Seçime sath-ı mailine kadar çerezden tasarruf

Birkaç yıl önce kamudaki makam aracı saltanatı için “çerez parası” diyen Mehmet Şimşek’in açıkladığı tasarruf tedbirleri arasında kamunun araç satın alma ve kiralamalarına sınırlama da var.

Bu bir itiraftır.

Ülkeyi kendi tanımları ile “çerez parasına” muhtaç hale getirdiklerinin itirafı.

Lüks ve debdebenin iktidarı, tarihinde ilk kez “tasarruf” demeye başladı.

Ama alt ve orta kademeye.

Yukarıda tasarrufun “T”si olmayacağını hepimiz görüyoruz.

Boeing 747, A 340 ve A 330 aynen duruyor. (A 319 ve Gulfstream’leri ve diğerlerini saymıyorum bile)

ABD Başkanı, Çin Başkanı ve Türkiye Başkanı.

747 ile gezen başka devlet başkanı yok bildiğimiz.

Burada tasarruf yok.

Senede 10 gün bile gidilmeyecek olan Ahlat Sarayı da duruyor, Okluk Sarayı da.

Orada da yok tasarruf.

Orada yoksa, onu örnek alanda da olmaz.

Böyledir.

Küçük kalkar, büyüğe bakar.

Kuraldır.

Tedbirler 3 yıl sürecekmiş.

Zaten herkes tedbirini almış baksanıza.

Lüks araç ihaleleri geçen hafta tamamlanmış bazı AKP’li belediyelerde.

3 yıllık döneme gıcır lükslerle gidiyorlar. E, zaten üç yılda bir değiştirirlerdi, yokluk çekmeyecekler demek ki!

Zaten tedbirlerin komedi olduğu süresinden belli.

3 yıl.

Tasarrufun yılı mı olur.

Lüzumsuz harcama ise hiçbir zaman yapmazsın.

Lüzumlu harcama ise zaten yapmak zorundasın.

Peki niye 3 sene!

Çünkü 3 sene sonra seçim var.

O zaman muslukları açacağız.

Yani akıllanma, gereksiz harcamayı ilelebet kesme gibi bir durum yok.

İktidar bu “süreli tasarruf” ile paydaşlarına diyor ki, “Sıkın dişinizi üç sene. Sonda yine aynı tas aynı hamam devam ederiz”

Çünkü makam arabası demek, lüks tüketim demek sadece belediye başkanını, sadece bakanı mutlu etmiyor ki!

Tepeden tırnağa nemalanıyorlar.

Lafta 3 yıl alınmayacak olan 15-20 milyonluk lüks aracı bakanlığa, belediyeye, TBMM’ye, Diyanet’e üzerine koyduğu astronomik kârla kiraya veren de AKP’linin şirketi.

Sözde yasaklanan çirkin, zevksiz ve lüzumsuz hediyelik eşyayı yaptırıp fahiş fiyata satan da AKP’linin şirketi.

Bakanlıkların, başkanlıkların, belediyelerin, genel müdürlüklerin bastırıp dağıttığı abuk sabuk manasız kitapları yazan da AKP’li, basan da!

Durur mu bu çark.

Çark durursa siyaset durur, parti durur.

Dostlar alışverişte görsün diye 3 yıllık yarım yamalak bir ara.

O da üst değil, alt kademeye.

100 milyar TL sağlanacakmış bu tasarruflarla.

Yeni İstanbul Havalimanı’nın bedelinin üçte biri.

Şehir hastanelerine ödenecek paranın 15’te biri.

Birkaç gün önce yazdığım sigaraya kaçakçılığının yarattığı vergi kaybı 110 milyar. 

Onu engellesen tasarruf miktarı iki katına çıkacak.

Dostlar tasarrufta görsün tipi palavradan bir tasarruf anlayacağınız.

Peki bu arada bunları dile getirmesi gereken muhalefetimiz nerede!

Vallahi son gördüğümde Arapça tabelaların önünde kendilerini siper etmişlerdi.

Giderlerse tabelaları biri kaldırır diye görev yerini terk edemiyorlar.


Renkler bir bir giderken

Birkaç gün önce İstanbul’daki yeni favorilerimden Komedi Club’taydım. 

Ali Poyrazoğlu sahneye çıkacaktı, kaçıramazdım. 

Ali Abi gerçekten şahane bir sahne şovu yaptı. 

Bizi 35-40 yıl geriye götürdü, bir bölümüne tanık, bir bölümünün içinde olduğumuz olayları yeniden yaşattı; kimini tanıdığımız, kimi ile arkadaş ahbap olduğumuz geçmişin güzel insanları arasında dolaştırdı. 

Yerine yenilerini koyamadığımız güzel insanların. 

Hiçbiri kusursuz değildi, hiçbiri hatasız değildi ama hepsi kendine özgü, hepsi özel, hepsi farklı Türkiye’yi Türkiye yapan renkli insanlardı. 

Gece geç saatte kulüpten çıktığımda eşim ile ele ele eve doğru yürürken giderek çorak giderek kısır bir ülke haline gelmeye başladığımızı düşündüm. 

Ali Poyrazoğlu’nu düşündüm, Müjdat Gezen’i düşündüm. 

Onların da yenileri, benzerleri pek gelmiyordu artık. 

Yerine koyacak kimsemiz yoktu onların da. 

Muhterem bir kuşağın son temsilcileri idi. 

Ve sabah erken saatlerde kötü bir haber aldım. 

O rengarenk insanlardan biri daha aramızdan ayrılmıştı. 

Ayten Gökçer. 

Ayten Hanım gece kötüleşmiş, kızı Aslı yanına koşmuş ve sabahı çıkaramamıştı. 

Uzun süredir Ayten Gökçer’e hiç de uymayan, savaşılması mümkün olmayan hastalıklarla yaşıyordu. 

Ve sonunda pes etti. 

O belki çok sevgili Cüneyt’ine kavuştuğu için mutludur, bilmiyorum. 

Ama memleketim ona rengini veren muhteşem insanlarından birini daha kaybetti. 

Onu biliyorum. 

Zaten yaşasaydı giderek bozlaşan bu ülkede çok mutlu olamazdı. 

Ama onun hayat veren enerjisini özleyeceğiz. 


NE ZAMAN İNSAN OLURUZ?

Bu toprakların tarihine, yabancılar daha iyi sahip çıkmadığı zaman.

Erişilebilirlik Araçları