İstanbul 30°
FatihAltayli

Fatih Altaylı

Diğer yazıları

Yazı İçeriği

  • Vank: Saldırılar sürerse Türkiye boğazları kapatmalı

  • Yerel asgari ücret çok eski bir fikir

  • Bu cümleyi bir Türk vatandaşı söylese yanmıştı

  • Aynı güne iki yarış

  • Okurum haksız mı, siz söyleyin!

detail banner reklam

Vank: Saldırılar sürerse Türkiye boğazları kapatmalı

Köşe Yazıları

Fatih Altaylı

Ağustos 24, 2026

Yazı İçeriği

  • Vank: Saldırılar sürerse Türkiye boğazları kapatmalı

  • Yerel asgari ücret çok eski bir fikir

  • Bu cümleyi bir Türk vatandaşı söylese yanmıştı

  • Aynı güne iki yarış

  • Okurum haksız mı, siz söyleyin!

Karadeniz, Montreux Boğazlar Sözleşmesi’nin imzalanmasından bu yana bir “barış denizi” idi.

Soğuk Savaş’ın en sert günlerinde de, denizi çevreleyen SSCB’nin parçası sosyalist devletlerin yıkılışı sürecinde de, Karadeniz çatışmaların olmadığı, gemilerin güvenle seyahat ettiği bir deniz olma özelliğini sürdürdü.

Karadeniz’deki nadir gerilimler, balıkçı teknelerinin komşu ülke karasularına geçtiği zamanlarda meydana gelen taciz ateşleri ile sınırlı kaldı.

Karadeniz’deki bu sağlıklı düzen ilk olarak Rusya ile Gürcistan arasındaki çatışmalara ABD’nin insani yardım bahanesiyle müdahale etme isteği ile bozulmaya başladı. Amerikan donanması, Gürcistan’daki olaylara dahil olabilmek maksadıyla gemilerini Karadeniz’e sokmak istediğinde, Türkiye çok doğru bir tavırla Montreux’yü hatırlattı ve ABD, Türkiye’nin kararlı tavrına saygı göstermek zorunda kaldı.

Ancak Rusya-Ukrayna savaşı başladığı günden bu yana Karadeniz barış denizi olma özelliğini kaybetti ve başıboş mayınların cirit attığı, ticari gemilerin açık denizde veya limanlarda kimliği belirsiz SİHA ve kimin attığı en azından bizim için meçhul roketlerle vurulmaya başlandığı bir deniz haline geldi.

Gün geçmiyor ki, Karadeniz kıyılarında silahlı bir insansız hava ya da deniz aracı kalıntısı bulunmasın. Gün geçmiyor ki, bir Türk şirketine ait bir gemi Karadeniz’de vurulmasın.

Türkiye ise yurttaşlarının canına ve malına yönelik bu saldırılar karşısında son derece suskun ve sessiz. Güçlü ve saygın olduğunu varsaydığımız ülkemiz, böylesi saldırılar karşısında neredeyse boynu bükük bir biçimde duruyor.

Ben de bu konuyu Deniz Vank’a sordum. “Ne yapabiliriz, ne yapmalıyız?” diye.

Deniz Vank kim diye soracak olursanız kısaca anlatayım. Vank, bir zamanlar var olan Denizcilik Müsteşarlığında Deniz Ulaştırması Genel Müdürü idi. Paris’te OECD’de deniz taşımacılığı sekretaryasında görev yaptı. Merkezi Monaco’da olan ve Akdeniz’deki bilimsel araştırmaları destekleyen CIESM’de başkan vekili olarak yer aldı. Yani denizcilikte Türkiye’nin uluslararası alanda en yetkin ve etkin isimlerinden biriydi.

Benim sorum üzerine her zamanki ciddiyeti ile “Dur bir çalışayım konuya” dedi ve uzunca bir makale yolladı. Sonra da bunu özetledi.

