İstanbul 10°
FatihAltayli

Fatih Altaylı

Diğer yazıları

Yazı İçeriği

  • İstanbul’u mu boşaltıyorsunuz, Türkleri mi!

  • Kim ki Lozan'a karşı, bilin ki haindir!

  • Celal’in Şengör’den mektup: Çare bulmazsak sonumuz Afganistan

  • NE ZAMAN İNSAN OLURUZ?

detail banner reklam

İstanbul’u mu boşaltıyorsunuz, Türkleri mi!

Köşe Yazıları

Fatih Altaylı

Temmuz 25, 2023

Yazı İçeriği

  • İstanbul’u mu boşaltıyorsunuz, Türkleri mi!

  • Kim ki Lozan'a karşı, bilin ki haindir!

  • Celal’in Şengör’den mektup: Çare bulmazsak sonumuz Afganistan

  • NE ZAMAN İNSAN OLURUZ?

Kim ki Lozan'a karşı, bilin ki haindir!

İktidar partisi, genel başkanı da olan Cumhurbaşkanı’nın da talimatı ile İstanbul’un nüfusunu azaltma projesi yapıyormuş.

Şaşırtıcı değil. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, İstanbul Belediye Başkanı olduğu günlerden beri “İstanbul nüfusunu kontrol altında tutma” projeleri hep oldu. Geçmişte, İstanbul’a vize ile gelinmesi, İstanbul’a göçün yasaklanması ve yeni ikametlerin izine bağlanması gibi fikirleri vardı ve bunları yüksek sesle açıklardı.

Şimdi de özellikle yaşlı ve emeklilerin İstanbul’dan taşınmaları halinde gittikleri illerde elektrik ve su parası desteği almaları, taşınmaları için parasal yardım yapılması söz konusu olacakmış.

Gençlerin geri dönüşünü teşvik içinse, iş kurma yardımı ve uzun dönemli düşük faizli yatırım kredileri gibi teşvikler düşünülüyormuş.

İstanbul’un kontrolsüz nüfus artışının bir yerde durdurulması, çalışma hayatı sona erenlerin New York örneğinde olduğu gibi pahalı ve sorunlu kentten taşınmaları gerektiği doğru fikirler olabilir ama açıklanan önlemler İstanbul’un nüfusunu azaltmaya yetmez.

Anadolu kentlerini sosyal açıdan İstanbul’a benzetemezseniz, özellikle gençleri İstanbul dışında yaşamaya ikna edemezsiniz. Taşra kentlerindeki muhafazakar baskı bile İstanbul’u boşaltmanın önünde bir engeldir.

Tabii projesindeki en önemli “eksik” de gözden kaçmıyor değil.

İstanbul nüfusunu azaltmaya veya en azından kontrol altına almaya çalışan iktidar, bir şeyi gözden kaçıracağımızı düşünüyor.

Bu önlemlerin hepsi İstanbul’daki “Türklerin sayısını azaltmaya yönelik”.

Emekli olunca “memleketine dönmesi” için teşvik verilecek olanlar “Türkler”.

Üniversite bitince, iş kurmak için geldikleri kente dönmeleri ya da yatırımcı olmak için Anadolu’ya gitmeleri için ucuz kredi, yatırım teşviki alacak olanlar “genç Türkler”.

Peki ya diğerleri!

İstanbul’un pek çok ilçesinde ve mahallesinde neredeyse çoğunluk haline gelmiş olan, en az 1,5 milyonu Suriye kökenli Ortadoğulu göçmenler.

Kent içindeki bazı dezavantajlı semtlerin yoğun nüfusu haline gelmiş Afrika kökenliler.

Eskinin “ekalliyet” yoğun semtlerinin yeni sahibi haline gelmiş Rusya ve Ukrayna gibi Kuzey’den gelmiş “yeni İstanbullular”.

Ve tabii Afrika ülkelerinde, Balkanlar’da, Güney Amerika’da, Orta Asya’da pazarladığınız sayısı belirsiz vatandaşlığı alıp İstanbul’da ev sahibi olanlar.

