İstanbul 21°
FatihAltayli

Fatih Altaylı

Diğer yazıları

Yazı İçeriği

  • Vank: Saldırılar sürerse Türkiye boğazları kapatmalı

  • Yerel asgari ücret çok eski bir fikir

  • Bu cümleyi bir Türk vatandaşı söylese yanmıştı

  • Aynı güne iki yarış

  • Okurum haksız mı, siz söyleyin!

detail banner reklam

Vank: Saldırılar sürerse Türkiye boğazları kapatmalı

Köşe Yazıları

Fatih Altaylı

Ağustos 24, 2026

Yazı İçeriği

  • Vank: Saldırılar sürerse Türkiye boğazları kapatmalı

  • Yerel asgari ücret çok eski bir fikir

  • Bu cümleyi bir Türk vatandaşı söylese yanmıştı

  • Aynı güne iki yarış

  • Okurum haksız mı, siz söyleyin!

Karadeniz, Montreux Boğazlar Sözleşmesi’nin imzalanmasından bu yana bir “barış denizi” idi.

Soğuk Savaş’ın en sert günlerinde de, denizi çevreleyen SSCB’nin parçası sosyalist devletlerin yıkılışı sürecinde de, Karadeniz çatışmaların olmadığı, gemilerin güvenle seyahat ettiği bir deniz olma özelliğini sürdürdü.

Karadeniz’deki nadir gerilimler, balıkçı teknelerinin komşu ülke karasularına geçtiği zamanlarda meydana gelen taciz ateşleri ile sınırlı kaldı.

Karadeniz’deki bu sağlıklı düzen ilk olarak Rusya ile Gürcistan arasındaki çatışmalara ABD’nin insani yardım bahanesiyle müdahale etme isteği ile bozulmaya başladı. Amerikan donanması, Gürcistan’daki olaylara dahil olabilmek maksadıyla gemilerini Karadeniz’e sokmak istediğinde, Türkiye çok doğru bir tavırla Montreux’yü hatırlattı ve ABD, Türkiye’nin kararlı tavrına saygı göstermek zorunda kaldı.

Ancak Rusya-Ukrayna savaşı başladığı günden bu yana Karadeniz barış denizi olma özelliğini kaybetti ve başıboş mayınların cirit attığı, ticari gemilerin açık denizde veya limanlarda kimliği belirsiz SİHA ve kimin attığı en azından bizim için meçhul roketlerle vurulmaya başlandığı bir deniz haline geldi.

Gün geçmiyor ki, Karadeniz kıyılarında silahlı bir insansız hava ya da deniz aracı kalıntısı bulunmasın. Gün geçmiyor ki, bir Türk şirketine ait bir gemi Karadeniz’de vurulmasın.

Türkiye ise yurttaşlarının canına ve malına yönelik bu saldırılar karşısında son derece suskun ve sessiz. Güçlü ve saygın olduğunu varsaydığımız ülkemiz, böylesi saldırılar karşısında neredeyse boynu bükük bir biçimde duruyor.

Ben de bu konuyu Deniz Vank’a sordum. “Ne yapabiliriz, ne yapmalıyız?” diye.

Deniz Vank kim diye soracak olursanız kısaca anlatayım. Vank, bir zamanlar var olan Denizcilik Müsteşarlığında Deniz Ulaştırması Genel Müdürü idi. Paris’te OECD’de deniz taşımacılığı sekretaryasında görev yaptı. Merkezi Monaco’da olan ve Akdeniz’deki bilimsel araştırmaları destekleyen CIESM’de başkan vekili olarak yer aldı. Yani denizcilikte Türkiye’nin uluslararası alanda en yetkin ve etkin isimlerinden biriydi.

Benim sorum üzerine her zamanki ciddiyeti ile “Dur bir çalışayım konuya” dedi ve uzunca bir makale yolladı. Sonra da bunu özetledi.

“Karadeniz'de seyir halindeki ticaret gemilerine yapılan hava saldırıları sonucu Türk bayraklı ve/veya Türk sahipli gemilerin çeşitli boyutlardaki maddi hasarlarının ötesinde, bilinen sayıları 20'lerle ifade olunan can kayıplarına karşın denizcilik meslek kuruluşları ile bazı STK'ların kamuoyuna yansıyan cılız kınama mesajları dışında, başta Dışişleri, Milli Savunma ve Ulaştırma Bakanlıkları gibi doğrudan yetkili ve ilgili kamu kurum ve/veya kuruluşlarınca ulusal veya uluslararası düzeyde bilinen herhangi bir önlem alınmaması/çözüm önerisi getirilmemesi maalesef Türk Denizcilik Sektörü'nün yalnız mı bırakıldığı sorusunu akla getirmektedir.

