İstanbul 10°
FatihAltayli

Fatih Altaylı

Diğer yazılarıFatihAltaylı
detail banner reklam

Fenerbahçe'ye teknik direktör, Türkiye'ye Başbakan

FatihAltaylı
Köşe Yazısı

Fatih Altaylı

Ağustos 13, 2014

Fenerbahçe'ye teknik direktör, Türkiye'ye Başbakan

BAKIYORUM da medyamız, en yakından en uzağına, topyekûn "başkanlık düzeni"ni içine sindirmiş vaziyette. Gazeteleri okuyunca fenalık geçiriyorum. Yeni Cumhurbaşkanı'nın ne icraat yapacağından, Başbakan'ı nasıl seçeceğinden, kabineleri nasıl toplayacağından, Türkiye'yi nasıl yöneteceğinden, icraatını nasıl yapacağından bahsediyorlar. Ballandıra ballandıra. Bir tek gazete bile, "Durun bir dakika, ortada bir Anayasa var. Bu Anayasa ile bunlar olmaz"demiyor. "Cumhurbaşkanı, Başbakanlık binasında oturacakmış, orada hükümete başkanlık edecekmiş." Böyle yazıyor gazeteler. Gazeteler yazıyor da, Anayasa yazıyor mu? Bunları okuyunca dün sabah Anayasa Hukuku Profesörü bir dostumu aradım. "Abi" dedim, "Ben kaçırmış olabilirim, sen biliyorsundur. Anayasa değişti de benim mi haberim yok, yoksa biz Cumhurbaşkanı seçerken aynı zamanda başkanlık sistemini getiren Anayasa referandumu mu yaptık?" Galiba bir toplantıdaydı. "Üşüttün mü Fatih" dedi. "Yok abi, yaz nezlesi oldum" dedim, kapattım. Galiba topyekûn üşüttük de farkında mı değiliz. Bir yandan da iktidar partisine genel başkan, hükümete Başbakan aranıyor ama estirilen hava, Aziz Yıldırım Fenerbahçe'ye teknik direktör arıyormuş gibi. "Takımı başkan yapacak da, antrenmanlarda sahaya çıkacak biri lazım" türünden Başbakan aranıyor. İyi de kim böyle bir Başbakanlık ister, onu da merak ediyorum. Çünkü neredeyse "Kişiliksiz bir Başbakan aranıyor. Kukla bir Başbakan aranıyor" diye ilan ediyor medyamız. Niteliği baştan bu şekilde ilan edilmiş bir Başbakanlığa talip olacak siyasetçi kim olabilir ki!   Bir dakika baba BİR kez yazdım, bir daha yazmakta sakınca görmüyorum. Kukla Başbakan olmaz. AK Parti içinde yüzlerce milletvekili, onlarca bakan var. Bunlar öyle veya böyle siyasette yükselip bir yerlere gelmiş insanlar. Siyasette buralara gelebilmek için ne olursa olsun, asgari düzeyde de olsa bir "ego" gerekir. Bu egoya sahip birisi de, ne olursa olsun "kukla" olmaz. Boynundaki davulun tokmağını başkasına kolay kolay vermez. Başta "Vereceğim" dese de vermez. Üstelik de tüm sorumluluk kendisindeyken, hiçbir sorumluğu olmayan birine hiç vermez. Benim bildiğim şudur. Koltuğa oturan, bir süre sonra, en azından "poposu koltukta iz yapmaya başladıktan sonra", "Hoop bir dakika" der. Biliyorsunuz, birkaç ay önce bu gazetenin genel yayın yönetmenliğinden istifa ettim. Eğer bu gazetenin patronu benim yerime yazı işlerindeki ofisboyu genel yayın yönetmeni yapsaydı, bir süre sonra yıllardır bana "Fatih Abi" diyen ofisboy, sekreteriyle beni aratır ve "Fatihçim bu yazı olmamış" derdi. Koltuk böyle bir şeydir. Kimi koltuğun gücüne güç katar, ama kimi de koltuktan güç alır. Hele hele siyasette. O yüzden de daha önce yazdığım gibi, Başbakanlık koltuğuna oğlunuzu oturtsanız bile bir süre sonra"Babacığım bir dakika. Ben de Başbakan'ım" der. Değişmez kuraldır. Hele hele siyasette.   