Bunları geri göndermek için bir çalışmanız, bir projeniz var mı!

Yoksa Türkleri bunların fazlasına yer açmak için mi göndermek istiyorsunuz!

Osmanlı Devleti’ni bir imparatorluk haline getiren, en büyük Osmanlı padişahı “Fatih” Sultan Mehmet, siz bunları yerleştiresiniz diye mi İstanbul’u fethetti zannediyorsunuz!

Dün Lozan Anlaşması’nın yüzüncü yıldönümüydü.

Aklı biraz başında herkes, bu anlaşmanın Türklerin bugün hâlâ bu coğrafyada, bir devlet sahibi olmasını sağlayan anlaşma olduğunu bildiği için, dün bu günü kutladı.

Ahmaklar ise bu anlaşmanın gizli maddeleri olduğuna inanmaya, Türkiye’nin içerdeki düşmanları ve satılmışları ise bu anlaşmayı lanetlemeye devam ettiler.

Yarı cahil bir başka salak grubu ise 1912 yılında Lozan’ın Ouchy bölgesinde Osmanlı Devleti ile İtalya arasında imzalanan ve Ege Adaları’nı İtalya’ya bırakan anlaşmayı, Türkiye Cumhuriyeti’nin uluslararası kabulü olan Lozan Anlaşması ile karıştırmaya bilerek veya bilmeyerek devam ettiler.

Bugünkü iktidara pek de uzak olmayan, benim gibi bir Atatürk aşığı olmadığı da aşikar dostum Murat Bardakçı, her fırsatta Lozan’ın çok önemli bir anlaşma olduğunu, çok önemli kazanımlar sağladığını ve Türklerin Anadolu coğrafyasında yok sayılması anlamına gelen Sevr Anlaşması’nı çöpe atan anlaşma olduğu söylemiş, bununla ilgili kitaplar yazmıştır.

Bardakçı her seferinde de Türkiye ile Büyük Britanya, Fransa, İtalya, Japonya, Yunanistan, Romanya, Sırp, Hırvat ve Sloven krallıkları arasında imzalanan bu anlaşmanın herhangi bir gizli maddesi olmadığını da yazıp, gizli maddeler olduğunu söyleyenlerle dalga geçmiş, bu delilerle kafa bulmuştur.

Buna karşın bir kesim Bardakçı’ya bile inanmamayı yeğlemekte, Bardakçı’nın bu konudaki sarih yazılarını dahi tevil etmektedir. 

Ezcümle söylenmesi gereken şudur.

Kim ki, Lozan Anlaşması’nı kötülüyorsa, bilinsin ki o kimse, kolay kolay kullanmadığım bir sıfat olan “vatan hainidir”.

Lozan’a karşı çıkan, Türkiye’nin bölünüp parçalanmasından ve Türklerin Anadolu’da devletsiz kalmasından yanadır.

Bunu bilerek veya isteyerek yapmak ile cehaletten yapmak arasında bir fark yoktur.

Türkiye Cumhuriyeti’nin hangi yıl kurulduğunu bilmeyip, Lozan’ın gizli maddelerini bildiğini iddia edenden bu millete hayır gelmez.

Celal’in Şengör’den mektup: Çare bulmazsak sonumuz Afganistan

Sevgili Fatihciğim,

Bu yazıyı yazdığım günün tarihi 24 Temmuz 2023, yani Lausanne Barış Antlaşması’nın imzalanmasının 100. yıldönümü. Bu antlaşma tarafların yetkili organlarınca kabul edildikten sonra 6 Ağustos 1924’te yürürlüğe girmiştir (antlaşmayı tasdik etmeyen tek devlet Amerika Birleşik Devletleri’dir). Bilhassa AKP iktidara geldiğinden beri, Lausanne Antlaşması hakkında Türkiye’de bazı akılsız ve bilgisiz kişiler tarafından komplo teorileri üretilmeye başlanmış, sözüm ona bu antlaşmayla ‘büyük’ toprak kaybına uğradığımız iddia edilmiştir (bu zırvalığa Wikipedia bile tenkidî bir şekilde yer vermiştir: Complo theories maddesine bk). 

