İstanbul 26°
FatihAltayli

Fatih Altaylı

Diğer yazıları

Yazı İçeriği

  • Dark Triad ya da Karanlık Üçleme

  • Egoya en büyük tehdit başarılı halef

  • Bihaber lider olur mu!

  • Şeffaf ABD

detail banner reklam

Dark Triad ya da Karanlık Üçleme

Köşe Yazıları

Fatih Altaylı

Haziran 1, 2026

Yazı İçeriği

  • Dark Triad ya da Karanlık Üçleme

  • Egoya en büyük tehdit başarılı halef

  • Bihaber lider olur mu!

  • Şeffaf ABD

Bugün artık tartışılan şey, CHP’deki butlan kararı ve Kemal Kılıçdaroğlu’nun iktidar eliyle muhalefete “sözde” lider yapılması değil.

Tüm tepkilere rağmen Kılıçdaroğlu’nun o görevi nasıl kabul ettiği, hadi kabul etti, nasıl olup da yakın dostu ve ittifak ortağı Devlet Bahçeli’nin bile kurultay yap çağrısına uymayıp, seçime kadar partiyi bu şekliyle götürmeye çalışması tartışılıyor.

Yanındaki güruhu anlamak kabil. Kimi çaycılıktan gelip nasıl edindiği belli olmayan servetine servet katmak, kimi küçük menfaatler karşılığı yazı yazmaktan sıkılıp, aynı işi daha büyük menfaatler karşılığında yapmak istiyor olabilir. Bazıları ise karanlık geçmişlerinin Kılıçdaroğlu üzerinde bir etki yaratmak için uygun bir pozisyon sağlamasını bir “görev” olarak sürdürebilir.

Ama Kılıçdaroğlu’nun kendisi!

Başarısız ama en azından uzaktan lekesiz görünen bir kariyeri nasıl böyle sonlandırmak isteyebilir ve benim birkaç gün önce sorduğum gibi çevresindeki dostları, arkadaşları, dostu arkadaşı yoksa bile ailesi, eşi, çocukları nasıl “Yapma Kemal” demez!

Sağda solda eşinin Mustafa Kemal Atatürk’ten nefret ettiği gibi birtakım dedikodular yazıldı ama açıkçası ben buna pek ihtimal vermek istemiyorum. Öyle olsa bile çocukları daha uzun yıllar taşıyacakları soyadlarının nasıl böyle “nefret objesine” dönüşmesine izin veriyorlar, “Baba yapma” demiyorlar mı, diyorlar da babaları onları dinlemiyor mu!

Ya da Kılıçdaroğlu hiç bilmediğimiz bir nedenle, çok ağır bir şantaj altında mı!

Ya da gerçekten çok ciddi bir kişilik sorunu ile mi karşı karşıyayız!

Bunun yanıtını almak için yazılarını keyifle okuduğum ve klinik psikolojinin yanı sıra son yıllarda politik ve sosyal psikoloji alanında da çalışan ve benim cezaevinde olduğum süreçte de konuyla ilgili oldukça ilginç yazılar yazan Psikolog Feyza Bayraktar’dan bir değerlendirme yapmasını istedim.

Bayraktar “Kişinin ağzından kendi hikayesini dinlemeden ona teşhis koymak ruh sağlığı açısından doğru bir yöntem değildir” diye başladı, “Neyin kafasını yaşıyor bilemeyiz. Ancak politik psikolojide Dark Triad Liderler diye bir tanım vardır” dedi. Sonra ilginç şeyler anlattı.

“Yurt dışında bir psikolog ile Türkiye’deki liderler hakkında konuşmuştum. Kemal Kılıçdaroğlu’nu çok obsesif bulduğunu söylemişti. Kılıçdaroğlu’nun yaptıklarına türlü psikolojik gerekçe bulunabilir ama unutmamak lazım ki, ne olursa olsun kötülük bir seçimdir. Tabii bir de obsesif kompulsif bozukluğu olan kişiler için ahlak başkaları için geçerlidir. Onları eleştirebilirler ama kendilerine gelince ne yaptıklarını görmezler. Bunu bir teşhis değil genel bir tanım olarak söylüyorum. Şunu da unutmamak lazım, bahse konu kişi 80’ine yakın ve bir demans başlangıcı da olabilir. Bilemeyiz.”

