İstanbul 30°
FatihAltayli

Fatih Altaylı

Diğer yazıları

Yazı İçeriği

  • Dizi sektörüne yeni iş alanı

  • Dağıtım ve iktidar içi güç savaşı

  • Yayıncılık ve kullanışlı aparatlar

detail banner reklam

Dizi sektörüne yeni iş alanı

Köşe Yazıları

Fatih Altaylı

Haziran 29, 2026

Yazı İçeriği

  • Dizi sektörüne yeni iş alanı

  • Dağıtım ve iktidar içi güç savaşı

  • Yayıncılık ve kullanışlı aparatlar

Ekonomik kriz nedeniyle reklamlar azalmaya başlayınca, dizi sektörünü de zor günlerin beklediğini bir süre önce yazdım.

Bu durum yapımcıları ve buna bağlı olarak da oyuncuları olumsuz etkileyecekti.

Ancak bir kapıyı kapatan Allah, yeni bir kapıyı açıyor belli ki!

Artık yapımcıların önünde yeni bir iş alanı var.

Kılıçdaroğlu.

Dün gördünüz mü bilmiyorum, “İnsan içine çıkamazsın” denilen Kılıçdaroğlu için basın ekibi bir gezi düzenlemiş.

Kılıçdaroğlu, bir kır lokantasının terası olduğu izlenimi veren bir kırlık alana giriyor.

Üç masada yemek yiyormuş gibi yapan 8-10 kişi var. Hepsi kalkıp Kılıçdaroğlu’nu selamlıyor, sevgi ve muhabbet gösteriyor.

Böylelikle hepimize “Bakın işte Kılıçdaroğlu insan içine çıkabiliyor ve halktan sevgi saygı görüyor” mesajı veriliyor.

Ancak prodüksiyon çok kötü ve ucuza çakılmış.

Cast zayıf, oyunculuk kötü, belli ki idari yapımcı ya maliyeti düşürmek için ya da bir miktarı cebe indirmek için az sayıda figüran kullanmış. Masalar zayıf ve yemekler kötü olmalı ki figürasyon yemeklere dokunmamış bile.

Böyle ucuz bir yapım ile inandırıcı olunamayacağını Kemal Kılıçdaroğlu bile bir süre sonra anlar.

Daha iyi bir yapımcı, daha iyi bir yönetmen, çok daha kaliteli bir figürasyon ve hatta belki tiyatro kökenli bir iki başrol oyuncusu bile gerekebilir.

Tabii böyle üst düzey ve inandırıcılığı yüksek bir film çekmek için iyi yapım firmalarına ihtiyaç var.

Bu da yapım sektörüne can suyu olabilir.

Çünkü bu iş için öyle üç beş ucuz film değil, sık sık yayınlanacak bir dizi tanıtım filmine ihtiyaç var.

Yeterince para harcanırsa olur mu!

Vallahi olur.

Oyuncularla canlandırdıkları karakterleri birbirine karıştıran bir toplumda her şey mümkün olur.

Ama şu kadarını söyleyeyim, bu toplum oradaki figürasyondan birini bile lider olarak kabul eder ama Kılıçdaroğlu’nu etmez.

Denemesi bedava.

Gelsin Kayyum Bey birlikte İstanbul’da bir tur atalım.

Açık söyleyeyim, sadece gözlemci olarak yanında yürürken ben bile tükürük içinde kalırım.

Şu anda yürüyenlerin olduğu gibi.

Dağıtım ve iktidar içi güç savaşı

İktidarın kontrolündeki dağıtım şirketlerinin, muhalif gazeteleri dağıtmaları iktidar içi bir savaşa mı işaret eder

Bence hayır.

Hem de çok net bir hayır.

İsterseniz bunun hikayesini anlatalım, çünkü gençler bilmez, yaşlılar ise muhtemelen hatırlamayabilir.

Televizyonların bu denli güçlü olmadığı, haber televizyonculuğunun henüz ortaya çıkmadığı, hatta özel televizyonların bile olmadığı, sosyal medyanın ise hayal bile edilmediği dönemde medyanın en büyük gücü gazetelerdi.

