İstanbul 17°
FatihAltayli

Fatih Altaylı

Diğer yazıları
detail banner reklam

Hayali bir yargılama

Köşe Yazıları

Fatih Altaylı

Mayıs 11, 2014

Hayali bir yargılama

GÜNLERDEN cumartesi. Hava bir mayıs günü için oldukça gri. Bir hızlanıp bir yavaşlayan yağmur, evden çıkma arzumu sıfırın altına indirmiş. Bahardan ya da yağmurdan ya da her ikisinden doğa fışkırmış, her yer yemyeşil, yemyeşilde yeşilin her tonu. Pencereden o tonları seyrediyorum. Saymaya çalışıyorum yeşilin kaç tonu olabileceğini. Acaba yeşil kadar fazla tonu olan bir renk var mıdır diye düşünüyorum. Uzaktan bakınca yeşildir ama yaklaştıkça, dikkat ettikçe hiçbir yeşilin bir diğer yeşile benzemediğini fark ediyorum. Pikapta dönen John Coltrane mi acaba beni bu kadar miskinleştiren. Blue Train çalıyor ama ben yeşile takmış durumdayım. YEŞİLE BAK KIZMA O sırada cep telefonuma mesaj geliyor. Başbakan yine kızmış. Bu kez Barolar Birliği Başkanı'na... Acaba o da benim gibi boş boş oturup yeşile baksa ve sevdiği bir müziği dinlese yine de kızar mıydı böyle... Boş boş bakmaya devam en iyisi. Çünkü o zaman insan hiçbir şeye kızmıyor. Kızanlara bile kızmıyor. John Coltrane, Lazy Bird'ü çalmaya başlıyor. Keyfim kaçıyor birden. Albümün son şarkısı olduğunu biliyorum. İşin yoksa kalk plağı kaldır, yenisini seç, onu koy pikaba, çok zor iş. Zaten yağmur da odunları ıslatmış. Doğru düzgün bir kış görmediğimiz için şömineye gidemeyen odunları. Barolar Birliği Başkanı'na değil kışa kızmak lazım oysa. İşini yapmadığı için. Kış kışlığını yapsa şimdi ıslanacak odun da olmayacaktı. Ama ben kışa bile kızgın değilim. HANGİSİNİ SEÇSEM Şimdi bir üçlemle karşı karşıyayım. Elimde üç plak. Norah Jones mu, Diana Krall mu, yoksa Amy Winehouse mu koysam! Kazanan Norah oluyor. Tam o anda gökyüzü biraz daha kararıyor. Yerimden kalkmışken bilgisayarı alıyorum masanın üzerinden. Başbakan ile Barolar Birliği Başkanı arasında geçenleri okuyorum. İkisi de haklı. Birinin söyleme özgürlüğü var, diğerinin de beğenmeme özgürlüğü. Hatta bir gün beğendiğimizi ertesi gün beğenmeme özgürlüğü bile var. Beğenmek bile konjonktürel değil mi? Belki de Başbakan benim gibi boş boş oturup yeşile bakarken dinleseydi Barolar Birliği Başkanı'nı, beğenirdi söylediklerini. Dışarıda yağmur, pikapta Norah Jones, ıslanan odunlar, kışlığını yapmamış kış ve ben haberleri okuyorum. Aslında kızmam lazım. "Huzur dolu bir cumartesi günü bana bu yapılır mı" diye, ama ona bile kızamıyorum. Başbakan, Barolar Birliği Başkanı'na kızmış, AK Parti toplantısına gitmiş. Söylediklerini okuyorum. Yıllardır dinlediğim Norah Jones şarkılarından daha iyi ezberlediğim cümlelerini tekrarlıyor. Paralel, yargı, vesayet, darbe girişimi, biz, biz, biz.... Yeni bir cümle yok anlaşılan. "Her gün yeni bir şey söylemek lazım cancağızım" durumu burada geçerli değil. Plak takılmış bir kere. Aman