Feyza Bayraktar pek çok bilimsel terimle konuşunca kendisinden “Bunu yazıp yollar mısınız?” diye ricada bulundum.

Eğer Kılıçdaroğlu’nun davranışlarının arkasında yatan psikolojik nedenlerle ilgili bir fikir sahibi olmak istiyorsanız aşağıdaki yazıya geçebilirsiniz.

NOT: Dark Triad, Delroy Paulhus ve Kevin M. Williams tarafından 2002 yılında yayınlanmış bir makale ile ortaya koyulmuş bir kişilik durumudur. Makyavelizm, rahatsız edici düzeyde klinik belirtiler göstermeyen narsisizm ve klinik semptomları rahatsız edici düzeyde olmayan psikopati üçlüsünün aynı kişilikte buluşmasına verilen isimdir. Erkeklerde daha yaygın olarak görülür. Bunun bir beteri Dark Tetrad (Karanlık Dörtlü) olarak adlandırılır ve sosyal medya trollerinin rahatsızlığı olarak tanımlanır.

Egoya en büyük tehdit başarılı halef

Buyurun Psikolog Feyza Bayraktar’ın, Kayyum Kılıçdaroğlu’nun tutumu üzerine yaptığı değerlendirmeye.

“Bazı liderler seçim kaybettikleri için değil, yanılmış olabilecekleri ihtimalini reddettikleri için siyasi kriz yaratırlar.

Kemal Kılıçdaroğlu etrafında yaşanan tartışmanın merkezinde de bu vardır. Bugün tartışılan şey geçmiş seçimler değildir. Tartışılan şey, ortaya çıkan sonuçlara, yoğun toplumsal tepkiye ve açık siyasi maliyetlere rağmen aynı siyasi muhakemenin neden savunulmaya devam ettiğidir.

Politik psikolojinin en rahatsız edici bulgularından biri, başarısızlığın insanları her zaman geri çekilmeye götürmemesidir. Bazen tam tersine götürür. Örgüt psikolojisinde “escalation of commitment” olarak bilinen olgu bunu açıklar. İnsanlar bazen yanlış olduğu ortaya çıkan kararlarından vazgeçmezler. Tam tersine o kararlara daha fazla yatırım yaparlar. Çünkü geri çekilmek yalnızca bugünkü tercihin değil, yıllardır savunulan bütün tercihlerin sorgulanmasını gerektirir.

Bu nedenle bazı insanlar başarısızlıktan ders çıkarmazlar; başarısızlığı açıklamaya çalışırlar. Amaç gerçeği anlamak değil, geçmişte haklı olduklarını korumaktır.

Leon Festinger’in bilişsel uyumsuzluk kuramı bu mekanizmanın nasıl işlediğini gösterir. İnsan zihni kendisi hakkında kurduğu inançlarla çatışan gerçeklikten hoşlanmaz. Eğer kişi yıllarca kendisini doğru kararların sahibi olarak görmüşse, ortaya çıkan sonuçlar bu inançla çeliştiğinde her zaman muhakeme değişmez. Bazen gerçeklik değiştirilmeye çalışılır. Hata stratejide değil, koşullarda aranır. Sorun kararlarda değil, eleştirilerde bulunur. Böylece sonuçlarla yüzleşmek yerine sonuçların anlamı yeniden yazılır.

Tam da bu nedenle bazı liderler için en büyük tehdit seçim kaybetmek değildir. Seçim kaybı açıklanabilir. Gerekçelendirilebilir. Başkalarına yüklenebilir. Asıl tehdit, bütün açıklamaların çökmeye başlamasıdır.

