İstanbul 10°
FatihAltayli

Fatih Altaylı

Diğer yazılarıFatihAltaylı
detail banner reklam

Önce yasayı bir öğrenin olur mu?

FatihAltaylı
Köşe Yazısı

Fatih Altaylı

Aralık 31, 2020

Önce yasayı bir öğrenin olur mu?

Suriye’den gelenlerin artık ülkelerine dönmeyeceklerini, en azından yüzde 80’inin artık Türkiye’de kalıcı olduğunu üç yıldır söylüyorum. Bunu bana söyleten UNHCR’nin yani Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin istatistiki verileri idi. Ben ve benim gibi veriye dayalı olarak bu iddiayı ortaya atanlara karşı hükümet yanlısı medya ve kalemleri “Maksatlı olarak söylüyorsunuz bunları. Geri gidecekler elbette. Hele bir Esad tehlikesi geçsin” diyordu. Ancak ben ve benim gibi düşünenlerin haklılığı anlaşılmaya başlandıkça hükümet yanlılarının tavırları da değişmeye başladı. “Bu göçmenler ne olacak” dediğimiz anda artık “Irkçılık ha!” diyerek saldırıya geçiyorlar. Çünkü başka dayanakları kalmadı. Onlar da artık bu misafirlerin misafir olmadığını, kalacaklarını, kaldıklarını biliyorlar. Onlar da konunun ırkçılıkla değil, hukukla alakalı olduğunun gayet farkındalar ama konuşulmasını istemedikleri konularla ilgili olarak sürekli bir “evrensel suçlama” bulmayı adet ve tarz haline getirdikleri için hemen “ırkçılık” suçlamasına sarılıyorlar. Hatta daha ileri gidip “faşistlik” diyenler de oluyor ve diyenlerin kimlikleri beni çok güldürüyor. Peki Türkiye'nin yasalarına göre "göçmen" ne? Bakın Türk hukuku ya da 543 sayılı İskân Kanunu göçmeni nasıl tanımlıyor: “Türk soyundan ve Türk kültürüne bağlı olup, yerleşmek amacıyla tek başına veya toplu halde Türkiye’ye gelip bu kanun gereğince kabul olunanlar” Bu yasa maddesini ben yazmadım. TBMM yazmış. Kendi ülkelerinin yasalarını bilmeyenler, bu yasaların uygulanmasını isteyenlere “ırkçı” ve “faşist” diyebiliyor. Üstelik en azından benim “Geçici koruma statüsü altındaki” Suriyelilerle ilgili geçmişte tek bir olumsuz cümlem yok. Tek söylediğim şu: “Madem bu ülkeye sığındılar, bu ülkenin yasalarına, kurallarına uysunlar. Kendilerini yasalar üstü bir konumda görmesinler. Bu ülke vatandaşları salgın riski nedeniyle sokağa çıkmıyorsa, onlar da aynı riski taşıdığına göre onlar da çıkmasın. Bu ülkenin vatandaşlarına tanınmayan yasal, sosyal ve ekonomik haklar onlara da tanınmasın. En azından bizimle eşit olsunlar.” Bir ülkeye toplu halde gelip, o ülkenin yasalarını ve kurallarını tanımazdan gelenler ve kendilerini o yasaların üzerinde görenler ancak ve ancak işgalciler olacağı için de bu metaforu kullandım. Cühela ordusu “Almanya’daki işçilerimiz” diye bana karşı çıktı. Almanya’daki işçilerimiz davetle oraya giden “misafir işçilerdi.” Yasa dışı yollardan o ülkeye girmediler. Ve Almanya’nın kanunlarına, kurallarına uydular. İktidarın başımıza açtığı dertleri savunacağım diye kendini parçalayanlara bir tavsiyem var. Kızmıyorum, varlık sebebiniz olduğu için savunun ama zekamızla, aklımızla alay etmeyin. ***