Uluslararası hukuk doktrini ile yine sigorta ve tazminat hukuku uluslararası teamülleri, ticaret gemilerini de bayrak devletinin toprağı olarak nitelediği için, bu saldırılar geniş bir yorumla esasen "casus belli/savaş nedeni" olarak da telâkki edilebileceği gibi deniz yoluyla yapılan uluslararası ticaretin de, gerek navlun maliyetleri ve gerekse sigorta risk faktörleri dikkate alındığında, olumsuz etkileneceğini ifade etmek sanırım yanlış olmayacaktır.

Hal böyle iken, 2.Dünya Savaşı'nın çok çetin şartları karşısında bile 1936 tarihli Montreux Boğazlar Sözleşmesi'ni hiçbir eleştiriye mahal vermeyecek bir titizlik ve tarafsızlıkla uygulayan Türkiye'nin, bu Sözleşme'nin dibacesinde yer verilen "Karadeniz ve sahildarı ülkelerin güvenlikleri" ifadesi ile yine Sözleşme'nin 6.maddesi ile getirilen "kendisini çok yakın bir savaş tehdit ve tehlikesi karşısında görmesi" hükmüne uygun olarak inisiyatif alması, bu bağlamda göreve daveti de içerecek şekilde hazırlanacak gerekçeli bir hukuki metni, öncelikle BM Güvenlik Konseyi ile eş zamanlı olarak DTÖ, İLO ve İMO Konseylerine tevdi etmesi ve belirlenecek makul bir süre içinde bu tür saldırılar son bulmadığı takdirde yukarıda atıfta bulunulan Sözleşme maddesi hükmüne uygun olarak Türk Boğazlarının ticaret gemilerine de kapatılacağının uluslararası kamuoyuna duyurulması sanırım yanlış olmayacaktır.”

Yerel asgari ücret çok eski bir fikir

Yeni Parti Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, iktidarın asgari ücrete zam yapmak yerine yeni bir asgari ücret modeli açıklamaya hazırlandığını iddia etti. Yeni modelin adı “bölgesel asgari ücret”.

Yani Türkiye’nin farklı illerinde farklı asgari ücret. İlin ortalama gelir düzeyine, o ildeki yaşam maliyetlerine bağlı olarak belirlenecek ve illere göre farklılık gösterecek bir asgari ücret. Günaydın’a göre iktidar böyle bir yasal düzenleme hazırlığında.

Aslına bakarsanız bu “yeni bir fikir” değil.

“Bölgesel asgari ücret” önerisini 1990’ların sonunda ilk ortaya atan dönemin Ankara Sanayi Odası Başkanı Zafer Çağlayan olmuştu. 2005 yılında AK Parti iktidarı döneminde de bu önerisini defalarca tekrarladı ve bir proje haline getirdi.

Zafer Çağlayan daha sonra AK Parti’den milletvekili ve bakan oldu. Bir saat skandalı sonrası siyasete veda edinceye kadar da bakan olarak kaldı.

O dönemde kendisine “Başkanken bölgesel asgari ücret öneriyordun. Şimdi bakansın, kendi önerini kendin ciddiye almıyorsun galiba” dediğimde “Ben hâlâ öneriyorum ama parti uygun görmüyor. Anayasal olarak da sorun var.” demişti.

Gerçekten de Anayasa’nın 10. maddesi yani “eşitlik ilkesi” böyle bir uygulamaya izin verir gibi görünmüyor.

Yoksa bana göre de son derece makul bir öneri. 20 bin TL’nin satın alma gücü İstanbul’da farklı, Muş’ta farklı. Üstelik böyle bir uygulama, emek yoğun sektörlerin az gelişmiş bölgelere doğru yayılmasına ve yatırım almayan bölgelerin yatırım almasına neden olabilir. Lojistik maliyetleri nedeniyle büyük pazarlara yakın olmak isteyen sanayiciler, ücretlerin maliyetin büyük kısmını oluşturduğu bazı sektörlerde yatırımlarını Doğu’ya doğru kaydırabilirler.

Ancak dediğim gibi bu fikir hiç ama hiç yeni değil. Ve fikrin babası AK Parti’nin bakanıyken “Anayasal engel var” demişti.

Böyle bir uygulama için merkezi otoritenin “ademi merkeziyetçi” bir anlayışa geçmesi, yetkilerini yerele devretmesi ve bunun da anayasal hale gelmesi gerekir. Bir “federasyon” değilse bile güçlendirilmiş yerel yönetim yapısı şarttır.

Bugünkü yönetim anlayışı ile bu güç gibi görünse bile bir sonraki adımın böyle bir sisteme geçiş olmayacağının garantisi de yoktur.

Bu cümleyi bir Türk vatandaşı söylese yanmıştı

Tom Barrack’ın sözleri kulağınıza ulaştı mı bilmiyorum.

ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye-Irak Özel Temsilcisi ve Sömürge Valisi anlayışlı Barrack katıldığı bir yayında, Ortadoğu’daki barış arayışlarını anlatırken aynen şöyle dedi:

“57 peygamber bu coğrafyaya gönderildi. Peygamberler çözemedi, Tanrı çözemedi. Onların binlerce yıldır çözemediğini bizim 1,5 yılda çözmemiz herhalde biraz zor.”

Benzer bir soruyu yıllar önce Ahmet Davutoğlu’na sormuştum. Dışişleri Bakanıydı ve “stratejik derinliği” ile Ortadoğu’daki tüm sorunları çözebileceğini düşünüyordu. Zannederim Meksika’da, Los Cabos’da bir yemek sofrasındaydık.

“2500 yıllık sorunlardan söz ediyorsunuz. Çözeceğiniz iddiasındasınız. Bölge 2500 yıldır Ahmet Davutoğlu gelsin de çözsün diye mi bekledi?” demiştim.

Yanıtı hayli iddialıydı. Ama yine de ABD Büyükelçisi kadar değil.

Şimdi Tom Barrack çıtayı biraz daha yukarı taşımış.

“Tanrı çözemedi, biz 1,5 yılda nasıl çözelim” demiş. ABD’ye neredeyse tanrısal bir güç vehmetmiş.

Biraz ağır bir ifade.

Bunu herhangi bir Türk vatandaşı söylese şimdi başı fena halde dertte olurdu ve sosyal medyada bayağı bir hedef gösterilirdi.

Ama Amerikan Büyükelçisi olunca bir şey olmuyor belli ki.

Ülkenin gücünü Tanrı ile kıyaslamak bile hoş görülebiliyor.

Aynı güne iki yarış

Bir okur dün İstanbul’un hali ile ilgili bir mesaj yollamış. Aynen şöyle

“Fatih Bey, bu memleket adam olmaz. Bugün Yeşilay Yarı Maratonu için bütün yollar saat 7’de kapatılıyor. Kapatılsın. Spor güzeldir. Ama aynı gün saat 08:30’da Uluslararası Kıtalararası Boğaziçi Yüzme Yarışı var. 64 ülkeden 3000 kadar yüzücü katılıyor. Ben de bunlardan biriyim. Sahil yolu trafiğe kapalı. Yarışa nasıl katılacağım. Tabii ki, yarıştan üç saat önce, sabah karanlıkta 5’te yola çıkmak zorunda kalacağım ve 3 saat mayo ile sahilde bekleyeceğim. Peki bu kenti yönetenlerin aklına bu iki yarıştan birini bir hafta öne veya arkaya almak gelmez mi!”

Okurum haksız mı, siz söyleyin!

Bu doğru değil Aziz Bey

Aziz Bey sizi severim ama zannederim Acun Ilıcalı haklı.

Fenerbahçe’de 20 yıllık başkanlık dönemine Ali Koç ve Saadettin Saran araları verdikten sonra yeniden kulübün başına geçen Aziz Yıldırım, Ali Koç dönemi yöneticilerinden Acun Ilıcalı’ya niyeyse hayli kızgın.

Geçmişte televizyonuna çıktığı, yakın görüntüler verdiği Ilıcalı’ya FETÖ’cülükten, Adnan Hocacılığa kadar ağır eleştiriler yöneltiyor hatta neredeyse hakaretler ediyor. Vardır elbet bilmediğimiz bir sebebi.

Aralarındaki meseleye karışmak ne işim ne haddim. Ilıcalı’nın da Yıldırım’a yanıt verecek hem gücü hem de imkanı var.

Ancak Aziz Yıldırım’ın Ilıcalı’nın üç yıllık parasını peşin ödeyerek aldığı stadyumdaki locasını elinden almasını haklı görmek mümkün değil.

Acun Ilıcalı öyle ya da böyle Fenerbahçe’ye hizmet etmiş. Galatasaraylıların öfkesini çekmek pahasına televizyonunda Fenerbahçe’ye yardım organizasyonları yapmış, kulübün basın sözcüsü olmuş; parasını, pulunu, vaktini ve halkın kendisine olan sevgisini Fenerbahçe için harcamış.

Daha sonra da aday bile olmayıp ayrılmış.

Şimdi Fenerbahçe’ye bunca emeği geçmiş birinin, parasını ödeyip de aldığı locayı elinden almak hem ayıptır, hem haksızlıktır, hem de ileride Fenerbahçe’ye hizmet etmeyi düşünenler için tehdittir.

Bu yaptığınız doğru değil Aziz Bey. Ne size ne de Fenerbahçe’ye yakışıyor.

Ne zaman insan oluruz?

Herkesin kendine yakışanı yaptığını anladığımız zaman.