Çünkü bir noktadan sonra tartışılan şey artık hangi kararın doğru olduğu değildir. Tartışılan şey, yıllardır savunulan siyasi muhakemenin doğru olup olmadığıdır.

İnsan zihni çoğu zaman bir hatayı kabul etmekte zorlanmaz. Ama hayatının önemli bir bölümünü üzerine kurduğu bir hikâyenin yanlış olabileceğini kabul etmekte zorlanır.

İşte bu yüzden bazı siyasi krizlerin merkezinde güç hırsı değil, haklılık ısrarı bulunur. Ve haklılık ısrarı çoğu zaman en görünür sonuçlardan bile daha dirençlidir.

Ancak bugün yaşanan tartışmayı yalnızca bilişsel uyumsuzlukla açıklamak yeterli değildir. Çünkü burada sıradan bir siyasi rekabetten daha fazlası vardır. Politik psikolojinin uzun zamandır bildiği bir gerçek şudur: Bazı liderler için en büyük tehdit rakipleri değildir. Rakip dışarıdadır. Rakibin varlığı beklenen bir durumdur. Asıl tehdit haleftir. Çünkü halef yalnızca yeni bir lider değildir; aynı kurumun içinden çıkar, aynı seçmene seslenir ve aynı siyasi mirasa taliptir. En önemlisi de yıllardır anlatılan bir hikâyeyi sorgulanabilir hâle getirir.

Bir seçim yenilgisi çeşitli gerekçelerle açıklanabilir. Rakipler suçlanabilir, medya suçlanabilir, ittifaklar ya da koşullar suçlanabilir. Ancak başarılı bir halefin ortaya çıkışı çok daha rahatsız edici bir ihtimali görünür hâle getirir: Demek ki başka türlü de mümkünmüş. Politik psikolojinin en sarsıcı anlarından biri budur. Çünkü o noktada tartışılan şey artık gelecek değil, geçmiş olur. Başka türlü mümkünse, yıllardır savunulan tercihlerin ne kadar doğru olduğu da yeniden tartışılmaya başlanır.

Carol Tavris ve Elliot Aronson’un kendini haklılaştırma üzerine yaptıkları çalışmalar tam da bu noktada açıklayıcıdır. İnsanlar çoğu zaman başarısızlığın kendisinden değil, başarısızlığın kaçınılmaz olmadığını gösteren kanıtlardan rahatsız olurlar. Çünkü o kanıt ortaya çıktığında yalnızca bugünkü pozisyon değil, geçmişte verilmiş kararlar da sorgulanmaya başlar. Bu nedenle kişi bazen yanlış olabileceğini kabul etmek yerine, yıllardır savunduğu pozisyonu daha güçlü savunmaya yönelir. Sorun artık hangi kararın doğru olduğu değildir; yıllardır savunulan kararların yanlış olabileceği ihtimalidir.

Narsisistik yapılanmalarda temel mesele çoğu zaman kibir değil, benliğin korunmasıdır. Uzun yıllar boyunca güç, statü ve sembolik önem taşıyan pozisyonlarda bulunan kişilerde liderlik zamanla bir görev olmaktan çıkıp kimliğin parçası hâline gelebilir. Böyle durumlarda makam yalnızca siyasi bir pozisyon değildir; kişinin kendisini nasıl gördüğünün de bir parçasıdır. Bu nedenle bazı liderler için en ağır darbe eleştirilmek değildir. Vazgeçilmez olmadıklarının ortaya çıkmasıdır. Çünkü eleştiri otoriteyi yaralar; alternatif ise vazgeçilmezlik duygusunu.

Tam da bu nedenle çalışan bir alternatifin ortaya çıkışı, birçok lider için seçim yenilgisinden daha sarsıcı olabilir. Çünkü alternatif yalnızca yeni bir yol önermez. Eski yolun zorunlu olmadığını da gösterir. Yıllarca kurulan siyasi anlatıları tehdit eden şey çoğu zaman rakipler değil, başarısızlığın kader olmadığını gösteren örneklerdir.

