İstanbul 9°
FatihAltayli

Fatih Altaylı

Diğer yazılarıFatihAltaylı
detail banner reklam

Kol gibi bir şey

FatihAltaylı
Köşe Yazısı

Fatih Altaylı

Temmuz 24, 2021

Kol gibi bir şey

Epeyce bir süredir bir “5. kol faaliyeti” lafıdır gidiyor. Son olarak Ruşen Çakır’ın Medyascope’u vesilesi ile yine bir “5. kol” iddiası, iması gündeme geldi. İyi de sürekli olarak tekrarlanıp duran bu 5. kol faaliyeti nedir kimse merak ediyor mu ya da herkes biliyor mu? Bu terim yani 5. kol tanımı ilk kez İspanya iç savaşı sırasında kullanıldı. İsyancı general Franco’nun güçlerine direnen başkent Madrid’e 4 koldan başlatılacak saldırı ile eş zamanlı olarak, kent içindeki Franco sempatizanı güçler bir isyan başlattılar ve böylelikle Franco, Madrid’i fazla bir direnişle karşılaşmadan ele geçirdi. Franco kent içindeki sivil güçlerini “5. kol” olarak tanımlayınca bu terim ortaya çıkmış oldu. Genellikle fiili olarak ele geçirilemeyen bir toplumu ya da devleti kara propaganda, casusluk, sabotaj, korkutma, sindirme, ürkütme yolu ile ele geçirme altyapısı oluşturmayı tanımlar. Tarihteki bilinen en eski örneği “Truva atı”dır. Hanibal’ın Roma’ya karşı kullandığı bir taktiktir. Nazi Almanya’sı da hem ülke içinde hem de işgal edeceği ülkelerde özellikle korkutma ve sindirme yöntemi olarak 5. kol faaliyetinden faydalanmıştır. Şimdi Türkiye’de de moda her türlü hoşa gitmeyen gazeteciliği ve sivil toplum oluşumunu 5. kol faaliyeti olarak adlandırmak. Elbette bunlar arasında böylesi faaliyetler de olabilir. Hatta bunların ille de muhalif olması da gerekmez. Yani Türkiye’de hiçbir yabancı güç 5. kol faaliyeti yürütmüyordur diyemem. Bu konudaki tedirginliği de anlarım. Ama 3 bin kişinin okuduğu bir internet sitesini bir 5. kol faaliyeti olarak görüp kabul edenlerin, Türkiye sınırlarına binlerce kilometre öteden getirilen yüz binlerce göçmeni normal görmesini ya da sınırımızın hemen dibinde göç yoluyla bir etnik temizlik yapılarak, oradaki milyonlarca insanın Türkiye’ye gönderilmesi suretiyle yanı başımızda bir terör devleti oluşturulmasını hayatın doğal akışına uygun görmeyi anlayamam. Hele hele buna inanmaya hazır bir kitleyi hiç ama hiç anlamam. Ve bana sanki asıl bunun normalleştirilmesi 5. kol faaliyeti gibi gelir. ***

Sorun iki devlet değil, birinin Türk olması

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Kıbrıs’ta Maraş ve iki devletli çözüm ile ilgili yaptığı açıklamaları kınamış. Hadi ordan. Pabuçlarımı kınasınlar. Arsızlar. 47 yıldır süren bir sorun var ortada. Sorunun çözülmemesinin temel nedeni ise şimdi bizi kınayanlar. Avrupa Birliği’nin kendi ilkelerini yerle bir ederek Kıbrıs Rum Kesimi’ni Kıbrıs Cumhuriyeti adıyla üyeliğe kabul etmesi bu sorunun çözümünü imkansız hale getiren en önemli adımdır. Komşularla sorunsuz ilişkileri bile üyelik kriteri olarak gören AB, bölünmüş ve kendi içinde sorunlu bir ülkeyi AB’ye kabul ederek bu sorunun çözümünü imkansız hale getiren en önemli adımı atan taraftır. Sonrasında bugün bizi kınayan Birleşmiş Milletler’in o zamanki Genel Sekreteri Kofi Annan, Kıbrıs’ta tek devletli çözümü getirmek için aslında Türk tarafının aleyhine pek çok unsur içeren bir çözüm planı hazırladı. Kıbrıslı Türkler, Türkiye’deki AK Parti iktidarının da desteği ve talebiyle, her şeye rağmen bu planı referandumla kabul ettiler. Buna karşın AB tarafından şımartılmış Rumlar plana hayır oyu verdiler. Ve buna karşın hiçbir bedel ödemedikleri gibi şımartılmaya da devam ettiler. Bu şımarıklıkla tam bir çözümsüzlüğü dayattılar. Artık iki devletli çözümden başka bir çözüm umudu kalmamışken Türklerin bu yöndeki çabalarını kınayan ve kendi planını reddeden Rumlardan yana tavır alan bir Birleşmiş Milletler. Arsız dememin nedeni de bu zaten. Kıbrıslı Rumlar BM'ye köpek muamelesi yapıyor, onlar hala oraya yaltaklanıyor. Niye mi! Çok açık. Avrupa’da hiç sorunsuz devletlerin bölünmesine kimsenin gıkı çıkmazken, fiili olarak bölünmüş bir ülkenin bunun yasal hale getirilmesine gösterilen tepki bölünmeye değil, taraflardan birinin adının başındaki “Türk” kelimesinedir. İşin içinde Türkler olmasa idi Birleşmiş Milletler adayı kendi eliyle, törenle böler iki tarafı ayrı ayrı üye yapardı. Bu saatten Kıbrıs’ta BM’yi falan takmamalıyız. Çünkü çok açık ki, takmayan kazanıyor. ***