Norah Jones takılmasın. Çizilirse eğer nereden bulurum o plağı bir daha... Bilgisayarı kapatıp divana kaykılıyorum. Aklım artık yeşilde değil. BOŞ ADA KALMADI Acaba diyorum Başbakan'ın paralelci dediklerine söylediklerini geçen baharda biz söyleseydik ne olurdu halimiz. "Getirin onu buraya, yargılayın, devlet içinde örgütlenmek neymiş gösterin" falan deseydik mesela. Diyorum ya, beğenip beğenmemek konjonktürel. "Ne istediniz de vermedik" dahi konjonktürel. Bir yandan hâlâ yeşilin tonlarına bakıyorum, ama aklım paralelde artık. Hayal kuruyorum Norah Jones'un da dürtüklemesiyle. Başparalelcinin Amerika'dan Türkiye'ye iade edildiği canlanıyor gözümde. Türk subayları, bir işadamına ait uzun menzilli özel bir jetle gidip alıyorlar Pennsylvania şerifinden. Uçak yoğun güvenlik önlemleri altında Atatürk Havalimanı'na iniyor ve askeri uçakların beklediği bölgeye yanaşıyor. Buradan zırhlı bir araca alınıyor ve götürülüyor. Ancak bir sorun var. Nereye götürülecek? İmralı dolu. Bozcaada, Gökçeada desen cezaevi yok. Keza Avşa ve Marmara Adası'nda da durum aynı. Üstelik de bu adaların tamamı meskûn. En iyisi yine Silivri. Ama oradakilerin de paralelle arası iyi değil. Ne isterse verildiği gün de iyi değildi üstelik. Ama çare yok. Tek yer Silivri. Hem zaten Silivri'de yatanlar "kindar nesil"den değiller; olsalar zaten Silivri'de olmazlardı, yaşlı başlı adama kötülük yapacak tıynette olmadıkları kesin. Sonra gözümde yargılama sahnesi canlanıyor...   SANIĞA SORULDU Mahkeme reisi paralelcilerin reisine soruyor. "Nasıl örgütlendin devlette, anlat bakalım?'' Yaşlı reis gözyaşları içinde anlatıyor. ''Vallahi öyle bir niyetim yoktu. Ben kendi halinde mürit toplayan bir vaizdim. Sonra bir gün siyasetçiler bana gelmeye başladı. Benden ne istediğimi sordular. Ben de müritlerime iş istedim. Kırmadılar verdiler. Ben de onlara oy verdim. Benim müritlere iş verildiği duyulunca iş ve işçi bulma kurumuna döndü bizim cemaat. Siyasetçilerin işe aldırdığı evlatlarım, tanıdık diye bizimkileri aldılar. Öylece herkes bizden oldu. Benim bir kabahatim yok.'' Mahkeme reisi kızar. ''Bırak saçmalamayı. Hangi siyasetçilerle işbirliği yaptın. Sizi devlete kim bu kadar yerleştirdi, onu anlat.'' Yaşlı paralelci anlatmaya devam eder: ''Vallahi tam hatırlamıyorum. Darbeden sonraydı galiba. Turgut diye biri vardı. Bizi pek sever miydi bilmiyorum ama o günlerde başladı. Sonra Tansu diye bir hanım geldi. Sağolsun bizi çok sevdi. Arkadaşlarımızı vekil bile yaptı, Çok hayrını gördük. O öyle yapınca Mesut isimli arkadaş da bizi sevmeye başladı. Ama bunlar içinde en hayırlılarından biri Bülent Bey'di. Bizi sivil toplum örgütü gibi gördü. Hiç karışmadı.'' Mahkeme reisi sert tonla sorar: ''Bu dördü mü size yardım ve yataklık edenler!'' USTALIK DÖNEMİ Yaşlı paralelci gözyaşlarına boğulur bir anda: ''Olur mu efendim. Ben kimsenin