CELAL HOCA'DAN MEKTUPLAR Aptallığa medhiye BENİM siyaset yazmama kararım Prof. Celal Şengör'ü de etkilemiş. Son mektubunda siyasetten özenle uzak durmuş: "Sevgili Fatih, Bir müddet politika yazmayacağını söylemiştin. Doğru bir karar sevgili arkadaşım. Yazılanların faydası(!) ortada. Ben de seni izlemeye karar verdim. Onun için bu gece gördüğüm pek garip bir rüyayı anlatacağım sana ve okuyucularımıza. Rüyamda İsviçre'nin Basel şehrindeydim. Bu küçük şehri pek severim. Rönesans'ın en önemli kitaplarının basıldığı yerlerden biridir. Georgius Agricola'nın modern jeolojinin ilk adımlarından sayılan eserleri orada Petri tarafından yayımlanmıştır. Ancak içinde bulunduğum Basel, benim tanıdığım Basel değildi. Gerçi pek çok bina tanıdık gelmişti ama insanların kıyafetleri bir garipti. Biraz sonra fark ettim ki, ben Rönesans Basel'indeyim. Acıkmış olduğum için bir Gasthaus bularak daldım içeri. Bir köşede küçük bir grup orta yaşlı insan hararetli bir tartışma içindeydiler. Yanlarına gittim, çünkü aralarından birini tanımıştım: Rönesans'ın büyük düşünürlerinden Rotterdam'lı Desiderius Erasmus! Onlara doğru gittiğimi görünce ayağa kalktı, geldi elimi sıktı 'Hoşgeldiniz Bay Şengör' dedi. 'Buyurmaz mısınız? Yeni kitabımı konuşuyorduk.' 'Hangisi?' diye heyecanla sordum. Gülümseyerek cevap verdi: '"Yunanca adını mı duymak istersiniz, yoksa Latincesini mi? Ama siz Konstantinopolis'ten geliyorsunuz, Yunancasını söyleyeyim: Moriae Encomium.' 'Ah!' diye cevap verdim 'Onu da Latinceleştirmişsiniz'. 'Evet' dedi, 'buralarda Yunanca bilgisi henüz çok kısıtlı. Öyle yapmasam hiç anlayamazdı okurumun çoğu.' 'İlginç bir isim bir kitap için; hele sizin kaleminizden: Aptallığa Medhiye!' Erasmus gülümseyerek başını eğdi. 'Bay Şengör' diye cevap verdi, 'Aptallığa saldırı diye yazsam başım derde girerdi. İyisi mi hem aptallığın ne olduğunu anlatayım ama onu medhedeyim dedim. Böylece bari birkaç kişiye yaptıklarının ne aptallık olduğunu anlatabilirim. Birkaç kişiyi kazansam kârdır.' Erasmus'la epey sohbet ettik. Avrupa'da hüküm süren hoşgörüsüzlük, halkın, tüccarların, yöneticilerin, askerlerin, din adamlarının, şairlerin, öğretmenlerin, sözümona hukuk ve bilim adamlarının, insanların hayatını karartan cehaletleri, hırsları, hırsızlıkları; hepsini kitabında anlatmıştı. Dinsel hoşgörüsüzlüğün Avrupa'yı parçalamakta olduğunu söylüyordu. O da vardı kitabında. Kendisini arkadaşlarından çok uzun zaman koparmış olmamak için iznini istedim. Gasthaus'tan tam çıkacaktım ki kapı açıldı, bir baktım Nef'i! Evet, bizim Nef'i! Bir yüzyıl erken!! Koşup elini öptüm, kendimi tanıttım. 'Müderris Desiderius Efendi burada mı?' diye sordu. 'Evet üstad' dedim, hemen şu masada, arkadaşlarıyla sohbet ediyor, yeni kitabını tartışıyor. 'Ben de onu ona soracaktım. Aptallığa medhiye yazıp kelleyi kurtarmak benim aklıma gelmediydi. Ben gördüğümü aynen yazdım; neticeyi biliyorsun.' Dayanamadım, ağlayarak tekrar ellerini öptüm: 'Memâlikimizde maateessüf değişen pek bir şey yok üstad' dedim. 'Üzülme' dedi. 'İnsan aptallığı tedavisi pek güç bir hastalıktır. Ama er geç olur. Bu arada benim gibilerin kellesi de insanlığa feda olsun. Bak bana bir mezarı çok görenler benim nâşımı Boğaz'a attılar. Şimdi onların mezarına uğrayan yok, benimkini ise bütün dünyadan her gün milyonlar ziyaret ediyor.' Ter içinde uyandığımda inan ilk aklıma gelen sana bu satırları yazmak oldu. Sevgilerle, Celal."

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?
Methiyeden önemli olanın, methedenin kimliği olduğunu unutmadığımız zaman.

FatihAltaylı
X’te yanıtla

X’te yazı hakkında yorumlarınızı paylaşın.