Bahçesinde kebap yapılan bir Saray

Kıbrıs demişken, eski Cumhurbaşkanı Akıncı’nın siyasi görüşlerine pek katılmam. Hatta Fazıl Küçük’ün, Rauf Denktaş’ın mirasına, Kıbrıs Türklerinin 60 yıllık davasına ihanet ettiğini düşünürüm. Ama ne yalan söyleyeyim, son yaptığı açıklamayı doğru buldum. Devletlerin itibarının binalarının ihtişamı ile ölçülmeyeceği barizdir. Kıbrıs’a hiç gittiniz mi, Başkanlık Sarayı'nı hiç gördünüz mü bilmiyorum. Doğru eskidir. Doğru küçüktür. Ama çok şirin bir binadır. 320 bin nüfuslu bir ülke için de bana göre yeterlidir. Yıllar önce iş için Kıbrıs’ta idim. Nur içinde yatsın Rauf Denktaş Kıbrıs’ta olduğumuzu duymuş. Asistanı telefon açtı. “Eğer müsaitseniz yarın akşam Sayın Denktaş yemeğe bekliyor” diye. Biz “Tamam” deyince ekledi. “Çok da geç kalmayın. Akşam üzeri gelin.” Biz de hava kararmadan bir taksiye atladık ve Başkanlık Sarayı’nın yolunu tuttuk. Saray dediğim 1939 yılında Lefkoşa Valisi için yapılmış, 1960’tan sonra Türk toplumu liderlerine konut olarak tahsis edilmiş büyükçe, güzel bir kolonyal villa. Taksiyle “Saray”ın avlusuna girdik. Bir de ne görelim. Avlunun bahçeye bakan köşesinde rahmetli Rauf Bey. Önünde bir mangal. Elinde bir karton. Mangalı tutuşturmuş, kartonla yelleyerek ateşi yakmaya çalışıyor. Bizi görünce “Erken dedikse bu kadar demedik” dedi gülerek. Kömürlü ellerini uzatmak istemedi. Bahçe hortumu ile ellerini çalkaladı. “Size Kıbrıs kebabı yaptırdım” dedi. Mangalı birine devretti. Başkanlık Sarayı’nın içine girdik. Debdebesiz bir yaşanmışlığın verdiği bir sıcaklık vardı konutun içinde. Biraz anneannemin evi gibiydi. Yıllarca birikmiş anılar duvarlara, sehpaların üzerine, büfelere, gümüşlüklere sinmişti. Yeni hiçbir şey yoktu ama her şey pırıl pırıldı. O konutun içinde kendimi mutlu hissetmiştim. Hatırlıyorum. Rauf Bey’den sonra bir daha gitmek nasip olmadı. Şimdi orada eski çalışma arkadaşım Ersin Tatar oturuyor. Umarım oradaki anılara sahip çıkıyordur. ***

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

Beceriksizliğimizin faturasını başkalarına çıkarmaya çalışmadığımız zaman.

FatihAltaylı
X’te yanıtla

X’te yazı hakkında yorumlarınızı paylaşın.

