İstanbul 9°
FatihAltayli

Fatih Altaylı

Diğer yazılarıFatihAltaylı

Yazı İçeriği

  • Bok çukurunda yaşamak isteyen bok çukurunda yaşar

  • Namuslu vatandaşın tepkisi, inek hırsızının yumruğundan çok acıtır

  • TBMM’de lazımsınız ormanda değil

  • Seçimden bu yana duyulmayan isim hangisi?

  • NE ZAMAN İNSAN OLURUZ?

detail banner reklam

Bok çukurunda yaşamak isteyen bok çukurunda yaşar

FatihAltaylı
Köşe Yazısı

Fatih Altaylı

Temmuz 30, 2023

Yazı İçeriği

  • Bok çukurunda yaşamak isteyen bok çukurunda yaşar

  • Namuslu vatandaşın tepkisi, inek hırsızının yumruğundan çok acıtır

  • TBMM’de lazımsınız ormanda değil

  • Seçimden bu yana duyulmayan isim hangisi?

  • NE ZAMAN İNSAN OLURUZ?

Namuslu vatandaşın tepkisi, inek hırsızının yumruğundan çok acıtır

Akbelen Ormanları’nda ve İkizköy’de direniş sürmeye çalışıyor.

İÇTAŞ bu santralleri 2014 yılında Özelleştirme İdaresi’nden satın aldığında bugünlerin geleceği belliydi.

Özelleştirme sırasında bu santrallerden biri 28, diğeri ise 21 yaşında idi. Yani ekonomik ömürlerini tamamlamalarına birkaç yıl kalmıştı ve zaten havzalarındaki kömür miktarı da bu ekonomik ömrü tamamlamalarına anca yetiyordu.

Yani yeni yatırımlarla ekonomik ömürleri uzatılırsa, bir yerlerden kömür bulmaları gerekecekti. Kıyamet 3 yıl kadar önce kopmaya başladı. Bugünün gelişi ise 2 yıl önce netleşti. Sizin yeni haberiniz oluyor belki ama bölgede 2 yılı aşkın bir zamandır süren mücadele var.

Benzer enerji firmalarının özellikle Ege bölgesindeki termik santrallerin yakıt ihtiyacını karşılamak için zeytinlik ve orman alanlarına tecavüz etmelerine imkan sağlayan yasal değişiklik zaten bu yüzden yapıldı.

Yeni ortada bir sürpriz, beklenmedik bir durum yok.

Üstelik bu santrallerle ilgili tek sorun, ormanlıkları ve zeytinlikleri yok etmeleri değil.

Aldıkları tüm teşviklere rağmen, santralleri çevreci hale getirmemeleri. Baca gazı emisyonlarını gelişmiş ülke standartlarına getirecek önlemleri almamaları.

Hazırlanan bir rapora göre, bu iki santralden birinin 37, diğerinin 21 yılda neden olduğu “erken ölüm” sayısı 35 bin, bu santrallerin neden olduğu sağlık sorunları nedeniyle aynı süre içinde sebep oldukları sağlık maliyeti 760 milyar TL.

Binlerce dönüm tarım arazisinin, 40 bin verimli zeytin ağacının ve 780 dönüm yaşlı ve doğal kızılçam ormanının bu santralleri 10 yıl daha yaşatmak için öldürüleceği aslında çoktan belliydi.

Yukarıda sizinle bazı verilerini paylaştığım raporlar, üç yıl önce hazırlandı.

Şimdi herkes bu santralleri işleten şirketleri suçluyor.

Yok “LİMAK’ın otellerinde kalmayın”mış, yok şu imiş, yok bu imiş.

Buna mukabil santralin sahibi Limak-İçtaş ortaklığı YK Enerji ise “3 milyon fidan diktik. Bu 2000 futbol sahası eder. 2 yıl içinde 2 milyon daha dikeceğiz” gibi açıklamalar ve “1992 yılından bu yana işletmesi biten maden alanlarında 415 bin ağaç dikildi” gibi kendileri ile pek de alakası olmayan sayılar vererek manasız bir PR faaliyeti yürütüyorlar.