FatihAltaylı
  • Geçmiş yazılar

TümüFatihAltaylı
217
Köşe Yazıları
217

Fatih Altaylı

Şubat 20, 2026

Mevzu bahis
Köşe Yazıları
Mevzu bahis

Fatih Altaylı

Şubat 19, 2026

Anayasa değişikliği ve başkan yardımcılığı
Köşe Yazıları
Anayasa değişikliği ve başkan yardımcılığı

Fatih Altaylı

Şubat 18, 2026

  • Videolar

TümüFatihAltaylı
"İnsanın kendini izlemesi kolay değil" görseli
FatihAltaylı
YouTube
Bedia Ceylan Güzelce & Ayça Bingöl"İnsanın kendini izlemesi kolay değil"Sanatın büyülü dünyasına birlikte dalıyoruz! 🎨🎬🎶 Resimden tiyatroya, müzikten edebiyata, danstan dijital sanata kadar uzanan geniş bir yelpazede, farklı bir sanat dallarına dair özgün içerikler, keyifli sohbetler ve ilham veren hikayelerle karşınızdayız. 00:00 Giriş 01:43 Setlerdeki çalışma koşulları ve kendisinin yaptığı işlere ara vermesi 02:48 Üniversitede kimya bölümünden oyunculuğa geçişi 05:31 Çocuklarında sanata dair ilgi ve istek görüyor mu? 09:00 Tiyatroda seyirci bazında nasıl değişimler var? 10:51 Pandemi sonrası tiyatrodaki değişimler? 12:54 Beyaz Tavşan Kırmızı Tavşan oyunu 15:40 Oyunlardan önce yaptığı bir şey var mı? 16:54 Cici filmi 18:09 Kendi oynadığı dizileri izleyebiliyor mu? 18:44 Oynayacağı dizi veya filmleri seçerken nelere bakıyor? 20:32 "Öyle Bir Geçer Zaman ki" dizisi hayatında neleri değiştirdi? 21:47 Sanat ile ilgilenen insanlara tavsiyeleri neler? 26:16 Teknoloji ile ilişkisi nasıl? 28:02 Tek kelimelik soru-cevap
Şubat 13, 2026
"Sanatçının bitti demesi zor" görseli
FatihAltaylı
YouTube
Bedia Ceylan Güzelce & Zekiye Sarıkartal"Sanatçının bitti demesi zor"Sanatın büyülü dünyasına birlikte dalıyoruz! 🎨🎬🎶 Resimden tiyatroya, müzikten edebiyata, danstan dijital sanata kadar uzanan geniş bir yelpazede, farklı bir sanat dallarına dair özgün içerikler, keyifli sohbetler ve ilham veren hikayelerle karşınızdayız. 00:00 Giriş 00:12 Bir günü nasıl geçiyor? 01:45 Yönünü sanata nasıl çevirdi? 12:01 Öğrencilerine hep neyi anlattı? 16:42 Soru-Cevap 17:56 Kapanış
Şubat 6, 2026
"Senaryo yazmak bir dünya kurmaktır" görseli
FatihAltaylı
YouTube
Bedia Ceylan Güzelce & Nilgün Öneş"Senaryo yazmak bir dünya kurmaktır"Sanatın büyülü dünyasına birlikte dalıyoruz! 🎨🎬🎶 Resimden tiyatroya, müzikten edebiyata, danstan dijital sanata kadar uzanan geniş bir yelpazede, farklı bir sanat dallarına dair özgün içerikler, keyifli sohbetler ve ilham veren hikayelerle karşınızdayız. 00:00 Giriş 01:10 Süper Baba hikayesi nasıl başladı? 02:14 Kendi görsel dünyasını nasıl geliştirdi? 04:37 Geçmişten günümüze senaryolarda yazılan hikayelerde ne gibi değişiklikler oldu? 07:14 "Ağlamak Yok" kitabı 09:13 Uzun yazılan senaryolar ve hikayeleri insanlara ne katıyor? 11:33 Günümüzde senaryolardaki hikayelerde nasıl değişimler oldu? 13:02 Senaryo yazarken unutamadığı anıları var mı? 15:05 İyi bir senaryo yazarı nasıl çalışır? 18:06 Belirli bir dönemin ya da bir olayın hikayesini yazmak ister miydi? 19:18 "Ayrılık da Sevdaya Dahil" dizisi 23:50 Önümüzdeki süreçte planları neler? 24:29 Senaryo yazarı olarak yapay zekadan faydalanabiliyor mu? 27:12 Sinemada büyük ve uzun hikaye anlatım dönemi bitiyor mu? 28:50 Tek kelimelik soru-cevap 30:32 Kapanış
Ocak 30, 2026