Bugün yaşanan öfkenin önemli bir bölümü de buradan kaynaklanıyor. İnsanlar yalnızca geçmiş seçimleri tartışmıyor. İlk kez ortaya çıktığına inandıkları değişim ihtimalinin neden yeniden aynı döngüye teslim edildiğini tartışıyor. Çünkü bazı liderler için en büyük tehdit rakipleri değildir. Yıllardır savundukları hikâyenin zorunlu olmadığını gösteren bir alternatiftir.

Ancak bugün yaşanan tabloyu yalnızca liderin kendi psikolojisi üzerinden okumak eksik kalır. Çünkü dikkat çeken bir başka olgu daha vardır: Bu kadar yoğun toplumsal tepkiye rağmen neden birkaç kişinin sözü milyonlarca insanın tepkisinden daha etkili hâle gelir?

Irving Janis’in grup düşüncesi kuramı bu soruya önemli bir cevap verir. Gücün uzun süre aynı elde toplandığı yapılarda zamanla doğal bir seçilim yaşanır. Eleştirenler uzaklaşır, itiraz edenler etkisizleşir, farklı düşünenler sistemin dışına itilir. Geriye çoğu zaman aynı hikâyeye inanan ve aynı açıklamaları tekrar eden insanlar kalır. Böylece lider yalnızlaşmaz; gerçekliği giderek daha dar bir çevrenin gözlerinden görmeye başlar.

Bu süreçte gerçeğin tamamen ortadan kalkması gerekmez. Gerçeğin yerini sadakatin alması yeterlidir. Kamuoyunun tepkisi, seçim sonuçları, parti tabanındaki rahatsızlık ya da gazetecilerin eleştirileri değerlendirilmesi gereken veriler olmaktan uzaklaşırken, dar bir çevrenin onayı giderek daha belirleyici hâle gelir. Çünkü veri rahatsız eder, sadakat rahatlatır. Veri muhakemeyi sorgulatır, sadakat ise mevcut inançları korur.

Bu nedenle zamanla dikkat sonuçlardan insanlara kaymaya başlar. Tartışma alınan kararların doğruluğu üzerinden değil, eleştiriyi yapan insanların kimliği üzerinden yürür. Eleştirilerin kolaylıkla ihanet, ajanlık ya da örgüt bağlantısı gibi suçlamalarla karşılanması yalnızca sert bir siyasi polemik değildir. Aynı zamanda psikolojik bir savunma mekanizmasıdır. Çünkü eleştirinin içeriğiyle yüzleşmek zordur. Eleştireni itibarsızlaştırmak daha kolaydır.

Albert Bandura’nın ahlaki çözülme çalışmalarında gösterdiği gibi insanlar bazen davranışlarının sonuçlarıyla yüzleşmek yerine dikkatlerini başka noktalara yöneltirler. Böylece tartışma kararların sonuçlarından uzaklaşır ve eleştiriyi yapan insanların niyetlerine kayar. Sonuç olarak alınan kararların yarattığı maliyet değil, o maliyeti dile getiren insanların kim olduğu konuşulmaya başlanır.

Bugün yaşanan öfkenin önemli nedenlerinden biri budur. Çünkü kamuoyundaki tepki artık yalnızca geçmiş seçimlerle ilgili değildir. Tepki, ortaya çıkan bütün sonuçlara rağmen aynı siyasi muhakemenin savunulmasına yönelmiştir. Ancak grup düşüncesinin hâkim olduğu yapılarda milyonlarca insanın tepkisi bile birkaç kişinin onayından daha az etkili hâle gelebilir.

Böyle bir noktada lider yalnızca eleştiriden korunmaz. Kendi haklılığına dair inancı da sürekli beslenir. Bu da ortaya çıkan sonuçlar ne kadar görünür olursa olsun geri adım atmayı daha da zorlaştırır. Çünkü geri çekilmek yalnızca bugünkü bir kararı değil, yıllardır savunulan bütün hikâyeyi sorgulamayı gerektirir.