FatihAltaylı
X’te yanıtla

X’te yazı hakkında yorumlarınızı paylaşın.

  • Geçmiş yazılar

Tümü
Sanki sıra İBB’de
Köşe Yazıları
Sanki sıra İBB’de

Fatih Altaylı

Eylül 9, 2026

En iyi uzman bizde, danışan var mı!
Köşe Yazıları
En iyi uzman bizde, danışan var mı!

Fatih Altaylı

Eylül 8, 2026

Gelir ortaklığı senedi ile satın
Köşe Yazıları
Gelir ortaklığı senedi ile satın

Fatih Altaylı

Eylül 7, 2026

  • Videolar

Tümü
Dünyada IQ sorunu var! görseli
FatihAltaylı
Bugün
FatihAltaylı
YouTube
Fatih Altaylı & Bedia Ceylan Güzelce - Teke Tek KitapDünyada IQ sorunu var!Kitapyurdu: https://www.kitapyurdu.com/?srsltid=AfmBOorlol9UhdW5ABYzEMpGL1N1tYeOW-RfhiwgTMoyO3DNHb2uF-Z6 00:00 Giriş 01:56 Dünyada IQ problemi var! 05:24 Medrese V. Üniversite 21:58 Hangi Liberal Demokrasi 24:38 Konuşulmayan Erkeklik 26:27 Odysseus 28:50 Girne'deki gemi faciası 33:03 Altın Günlerden Kurşun Gecelere 36:06 Clara'ya Mektuplar 38:08 Hermeneutik Dersleri 40:16 A Line In The Sand 43:12 Fatih Altaylı'nın anjiyo hikayesi 48:00 Bilim Tarihi 52:51 Dış haberler servislerine ne oldu? 55:37 Kapanış 🔎 Teke Tek Kitap’ta her ay farklı kitapları mercek altına alıyor, yazarlarını, konularını ve tartışmaya açtıkları meseleleri konuşuyoruz. #işbirliği
Eylül 9, 2026
Roma'da mühendislik görseli
3 Gün Önce
FatihAltaylı
YouTube
Göksel Göksoy & Fatih Altaylı - Teke Tek BilimRoma'da mühendislik00:00 Giriş 02:13 Roma ne zaman kuruldu? 07:04 Roma’da nasıl bir sistem vardı? 10:27 Roma’nın en geniş sınırları nelerdi? 13:02 Roma’nın gelir kaynağı ne? 16:57 Kuzey Avrupa’ya neden gitmiyorlar? 18:53 Her yol Roma’ya nasıl çıkardı? 24:43 Su yolları nasıl yapıldı? 31:27 Mühendisliği nereden öğreniyorlar? 39:27 Büyük binalar gösteriş için mi, ihtiyaç mı? 51:12 Roma para birimi nedir? 53:22 Roma’da insanlar nasıl yaşıyorlar? 58:54 Roma’da eğitim sistemi nasıl? 1:01:20 Roma’daki yol ve bina örnekleri 1:26:27 Kartaca ve Roma çatışmaları 1:29:20 Roma’daki gastronomi 1:33:56 Roma yıkılmasaydı? 1:37:41 Kapanış
Eylül 6, 2026
Fatih Altaylı ile Pazar Sohbeti: "Babam oyuncu olmamı istemedi!" görseli
3 Gün Önce
FatihAltaylı
YouTube
Kerem AlışıkFatih Altaylı ile Pazar Sohbeti: "Babam oyuncu olmamı istemedi!"Teke Tek Bilim ▷ https://www.youtube.com/@TekeTekBilim Hayattaki gerçek lüks, kaliteli bir uykudur. Kaliteli uyku deneyimini keşfetmek için Yatsan mağazaları ve yatsan.com’a davetlisiniz. www.yatsan.com 00:00 Giriş 02:45 Sanatçı bir ailede doğmak nasıl bir his? 12:26 Dayısı nasıl etkiledi? 14:53 Dayısının sol görüşüne özendi mi? 16:45 İlk şiirini ne zaman yazdın? 18:09 Kaç şiir kitabı yazdı? 20:12 Sevdiği şairler kimler? 22:01 Kaç şiir biliyor? 25:23 Eleştirici yorumlar şair olarak kendisini üzüyor mu? 28:27 İlk sahnesi 33:10 Hep şiir gibi mi konuşur? 37:13 Ödülleri nasıl değerlendiriyorlar? 43:54 Nietzsche mi, Schopenhauer mı? 46:30 Türkiye’de edep meselesini nasıl görüyor? 54:43 Kitap yazmayı düşünüyor mu? 55:36 Kapanış #işbirliği YouTube kanalına abone olmak için ▷ http://bit.ly/FatihAltayli Gazeteci - Yazar Fatih Altaylı, Youtube kanalına özel gündemi yorumluyor.
Eylül 6, 2026