Gazetelerin en önemli meselesi dağıtımdı.

Gazete basmak kolaydı ama bu gazeteyi yurdun en ücra köşelerine sayıları 30 bini aşan son satış noktalarına ulaştırmak zordu.

Her gazetenin bunu tek başına gerçekleştirmesi yüksek maliyeti nedeniyle hemen hemen imkansızdı. Bu yüzden 1950’lerin sonunda İstanbul’da basılan Hürriyet, Milliyet, Cumhuriyet, Tercüman, Yeni Sabah gibi gazeteler bir araya gelerek GAMEDA’yı kurdular.

Herkes gazetesini basıp GAMEDA’ya teslim ediyor, GAMEDA da bunları yurdun dört yanındaki bayilerine dağıtıyordu. Topladığı parayı da gazetelere geri veriyor, satılan gazete başına da uygun bir komisyon alıyordu. Herkes eşit ortaktı.

Bu sistem uzun yıllar sürdü.

1990’ların başında Doğan Grubu öncülüğünde ikinci bir dağıtım ağı kuruldu: YAYSAT. Bir süre sonra başka yayıncılar da bunun altına girdi.

İkili bir yapı oluştu.

Bir yanda Sabah gazetesinin başını çektiği GAMEDA, diğer yanda Hürriyet’in başını çektiği YAYSAT.

Ansiklopedi savaşları nedeniyle tirajlar yüksekti ve iki taraf da idare edebiliyordu.

(Bu ikili yapıyı FETÖ çok iyi değerlendirdi. 1 milyon dağıtılan gazetesini hangi dağıtım şirketine kaydırsa o dağıtım şirketi zararını kapatabiliyordu. FETÖ bu yolla medya desteği sağladı)

Ancak bu ikili Hürriyet-Sabah rekabetine rağmen bir yandan da kartel gibi hareket edebiliyor, yeni yayıncıların dağıtımını kabul etmeyerek, medya sektörünü yeni rekabetlere ve yeni girişlere kapatıyordu.

Bunun üzerine TBMM’de Refah Partisi ve Doğru Yol Partisi’nin öncülüğünde bir yasa çıkarıldı.

Dağıtım şirketleri yasayla gazetelerin dağıtımını yapmaya mecbur bırakıldı. Uygun komisyonu vermeyi kabul eden bir gazeteyi dağıtmamama hakkınız yoktu.

Çok da doğru bir yasaydı. Basın özgürlüğü açısından kaçınılmazdı.

Bugün bu yasa hâlâ yürürlükte.

Ve artık iki değil tek bir dağıtım şirketi var. O da iktidara yakın Turkuvaz Grubu’na ait Turkuvaz Dağıtım.

Ve sadece Sözcü’yü değil, Birgün gazetesini de dağıtıyor.

İktidar içinde bir güç savaşı var mıdır, bilmem. Olmasa şaşarım. Bir yerde güç varsa mutlaka savaşı da vardır.

Ama gazete dağıtımının bununla alakası yoktur.

Burada güç savaşı aramak ancak cehaletle mümkündür.

Yayıncılık ve kullanışlı aparatlar

Sosyal medyanın ve YouTube’un mesleğimize, gazeteciliğe yararlı katkılarının yanı sıra olumsuz etkileri de oldu.

Bu olumsuzlukların en başında ise gazetecilikle uzak yakın alakası olmayan, gazetecilik ilkelerinin yanından bile geçmeyen, haberciliğin en temel kurallarına uyma gereği bile duymayan tamamen şahsi menfaat veya ün peşindeki birtakım tiplerin gazeteci kisvesi altında boy göstermesine neden oldu.

Bu tipler anlattıkları hikayeler ne kadar saçma, hatta abuk sabuk ise o denli ünlendiler. Saldırdıkları kişiler ne kadar tanınmış ise o kadar fazla kişi tarafından izlenir, konuşulur oldular.

Bu şekilde ünlenmelerin, takiben, kimisi istihbarat örgütlerince, kimisi güç odaklarınca, kimisi karanlık mahfillerce, mafya oluşumlarınca kullanılmaya başlandılar.

