İstanbul 10°
FatihAltayli

Fatih Altaylı

Diğer yazılarıFatihAltaylı
detail banner reklam

Sözleşmeye, muhafazakar bir bakış

FatihAltaylı
Köşe Yazısı

Fatih Altaylı

Ağustos 31, 2020

Sözleşmeye, muhafazakar bir bakış

OKUR MEKTUPLARI - PAZARTESİ Merhaba Fatih Bey, Ben Konya’dan bir okurunuzum. Biliyorsunuz Konya muhafazakar bir şehir ve AK Parti’nin kalelerindendir. İstanbul Sözleşmesi’ne olan itiraz sanıldığı gibi yeni değil, şehirde uzun süredir konuşuluyor. Daha doğrusu sözleşme değil halk dilinde asıl kanunlar konuşuluyor. Çünkü halkın sözleşmeden haberi bile yoktu. Son dönem yandaş yazarların gündem yapması ile haberleri oldu. Dediğim gibi asıl tepki kanunlaradır. Çünkü evlilikte Konya gibi muhafazakar bir şehirde boşanmalar arttı, cinayetler arttı, sorunlar geri dönüşü olmayan bir yola girdi. Boşanmalar yüzünden iki tarafın aileleri arasında derin husumete varan olaylar bile cereyan eder oldu. Eskiden evlilikte bir olay anlaşmazlıklar veya kavga yaşandığı zaman kadın annesinin evine küs giderdi. Sonra ya erkek özür diler pişmanlığını bildirir veyahut iki tarafın ailesinin büyükleri tarafından uzlaştırılır, kadın ve erkeğin geri birleştirilmesi sağlanırdı. Şimdi ise en ufak tartışmada polis çağrılıp erkek kadını döverken kadın da erkeğe o anda vurmuş olsa dahi kadının beyanı esastır denilerek uzaklaştırma cezası veya tekrarı halinde hapis cezası filan veriliyor. Bu, erkeğin annesinin evine gitmesi anlamı taşıyor. Psikolojik travma yaşayan erkek daha da hırçınlaşıp bırakın tekrar aynı evde beraber almayı intikam alma derdine düşüyor. Uzaklaştırma alıp cinayet işleyen Konya’da vakalar haberlere konu oldu. Hatta bir tanıdığım kişi uzaklaştırma sonucu eşinden soğudu, sonra boşandı. Daha sonra derin boşluğa düştü ailesi dağılmış çocuğunu göremez oldu, ardından kendini dine verdi. Radikal kesimlere katıldı ve nihayetinde IŞİD’cilere ev kiralayan, onlarla görüşen birisine dönüştü bu mülayim arkadaşımız. Şimdi ise IŞİD’e yardım yataklıktan cezaevinde yatıyor. Ben bu görüşleri savunduğum için yazmıyorum sadece durum tespiti için yazdım. Muhafazakar kesimin alışmış bir aile modeli için son derece sıkıntılı bir şeyden bahsediyorum. Ha kadın da bu kanundan dolayı çok mutlu mu bizim burada, sanmıyorum. Çünkü boşanan kadın çalışmak zorunda kalıyor veya ailesinin yanına dönüyor. Toplum nezdinde ikinci sınıf görülüyor. Artı uzaklaştırma veya başka ceza alan erkeğin kendine bir zarar verebilme korkusuyla yaşıyor. Veyahut çocukları varsa çocuğun kimde kalacağı, nasıl görüleceği konusunda eski eşiyle tekrar konuşması, anlaşmazlık durumu olduğu için tekrar kavganın olması aşikardır. Size yazıyorum çünkü benim okuduğum, izlediğim, beni tarafsız gözle okuyup anlayabilecek ülkede gazeteci diyebileceğimiz üç beş kişiden birisiniz. Sağcısı solcusu herkes aklıselim bir şekilde tartışıp ortaya daha güzel, aileyi güçlendiren kanunların çıkarılıp uygulanması arzusunu taşıyorum. Ben bekar, 33 yaşında işsiz, atanamamış bir öğretmen adayı olarak size başarılar diliyorum. * TOGG ve ihracatta marka algısı Fatih Bey, TOGG hakkındaki araştırmanızı ve yazılarınızı keyifle okudum. Fakat bir şeyi anlayamadım: Biz bu aracı kime satacağız? Almanya'da bugün, 0 km Mini S Full Elektrikli modelini, vergi indirimiyle birlikte 22.000 euro’ya alabiliyorsunuz. Sizce bir Avrupalı, içinde BMW motoru bulunan, Almanya'da üretilmiş Mini'yi mi alır, yoksa marka algısı yerlerde olan Türkiye'de üretilmiş TOGG'u mu? Buradaki ifademi pekiştirmek için şu örneği vereyim: Burada markete