Solunumun yerli ve millisi

Son bir iki yıldır at başına giden iki şey var. Lafta yerli ve millilik artar ve “yerli ve milli” mangalımızda kül bırakılmazken, yerli ve milli hassasiyetimizle birlikte artan bir diğer şey bankalardaki “Dolar mevduatı.” Söylemde yerlilik ve millilik arttıkça, eylemde azalması bana göre çok normal. Bu arada aklıma gelen bir konuyu da, yanıt alamayacağımı bile bile sormakta fayda var. Hatırlayacaksınız, Covid-19 salgınının başladığı günlerde yani geçen ilkbahar aylarında “yerli ve milli” solunum cihazının tanıtımı yapılmış, bu sayede Türkiye’de solunum cihazı sıkıntısı olmayacağı ve solunum cihazında dışa bağımlılığın bitip, ihracatçı ülke konumuna geçeceğimiz büyük bir gururla açıklanmış, cihazın tüm haklarının Sağlık Bakanlığı tarafından satın alındığı da duyurulmuştu. Merak ettiğim şu. Şu anda bu cihazlardan kaç adet üretildi? Bu üretilen cihazlar nerede ve hangi hastanelerde kullanılıyor? Kaç adet ihraç edildi? Ve bazı hastanelerin depolarında bu cihazlardan kullanılmayan kaç adet var? ***

Yalana inanmak daha kolay

Dün Çin’in İstanbul Başkonsolosu'na dayanarak “Çin aşısı Çin’de yasak” başlıklı bir haber ortalığa yayıldı. Sosyal medyada da anında TT oldu. Ben de bana soranlardan dolayı haberdar oldum. Şaşırdım. Okudum. Adamın dediği çok net: “Faz-3 çalışmaları bitip yayınlanmadığı için bu aşıya henüz izin verilmedi.” Çalışmalar bitip sonuçlar açıklanınca eğer etkinliği yüzde 50’nin üzerinde ise ve tehlikeli bir yan etki yoksa izin verilecek diyor adam. Ama konu “yasak” olarak yansıtılıyor. Doğruya inandırmak için istediğin kadar uğraş. Yalana inandırmak artık çok daha kolay. Artık medyanın hali budur. Sosyalinin de, asosyalinin de! ***

Sosyal medyayı niye ciddiye almıyorum

Yüzde 80’i cahil, yüzde 70’e yakını okuduğunu anlamaktan aciz, ortalama zeka seviyesi 70 IQ olan, çoğu hiçbir şey okumayan, büyük bölümü önyargılı, daha büyük bölümü kompleksli işe yaramazlardan oluşan bir güruhu niye ciddiye alayım. Elbette içinde ciddiye alınacak kişiler de var ama oranları çok az dedim hep. Geçen gün de Emin Çağlar’ın sorusu üzerine “Yolda yürürken yanınıza bir bağımlı çocuk gelip abuk sabuk bir şey söylese ciddiye alır mısın? Almazsın, Güler geçersin. Ama aynı çocuk sosyal medyada afili bir fotoğraf koyup yanına bir şeyler yazınca ciddiye alıyorsunuz. Koyverin gitsinler. Hiçbir entelektüel değeri yok bunların” dedim. Bana göre konu bu kadar basit. Niye oradasın diye soracak olursanız, içindeki doğru düzgün azınlık için. Bakın mesela iki gün önce şöyle bir şey gördüm sosyal medyada. Dangalağın biri bana şöyle yazmış: “Yılbaşında evlere baskın yapılmasındaki hukuksuzluğu yazacak cesaretiniz yok utanmadan ortalıkta gazeteciyim diye dolaşıyorsunuz.” Güldüm. İki gün önce “Yılbaşında ev falan basamazsınız. Anayasa’ya aykırı” diye yazan tek gazeteciyim. Ama hayatında iki satır okumamış dangalak beni bunu yazmamakla suçluyor. Sosyal medya dediğiniz yerdeki seviye, düzey, bilgi, birikim bu. Tavsiyem siz de ciddiye almayın. ***

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

Bir makama hak ederek oturanların kendi doğrularını, hak etmeden oturtulanların ise oturtanın doğrusunu savunduğunu unutmadığımız zaman.

FatihAltaylı
X’te yanıtla

X’te yazı hakkında yorumlarınızı paylaşın.

