Çatırtı

Önce basit bir görevden alma gibiydi.

Ankara Emniyet Müdürlüğü’nde üç üst düzey emniyetçi, Organize Şubeden sorumlu İl Emniyet Müdür Yardımcısı Murat Çelik, Organize Suçlar Şube Müdürü Kerem Gökay Öner ve yardımcısı Şevket Demircan bir anda görevlerinden alındılar.

Bir şeyler oluyordu.

Olanın çok derin bir mevzu olduğunu anlamamızı sağlayan ise Sabah Gazetesi’nden gazeteci Abdurrahman Şimşek oldu.

Şimşek, bu polislerin Sağlık Bakanı Koca, eski Adalet Bakanları Bekir Bozdağ ve Abdülhamit Gül ve eski Bakan Süleyman Soylu’nun kuzeni ve eski Şehircilik Bakanı danışmanı işadamı Sadık Soylu’yu Bora Kaplan soruşturmasın dahil etmeye çalıştığını ve asıl hedefin Cumhurbaşkanı Erdoğan olduğunu duyurarak İçişleri Bakanı’nı göreve çağırdı.

Şimşek’e göre bu 17-25 Aralık benzeri bir girişimdi.

Aslında Sadık Soylu’nun, Ayhan Bora Kaplan soruşturması ile ilgili ifadesine başvurulacağı aylar öncesinde konuşulmuş, bunun seçim sonrası olacağından söz edilmişti.

İddialara göre Soylu’nun oğlu, Kaplan’a ait eğlence yerlerinden birinde Kaplan’ın adamları tarafından kim olduğu bilinmeden dövülmüş, sonrasında Kaplan kendi adamlarını ayaklarından vurarak cezalandırmıştı. Bunu da Halk TV’den Seyhan Avşar yazmıştı.

Görülen o ki, Ankara’da iki ayrı dosya üzerinden iki ayrı hesaplaşma yürüyor.

Bunlardan biri Sinan Ateş cinayeti dosyası, diğeri ise Ayhan Bora Kaplan Dosyası.

Siyasetin kulislerinde konuşulanlara bakılırsa, bu iki dosya iktidar ortakları arasında ciddi bir hesaplaşmanın anahtarları.

AKP ve MHP bu iki yargılama üzerinden kibarca söylemeye çalışırsak birbirine “üstünlük kurmaya”, birbirini “sindirmeye” çalışıyor.

Dosyalara giren veya çıkarılan isimler.

Dosyalara koyulmayan ama medyaya sızdırılan fotoğraflar ve bilgiler hep bu kavganın ürünleri.

Duyduğumuz seslerin, 7 senelik derin ortaklığın çatırdamasından geldiği Ankara’da konuşuluyor.


Devletin çivisinin çıkma fotoğrafı

Bir fotoğraf, Osmanlı’dan miras koskoca bir Hariciye’nin, köklü bir Dışişleri geleneğinin tek bir iktidar döneminde ne hale düşürüldüğünü kanıtlar mı!

Hiç zannetmezdim ama kanıtlarmış.

Lyon Başkonsolosu Çağdaş Cemil Yıldırım, Lyon Başpiskoposu’nu ziyarete gitmiş.

Bir fotoğraf çektirmiş.

Fotoğraf tam rezalet.

Başkonsolos sanki odada Başpiskopos yokmuş gibi öne geçmiş ve adamla sanki şans eseri aynı ortamda bulunuyormuş gibi davranıyor ve bir yandan de sağ eliyle “şahadet pozu” olduğu söylenilen bir işaret yapıyor.

Kendi küçük aklı, geri kafası ile mesaj veriyor.

“Piskoposlayım ama dinden çıkmadım” demeye çalışıyor.

Aptalca, seviyesizce bir hareket.

Madem bu kadar zayıf bir kişiliksin, bir piskopos görmekle dinden çıkacağını düşünüyorsun ya da bunu düşünen tanıdıkların var gitme kardeşim oraya.

Ne oldu, boyun mu büyüdü, adam mı oldun o hareketle.

Ama mesele Çağdaş Cemil Yıldırım‘ın yaptığı bu seviyesiz hareket değil ki!

Mesele bu seviyesizliğin, başkonsolosluk düzeyine erişmiş olması.

Yol yordam, adap bilenleri monşer diye aşağılarsan, kala kala bu seviyeye kalırsın.

Mesele bu.

Üstüne üstlük bu adam Galatasaray Üniversitesi’nde okumuş.

Sonra da Fransa’da yüksek lisans yapmış.

Özgeçmişinde hangi lisede okuduğu yazmıyor ama yine de bakınca eğitimin cehaleti aldığını, diğer tarafların ise baki kaldığını görüyor insan.

Tabii Dışişlerimizin düşürüldüğü seviyeyi de.

Bu ve bunun gibi tipler orada kaldıkça düşeceği seviyeyi tahayyül etmek bile imkansız…


Yeni Türkiye’nin yeni CHP’si

CHP Genel Başkanı Özgür Özel’den tam “CHP lideri” diye bahsetmeye başlamıştım ki, bir hamlesi ile bu vasfını kaybetmeye başladı.

CHP’liler kendisine hayli öfkeli ve kızgın.

Nedeni ise genel başkan olduktan sonra önce bir güzellik merkezi sahibini araması, son olarak da bir trollü hem ağırlayıp hem de ona sahip çıkması.

Ancak şunu da söylemek isterim ki, bu rezillik CHP’de sadece genel merkezle ve genel başkanla sınırlı değil.

CHP’li pek çok belediyede benzer rezillikler yaşanıyor.

Mesela Mudanya’da.

Yeni seçilen Başkan Deniz Dalgıç, yıllardır CHP’yi destek olan ve bu yüzden başına gelmedik kalmayan gazetecilerin telefonlarına çıkmazken, yıllardır CHP’ye savaş logosuna Erdoğan fotoğrafı koyacak kadar AKP’li bir gazetenin sahip ve yöneticilerini belediyede kabul ediyor, sosyal medyadan bunlarla çekilmiş fotoğraflarını paylaşıyor.

“Değişen” CHP’nin değişimden kastı neymiş böylelikle anlıyoruz.

Peki şaşırtıcı mı!

Asla değil.

Bunun böyle olacağını çevremdeki herkese uzunca bir zamandır söylüyordum. 

Çünkü Türkiye artık ilkeli insanların değerli olduğu bir ülke değildi.

Ve hep söylediğim gibi siyasette artık ilkelerle ilerleyen partiler değil, holdingleşmiş siyasi yapılar vardı.

Ama yine de Özgür Özel bir umut gibi görünüyordu.

Değilmiş.

Yeni Türkiye’nin yeni CHP’si bu.

Satılık olanın, parayla satın alınabilenin, fiyatı olanın daha çok sevildiği yeni Türkiye’nin yeni CHP’si.

Onlar da satın alabileceklerini yanlarına topluyorlar.

Ne de olsa öylesi daha kolay.


NE ZAMAN İNSAN OLURUZ?

Siyaseti toplumun en ilkesizlerine bırakmadığımız zaman.

Erişilebilirlik Araçları