Politik psikolojinin gösterdiği üzere liderlik krizleri çoğu zaman yanlış kararlarla başlamaz. Yanlış kararların artık sorgulanamaz hâle gelmesiyle başlar.

Bugün tartışılan şey, kaybettiğini kabul edememenin bir siyasi hareketi ne kadar daha kaybettirebileceğidir.

Bugün tartışılan şey bir liderin ne kadar kaybettiği değildir. Tartışılan şey, kaybettiğini kabul edememenin bir siyasi hareketi ne kadar daha kaybettirebileceğidir.”

Bihaber lider olur mu!

Kılıçdaroğlu kul hakkı yemediğini iddia ediyor. Kul hakkı dediğin şey ille de maddi olmak zorunda değildir hatta manevi kul hakkı çok daha ağır bir yüktür ve Kılıçdaroğlu yıllardır yediği kul haklarına bir yenisini daha ekleyerek “yeme” konusunda artık rakipsizdir.

CHP’nin genel başkanı olarak İhsanoğlu’nu aday yapması kul hakkı değil midir!

Referandumda mühürsüz, imzasız oyları itirazsız kabul etmesi kul hakkı değil midir!

Muharrem İnce’yi aday yapıp arkasında durmaması ve neredeyse seçilmemesi için çaba göstermesi kul hakkı değil midir!

Kazanamayacağını bile bile kendini aday yapması kul hakkı değil midir!

Dün yanında en yakını olanlara bugün utanmadan, haya etmeden FETÖ’cü demesi kul hakkı değil midir!

En hırsız belediye başkanlarını yanında gezdirip, hakkında hiçbir mahkumiyet olmayan insanlara hırsız deme cüretini göstermesi kul hakkı değil midir!

Sadece bir emekli maaşı olmasına rağmen, iki yıldır kaynağını açıklayamadığı bir şekilde iki lüks ofis, lüks makam araçları, onlarca çalışanın maaşlarını kul hakkı değilse hangi hakla ödemektedir? Eğer birileri onun adına ödüyorsa bunu babalarının hayrına mı yapıyorlar sorusunun yanıtı verilmelidir!

Bir de “Kemal Bey sosyal medyaya bakmaz, haber izlemez, gazeteleri okumaz” diye bir geyik var. Yani diyorlar ki, siz ne derseniz deyip onun kulağına gitmez.

Ulan böyle lider mi olur, lider olmadığını zaten biliyoruz da, böyle siyasetçi mi olur!

Okumuyor, izlemiyor, görmüyor, duymuyor.

Peki toplumun sorunlarından, dünyadaki ve Türkiye’deki gelişmelerden nasıl haberi oluyor!

Bu kafa ile mi Türkiye’yi yönetmeye talipti bu, bu kafayla mı muhalefet yapacak.

Böyle bir aymazlığa mı kaldı Türkiye’nin ana muhalefeti olmak.

NOT: Ben bu satırları yazarken komşumun bahçesinden “’Hain, Hain” diye nidalar geliyor kulağıma. Acaba kime söylüyor:) )

Şeffaf ABD

ABD Başkanı Donald Trump, Türkiye’deki “tartışmalı” büyükelçisi Tom Barrack’a bir görev daha verdi, Suriye Özel Temsilciliği görevi önceki gün sona eren Barrack, Başkanı tarafından yeni bir görev tanımıyla tekrar görevlendirildi.

Daha önce Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi olan Tom Barrack şimdi artık daha geniş bir coğrafyadan, hem Suriye’den hem de Irak’tan sorumlu özel temsilci oldu.

ABD’nin bölgedeki gelecek planlarının ne olduğunu bundan daha iyi anlatacak bir üçlü görevlendirme zannederim yapılamazdı.

Zaman zaman Trump’a kızıyoruz, ileri geri konuşuyor diye.