Bana göre ortada bu şirketleri suçlayacak hiçbir şey yok.

Sorun şirketlerde değil, suçlanması gereken şirketler değil siyaset.

Bu doğa katliamının önünü açan yasal düzenlemeyi yapanlar şirketler değil, maaşlarını bizim verdiğimiz vekiller.

Ülke ormanlarının katledilmesi için önlem alıp destek olanlar da o şirketin çalışanları değil maaşlarını bizim verdiğimiz Orman Bakanlığı çalışanları ve bu ülkenin dağını, taşını, toprağını, ağacını, kuşunu korumak zorunda olan jandarma.

Aynı şirket 45 bin geçiş garantili Çanakkale Köprüsü’nü yaptı.

Kabahat şirkette mi yoksa bu garantiyi verende mi! Sonuçta millet bu ülkenin kaynaklarını korusun, geleceğini güvence altına alsın diye şirketlere oy vermiyor.

Bu ormanların katledilmesi, doğanın yok edilmesi siyasi bir tercihtir.

En nihayetinde sağlıklı bir çevrede yaşamak isteyenler sağlıklı bir çevrede, bok çukurunda yaşamak isteyen bok çukurunda yaşar.

Çocuklarının nerede yaşayacağını herkes kendi karar verir.

Çoğunluk bok çukurunu seçtiyse yapacak bir şey yoktur.

Suçlusu ne LİMAK’tır, ne de İC.

İkizköy’e gidip doğayı korumak isteyen eylemcilere sözde destek veren CHP heyetine ve tabii genel başkanları Kemal Kılıçdaroğlu’na halk tepki göstermiş.

Ahali haklı çünkü Kılıçdaroğlu’nda bir “içtenlik sorunu” var. Tepkileri samimi değil, rakip siyasetçiler gibi içtenmiş taklidi yapma konusunda da başarılı değil.

Etrafındaki yalaka taifesi “Efendim gitmemiz lazım” demişler, alıp götürmüşler.

O da makam otomobilinden inip birkaç kişi ile konuşmuş ve bir an önce kendisine söylenileni yapıp geri dönmek istemiş ve halkın tepkisi ile karşılaşmış.

İş öyle bir hale gelmiş ki Kılıçdaroğlu’nun adamları halka hakarete başlamış, “Ananı da al da git”e ramak kalmış.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun bu durumunu en iyi 2018 seçimlerinden önce partisinin bir ilçe yöneticisi söylemişti.

Yanlış hatırlamıyorsam o zaman da bunu yazmıştım.

Kılıçdaroğlu’nun bir mitingini izliyorduk ve yanımda partisinin bir ilçe başkanı vardı.

İlçe başkanı bana dönüp, “Fatih Bey, bu adam iyi bir adam ama bundan cacık olmaz. Ayağı asfalta değmemiş. 1990’lardan beri makam arabası ile gezen, halkla alakası olmayan, halkı bilmeyen biri. Genel başkanımız ama iktidar olma ihtimali sıfırın da altında” demişti.

Durumun özeti budur.

Kılıçdaroğlu bir siyasetçi değildir. O günkü cümledeki tek yanlış “iyi bir adam” bölümüdür çünkü giderek orada bile “samimi” olmadığı ortaya çıkmakta, iyi adam algısı bile yerle bir olmaktadır. “Elinden geleni yapan ama seçilemeyen ve herkesin saygı ile uğurlayacağı” bir adam olacakken, şimdi giderek “Hırslarının esiri olmuş, AK Parti’nin iktidarda kalması projesinin elemanı” iddialarını doğrulayacak bir tutum içinde kifayetsiz muhteris bir adama dönüştüğünün bile farkında değil.

Öyle ki, artık akçeli işlerle ilgili dedikodular bile kendisine yakıştırılmaya ve yakışmaya başladı.

