
Fatih Altaylı
Yazı İçeriği
İsrail Türkiye’ye saldıracak kadar delirdi mi?
Bu muydu Sebo Reis dediğiniz
Dünya otomobil sporunun zirvesinde bir Türk
İsrail Türkiye’ye saldıracak kadar delirdi mi?
Fatih Altaylı
Ağustos 23, 2026
Yazı İçeriği
İsrail Türkiye’ye saldıracak kadar delirdi mi?
Bu muydu Sebo Reis dediğiniz
Dünya otomobil sporunun zirvesinde bir Türk
Herkesin sorduğu soru aynı: “İsrail Türkiye’ye saldırır mı, Türkiye-İsrail savaşı çıkar mı?”
Genç yaşlı, kadın erkek, herkesin kafasında bu soru var.
Yanıtı uzatmadan vereyim.
Merak etmeyin, savaşmazlar. En azından İsrail Türkiye topraklarına yönelik bir saldırı gerçekleştirmez, Türkiye de İsrail topraklarını vurmaz.
İsrail ile Türkiye arasındaki “görüntüdeki” gerginliği, geçmişteki Türk-Yunan gerginliğine benzetebilirsiniz.
Yani dış politikanın iç politikada iktidarların ömrünü uzatmak için kullanılması…
Uzun yıllar boyunca Yunanistan’da iktidardaki politikacılar sürekli olarak Türkiye karşıtı söylemler kullandılar.
Türkiye’nin Yunanistan için bir tehdit olduğundan, Türkiye’nin yayılmacı politikaları olduğundan bahsettiler. Türkiye bu söylemleri pek ciddiye almadı.
Ne Yunanistan’ı işgal etmek ne de Yunanistan’la savaşmak gibi bir derdimiz vardı ama bu söylemleri sürdüren politikacıları yüzünden Yunan halkı hep böyle bir tehdit varmış gibi algıladı.
Türkiye bu abuk sabuk cümleleri ciddiye almadıkça Yunanlı politikacılar dozu artırdılar, Türkiye’nin damarına basmak için Ege Denizi’nde gerilim yaratmaya yönelik girişimlerde bulundular ve hatta en nihayetinde bir Türk uçağını düşürdüler.
Benim çocukluğum ve gençliğim bu masal ile geçti. Yunanistan sürekli olarak bir Türkiye tehdidinden söz etti.
Çünkü aslında bu tehdit hayaliydi, yoktu ama Yunanistan iç politikasında bir karşılığı vardı. İktidarlar bu yolla oy topluyor, muhalefet de oy toplamak için bu tehdidi abartarak iktidarların Türk tehdidine yeterli önemi vermediğini iddia ediyordu.
On yıllar böyle geçti.
Şimdi aynı durum İsrail için söz konusu.
Giderek batağa saplanan ve uluslararası politikada da iğrenç bir adam olduğu ortaya çıkan Netanyahu, dünyanın her tarafında, hatta en yakın müttefiki ABD’de bile yerle bir olan saygınlığını ve kaybettiği desteğini yeniden elde edebilmek ve daha da önemlisi, yolsuzluk suçlamaları ile yargılandığı ülkesinde popülaritesini yeniden kazanabilmek için sürekli bir Türkiye tehdidini gündeme getiriyor, bu girişimlerine yeterince karşılık alamazsa Suriye topraklarında Türkiye’nin damarına basarak olmayan bir tehdidi var etmeye çalışıyor.
Bunu yapmasının ve dozu giderek artırmasının nedeniyse bariz. Bu yıl ekim ayında, yani 2 ay sonra İsrail’de seçimler var. Seçimlere kısa süre kala Netanyahu’nun önderliğini yaptığı blok yaklaşık 8 puan geride. Rakibi ise eski Genelkurmay Başkanı Eisenkot. Onun politikaları da Netanyahu’dan daha barışçı ya da makul değil.
Bu yüzden de Türkiye karşıtlığını tırmandırmaktan başka bir çıkar yolu yok. Seçim yaklaştıkça bunu daha da tırmandırabilir. Ancak öylesine açmazda ki, bu tırmanış eski genelkurmay başkanının işine daha çok yarayabilir. Yine de ekim ayındaki seçimler öncesi İsrail’in Suriye’deki Türk varlığına yönelik artan tehditleri belki bir saldırı noktasına da evrilebilir ama ötesine geçecek kadar çıldırmış bir İsrail yok.
İsrail’in iç politika için Türkiye’ye yönelik bu tavrından, Türkiye’deki iktidarın da şikayetçi olacak hali yok.
Sonuçta her ikisi için de “win-win” durumu söz konusu.