Ama aslında belki de teşekkür etmemiz gerekiyor. ABD’yi içi dışı bir hale getirdi ve şeffaflaştırdı diye.

Ne zaman insan oluruz?

İnsanlığın üzerinde yük haline gelmediğimiz zaman.

FatihAltaylı
X’te yanıtla

X’te yazı hakkında yorumlarınızı paylaşın.

  • Geçmiş yazılar

Tümü
Amerikan gümrüğünde büyük sürpriz
Köşe Yazıları
Amerikan gümrüğünde büyük sürpriz

Fatih Altaylı

Mayıs 31, 2026

Yürüyen merdivenden minibüse IQ ölçümü
Köşe Yazıları
Yürüyen merdivenden minibüse IQ ölçümü

Fatih Altaylı

Mayıs 28, 2026

İyi bayramlar
Köşe Yazıları
İyi bayramlar

Fatih Altaylı

Mayıs 27, 2026

  • Videolar

Tümü
Fatih Altaylı ile Pazar Sohbeti: "Kullanılmayan tekne daha masraflıdır" görseli
Dün
FatihAltaylı
YouTube
Hüseyin MengiFatih Altaylı ile Pazar Sohbeti: "Kullanılmayan tekne daha masraflıdır"Teke Tek Bilim ▷ https://www.youtube.com/@TekeTekBilim 00:00 Giriş 02:27 Firma hikâyesi 12:37 İlk büyük tekne siparişini ne zaman aldı? 15:13 Yatlar arasındaki sınıf farkları neler? 15:55 Hangi ülkelere tekne yapılıyor? 17:28 En fazla kaç metre tekne üretildi? 18:47 Avrupa teknelerine göre fiyat ve kalite farkı var mı? 22:24 Hollandalı bir tersaneye göre ne kadar uygun fiyatlı? 23:00 Sıfırdan tekne imalathanesi oluşturmak, satış yapmak için yeterli mi? 25:31 Tekne yapımı ne kadar sürüyor? 29:21 Tekne projesi başka firmadan alınıp yapılabiliyor mu? 31:45 Acun Ilıcalı iyi bir müşteri miydi? 33:22 İkinci el fiyatları nasıl? 35:33 Bir teknenin yıllık masrafı ne kadar? 36:24 Tuzla Tersanesi'nde tüm parçalar üretilebiliyor mu? 37:49 Teknenin fiyatına neler dâhil? 41:18 Yatlarda yeni trend ne: Sabit mobilya mı, hareketli mobilya mı? 44:33 Yılda kaç tekne yapılabiliyor? 45:21 Tender tekne yapılıyor mu, yoksa hazır mı alınıyor? 48:12 Türkiye’nin yatçılıkta ve yan sanayide bir şansı var mı? 51:42 Yerlilik oranı ne? 51:52 Alüminyum yat yapma kapasitesi var mı? 52:24 Yelkenli pazarında olmak için çaba var mı? 54:14 Eğitim aldı mı? 55:23 Teknelerin boyları nereye kadar büyüyecek? 59:14 5 yıllık survey bakımı yapmak zorunlu mu? 1:01:20 Motoryatlarda yeşil enerjiye yönelik çalışma var mı? 1:03:32 Türkiye dünyaya kaç adet tekne pazarlıyor? 1:04:01 Gemi inşaat sektöründe eleman sıkıntısı var mı? 1:06:38 Kapanış YouTube kanalına abone olmak için ▷ http://bit.ly/FatihAltayli Gazeteci - Yazar Fatih Altaylı, Youtube kanalına özel gündemi yorumluyor.
Mayıs 31, 2026
Geçmişten günümüze yazının tarihi görseli
Dün
FatihAltaylı
YouTube
