Reklam

İnsan olabilecek misiniz!

Varlık sebebi, belediyelere ve hükümetlere şantaj yaparak patronlarına milyarlık ihaleler kazandırmak olan bir mevkute dün edepsizce beni hedef gösteriyor.

“Türk milletine hakaret etti” diyerek.

20’li yaşlarının başındaki 12 evladımızın ölümüne dertlenmektense, Gazze’deki acıları bahane ederek “hilafet çağrısında” bulunan ve açıkça Anayasal suç işleyen bir güruha söylediğim sözleri sanki Türk milletine söylemişim gibi.

Bu tarz saldırılara alışkınım, hiç umurumda değil.

Ama üzerinden 1 gün bile geçmeden 12 şehidimizin unutulması, o bebelerin sadece ve sadece cenazelerinde muhalefet partilerinin temsilcilerine saldırmak için bahane olarak kullanılıyor olmasını epey umursuyorum.

Türkiye’nin geldiği, getirildiği hale bakar mısınız!

Cenazeler bu ülke insanının geleneklerinden biridir.

Cenaze hem ölene, hem de sevdiği birini kaybeden aileye saygı gösterme yeridir.

Biz Türklerin, bu toprakların geleneğinde cenazeye gelene saygı vardır.

Cenazeye kanlınız gelse, elini sıkarsınız.

Bize babalarımız, dedelerimiz “Bir cenaze görürsen asla saygısızlık yapma. Oturuyorsan önünden cenaze geçiyorsa ayağa kalk. Tanımadığın birisi bile olsa gördüğün cenazeye katıl, cenaze namazında bulunmak sevaptır” diye öğretti.

Bir cenazemiz olduğu zaman oraya gelenlere şükran duymayı, acıyı paylaşanı ömür boyu unutmamayı, hatta cenaze katılımlarının barışmalara vesile olması gerektiğini tembihledi.

Çünkü bunlar bu ülkenin geleneğidir.

Biraz güngörmüş, insanlıktan bir nebze nasibini almış, biraz inanç sahibi Anadolu insanının cenazelere yaklaşımı budur.

Cenazelere zerre saygısı olmayan, ölülerini mezarı bile olmayacak şekilde çöle “kuyulayan” Vahhabilerin aksine, bizim için cenazeler önemlidir.

Ve ne yazık ki, artık cenazeler, özellikle de şehit cenazeleri muhalefeti küçük düşürmek için siyasi maksatla kullanılan, muhalefet partilerini teröre destek veren oluşumlar gibi algılatmak için şiddete başvurulan yerler haline getirdi.

Ne şehit ile, ne şehit ailesiyle en küçük bir yakınlığı olmayan kimi iktidar partisi mensup ya da destekçileri, bu cenazelere sırf bu amaçla katılıyor, gönderiliyor.

Oraya acıyı paylaşmak, şehide saygı göstermek için gelmiş muhalefet partisi temsilcilerine saldırıyor, şehide ve acılı aileye yapılabilecek en büyük saygısızlığı yapıp, bir cenazeyi siyasi bir kavga yeri haline getirip gidiyorlar.

İktidar beslemesi sözde basın da bu haberleri allayıp, pullayıp muhalefet partilerini terörist gibi göstermek için kullanıyorlar, buralardan bir tek Allah’ın kulu da çıkıp “Bu yaptığınız ayıp artık” demiyor.

Cenazeleri kavga yerine çeviren inek hırsızı şerefsizleri bile eleştirmiyor.

Ve cenazesi sadece ve sadece muhalefeti karalamak için kullanılan o şehitler daha toprağın altına girmeden unutuluyor.

Vur patlasın çal oynasın devam ediyor.

Bu millete saygısı olmayanlar, bu millete hareket edenler asıl o cenazeleri şov yerine çevirenler, siyasete malzeme yapanlardır.

Bunlara milletin bir parçası demek de pek mümkün değildir.

Çünkü millet olmanın gerek şartı, insan olmaktır.


Maliye ve Hazine’nin iletişim sorunsalı

Maliye ve Hazine Bakanı Mehmet Şimşek’in ve ekibinin ciddi bir iletişim sorunu olduğunu düşünmeye başladım.

Önce Merkez Bankası Başkanı H. Gaye Erkan’ın başına gelenler, şimdi de Mehmet Şimşek’in sözleri.

Şimşek dün, “Bir kişinin birinci evine farklı, ikinci evine farklı vergi ve evin değerine göre farklı vergi gibi uygulamaları planlıyoruz” dedi ya da dedikleri böyle anlaşıldı.