Bu antlaşmadan önce bizim olan tek bir karış toprak kaybedilmediği gibi (Musul ve Kerkük bile İngiliz, Hatay da Fransız işgali altındaydı; ama sonra Atatürk Hatay’ı da kurtardı), bizden alınan Ege Bölgesi, Güney ve Güneydoğu Bölgesi ve Doğu Anadolu’nun önemli bir kısmı Kurtuluş Savaşı ile tekrar kazanılmış ve bu kazanım Lausanne’da tasdik edilmiştir.

Bu komplo teorilerini kim üretmiştir? 

‘Keşke Yunan kazansaydı’ diyen deliler (ve onun tabutuna omuz veren, içinde Cumhurbaşkanımızın damadı olan bir bakanın bile olduğu siyasilerimiz), cahil ve aptallar ve tabiî kötü niyetli kişiler. 

Cehaletin kaynağı ise Türkiye halkının, medyayı takip edenler açısından sadece Makedonya’nın üzerinde alttan ikinci olduğu bir uluslararası raporda açıklandığı şekilde, dünyadan bîhaber olmasıdır. Yeni yapılan ve gazetelerimizde yayımlanan bir çalışmada, 15 yaş üzeri nüfûsumuzun tek bir kitap bile okumadığı ortaya çıkmıştır. Bu durumdaki bir nüfusla bir ülkede aklı başında tek bir adım demokratik yöntemlerle atılamaz. Eğitim sistemimizin son 20 yılda içine düşürüldüğü korkunç bir uçurum içinde bulunması vaziyetimizin en önemli sebebidir ama bunun tohumları daha 1946’da atılmıştır.  

Elimizde kalan ve Rumeli göçmenleri rahmetli dedelerimin dediği gibi, Büyük Atatürk’ün bize hediye ettiği son vatan parçasını da kaybetmek istemiyorsak bu halimize âcilen bir çare bulunmalıdır. Yoksa sonumuz Afganistan’dır. Artık aklımızı başımıza almanın zamanı gelmiştir ve hızla geçmektedir. 

Son bir not olarak, Dr. Canan Kaftancıoğlu Hanımefendi’nin ‘Lausanne günü millî bayram olmalıdır’ teklifine can-ı gönülden katıldığımı belirtmek isterim. 

Sevgilerle, azîz arkadaşım

Celâl

NE ZAMAN İNSAN OLURUZ?

Aydınlar cahillere karşı en az onlar kadar cüretkar olduğu zaman.

FatihAltaylı
X’te yanıtla

X’te yazı hakkında yorumlarınızı paylaşın.

  • Geçmiş yazılar

Tümü
Gazeteci ile kavga edilir mi!
Köşe Yazıları
Gazeteci ile kavga edilir mi!