“Karadeniz'de seyir halindeki ticaret gemilerine yapılan hava saldırıları sonucu Türk bayraklı ve/veya Türk sahipli gemilerin çeşitli boyutlardaki maddi hasarlarının ötesinde, bilinen sayıları 20'lerle ifade olunan can kayıplarına karşın denizcilik meslek kuruluşları ile bazı STK'ların kamuoyuna yansıyan cılız kınama mesajları dışında, başta Dışişleri, Milli Savunma ve Ulaştırma Bakanlıkları gibi doğrudan yetkili ve ilgili kamu kurum ve/veya kuruluşlarınca ulusal veya uluslararası düzeyde bilinen herhangi bir önlem alınmaması/çözüm önerisi getirilmemesi maalesef Türk Denizcilik Sektörü'nün yalnız mı bırakıldığı sorusunu akla getirmektedir.

Uluslararası hukuk doktrini ile yine sigorta ve tazminat hukuku uluslararası teamülleri, ticaret gemilerini de bayrak devletinin toprağı olarak nitelediği için, bu saldırılar geniş bir yorumla esasen "casus belli/savaş nedeni" olarak da telâkki edilebileceği gibi deniz yoluyla yapılan uluslararası ticaretin de, gerek navlun maliyetleri ve gerekse sigorta risk faktörleri dikkate alındığında, olumsuz etkileneceğini ifade etmek sanırım yanlış olmayacaktır.

Hal böyle iken, 2.Dünya Savaşı'nın çok çetin şartları karşısında bile 1936 tarihli Montreux Boğazlar Sözleşmesi'ni hiçbir eleştiriye mahal vermeyecek bir titizlik ve tarafsızlıkla uygulayan Türkiye'nin, bu Sözleşme'nin dibacesinde yer verilen "Karadeniz ve sahildarı ülkelerin güvenlikleri" ifadesi ile yine Sözleşme'nin 6.maddesi ile getirilen "kendisini çok yakın bir savaş tehdit ve tehlikesi karşısında görmesi" hükmüne uygun olarak inisiyatif alması, bu bağlamda göreve daveti de içerecek şekilde hazırlanacak gerekçeli bir hukuki metni, öncelikle BM Güvenlik Konseyi ile eş zamanlı olarak DTÖ, İLO ve İMO Konseylerine tevdi etmesi ve belirlenecek makul bir süre içinde bu tür saldırılar son bulmadığı takdirde yukarıda atıfta bulunulan Sözleşme maddesi hükmüne uygun olarak Türk Boğazlarının ticaret gemilerine de kapatılacağının uluslararası kamuoyuna duyurulması sanırım yanlış olmayacaktır.”

Yerel asgari ücret çok eski bir fikir

Yeni Parti Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, iktidarın asgari ücrete zam yapmak yerine yeni bir asgari ücret modeli açıklamaya hazırlandığını iddia etti. Yeni modelin adı “bölgesel asgari ücret”.

Yani Türkiye’nin farklı illerinde farklı asgari ücret. İlin ortalama gelir düzeyine, o ildeki yaşam maliyetlerine bağlı olarak belirlenecek ve illere göre farklılık gösterecek bir asgari ücret. Günaydın’a göre iktidar böyle bir yasal düzenleme hazırlığında.

Aslına bakarsanız bu “yeni bir fikir” değil.

“Bölgesel asgari ücret” önerisini 1990’ların sonunda ilk ortaya atan dönemin Ankara Sanayi Odası Başkanı Zafer Çağlayan olmuştu. 2005 yılında AK Parti iktidarı döneminde de bu önerisini defalarca tekrarladı ve bir proje haline getirdi.

Zafer Çağlayan daha sonra AK Parti’den milletvekili ve bakan oldu. Bir saat skandalı sonrası siyasete veda edinceye kadar da bakan olarak kaldı.

O dönemde kendisine “Başkanken bölgesel asgari ücret öneriyordun. Şimdi bakansın, kendi önerini kendin ciddiye almıyorsun galiba” dediğimde “Ben hâlâ öneriyorum ama parti uygun görmüyor. Anayasal olarak da sorun var.” demişti.

Gerçekten de Anayasa’nın 10. maddesi yani “eşitlik ilkesi” böyle bir uygulamaya izin verir gibi görünmüyor.