Bunlar açtıkları kanalları, profil oluşturdukları sosyal medya hesaplarını şahsi meseleleri için kullandılar.

Ticari sorun yaşadıkları kişileri, şu veya bu nedenle kin tuttukları iş insanlarını, şirketleri, medya gruplarını hedef aldılar. Kullandıkları pis dil sayesinde tanınırlık, izlenirlik elde ettikleri anda yukarıda saydığım oluşumların aparatı olarak kullanılmaya başlandılar. Bunlara araya birkaç doğru serpiştirilerek inandırıcılığı arttırılmış yalan bilgiler verilerek hedef alınan kişiler ve kurumlar yıpratılmaya çalışıldı.

İftiralar ile hedefler karalandı.

Bizim gibi gazeteciler bunları hemen görüyordu ama daha tecrübesiz meslektaşlarımız veya aynı odaklar tarafından kullanılan kimi gazeteciler bu tip sosyal medya “yaratıklarını” kaynak olarak göstermeye veya bunların birkaç gerçekle harmanlanmış iftiralarını haber kaynağı olarak ele almaya başlayınca bunların gücünü ve etkisini de ister istemez, bilerek veya bilmeyerek arttırdılar.

Bu tip yayıncılar bir süre sonra kimin tarafından kullanıldıklarını kendileri de bilemez hale geldiler.

Ahlak dışı yöntemlerle elde ettikleri bu “sözde” gücü menfaat gruplarına ya da istihbarat örgütlerine kullandırırken, kendi sahte gerçekliklerinden bile koptular.

Ve pazarda satılan bir malın kimin tarafından satın alındığını bilememesi gibi, bunlar da kendilerini aslında kimin ve hangi amaçla kullandığını bilemeden kucaktan kucağa gezmeye başladılar.

Ve en sonunda kendilerini kullananlar tarafından bile umursanmayıp çöpe atılan hak edilmiş ama hazin bir sonla noktaladılar.

Pek çoğu yurt dışına kaçıp orada tutunmaya çalıştılar. Mafyatik veya karanlık ilişkilerinin kendilerini koruyacağını zannetseler de, oralarda yok olup gittiler.

Birkaç gündür konuşulan olay da bunun çok açık bir örneğidir.

Bir iş insanı ile şahsi meseleleri için, önce bir başka firarinin sosyal medyasını kullanan, sonra bu işe doğrudan kendisi soyunan birilerinin, kendilerini kullananların gücünü kendi güçleri zannetmeye başladığı anda kullanılmış bir mendil gibi çöpe atılmasının hikayesidir.

Elbette bir süre daha varlığını sürdürebilir.

Ama bu tür hikayelerin sonu hiç iyi bitmemiştir.

NOT: Yurt dışında yayıncılık yapmak zorunda olan gerçek gazetecilerin bu anlattığım hikaye ile hiçbir ortak yanı yoktur. Ancak onların da gazeteciliklerini çok dikkatli bir biçimde sürdürmeleri gerekir. Çünkü onları kullanmak isteyen odaklar da olacak ve radikalleşmelerini sağlayarak kullanışlı hale getirmek isteyen odaklar olacaktır.

Ne zaman insan oluruz?

Her şeyin aslına rücu ettiğini unutmadığımız zaman.

FatihAltaylı
X’te yanıtla

X’te yazı hakkında yorumlarınızı paylaşın.

  • Geçmiş yazılar

Tümü
Erdoğan haksız mı!
Köşe Yazıları
Erdoğan haksız mı!

Fatih Altaylı

Haziran 28, 2026

Son maç sorunun nerede olduğunu gösterdi
Köşe Yazıları
Son maç sorunun nerede olduğunu gösterdi