Açıkçası ben bunlara inanmam. Ama Kemal Bey’i de son bir kez uyarayım. Böyle tepkilerle artık daha sık karşılaşacak. Ona seçimden 1 yıl önce “Aday olmayın, olursanız ve kaybederseniz halk CHP Genel Merkezi’ne saldırır” derken tam da bunu kast ediyordum.

Bundan böyle gittiği her yerde halkın hedefinde olacak.

Üstelik artık kendisine tepki gösterenler “inek hırsızı edepsizler” değil, vergisini ödeyen, bu ülke için sabahtan akşama eşek gibi çalışan, düzgün vatandaşlar olacak.

İnek hırsızın yumruğu adam olanın canını acıtmaz ve onurlu ve dürüst vatandaşların bir lafı bile çok acıtır.

Ama dediğim gibi adam olanın.

TBMM’de lazımsınız ormanda değil

Arazide jandarma kovalayan Mahmut Tanal’a bir küçük hatırlatma yapayım.

Partiniz kendi talep ettiği TBMM oturumunda, kendi önergesine oy vermek için tam kadro bulunması gereken oturumda bulunmazken, iktidar en kritik yasaları geçirirken “nasıl olsa sayımız yetersiz” diye genel kurul salonuna teşrif bile etmezken, atı alan Üsküdar’a geçtikten sonra sizin jandarma kovalamanız hiçbir anlam ifade etmez.

Siz jandarmayı değil, memleketin ormanlarını, ovalarını, derelerini, nehirlerini peşkeş çekenleri kovalayacaksınız.

İşten işten geçtikten sonra ormanda değil, iş işten geçmeden Meclis’te.

Sizin kahramanlık göstermeniz gereken yer genel kurul salonu, yalancı pehlivan gibi sahte peşrev çektiğiniz Akbelen Ormanı değil.

Seçimden bu yana duyulmayan isim hangisi?

Seçimlerden önce en çok kimin adını anıyorduk, hatırlıyor musunuz!

Atatürk’ün bile adını anmayan CHP Genel Başkanı da, İYİ Parti Genel Başkanı da ve hatta diğer muhalif genel başkanlar da en çok kimden söz ediyordu, hatırlıyor musunuz!

Hatırlamıyorsunuz değil mi!

Zaten sorun da bu. Hiçbir şeyi hatırlamıyoruz.

Garip bir göçebe hafızamız var.

Seçim öncesinin en önemli kişisi Sinan Ateş idi.

Sokakta üç beş kapkaççıya infaz ettirilen, eski Ülkü Ocakları Başkanı, akademisyen Sinan Ateş.

Muhalefet belki Cumhur İttifakı’ndan üç beş oy aparırız diye sabah akşam Sinan Ateş’ten, Sinan Ateş’in katillerinin yakalanmasından, azmettiricilerinin ortaya çıkarılmasından bahsediyordu.

Seçimin üzerinden 2 ay geçti.

Bu iki ayda bir kez bile bir siyasetçinin “Sinan Ateş” dediğini duydunuz mu!

Ben duymadım.

Kim bilir belki de “Ülkücülerin bile umurunda değilmiş, bize ne” diyorlardır.

NE ZAMAN İNSAN OLURUZ?

Ahlaklı olmanın maliyetine zevkle katlandığımız zaman.

FatihAltaylı
X’te yanıtla

X’te yazı hakkında yorumlarınızı paylaşın.

FatihAltaylı
  • Geçmiş yazılar

TümüFatihAltaylı
217
Köşe Yazıları
217

Fatih Altaylı

Şubat 20, 2026

Mevzu bahis
Köşe Yazıları
Mevzu bahis

Fatih Altaylı

Şubat 19, 2026

Anayasa değişikliği ve başkan yardımcılığı
Köşe Yazıları
Anayasa değişikliği ve başkan yardımcılığı