Yoksa bana göre de son derece makul bir öneri. 20 bin TL’nin satın alma gücü İstanbul’da farklı, Muş’ta farklı. Üstelik böyle bir uygulama, emek yoğun sektörlerin az gelişmiş bölgelere doğru yayılmasına ve yatırım almayan bölgelerin yatırım almasına neden olabilir. Lojistik maliyetleri nedeniyle büyük pazarlara yakın olmak isteyen sanayiciler, ücretlerin maliyetin büyük kısmını oluşturduğu bazı sektörlerde yatırımlarını Doğu’ya doğru kaydırabilirler.

Ancak dediğim gibi bu fikir hiç ama hiç yeni değil. Ve fikrin babası AK Parti’nin bakanıyken “Anayasal engel var” demişti.

Böyle bir uygulama için merkezi otoritenin “ademi merkeziyetçi” bir anlayışa geçmesi, yetkilerini yerele devretmesi ve bunun da anayasal hale gelmesi gerekir. Bir “federasyon” değilse bile güçlendirilmiş yerel yönetim yapısı şarttır.

Bugünkü yönetim anlayışı ile bu güç gibi görünse bile bir sonraki adımın böyle bir sisteme geçiş olmayacağının garantisi de yoktur.

Bu cümleyi bir Türk vatandaşı söylese yanmıştı

Tom Barrack’ın sözleri kulağınıza ulaştı mı bilmiyorum.

ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye-Irak Özel Temsilcisi ve Sömürge Valisi anlayışlı Barrack katıldığı bir yayında, Ortadoğu’daki barış arayışlarını anlatırken aynen şöyle dedi:

“57 peygamber bu coğrafyaya gönderildi. Peygamberler çözemedi, Tanrı çözemedi. Onların binlerce yıldır çözemediğini bizim 1,5 yılda çözmemiz herhalde biraz zor.”

Benzer bir soruyu yıllar önce Ahmet Davutoğlu’na sormuştum. Dışişleri Bakanıydı ve “stratejik derinliği” ile Ortadoğu’daki tüm sorunları çözebileceğini düşünüyordu. Zannederim Meksika’da, Los Cabos’da bir yemek sofrasındaydık.

“2500 yıllık sorunlardan söz ediyorsunuz. Çözeceğiniz iddiasındasınız. Bölge 2500 yıldır Ahmet Davutoğlu gelsin de çözsün diye mi bekledi?” demiştim.

Yanıtı hayli iddialıydı. Ama yine de ABD Büyükelçisi kadar değil.

Şimdi Tom Barrack çıtayı biraz daha yukarı taşımış.

“Tanrı çözemedi, biz 1,5 yılda nasıl çözelim” demiş. ABD’ye neredeyse tanrısal bir güç vehmetmiş.

Biraz ağır bir ifade.

Bunu herhangi bir Türk vatandaşı söylese şimdi başı fena halde dertte olurdu ve sosyal medyada bayağı bir hedef gösterilirdi.

Ama Amerikan Büyükelçisi olunca bir şey olmuyor belli ki.

Ülkenin gücünü Tanrı ile kıyaslamak bile hoş görülebiliyor.

Aynı güne iki yarış

Bir okur dün İstanbul’un hali ile ilgili bir mesaj yollamış. Aynen şöyle

“Fatih Bey, bu memleket adam olmaz. Bugün Yeşilay Yarı Maratonu için bütün yollar saat 7’de kapatılıyor. Kapatılsın. Spor güzeldir. Ama aynı gün saat 08:30’da Uluslararası Kıtalararası Boğaziçi Yüzme Yarışı var. 64 ülkeden 3000 kadar yüzücü katılıyor. Ben de bunlardan biriyim. Sahil yolu trafiğe kapalı. Yarışa nasıl katılacağım. Tabii ki, yarıştan üç saat önce, sabah karanlıkta 5’te yola çıkmak zorunda kalacağım ve 3 saat mayo ile sahilde bekleyeceğim. Peki bu kenti yönetenlerin aklına bu iki yarıştan birini bir hafta öne veya arkaya almak gelmez mi!”