hakkını yemem. En çok faydayı bu hükümetten gördük. İşin başında acemiydiler. Devlette kadroları, bürokraside adamları yoktu. Bizden rica ettiler. Biz de koskoca devleti kıramazdık ya, kabul ettik. Sağolsunlar yargıyı bize teslim ettiler. Biz de askeri vesayeti kaldırıp onlara teslim ettik. Polisi tanımıyorlardı. Biz polisteki arkadaşlarımızla onlara güvenli bir ülke sağladık. Allahları var bize çok iyi davrandılar. Hiç kimse yapmamıştı, bize bakanlarını, yardımcılarını yolladılar. Haklarını yiyemem, ne istediysek verdiler. Eski hükümetler zamanında çıraktık. Bu hükümetle usta olduk. Hatta beni daha önce memlekete davet ettiler de işim vardı gelemedim. Kısmet bugüneymiş.'' Mahkeme reisinin kafası karışır: ''Bırak bu hükümeti, CHP hükümetiyle yediğiniz haltları anlat.'' Yaşlı adam ağlamayı bırakır, gülmeye başlar. ''CHP hükümet olsaydı belki bir şey yapardık ama ben CHP hükümeti varken çocuktum. Sonra da onlar hiç hükümet olmadılar. Hükümet olamamış CHP nasıl bizi devlete soksun. Zaten onlarla pek bir işimiz de olmaz. Bizim arkadaşlara terstir CHP. CHP'lilerin taşıdığı suyla abdest bile almaz bizimkiler.'' Hâkim uzun uzun düşünür. Sorguyu keser. Çünkü uzatmak tehlikelidir.   VE KARAR AÇIKLANIR Yaşlı adam konuştukça dava Silivri'den çıkacak, Anayasa Mahkemesi'ne gidecektir. Türkiye'nin son 30 yılında başbakan olmuş, bakan olmuş kim varsa ''paralel örgüt"e yardım ve yataklıktan Yüce Divan'lık olacaktır. İşin kötüsü Yüce Divan'ın başındaki adama da güvenmek zordur. Ne yapacağı belli olmaz. Hâkim seslenir: ''Yaz kızım. Gereği düşünüldü. Sanığın suçu yaygınlaştırmak için söyledikleri göz önüne alınarak beraatine, suça iştiraki sabit görülen CHP'nin dört kez ağırlaştırılmış müebbetine, sanığın ortalığı daha da karıştırmasının önüne geçilmesi maksadıyla Amerika Birleşik Devletleri'ne iadesine...'' Tam bu noktada gözüm yine bahçedeki yeşilin tonlarına takıldı. Amma çok tonu vardı bu yeşilin. Ve hayret, bu bahar gününde bazı yapraklar sararmıştı. Ağaçlarda bir sorun vardı galiba. Belki de bazı bitkiler diğerlerini rahatsız ediyor, kimyalarını bozuyordu. Oysa bize göre hepsi yeşildi.   NİYE KIZDI BİLMİYORUM BAŞBAKAN'ın Metin Feyzioğlu'na kızma nedenini anladığımı zannediyorum. Konuşmasına baktım. Pek kızılacak bir şey yok ama çok uzun. Okuması 1 saat sürmüş. Birisi 1 saat konuşsa, benim ne kadar akıllı, ne kadar yakışıklı, ne kadar karizmatik olduğumu anlatsa dahi sıkılırım. Sonunda da sinirlenirim. KİM NEYLE EĞLENİR İKİ gün önce, zenginlik arttıkça seks yapma sıklığının azaldığını bir araştırmaya dayanarak yazdım. Bir okurum mail atmış. ''Abi bizim atalarımız araştırmaya gerek kalmadan bu işi çözmüşler zaten'' diyerek şu atasözünü yollamış: ''Zengin parasıyla eğlenir, fakir karısıyla.'' NE ZAMAN ADAM OLURUZ? Yazın yediğimiz hurmaların kışın ne yapacağını unutmadığımız zaman.