Fatih Altaylı

Haziran 26, 2026

Gövde gösterisine kan doğrandı
Köşe Yazıları
Gövde gösterisine kan doğrandı

Fatih Altaylı

Haziran 25, 2026

  • Videolar

Tümü
Anadolu'daki ilk imparatorluk: Hititler görseli
Dün
FatihAltaylı
YouTube
Prof. Dr. İlknur Taş & Fatih Altaylı - Teke Tek BilimAnadolu'daki ilk imparatorluk: HititlerShark FlexBreeze Portatif Fan - Eviniz ve Bahçeniz İçin Mükemmel Serinlik Çözümü! https://www.sharkninja.com.tr/products/shark-flexbreeze-portatif-fan-fa220eu?utm_source=fatih_altayli&utm_medium=youtube&utm_campaign=shark_fan_Jun26 00:00 Giriş 02:52 Hititler kimdir? 05:51 Hititçe çözülebildi mi? 06:55 Hititler neden Orta Anadolu'yu merkez alarak yerleştiler? 08:38 Diğer medeniyetler ile ilişkileri 11:14 Devlet nasıl kuruldu, kurucu imparator kim? 13:47 Hititlerin en parlak dönemleri 13:18 Hititlerin sınırları nereye kadar uzanıyor? 16:47 Hititlerin denizcilik tarafları 21:37 Hititler medeniyet kurabildi mi? 24:08 Neden Mısır ile bu kadar çok savaşıyorlar? 26:05 Kadeş antlaşması 27:47 Kendi tarihlerini yazmışlar mı? 32:11 Hitit ordusu ve kölelik sistemi 34:53 Hititlerin mimarisi 38:27 Ruhban sınıfı ve devlet üzerindeki etkisi 45:14 Hattiler ve hititler 47:18 Hitit medeniyetinde kraliçe nasıl bir öneme sahip? 50:00 Soylu sınıfı var mı? 51:34 Medeniyetin gelir kaynağı ne? 53:11 Hititler zengin bir medeniyet miydi? 54:08 Hititler neden yok oldu? 58:10 Hitit Kralı IV. Tudhaliya kitabı 1:00:31 Hitit devleti bir Hatti devleti midir? 1:03:41 Kapanış #işbirliği
Haziran 28, 2026
Fatih Altaylı ile Pazar Sohbeti: "Sette eğlenmek diye bir şey yok!" görseli
Dün
FatihAltaylı
YouTube
Seda BakanFatih Altaylı ile Pazar Sohbeti: "Sette eğlenmek diye bir şey yok!"Teke Tek Bilim ▷ https://www.youtube.com/@TekeTekBilim 00:00 Giriş 05:30 Hadise'yle olan uyuşmazlığının sebebi ne? 07:11 Zeytin Ağacı projesi nasıl ilerliyor? 18:51 Set ortamı diziyi etkiler mi? 21:00 Başka projeleri var mı? Netflix'te oynamak yeterli geliyor mu? 24:44 Çantalara merakı var mı? 26:53 Neden çocuk yetiştirmek eskisi gibi değil? 29:06 Gelecekteki planları ne? 30:25 Güzel iş dediği işler neler? 33:13 Ailesiyle arası nasıl ilerliyor? 38:14 Çocuklar "Oyunculuğu bırak" derse ne yapacak? 40:43 Çocukları sanata yönlendirici aktiviteler yapıyor mu? 44:15 Kapanış YouTube kanalına abone olmak için ▷ http://bit.ly/FatihAltayli Gazeteci - Yazar Fatih Altaylı, Youtube kanalına özel gündemi yorumluyor.
Haziran 28, 2026
"Utanma duygusunu kaybettik" görseli
5 Gün Önce
FatihAltaylı
YouTube
Fatih Altaylı & Bedia Ceylan Güzelce - Teke Tek Kitap"Utanma duygusunu kaybettik"Kitapyurdu: https://www.kitapyurdu.com/?srsltid=AfmBOorlol9UhdW5ABYzEMpGL1N1tYeOW-RfhiwgTMoyO3DNHb2uF-Z6 🔎 Teke Tek Kitap’ta her ay farklı kitapları mercek altına alıyor, yazarlarını, konularını ve tartışmaya açtıkları meseleleri konuşuyoruz. 00:00 Giriş 06:15 2026 Dünya Kupası 16:18 "Osmanlı İmparatorluğu'nda Duygular" kitabı 35:34 "Maddenin Evrimi" kitabı 36:42 "Altı Bardakta Dünya Tarihi" kitabı 56:03 Kapanış #işbirliği
Haziran 24, 2026