Bu birden fazla evi olanlardan daha yüksek oranda Emlak Vergisi ve daha önce de uygulanmak istenen “Değerli Konut Vergisi” yeniden geliyor olarak algılandı ve “Servet Vergisi”nin hortlaması olarak görüldü.

Bu oldukça mantıksız bir duruma işaret ediyordu.

Bir yanda İstanbul’da seçimleri kazanmak için kentsel dönüşüm adı altında rant projesi uygulamaya çalışan, döviz girdiği için konut karşılığı vatandaşlık satan ve ekonomiyi büyütmek için bildiği tek yol olan inşaat sektörünü destekleyen ve geleceğini bu sektörü bağlamaya devam eden bir iktidar ve aynı anda bu sektörü baltalamak için ortaya atılan bir vergi düzenlemesi.

Tam bir oksimorondu.

Ve Bakan Şimşek’in sözlerini tevil etmek Vergi Konseyi Üyesi, gazeteci Rahim Ak’a kaldı.

Rahim Ak’ı okuyunca anladık ki, aslında ikinci ve üçüncü evlerde artacak olan Emlak Vergisi oranları değilmiş.

Sadece ev satın alırken ödenen tapu harcı miktarları birinci evlerden sonra evlerde artacakmış.

Şu anda binde 4 olan tapu harcı, ikinci evini alanlardan binde 8, üçüncü evini alanlardan ise binde 16 veya daha fazla olarak tahsil edilecekmiş. (Bu harcın yarısı alıcıdan yarısı satıcıdan alındığı için satıcının burada günahı ne onu da anlamak mümkün değil)

Sonuç olarak ne emlak vergilerinde bir artış söz konusu, ne de değerli konut vergisi yeniden geliyor.

Keşke bunu Bakan Şimşek’in sözlerinden anlayabilseydik.


Galatasaray Avrupa Ligi projesine kapı kapatmamalıydı!

Galatasaray Spor Kulübü yönetimi, Avrupa Ligi projesinde yer almayı planlamadığını açıkladı.

Bazıları bu projenin fikir babasının Ünal Aysal olduğunu iddia ediyor.

Oysa Galatasaray bu proje ile ilgilenmeye başladığı sırada Ünal Aysal henüz Galatasaray kulübü üyesi bile değildi.

Proje eksilere, 1990’ların başlarına uzanır ve aslında Galatasaray’ın böyle bir ligde olmasının gerekliliğini ilk düşünen ve o masada Galatasaray’ın da olmasını sağlayan Alp Yalman’dır.

Sonrasında Faruk Süren döneminde de Galatasaray olası bir Avrupa Ligi için devrede olmuştur.

Bu lig UEFA tarafından sürekli engellendi ve bu projeyi baltalamak için UEFA çeşitli yenilikler icat etti.

Şampiyonlar Ligi de bunlardan biridir.

Avrupa Ligi aslında büyük takımlar için çok daha uygun bir yapı.

Basketboldaki Eurolague gibi düşünebilirsiniz.

Ya da Formula 1 organizasyonu gibi.

Veya NBA, NFL veya NHL gibi.

Katılımcılarına çok daha yüksek gelir sağlayacak ve çok daha üst düzey bir kalite getirecek bir lig.

Maçlarını bir iki bin seyirciye oynayan vasat takımlar yerine, Avrupa’nın dev takımlarının olacağı ve statların her maç 50-60 bin kişi ağırlayacağı, naklen yayın gelirlerinin toplamda 80 milyon dolar değil, takım başına birkaç yüz milyon dolarlık gelirlerin söz konusu olacağı bir lig.

Doğrusunu isterseniz, Galatasaray yönetiminin peşin peşin “Biz böyle bir oluşumun içinde yer almayız” demesini doğru bulmadım.

En azından “Gelişmeleri izliyor ve şartlara göre hareket edeceğimizin bilinmesini istiyoruz. Avrupa ligi sağlıklı ve güvenilir bir yapı olarak ortaya çıkarsa, elbette kulübümüzün kuruluş hedeflerine uygun olarak Türk olmayan takımları yenmek üzere bu ligin parçası olabiliriz.” demeliydi.

Çünkü bu ligde olmak Galatasaray’ın kulüp olarak değerini de arttırır ve milyar dolarlık takımlar arasına sokar, hisse değerini de olumlu yönde çok ama çok etkilerdi.

Ben Galatasaray taraftarının her gün değer kaybeden, kalite kaybeden ve güven kaybeden bu ligde olmaktansa Avrupa liginde oynamayı tercih edeceğini zannediyorum.


NE ZAMAN İNSAN OLURUZ?

Şehitlerimizi hiç değilse bedenleri soğumadan unutmadığımız zaman.

Erişilebilirlik Araçları