FatihAltaylı
X’te yanıtla

X’te yazı hakkında yorumlarınızı paylaşın.

  • Geçmiş yazılar

Tümü
Madring’i görünce İstanbul Park’ın kıymeti anlaşıldı
Köşe Yazıları
Madring’i görünce İstanbul Park’ın kıymeti anlaşıldı

Fatih Altaylı

Eylül 14, 2026

Ağırel üzerinden “Ahlaki sınırımız yok” mesajı
Köşe Yazıları
Ağırel üzerinden “Ahlaki sınırımız yok” mesajı

Fatih Altaylı

Eylül 13, 2026

Özgür Özel nefretin boyutunu algılayamamış
Köşe Yazıları
Özgür Özel nefretin boyutunu algılayamamış

Fatih Altaylı

Eylül 11, 2026

  • Videolar

Tümü
Fatih Altaylı ile Pazar Sohbeti: "Yaprak Dökümü hayatımı değiştirdi" & Toygar Işıklı görseli
2 Gün Önce
FatihAltaylı
YouTube
Videolar yorumluyorFatih Altaylı ile Pazar Sohbeti: "Yaprak Dökümü hayatımı değiştirdi" & Toygar IşıklıTeke Tek Bilim ▷ https://www.youtube.com/@TekeTekBilim 00:00 Giriş 02:39 Toygar Işıklı müziğe nasıl başladı? 06:57 Ay Yapım ile işbirlikleri 08:04 Şimdiye kadar kaç diziye müzik yaptı? 08:38 Dizi müzikleri dışında çalışıyor mu? 11:50 Dizi müzikleri sahnelere göre mi yapılıyor? 16:10 Dizi yönetmeni müziklere karışıyor mu? 21:07 "Ezel" dizi müziğinin Galatasaray marşı olarak uyarlanması 22:48 Gölcük depreminde Gölcük'te miydi? 24:14 Grammy nedir? 24:46 Kaç dalda ödül verilmekte? 25:34 Toplam kaç jüri var? 26:50 Grammy jüriliği nasıl oluyor? 30:43 Toygar Işıklı'nın global işleri 32:56 Grammy Ödülleri'nde aday göstermek nasıl oluyor? 35:47 Para kazanabiliyor mu? 37:28 Güncel hedefleri neler? 44:03 Müziği basite indirgemek 46:24 Kapanış YouTube kanalına abone olmak için ▷ http://bit.ly/FatihAltayli Gazeteci - Yazar Fatih Altaylı, Youtube kanalına özel gündemi yorumluyor.
Eylül 13, 2026
Hücreler neden yaşlanır? görseli
2 Gün Önce
FatihAltaylı
YouTube
Prof. Dr. Gökhan Hotamışlıgil & Fatih Altaylı - Teke Tek BilimHücreler neden yaşlanır?00:00 Giriş 02:43 Trump ve Amerika'daki üniversiteler arasındaki son durum ne? 13:06 İnsan vücudundaki moleküler mimari 16:15 Hücre restorasyonu nasıl başlıyor? 19:02 Mitokondri nedir? 23:33 Endoplazmik Retikulum nedir? 28:24 Bu bilimsel çalışmalardan ne öğreniyoruz? 30:40 Obezite ve yaşlanma ilişkisi 35:16 Oksidatif stres nedir? 41:29 Koenzim Q10 molekülü ve takviyesi 45:11 Koenzim Q10 obeziteyi engelleyebilir mi? 51:26 En karmaşık organ karaciğer midir? 54:26 İnsan doğasında aç kalmak 1:00:05 Yaptıkları işten kazançları ne? 1:06:25 Şeker vücuda ne kadar zararlı? 1:07:23 Zayıflama iğneleri ile ilgili ne düşünüyor? 1:10:43 Zayıflama ilaçları hücreleri düzeltme açısından vücuda katkı sağlıyor mu? 1:19:55 Kapanış #işbirliği
Eylül 13, 2026
Dünyada IQ sorunu var! görseli
FatihAltaylı
YouTube
Fatih Altaylı & Bedia Ceylan Güzelce - Teke Tek KitapDünyada IQ sorunu var!Kitapyurdu: https://www.kitapyurdu.com/?srsltid=AfmBOorlol9UhdW5ABYzEMpGL1N1tYeOW-RfhiwgTMoyO3DNHb2uF-Z6 00:00 Giriş 01:56 Dünyada IQ problemi var! 05:24 Medrese V. Üniversite 21:58 Hangi Liberal Demokrasi 24:38 Konuşulmayan Erkeklik 26:27 Odysseus 28:50 Girne'deki gemi faciası 33:03 Altın Günlerden Kurşun Gecelere 36:06 Clara'ya Mektuplar 38:08 Hermeneutik Dersleri 40:16 A Line In The Sand 43:12 Fatih Altaylı'nın anjiyo hikayesi 48:00 Bilim Tarihi 52:51 Dış haberler servislerine ne oldu? 55:37 Kapanış 🔎 Teke Tek Kitap’ta her ay farklı kitapları mercek altına alıyor, yazarlarını, konularını ve tartışmaya açtıkları meseleleri konuşuyoruz. #işbirliği
Eylül 9, 2026