FatihAltaylı
  • Geçmiş yazılar

TümüFatihAltaylı
217
Köşe Yazıları
217

Fatih Altaylı

Şubat 20, 2026

Mevzu bahis
Köşe Yazıları
Mevzu bahis

Fatih Altaylı

Şubat 19, 2026

Anayasa değişikliği ve başkan yardımcılığı
Köşe Yazıları
Anayasa değişikliği ve başkan yardımcılığı

Fatih Altaylı

Şubat 18, 2026

  • Videolar

TümüFatihAltaylı
"İnsanın kendini izlemesi kolay değil" görseli
FatihAltaylı
YouTube
Bedia Ceylan Güzelce & Ayça Bingöl"İnsanın kendini izlemesi kolay değil"Sanatın büyülü dünyasına birlikte dalıyoruz! 🎨🎬🎶 Resimden tiyatroya, müzikten edebiyata, danstan dijital sanata kadar uzanan geniş bir yelpazede, farklı bir sanat dallarına dair özgün içerikler, keyifli sohbetler ve ilham veren hikayelerle karşınızdayız. 00:00 Giriş 01:43 Setlerdeki çalışma koşulları ve kendisinin yaptığı işlere ara vermesi 02:48 Üniversitede kimya bölümünden oyunculuğa geçişi 05:31 Çocuklarında sanata dair ilgi ve istek görüyor mu? 09:00 Tiyatroda seyirci bazında nasıl değişimler var? 10:51 Pandemi sonrası tiyatrodaki değişimler? 12:54 Beyaz Tavşan Kırmızı Tavşan oyunu 15:40 Oyunlardan önce yaptığı bir şey var mı? 16:54 Cici filmi 18:09 Kendi oynadığı dizileri izleyebiliyor mu? 18:44 Oynayacağı dizi veya filmleri seçerken nelere bakıyor? 20:32 "Öyle Bir Geçer Zaman ki" dizisi hayatında neleri değiştirdi? 21:47 Sanat ile ilgilenen insanlara tavsiyeleri neler? 26:16 Teknoloji ile ilişkisi nasıl? 28:02 Tek kelimelik soru-cevap
Şubat 13, 2026
"Sanatçının bitti demesi zor" görseli
FatihAltaylı
YouTube
Bedia Ceylan Güzelce & Zekiye Sarıkartal"Sanatçının bitti demesi zor"Sanatın büyülü dünyasına birlikte dalıyoruz! 🎨🎬🎶 Resimden tiyatroya, müzikten edebiyata, danstan dijital sanata kadar uzanan geniş bir yelpazede, farklı bir sanat dallarına dair özgün içerikler, keyifli sohbetler ve ilham veren hikayelerle karşınızdayız. 00:00 Giriş 00:12 Bir günü nasıl geçiyor? 01:45 Yönünü sanata nasıl çevirdi? 12:01 Öğrencilerine hep neyi anlattı? 16:42 Soru-Cevap 17:56 Kapanış
Şubat 6, 2026
"Senaryo yazmak bir dünya kurmaktır" görseli
FatihAltaylı
YouTube
Bedia Ceylan Güzelce & Nilgün Öneş"Senaryo yazmak bir dünya kurmaktır"Sanatın büyülü dünyasına birlikte dalıyoruz! 🎨🎬🎶 Resimden tiyatroya, müzikten edebiyata, danstan dijital sanata kadar uzanan geniş bir yelpazede, farklı bir sanat dallarına dair özgün içerikler, keyifli sohbetler ve ilham veren hikayelerle karşınızdayız. 00:00 Giriş 01:10 Süper Baba hikayesi nasıl başladı? 02:14 Kendi görsel dünyasını nasıl geliştirdi? 04:37 Geçmişten günümüze senaryolarda yazılan hikayelerde ne gibi değişiklikler oldu? 07:14 "Ağlamak Yok" kitabı 09:13 Uzun yazılan senaryolar ve hikayeleri insanlara ne katıyor? 11:33 Günümüzde senaryolardaki hikayelerde nasıl değişimler oldu? 13:02 Senaryo yazarken unutamadığı anıları var mı? 15:05 İyi bir senaryo yazarı nasıl çalışır? 18:06 Belirli bir dönemin ya da bir olayın hikayesini yazmak ister miydi? 19:18 "Ayrılık da Sevdaya Dahil" dizisi 23:50 Önümüzdeki süreçte planları neler? 24:29 Senaryo yazarı olarak yapay zekadan faydalanabiliyor mu? 27:12 Sinemada büyük ve uzun hikaye anlatım dönemi bitiyor mu? 28:50 Tek kelimelik soru-cevap 30:32 Kapanış
Ocak 30, 2026