FatihAltaylı
  • Geçmiş yazılar

TümüFatihAltaylı
217
Köşe Yazıları
217

Fatih Altaylı

Şubat 20, 2026

Mevzu bahis
Köşe Yazıları
Mevzu bahis

Fatih Altaylı

Şubat 19, 2026

Anayasa değişikliği ve başkan yardımcılığı
Köşe Yazıları
Anayasa değişikliği ve başkan yardımcılığı

Fatih Altaylı

Şubat 18, 2026

  • Videolar

TümüFatihAltaylı
"İnsanın kendini izlemesi kolay değil" görseli
FatihAltaylı
YouTube
Bedia Ceylan Güzelce & Ayça Bingöl"İnsanın kendini izlemesi kolay değil"Sanatın büyülü dünyasına birlikte dalıyoruz! 🎨🎬🎶 Resimden tiyatroya, müzikten edebiyata, danstan dijital sanata kadar uzanan geniş bir yelpazede, farklı bir sanat dallarına dair özgün içerikler, keyifli sohbetler ve ilham veren hikayelerle karşınızdayız. 00:00 Giriş 01:43 Setlerdeki çalışma koşulları ve kendisinin yaptığı işlere ara vermesi 02:48 Üniversitede kimya bölümünden oyunculuğa geçişi 05:31 Çocuklarında sanata dair ilgi ve istek görüyor mu? 09:00 Tiyatroda seyirci bazında nasıl değişimler var? 10:51 Pandemi sonrası tiyatrodaki değişimler? 12:54 Beyaz Tavşan Kırmızı Tavşan oyunu 15:40 Oyunlardan önce yaptığı bir şey var mı? 16:54 Cici filmi 18:09 Kendi oynadığı dizileri izleyebiliyor mu? 18:44 Oynayacağı dizi veya filmleri seçerken nelere bakıyor? 20:32 "Öyle Bir Geçer Zaman ki" dizisi hayatında neleri değiştirdi? 21:47 Sanat ile ilgilenen insanlara tavsiyeleri neler? 26:16 Teknoloji ile ilişkisi nasıl? 28:02 Tek kelimelik soru-cevap
Şubat 13, 2026
"Sanatçının bitti demesi zor" görseli
FatihAltaylı
YouTube
Bedia Ceylan Güzelce & Zekiye Sarıkartal"Sanatçının bitti demesi zor"Sanatın büyülü dünyasına birlikte dalıyoruz! 🎨🎬🎶 Resimden tiyatroya, müzikten edebiyata, danstan dijital sanata kadar uzanan geniş bir yelpazede, farklı bir sanat dallarına dair özgün içerikler, keyifli sohbetler ve ilham veren hikayelerle karşınızdayız. 00:00 Giriş 00:12 Bir günü nasıl geçiyor? 01:45 Yönünü sanata nasıl çevirdi? 12:01 Öğrencilerine hep neyi anlattı? 16:42 Soru-Cevap 17:56 Kapanış
Şubat 6, 2026
"Senaryo yazmak bir dünya kurmaktır" görseli
FatihAltaylı
YouTube
Bedia Ceylan Güzelce & Nilgün Öneş"Senaryo yazmak bir dünya kurmaktır"Sanatın büyülü dünyasına birlikte dalıyoruz! 🎨🎬🎶 Resimden tiyatroya, müzikten edebiyata, danstan dijital sanata kadar uzanan geniş bir yelpazede, farklı bir sanat dallarına dair özgün içerikler, keyifli sohbetler ve ilham veren hikayelerle karşınızdayız. 00:00 Giriş 01:10 Süper Baba hikayesi nasıl başladı? 02:14 Kendi görsel dünyasını nasıl geliştirdi? 04:37 Geçmişten günümüze senaryolarda yazılan hikayelerde ne gibi değişiklikler oldu? 07:14 "Ağlamak Yok" kitabı 09:13 Uzun yazılan senaryolar ve hikayeleri insanlara ne katıyor? 11:33 Günümüzde senaryolardaki hikayelerde nasıl değişimler oldu? 13:02 Senaryo yazarken unutamadığı anıları var mı? 15:05 İyi bir senaryo yazarı nasıl çalışır? 18:06 Belirli bir dönemin ya da bir olayın hikayesini yazmak ister miydi? 19:18 "Ayrılık da Sevdaya Dahil" dizisi 23:50 Önümüzdeki süreçte planları neler? 24:29 Senaryo yazarı olarak yapay zekadan faydalanabiliyor mu? 27:12 Sinemada büyük ve uzun hikaye anlatım dönemi bitiyor mu? 28:50 Tek kelimelik soru-cevap 30:32 Kapanış
Ocak 30, 2026