Fatih Altaylı

Şubat 18, 2026

  • Videolar

TümüFatihAltaylı
"İnsanın kendini izlemesi kolay değil" görseli
FatihAltaylı
YouTube
Bedia Ceylan Güzelce & Ayça Bingöl"İnsanın kendini izlemesi kolay değil"Sanatın büyülü dünyasına birlikte dalıyoruz! 🎨🎬🎶 Resimden tiyatroya, müzikten edebiyata, danstan dijital sanata kadar uzanan geniş bir yelpazede, farklı bir sanat dallarına dair özgün içerikler, keyifli sohbetler ve ilham veren hikayelerle karşınızdayız. 00:00 Giriş 01:43 Setlerdeki çalışma koşulları ve kendisinin yaptığı işlere ara vermesi 02:48 Üniversitede kimya bölümünden oyunculuğa geçişi 05:31 Çocuklarında sanata dair ilgi ve istek görüyor mu? 09:00 Tiyatroda seyirci bazında nasıl değişimler var? 10:51 Pandemi sonrası tiyatrodaki değişimler? 12:54 Beyaz Tavşan Kırmızı Tavşan oyunu 15:40 Oyunlardan önce yaptığı bir şey var mı? 16:54 Cici filmi 18:09 Kendi oynadığı dizileri izleyebiliyor mu? 18:44 Oynayacağı dizi veya filmleri seçerken nelere bakıyor? 20:32 "Öyle Bir Geçer Zaman ki" dizisi hayatında neleri değiştirdi? 21:47 Sanat ile ilgilenen insanlara tavsiyeleri neler? 26:16 Teknoloji ile ilişkisi nasıl? 28:02 Tek kelimelik soru-cevap
Şubat 13, 2026
"Sanatçının bitti demesi zor" görseli
FatihAltaylı
YouTube
Bedia Ceylan Güzelce & Zekiye Sarıkartal"Sanatçının bitti demesi zor"Sanatın büyülü dünyasına birlikte dalıyoruz! 🎨🎬🎶 Resimden tiyatroya, müzikten edebiyata, danstan dijital sanata kadar uzanan geniş bir yelpazede, farklı bir sanat dallarına dair özgün içerikler, keyifli sohbetler ve ilham veren hikayelerle karşınızdayız. 00:00 Giriş 00:12 Bir günü nasıl geçiyor? 01:45 Yönünü sanata nasıl çevirdi? 12:01 Öğrencilerine hep neyi anlattı? 16:42 Soru-Cevap 17:56 Kapanış
Şubat 6, 2026
"Senaryo yazmak bir dünya kurmaktır" görseli
FatihAltaylı
YouTube
Bedia Ceylan Güzelce & Nilgün Öneş"Senaryo yazmak bir dünya kurmaktır"Sanatın büyülü dünyasına birlikte dalıyoruz! 🎨🎬🎶 Resimden tiyatroya, müzikten edebiyata, danstan dijital sanata kadar uzanan geniş bir yelpazede, farklı bir sanat dallarına dair özgün içerikler, keyifli sohbetler ve ilham veren hikayelerle karşınızdayız. 00:00 Giriş 01:10 Süper Baba hikayesi nasıl başladı? 02:14 Kendi görsel dünyasını nasıl geliştirdi? 04:37 Geçmişten günümüze senaryolarda yazılan hikayelerde ne gibi değişiklikler oldu? 07:14 "Ağlamak Yok" kitabı 09:13 Uzun yazılan senaryolar ve hikayeleri insanlara ne katıyor? 11:33 Günümüzde senaryolardaki hikayelerde nasıl değişimler oldu? 13:02 Senaryo yazarken unutamadığı anıları var mı? 15:05 İyi bir senaryo yazarı nasıl çalışır? 18:06 Belirli bir dönemin ya da bir olayın hikayesini yazmak ister miydi? 19:18 "Ayrılık da Sevdaya Dahil" dizisi 23:50 Önümüzdeki süreçte planları neler? 24:29 Senaryo yazarı olarak yapay zekadan faydalanabiliyor mu? 27:12 Sinemada büyük ve uzun hikaye anlatım dönemi bitiyor mu? 28:50 Tek kelimelik soru-cevap 30:32 Kapanış
Ocak 30, 2026