gittiğinizde, bira reyonunda Budweiser, kendisini “Best Czech Beer“ , Guiness “Best Irish Beer“ diye tanıtırken, Efes “Best Mediterranian Beer“ olarak tanıtıyor. Çünkü biliyor ki “Türk“ yazdığı anda, marka algısı ve satışları düşecek. Yani marketteki şişe fiyatı burada 70-80 cent civarında olan basit bir tüketim ürününde bile üretici menşei gizleme kaygısı yaşıyorsa, otomobil gibi büyük bir harcama kaleminde ne yapılacak? Saygılarımla * Liyakat, liyakat, liyakat Sayın Altaylı merhaba, Yazılarınızı ve televizyon programlarınızı takip ediyorum. 16/08/2020 tarihli programınızda "liyakat, liyakat, liyakat" diyerek bitirdiniz ya programınızı, benim de kalbime yeniden hançeri sapladınız. Bir kamu kurumunda, işini aşkla yapan 10 yıllık memurum, yeri geldi şube müdürüme iş anlattım, öğrettim, yeri geldi iş arkadaşlarım etrafıma toplanıp iş öğrendiler benden. Gel gör ki, görevde yükselme sınavında 93.75 puan alarak sınav birincisi olmama ve sözlü mülakatta tarafıma sorulan soruların tamamını doğru yanıtlamama rağmen elendim. Düşük puan alanlara, iş yaptırılamayan ama arkası kuvvetli kişilere kadrolar verildi. Ve en acısı da kadroları bu düşük puan alanlara verip iş öğretmek için yanıma vermeye çalışmaları oldu. Bu kişilere iş öğretmek için insanda motivasyon kalır mı? Çürümüşlük her yerde, hep kendi ayağımızı baltalıyoruz, zannediliyor ki hak etmeyenlere bu kadroları verince iyilik etmiş olunuyor. Oysaki hem o kişiye kötülük hem de devlete, millete hizmet etmede kötülüktür bu. Liyakatin olmadığı yerde çürüme kaçınılmazdır. İyilik yapmış olmuyorsunuz, işini aşkla yapanın motivasyonunu bozuyor, torpille kadroları alanlara da "Çalışmana gerek yok, torpilin yeter" demiş olunuyor. Ve böylece çalışma barışını bozuyorlar. Allah sonumuzu hayırlara çıkarsın. Siz zaten her şeyi biliyorsunuz, dediğim gibi pazar gecesi programı kapatırken söyledikleriniz bana yeniden yaşadığım haksızlığı hatırlattı. Saygılarımla * İhtimaller bile ölürse Merhaba Fatih Bey, Tam bahsettiğiniz konuya bir örnek de benim. Geçen sene 25 yaşında çok sevdiğim Türkiye'den Avrupa'ya taşındım. ALES ve YDS puanım çok yüksekti, üstüne İngilizce ve Fransızca biliyorum, staj ve iş tecrübem var. Dışişlerinde çalışmak hayalimdi, fakat birkaç denemeden sonra gördüm ki Türkiye'de bizim gibi amcası dayısı olmayanlara artık hiçbir yerde ekmek yok. Ben de ailemi ve arkadaşlarımı bırakıp Avrupa'ya geldim. Burada da pozisyonum üst düzey değil fakat ileride üst düzey olma ihtimali var. İşte Türkiye'de ihtimalleri bile öldürdüler. Saygılarımla O.Ö * Boğuluyoruz Fatih Abi, 25 yaşında bir gencim. İnan ki gençliğim burnumdan geldi. Avrupa'daki yaşıtlarımızın yaşadığı hayatın 10'da 1'ini yaşayamıyoruz. Onların yaşadığı hayata ağzımız açık, tabiri caizse "öküzün trene baktığı gibi bakıyoruz". Çok zor şartlarda hayatımızı idame ettirebiliyoruz. Kimimiz sabahtan akşama kadar it gibi iki kuruş paraya çalışıyor, kimimiz KPSS belası ile uğraşıyor. Kimse mutlu değil. Hayat aşırı pahalı. Yaşayamıyoruz. Boğuluyoruz. Sabahtan akşama kadar çalışan, gelecek kaygısını sinesinden bir an atamayan, utanan, Avrupa'daki yaşıtlarının harçlıklarıyla aldığı Audi'ye BMW'ye bir işe başlasa bile hiçbir zaman alamayacağını bilen, onlara ağzı açık bakan, aşağılık psikolojisini iliklerinde hisseden bir gençten bilim ve sanat yapması beklenebilir mi? Gençler olarak size sadece şunu söyleyebilirim: Boğuluyoruz. Yıllardır sizi takip ettiğim için, sizi çok samimi görüyorum. Bu yüzen size sitem etme hakkını kendimde buluyorum. Beni bağışlayın.