Okurum haksız mı, siz söyleyin!

Bu doğru değil Aziz Bey

Aziz Bey sizi severim ama zannederim Acun Ilıcalı haklı.

Fenerbahçe’de 20 yıllık başkanlık dönemine Ali Koç ve Saadettin Saran araları verdikten sonra yeniden kulübün başına geçen Aziz Yıldırım, Ali Koç dönemi yöneticilerinden Acun Ilıcalı’ya niyeyse hayli kızgın.

Geçmişte televizyonuna çıktığı, yakın görüntüler verdiği Ilıcalı’ya FETÖ’cülükten, Adnan Hocacılığa kadar ağır eleştiriler yöneltiyor hatta neredeyse hakaretler ediyor. Vardır elbet bilmediğimiz bir sebebi.

Aralarındaki meseleye karışmak ne işim ne haddim. Ilıcalı’nın da Yıldırım’a yanıt verecek hem gücü hem de imkanı var.

Ancak Aziz Yıldırım’ın Ilıcalı’nın üç yıllık parasını peşin ödeyerek aldığı stadyumdaki locasını elinden almasını haklı görmek mümkün değil.

Acun Ilıcalı öyle ya da böyle Fenerbahçe’ye hizmet etmiş. Galatasaraylıların öfkesini çekmek pahasına televizyonunda Fenerbahçe’ye yardım organizasyonları yapmış, kulübün basın sözcüsü olmuş; parasını, pulunu, vaktini ve halkın kendisine olan sevgisini Fenerbahçe için harcamış.

Daha sonra da aday bile olmayıp ayrılmış.

Şimdi Fenerbahçe’ye bunca emeği geçmiş birinin, parasını ödeyip de aldığı locayı elinden almak hem ayıptır, hem haksızlıktır, hem de ileride Fenerbahçe’ye hizmet etmeyi düşünenler için tehdittir.

Bu yaptığınız doğru değil Aziz Bey. Ne size ne de Fenerbahçe’ye yakışıyor.

Ne zaman insan oluruz?

Herkesin kendine yakışanı yaptığını anladığımız zaman.

FatihAltaylı
X’te yanıtla

X’te yazı hakkında yorumlarınızı paylaşın.

  • Geçmiş yazılar

Tümü
İsrail Türkiye’ye saldıracak kadar delirdi mi?
Köşe Yazıları
İsrail Türkiye’ye saldıracak kadar delirdi mi?

Fatih Altaylı

Ağustos 23, 2026

Melih bey, utanmıyor musunuz!
Köşe Yazıları
Melih bey, utanmıyor musunuz!

Fatih Altaylı

Ağustos 22, 2026

Kurşun atana af, saçını örene ihraç
Köşe Yazıları
Kurşun atana af, saçını örene ihraç

