yerlerinden çıkacaktı.
Muhalefet ve özellikle de YENİ Parti, geçmişin alışkanlıklarını bir kenara bırakmış; Kılıçdaroğlu alışkanlığı olan, doğrulanmamış dedikoduları açıklayıp yalancı çıkarak rezil olma döneminden ders almış görünüyordu. Parti sözcüsü Zeynel Emre oldukça dikkatli gidiyordu.
Gazetecilere çağrımı yapmıştım ama siyasetçilere seslenmek aklımıza gelmemişti.
Bizim dediğimiz tuzağa YENİ Parti milletvekili Ümit Özlale düştü.
YENİ Parti fon skandalı ile ilgili açıklamaları parti sözcüsü üzerinden yürütürken, önceki gün Özlale, çok iddialı bir biçimde iki yeni fon vurguncusuna işaret etti.
Bunlardan biri fondaydı ama para mı kazanmış, para mı kaybetmiş net değildi. Kendi açıklaması kaybettiği yolundaydı.
Diğeri ise tam çuvallama oldu.
Bir bakanın babası olarak açıklanan kişi bakanın babası değildi, ortada sadece bir isim benzerliği vardı. Haliyle bir anda gündem değişti, AK Parti içinde “Liste açıklansın, şüphelilerin, bizden bile olsa vurguncuların ifadesi alınsın, hesap sorulsun” diyenlerin ses tonu düştü. Hemen mağduriyet ipi çıkarıldı, AK Partililer bu ipe sarıldı.
Benim “Aman dikkat” diye işaret ettiğim tam da buydu.
Bu arada geçmişte bu fonlarla yakın ilişkilerde bulunmuş ve bunlarda çalışmış bazı kişilerden bilgiler geldi.
Tera’nın yöneticileri ve sahipleri bir yıl kadar önce çok ciddi bir trol ordusu kurmuşlar.
Bana aktaran kişinin ifadesi ile “Seçim döneminde AK Parti ile çalışan bir trol grubu” ile anlaşılmış. Bunların iki görevi varmış.
Birincisi, bazı öne çıkarılacak hisseler ile ilgili sosyal medyada algı yaratmak ve özellikle asıl işi borsacılık olmayan küçük yatırımcıları manipüle etmekmiş. Bunlara talimat veriliyor, yönetimin belirlediği bazı hisseler hakkında sosyal medyada manipülatif haberler yayılarak yatırımcıların hisselere ilgisi çekiliyormuş ya da tersi yapılıyormuş.
İkinci ve en az ilki kadar önemli bir başka görev ise, Tera, Pusula, Bulls gibi firmaların aleyhine haber yapan, bunların değerleri ya da piyasadaki konumları ile ilgili eleştirel haberler, yayınlar yapan gazeteci ve ekonomistleri hedef alıp, bunları itibarsızlaştıran sosyal medya paylaşımları yapmak ve hedef göstermekmiş.
Kaynak “Bunlar hâlâ görevdeler ve bunlara hâlâ ödeme yapılıyor olabilir, çünkü dikkat edin, bu meselenin üzerine giden gazetecilere yönelik sosyal medyada bir karalama kampanyası sürdürüyorlar. Siz de bunların arasındasınız. Elbette fonla ilgili yazdıklarınızdan dolayı değil, başka söylemlerinizi, eski söylemlerinizi bulup oralardan saldırıyorlar” diye anlattı.
Tera’nın, işlerin kötüye gittiğini ve denizin bittiğini anlayınca attığı bir başka adım da avukat ordusu kurmak olmuş.
Bilgiyi veren “Son zamanlarda şirketin merkezinde analistten daha fazla avukat vardı. Sayıları 50’ye ulaşmıştı. Bunlar öyle ahım şahım hukukçular değildi. Çoğu yeni mezun, düşük maaşlı avukatlardı. Bunların işi de fonlarla ilgili haber yapanlara ya da sosyal medyada bu fonlarla ilgili olumsuz görüş paylaşanlara dava açmaktı. Yüzlerce, belki binlerce kişiye böyle davalar açarak sindirmeye çalıştılar. Normalde şirketlerin hukuk işleri dışarıdan hizmet veren, nispeten iyi ve çoğu Cumhur İttifakı’na yakın avukatlık bürolarına verilirdi. Ama son dönemde bunların pek çoğu ile yollar ayrıldı ve şirketin içinde neredeyse bir avukat ordusu kuruldu” diye aktardı vaziyeti.
Yani anlayacağınız SPK dışında herkes her şeyin farkındaymış ve mesele artık kapatılamayacak kadar büyük.
Bu yüzden de gazeteciler ve tabii siyasetçiler bu işi sulandırmasın.
Güney’e aslan, Kuzey’e kedi
Karadeniz’de Türk gemileri peş peşe saldırıya uğruyor. Son olarak yine bir Türk şirketine ait gemi vuruldu ve 10 denizci hayatını kaybetti.
Barış denizi Karadeniz artık barıştan çok uzak.
Gemilerimiz ise genelde kimvurduya gidiyor, hangi ülkeye ait olduğu belli olmayan, en azından bizim bilmediğimiz silahlı insansız hava ve deniz araçları tarafından vuruluyor, bazen de batırılıyor.
Asıl garip olan ise Türkiye’nin bu konudaki vurdumduymazlığa varan sessizliği. Vurdumduymazlık, kelime anlamıyla da doğru bir tanım çünkü vuruyorlar ve biz duymuyoruz, ses vermiyoruz.