FatihAltaylı
X’te yanıtla

X’te yazı hakkında yorumlarınızı paylaşın.

FatihAltaylı
  • Geçmiş yazılar

TümüFatihAltaylı
217
Köşe Yazıları
217

Fatih Altaylı

Şubat 20, 2026

Mevzu bahis
Köşe Yazıları
Mevzu bahis

Fatih Altaylı

Şubat 19, 2026

Anayasa değişikliği ve başkan yardımcılığı
Köşe Yazıları
Anayasa değişikliği ve başkan yardımcılığı

Fatih Altaylı

Şubat 18, 2026

  • Videolar

TümüFatihAltaylı
"İnsanın kendini izlemesi kolay değil" görseli
FatihAltaylı
YouTube
Bedia Ceylan Güzelce & Ayça Bingöl"İnsanın kendini izlemesi kolay değil"Sanatın büyülü dünyasına birlikte dalıyoruz! 🎨🎬🎶 Resimden tiyatroya, müzikten edebiyata, danstan dijital sanata kadar uzanan geniş bir yelpazede, farklı bir sanat dallarına dair özgün içerikler, keyifli sohbetler ve ilham veren hikayelerle karşınızdayız. 00:00 Giriş 01:43 Setlerdeki çalışma koşulları ve kendisinin yaptığı işlere ara vermesi 02:48 Üniversitede kimya bölümünden oyunculuğa geçişi 05:31 Çocuklarında sanata dair ilgi ve istek görüyor mu? 09:00 Tiyatroda seyirci bazında nasıl değişimler var? 10:51 Pandemi sonrası tiyatrodaki değişimler? 12:54 Beyaz Tavşan Kırmızı Tavşan oyunu 15:40 Oyunlardan önce yaptığı bir şey var mı? 16:54 Cici filmi 18:09 Kendi oynadığı dizileri izleyebiliyor mu? 18:44 Oynayacağı dizi veya filmleri seçerken nelere bakıyor? 20:32 "Öyle Bir Geçer Zaman ki" dizisi hayatında neleri değiştirdi? 21:47 Sanat ile ilgilenen insanlara tavsiyeleri neler? 26:16 Teknoloji ile ilişkisi nasıl? 28:02 Tek kelimelik soru-cevap
Şubat 13, 2026
"Sanatçının bitti demesi zor" görseli
FatihAltaylı
YouTube
Bedia Ceylan Güzelce & Zekiye Sarıkartal"Sanatçının bitti demesi zor"Sanatın büyülü dünyasına birlikte dalıyoruz! 🎨🎬🎶 Resimden tiyatroya, müzikten edebiyata, danstan dijital sanata kadar uzanan geniş bir yelpazede, farklı bir sanat dallarına dair özgün içerikler, keyifli sohbetler ve ilham veren hikayelerle karşınızdayız. 00:00 Giriş 00:12 Bir günü nasıl geçiyor? 01:45 Yönünü sanata nasıl çevirdi? 12:01 Öğrencilerine hep neyi anlattı? 16:42 Soru-Cevap 17:56 Kapanış
Şubat 6, 2026
"Senaryo yazmak bir dünya kurmaktır" görseli
FatihAltaylı
YouTube
Bedia Ceylan Güzelce & Nilgün Öneş"Senaryo yazmak bir dünya kurmaktır"Sanatın büyülü dünyasına birlikte dalıyoruz! 🎨🎬🎶 Resimden tiyatroya, müzikten edebiyata, danstan dijital sanata kadar uzanan geniş bir yelpazede, farklı bir sanat dallarına dair özgün içerikler, keyifli sohbetler ve ilham veren hikayelerle karşınızdayız. 00:00 Giriş 01:10 Süper Baba hikayesi nasıl başladı? 02:14 Kendi görsel dünyasını nasıl geliştirdi? 04:37 Geçmişten günümüze senaryolarda yazılan hikayelerde ne gibi değişiklikler oldu? 07:14 "Ağlamak Yok" kitabı 09:13 Uzun yazılan senaryolar ve hikayeleri insanlara ne katıyor? 11:33 Günümüzde senaryolardaki hikayelerde nasıl değişimler oldu? 13:02 Senaryo yazarken unutamadığı anıları var mı? 15:05 İyi bir senaryo yazarı nasıl çalışır? 18:06 Belirli bir dönemin ya da bir olayın hikayesini yazmak ister miydi? 19:18 "Ayrılık da Sevdaya Dahil" dizisi 23:50 Önümüzdeki süreçte planları neler? 24:29 Senaryo yazarı olarak yapay zekadan faydalanabiliyor mu? 27:12 Sinemada büyük ve uzun hikaye anlatım dönemi bitiyor mu? 28:50 Tek kelimelik soru-cevap 30:32 Kapanış
Ocak 30, 2026