Bu muydu Sebo Reis dediğiniz
Son 1,5 yıl içinde Türkiye’de pek çok kişi gözaltına alındı, pek çok kişi sorgulandı, hakim karşısına çıktı, kimi tutuklandı, kimi adli kontrole tabi tutuldu, kimi tamamen serbest kaldı.
Yüzlerce kişi.
Bu yüzlerce kişi arasında sanatçılar, politikacılar, bürokratlar, gazeteciler, kimi ararsanız vardı.
Bunların hiçbiri kendini Galatasaray’ın sözde tribün lideri Sebahattin (Muzaffer) Şirin kadar bozmadı.
Bu sözde lider gözaltına alındıktan sonra medya ile ilk karşılaşmasında “Sayın Öcalan’a özgürlük” sloganları attı. Kendisini bir şey zanneden taraftarları “Reis bunu özellikle yaptı. Açılım sürecini eleştiriyor, beni gözaltına alarak Öcalan’a özgürlük verecekleri süreci perdelemek istiyorlar” diye yorumladılar.
Ama “Sebo Reisleri” savcılıkta da Öcalan’a özgürlük istediğini tekrarladı, Devlet’in bu projesine destek verdiğini savcıya açık açık söyledi.
Bu arada kendisine uyuşturucu testi yapılırken taraftarları “Reis uyuşturucu ile mücadele ediyor. Ne uyuşturucusundan söz ediyorsunuz” dediler.
Sözde reislerinde uyuşturucu da bulundu.
Sonra salıverildi.
Savcılıkta destek verdiği projeye aslında destek vermediğini açıklamaya, en usta oryantalden daha iyi kıvırmaya başladı.
Savcılıkta söylediklerini inkar ederek, “Ben aslında başka şeye dikkat çekmeye çalışıyordum” diyerek utanç verici bir tavır sergilemeye başladı.
Küçücük bebeğini konu komşuya emanet ederek hakim önüne çıkarılan kadın belediye çalışanları bile dimdik dururken, cezaevini aklının ucundan bile geçirmeyen akademisyenler onurunu korurken adının önüne “Reis” ünvanını ekleten bu zavallı, korku içinde kıvranmaya, giderek kendini küçültmeye başladı.
Korkak ve ezik bir tavır sergilemekten hiç ama hiç utanmadı.
Ben daha geçen senelerde “Galatasaray taraftarı giderek yavşaklaşıyor” derken tam da bu durumu kastediyordum aslında.
Bu adama “reis” diyenler ve bu adamı Galatasaray’da sahaya çıkarıp futbolculara nutuk attıran yöneticiler utansın.
Dünya otomobil sporunun zirvesinde bir Türk
Türkiye Otomobil Sporları Federasyonu (TOSFED) Başkanı Eren Üçlertoprağı’nı tanıyorsunuz artık.
Liyakatin canlı tanımı. 7 yıl önce TOSFED’e başkan olduktan sonra çok ciddi bir fark yaratmaya başladı.
Uluslararası Otomobil Federasyonu (FiA) yönetim kuruluna girdi, Türk otomobil sporuna ciddi bir ivme kazandırdı.
Federasyonu kamu kaynaklarına muhtaç olmaktan çıkarıp çok ciddi gelir artışı sağladı.
Çok önemli yarışları Türkiye’ye getirdi.
Son olarak da Türkiye Grand Prix’sinin yeniden Formula 1 takvimine alınmasını sağladı.
Otomobil sporlarında Türkiye uluslararası alanda hiç bu kadar etkin ve güçlü olmamıştı.
Ve geçen hafta çok önemli bir gelişme oldu.
Otomobil sporlarının en saygın ve etkili mecralarından Sector, Formula 1’in geleceğini şekillendireceğine inanılan 50 kişilik bir liste yayınladı. Bu, aynı zamanda dünya motor sporlarının da geleceği.
Ve Toto Wolff, Flavio Briatore, Zak Brown, Amy Mansell, Muhammed bin Sulayem gibi isimlerin bulunduğu listede Eren Üçlertoprağı da yer alıyor.

Şenes Erzik’ten bu yana ilk kez bir Türk spor insanı, kendi spor dalının bu denli yüksek bir noktasında dünya çapında yer bulabiliyor.
Otomobil sporlarında böyle bir onura erişmek diğer spor dallarından çok daha zordur. Bunu gayet yakından biliyorum.
Bu yüzden de Eren Üçlertoprağı’nın bu başarısı az buz bir başarı değildir.
Kendisini kutluyorum. Federasyon seçimlerinde kendisine oy veren ve kendisini destekleyenlere de bu öngörülerinden dolayı teşekkür ediyorum.
Ne zaman insan oluruz?
Marifete iltifat etmekten kaçınmadığımız zaman.
X’te yazı hakkında yorumlarınızı paylaşın.
Geçmiş yazılar
Videolar