Fatih Altaylı

Ağustos 20, 2026

  • Videolar

Tümü
Araplar Osmanlı'ya ihanet etti mi? görseli
Dün
FatihAltaylı
YouTube
Murat Bardakçı & Fatih AltaylıAraplar Osmanlı'ya ihanet etti mi?Shark FlexBreeze Portatif Fan - Eviniz ve Bahçeniz İçin Mükemmel Serinlik Çözümü! https://www.sharkninja.com.tr/products/shark-flexbreeze-portatif-fan-fa220eu?utm_source=fatih_altayli&utm_medium=youtube&utm_campaign=shark_fan_Jun26 00:00 Giriş 04:15 Murat Bardakçı aktif olarak ne üzerinde çalışıyor? 07:16 "Evrak toplamak" ne demektir? 10:53 Şerif Muhiddin Targan kimdir? 14:35 Osmanlı'da "Aristokrat" kimleree denirdi? 17:34 Şerif Muhiddin Targan'ın ailesi 25:20 Şerif Muhiddin Targan'ın günümüzdeki popülaritesi 29:03 Şerif Muhiddin Targan'ın Safiye Ayla ile evliliği 36:31 Arap İsyanı'nın temeli 42:08 Murat Bardakçı'nın topladığı mektuplar 46:19 Arap İsyanı gerçek mi? 50:36 Murat Bardakçı, kitabı yazdıktan sonra topladığı belgeleri ne yapacak? 56:00 Ali Emiri kimdir? 1:00:15 Kitapta Sultan Vahdettin'e ait bölümler olacak mı? 1:05:37 Kapanış #işbirliği
Ağustos 23, 2026
Fatih Altaylı ile Pazar Sohbeti: Türkiye'nin en eski markası: Hacı Bekir görseli
Dün
FatihAltaylı
YouTube
Videolar yorumluyorFatih Altaylı ile Pazar Sohbeti: Türkiye'nin en eski markası: Hacı BekirTeke Tek Bilim ▷ https://www.youtube.com/@TekeTekBilim 00:00 Giriş 01:55 Ali Muhittin Hacı Bekir kimdir? 10:03 Firma nasıl bu kadar uzun süre ayakta kaldı? 11:56 Formüller hâlâ eskiden kalma formüller mi? 16:51 Neden bu kadar tatlıcı Kastamonu'dan çıkıyor? 17:26 Aile geleneği nasıl devam ediyor? 20:26 Yeni neslin sevdiği tatlı çeşitlerine girmeme sebepleri ne? 23:19 Akide şekeri nereden geliyor? 23:50 Logodaki madalyalar ne? 25:20 Turkish Delight benzetmesi nereden geliyor? 27:13 Çalışanlar eskisi gibi dükkânın üstünde mi uyuyor? 27:30 Dedelerinin Fenerbahçe başkanlığı yapması? 30:51 Kaç şubeleri var? 31:21 Yeni ürün ekleme süreci nasıl ilerliyor? 33:43 Yurt dışına açılmak istediler mi? 35:08 Her karar ortak mı alınıyor? 35:55 Kaç çeşit ürünleri var? 37:04 Şerbetleri şişede satmayı düşünmediler mi? 38:06 Dünyadaki tatlıcılar arasındaki yerleri? 40:34 Gül kaplı lokum neden yapmıyorlar? 43:27 Kapanış YouTube kanalına abone olmak için ▷ http://bit.ly/FatihAltayli Gazeteci - Yazar Fatih Altaylı, Youtube kanalına özel gündemi yorumluyor. #işbirliği
Ağustos 23, 2026
140 yıllık mirasın sonucu! Mercedes-Benz yeni GLC görseli
3 Gün Önce
FatihAltaylı
YouTube
Fatih Altaylı ile Direksiyonda Teke Tek140 yıllık mirasın sonucu! Mercedes-Benz yeni GLCMercedes-Benz’in 140 yıllık inovasyon ve mühendislik yolculuğu, otomobilin geçmişinden geleceğine uzanan güçlü bir hikâye. DİREKSİYONDA TEKE TEK’in bu bölümünde Fatih Altaylı’dan Mercedes-Benz’in 140 yıllık tarihini ve bu yolculuk boyunca şekillenen inovasyon anlayışını dinliyoruz. Ardından, bu köklü mirasın geleceğe uzanan temsilcisi Yeni Elektrikli GLC’yi direksiyon başındaki deneyimleriyle keşfediyoruz. Mercedes-Benz’in geçmişinden geleceğine uzanan bu yolculuğa siz de eşlik edin. #MercedesBenzTürkiye #DireksiyondaTekeTek #YeniElektrikliGLC #işbirliği Teke Tek Bilim ▷ https://www.youtube.com/@TekeTekBilim 00:00 Giriş 01:11 Mercedes-Benz’in tarihi ve GLC’nin üretimi 03:20 800 Volt mimarisi nedir? 04:26 Dış tasarım 07:22 Yan görünüm ve içine ilk bakış 09:41 Kokpit tasarımı 11:43 Teknik bilgiler ve sürüş izlenimi 15:25 Cam tavan ve multimedya 16:20 Otonom sürüş kabiliyeti 17:05 Konforu arttıran detaylar 20:31 Kapanış YouTube kanalına abone olmak için ▷ http://bit.ly/FatihAltayli
Ağustos 21, 2026