“Güçlü” Dışişleri Bakanlığımız bu konuda oldukça “zayıf” görünüyor. Suriye ve İran konularında “vurdu mu ses getiren” bakanlık kuzeye çıkınca sanki üşüyor ve sesi soluğu kesiliyor.
Bakan Fidan, son konuşmasında Karadeniz meselesine değinirken, saldırıya uğrayan gemimizden pek söz etmedi ve genel bir konuşmayı tercih etti.
Oysa bu saldırıları durdurmak için Türkiye’nin elinde çok güçlü bir koz var: MONTREUX BOĞAZLAR SÖZLEŞMESİ
Türkiye, kendini tehdit altında hissettiği ve düşmanca bir tutumla karşılaştığı anda uluslararası hukuka uygun olarak Boğazları kapatma hakkına sahip.
Yani Türkiye bu gemileri vuran ülke kimse, Ukrayna veya Rusya, o ülkeye ya da hatta belki ikisine birden bir “nota” verip “Bir daha gemilerimize yönelik bir saldırı olursa Boğazları kapatır ve tüm deniz ticaretinizi durdururum” diyebilir.
Biri petrolünü satamaz, diğeri ne hammadde alabilir ne de tarım ürünlerini satabilir.
Bir ay kadar önce Türkiye’de bu konunun en önemli uzmanı, eski Deniz Ulaştırma Genel Müdürü Deniz Vank’ın bu konudaki görüş ve önerisini aktardım. Boğazları kapatmaya hakkımız var.
Mesele, niye hâlâ bu kozu kullanmadığımız, en azından ‘Kullanırız ha!’ demediğimiz ya da ‘diyemediğimiz’.
Ecdadı anlatan kitabı okuyun, saçmalamaktan vazgeçin
T24 internet sitesinin “Ailem güvende” operasyonu ile kapatılmasını eleştirmiş ve “Hollanda Başbakanı Türkiye’ye gelmeyecek mi, bu başbakan varken Hollanda ile ilişkileri askıya mı alacaksınız” diye sormuştum.
Ben Hollanda ile ilişkilerin kopmasından söz ettim ama çember de giderek daralıyor.
Şimdi de Sırbistan’daki yolsuzluk soruşturması Türkiye ile Sırbistan ilişkilerini kopma noktasına getirebilir.
Çünkü Sırbistan Cumhurbaşkanı’nın uzun süredir devam eden öğrenci protestoları ve yolsuzluk iddialarından sonra istifa etmesiyle ortaya çıkan tablo gösteriyor ki, artık Sırbistan da Türkiye’deki “Aile güvenliği” için bir tehdit.
Çünkü Sırbistan’da cumhurbaşkanlığı koltuğuna vekaleten de olsa oturan Ana Brnabić de eşcinsel olduğunu açıkça ifade eden bir kadın siyasetçi.
Elbette Hollanda ve Sırbistan ile ilişkilerin kesilmeyeceğini biliyorum. Yazdıklarım saçmalık ama “Ailem Güvende” diye her yere saldırmak kadar saçma değil.
Allah aşkına bırakın bu kilise dayatması “eşcinsellik karşıtlığını” ithal etmeyi. Doğu toplumlarının böyle bir meselesi hiç olmadı.
Hele hele Osmanlı’nın hiçbir zaman olmadı.
Bana inanmayabilirsiniz.
Ne yazık ki “Halil İnalcık’a sorun” diyemiyorum. Hocamızı kaybedeli çok oldu. Sohbetlerinde işret meclislerini güzel anlatırdı.
“Divan edebiyatını okuyun” da demeyeceğim. Çoğunuz okumaz, okusa da anlamaz biliyorum.
Ama en azından alın Osmanlı’da Seks adlı kitabı bir okuyun.
Tamamını okumanıza da gerek yok.
“İçindekiler” sayfasındaki 12 satırı okusanız yeter!
Arda Turan aptal değildir!
Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı, Türkiye’ye dönmekten korktuğu için uzattığı Avrupa seyahatini bitirdi ve bugün TFF’de kritik bir toplantı var.
Yokluğunda, federasyona taşıdığı eski Üsküdar Belediyesi ekibinden, “en güvendiği” adamı istifa edip gitti.”
Ve eğer yönetim kurulu üyelerinin altısı sözlerinin arkasında duracak dirayet ve karakterde ise “Hep birlikte karar alıp seçimli genel kurula gidelim yoksa biz istifa edeceğiz” diyecekler.
Buna karşı Federasyon Başkanı’nın elinde kullanmayı düşündüğü tek bir koz var.
“Abbas dönemine” giren her kifayetsiz muhteris gibi o da birilerini harcayarak yerini korumaya çalışacak.
O kişi de Montella.
Federasyon Başkanı Montella’yı yollayacak ve yerine Arda Turan’ı getirmek isteyecek.
Peki Arda bunu kabul eder mi?
Elbette ki milli görevden kimse kaçmaz, kaçamaz ama Arda’nın uçurumdan aşağı yuvarlanan bir federasyonun aracına atlayacak kadar “zekadan yoksun” olduğunu düşünmüyorum.
Üstelik de kariyerinin ilk büyük sınavının ilk perdesini büyük başarı ile vermişken… Yeniden başarıya giderken takımı yarı yolda bırakmak da geleceği ve güvenilirliği açısından olumlu sonuçlanacak bir hamle olmaz.
Ne zaman insan oluruz?
Ecdadı iyisiyle kötüsüyle bildiğimiz zaman.
X’te yazı hakkında yorumlarınızı paylaşın.
Geçmiş yazılar
Videolar