Fatih Altaylı

Nisan 6, 2026

Bu benzetme haksızlık
Köşe Yazıları
Bu benzetme haksızlık

Fatih Altaylı

Nisan 5, 2026

Uğurcan
Köşe Yazıları
Uğurcan

Fatih Altaylı

Nisan 3, 2026

  • Videolar

Tümü
Fatih Altaylı ile Pazar Sohbeti: "Oyunculuk para için yapılacak iş değil!" görseli
2 Gün Önce
FatihAltaylı
YouTube
Mert Ramazan DemirFatih Altaylı ile Pazar Sohbeti: "Oyunculuk para için yapılacak iş değil!"Teke Tek Bilim ▷ https://www.youtube.com/@TekeTekBilim YouTube kanalına abone olmak için ▷ http://bit.ly/FatihAltayli 00:00 Giriş 01:29 Yeni aldığı motoru 04:14 Hayatının göz önünde olmasından rahatsız mı? 06:10 Karşı cinsin ilgisinden rahatsız mı? 07:10 Oyunculuğa ne zaman başladı? 14:19 Ailesi neler yapıyor? 15:42 İstanbul'daki ilk günleri 22:15 Dijital platform işlerini özellikle mi seçti? 26:23 Disney'deki yeni işi onu tatmin etti mi? 27:30 Yapım işlerine dahil oluyor mu? 28:01 Tiyatro hakkında ne düşünüyor? 29:33 Kazandığı parayı nasıl değerlendiriyor? 33:15 Ailesi dizilerine dair yorum yapıyor mu? 33:56 Evlilik düşüncesi var mı? 35:06 Gelecek planları neler? 36:58 Oyunculuğu nasıl öğrendi? 38:28 Spor yapıyor mu? 46:24 Kapanış Gazeteci - Yazar Fatih Altaylı, Youtube kanalına özel gündemi yorumluyor.
Nisan 5, 2026
Geçmişten günümüze kütüphaneler görseli
2 Gün Önce
FatihAltaylı
YouTube
Prof. Dr. Celal Şengör & Oğuz Selim Başar & Fatih AltaylıGeçmişten günümüze kütüphanelerhttps://www.sharkninja.com.tr/collections/hava-temizleyicisi?utm_source=fatih_altayli&utm_medium=youtube&utm_campaign=shark_ninja_hava_temizleyici_kampanyasi_march26 https://www.sharkninja.com.tr/collections/kablosuz-supurgeler?utm_source=fatih_altayli&utm_medium=youtube&utm_campaign=shark_ninja_supurge_kampanyasi_march26 #işbirliği 00:00 Giriş 04:50 Kütüphane nedir? 06:06 Bir yerin kütüphane olması için kaç kitap barındırması gerekli? 11:50 Parşömen nedir? 22:16 Eski kütüphaneler 27:19 İskenderiye Kütüphanesi 31:36 İskenderiye Kütüphanesi nasıl yok oldu? 35:46 Bergama Kütüphanesi 42:56 Celcus Kütüphanesi 44:13 Beytü'l Hikme 45:39 Joanina Kütüphanesi 47:03 Bodlean Kütüphanesi 58:43 Düşes Anna Amalia Kütüphanesi 1:01:49 Klementinum Kütüphanesi 1:04:02 Avusturya Milli Kütüphanesi 1:06:04 Bibliothèque nationale de France 1:06:45 Kitaplar nasıl muhafaza edilmeli? 1:13:25 Britanya Milli Kütüphanesi 1:15:58 ABD Kongre Kütüphanesi 1:17:58 Cumhurbaşkanlığı Kütüphanesi 1:21:03 Oğuz Selim Başar'ın kütüphane merakı nereden geliyor? 1:24:08 Efemera nedir? 1:29:21 Bir kütüphane nasıl kullanılmalı? 1:32:50 Kapanış
Nisan 5, 2026
"Her sanatçı çağının tanığıdır" görseli
4 Gün Önce
FatihAltaylı
YouTube
Bedia Ceylan Güzelce & Fırat Engin"Her sanatçı çağının tanığıdır"Sanatın büyülü dünyasına birlikte dalıyoruz! 🎨🎬🎶 Resimden tiyatroya, müzikten edebiyata, danstan dijital sanata kadar uzanan geniş bir yelpazede, farklı bir sanat dallarına dair özgün içerikler, keyifli sohbetler ve ilham veren hikayelerle karşınızdayız. 00:00 Giriş 02:32 Heykel bölümü nasıldı, imkanlar neydi? 03:11 Heykel bölümünde öğrenciyken hangi malzemeleri sevdi? 08:33 Sanatçının yolculuğunda farklı dönemler nasıl belli oluyor? 11:13 "Bu iş oluyor" dediği nokta neresiydi? 12:10 Bugünün dünyası sanatını nasıl etkiledi? 14:33 Yeni hangi projelerle uğraşıyor? 15:12 Teknolojinin heykele katkısı nasıl? 17:26 Kapanış
Nisan 3, 2026