Prof. Dr. Celal Şengör & Kutsi Aybars Çetinalp & Fatih AltaylıGeçmişten günümüze yazının tarihiEspresso, cold brew, filtre kahve; tek cihazda. Ninja Luxe Café Premier'ı keşfedin: https://www.sharkninja.com.tr/collections/ozel-fiyatlar?utm_source=Fatih_altayli&utm_medium=youtube&utm_campaign=shark_April26 https://www.sharkninja.com.tr/products/ninja-luxe-cafe-premier-espresso-makinesi-es601eu?utm_source=Fatih_altayli&utm_medium=youtube&utm_campaign=shark_ninja_kahve_makinesi_April26 Shark PowerDetect Clean&Empty ile güçlü algılama ve Auto-Empty sistemiyle toza temas etmeden hijyenik temizliği keşfedin: https://www.sharkninja.com.tr/products/shark-powerdetect-clean-empty-sarjli-dikey-supurge-gold-ip3251eut?utm_source=Fatih_altayli&utm_medium=youtube&utm_campaign=shark_ninja_supurge_April26 00:00 Giriş 11:36 Dünyanın yuvarlak olduğu ne zaman öğrenildi? 21:03 Kitap çevirilierinin Rönesans'a etkisi nelerdir? 23:29 Kil tabletler 25:31 Papirüs 29:00 Parşömen 38:56 Eski Yunan'da Yazılı Kültür 45:25 Eski Yunan'da okuryazarlık oranı kaçtı? 46:48 Derveni Papirüsü 48:10 Herculaneum Papirüsü 50:50 Piaggio Makinesi'nin çalışma aşamaları 52:48 Bizans 54:48 Bizans İmparatorluğu'nun yıkılmasının etkileri 56:19 Kitap çevirileri ne zaman başladı? 58:22 İslam Medeniyeti 1:00:30 Orta Çağ Avrupası 1:03:51 Scriptorium ve kopyalama sorunları 1:08:54 Türkiye'de Latince ne kadar yaygın? 1:12:03 Geopoenika 1:13:07 Arkhimedes Palimpsestosu 1:17:47 En eski yazılı Yunanca metin nedir? 1:19:11 Rönesans Dönemi 1:23:11 Tacitus ve Germenia 1:28:34 Karl Lahmann ve Filolojik Yöntem 1:32:40 Diels-Kranz 1:40:10 Platon Türkçe'ye neden "Eflatun" olarak çevrilmiştir? 1:44:44 Polibios kimdir? 1:53:46 Kapanış #işbirliği
Mayıs 31, 2026
Türkiye bal ihraç edebilir mi? görseli
2 Gün Önce
FatihAltaylı
YouTube
Fatih Altaylı & Anavarza Bal Genel Müdürü Can SezenTürkiye bal ihraç edebilir mi?Teke Tek Bilim ▷ https://www.youtube.com/@TekeTekBilim 00:00 Giriş 01:58 Kozan’da bal üretimi 04:22 Türkiye bal ihraç edebilir mi? 09:02 Bal bozulur mu? 10:00 Bir arı ömrü boyunca ne kadar bal yapabiliyor? 12:24 Arılar nasıl haberleşiyor? 17:12 Arı sütü 19:40 Yaban bal arıları 23:51 Her bal aynı sezon mu çıkıyor? 27:15 Bala analiz yapmak niye gerekli? 30:55 Delibal nedir? 33:07 Karışık bal 33:42 Bal ısıtılır mı? 36:10 Balın berraklığı sağlanırken içinden besin değeri kaybı oluyor mu? 37:32 Türkiye’de arıcıların konaklama yerleri 40:09 Şehir içinde bal üretmek mümkün mü? 41:41 Yangınlardan sonra arıcılık nasıl değişti? 43:32 Toz bal nedir? 45:18 Analiz sonrası kötü sonuç çıkarsa ne yapıyor? 46:33 Propolis gibi ürünlerin sağlığa faydası nedir? 47:42 Balda markalaşma önemli midir? 48:54 Beyaz bal nedir? 56:14 Kapanış YouTube kanalına abone olmak için ▷ http://bit.ly/FatihAltayli Gazeteci - Yazar Fatih Altaylı, Youtube kanalına özel gündemi yorumluyor.
Mayıs 30, 2026