Milli piyango mu bu!
Fatih Altaylı
Temmuz 7, 2026
Yazı İçeriği
Milli piyango mu bu!
Fütursuzluk
Genetik ya da kader
Medyada ve siyasette “9 Temmuz’dan sonra çok kötü şeyler olacak” havası var.
Kötü şeyler dedikleri senaryo şu:
“İktidar NATO toplantısının sona ermesini bekliyor ve NATO toplantısı öncesi imajının bozulmasını istemediği için bazı operasyonları bekletiyor. NATO toplantısı biter bitmez Özgür Özel ve onunla birlikte hareket eden CHP’lilerin dokunulmazlıkları kaldırılacak ve TBMM’de bekleyen pek çok fezleke ile ilgili yargılamalar başlayacak hatta Özgür Özel tutuklanacak. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’a da bir operasyon yapılacak. Yavaş da görevden alınacak ve belki içeri atılacak.”
NATO toplantısı biter bitmez olacakları böyle sıralıyor yazarlar, senaryo yazarları.
Sizin de aklınıza muhalefete yapılacak başka kötülükler aklınıza geliyorsa ekleyebilirsiniz.
Açıkçası ben bunlara pek katılamıyorum.
Sakın yanlış anlamayın, bunlar olmaz, olmayacak, bu kadarını da yapmazlar falan demiyorum.
Bunların hepsi olabilir, bazıları olacaktır da.
Ama iktidarın bunları yapmak için NATO toplantısının sona ermesini beklemek gibi bir gayretkeşlik içine girdiğine, bunları NATO’dan ya da NATO’daki liderlerden çekindiği için şimdiye dek yapmadığına, toplantının hemen ardından bunları yapacağına inanmıyorum.
İktidar bunları yapmıyorsa, yapamadığından, NATO’dan çekindiğinden, uluslararası tepkilerden korktuğundan değil yapmaya gerek duymadığından, henüz zamanın gelmediğini düşündüğünden, bunları yapmanın siyaseten işine yaramayacağını gördüğünden ya da bunları yapmaya en azından şimdilik ihtiyacı olmadığından yapmıyordur.
Şunun hâlâ farkında değil misiniz, Türkiye’de olanlar dünyanın özellikle “medeni zannettiğiniz” dünyanın zerre miskal umurunda değil.
Avrupa’nın güvenliği meselesi bu kadar gündemde iken, Rusya tehdidi olduğuna tüm Avrupa içtenlikle inanmışken, Türkiye bölgesindeki dengede çok önemli bir yerde dururken NATO üyesi ülkelerin Türkiye’deki bir siyasetçinin tutuklanmasını, yargılanmasını önemseyeceğini mi zannediyorsunuz.
Gördünüz işte, Hollandalı gazeteci Deniz Göktaş ve diğer tutuklamaları sordu Trump yalakası NATO Genel Sekreteri’ne.
Ne dedi herif, “Demokrasi sadece sandık demek değildir.”
Yapma ya, öyle miymiş?
Yanıta bak. İyi ki de öyle dedi, o ayrı ama bir yandan da Türkiye’de olan bitenin kimsenin umurunda olmadığını gösterdi.
O yüzden 9 Temmuz’u bu kadar da önemsemeyin.
Ne bizimkiler NATO’yu veya uluslararası camiayı takıyor, ne de onlar burada olan biteni.
Bu yüzden de bir şey olacaksa, iktidarın canı istediği zaman olur.
9 Temmuz şart değil.
Milli piyango mu bu ille de her ayın 9’un, 19’un, 29’unda büyük ikramiye birine çarpsın.
Her an çekilebilir!
Kimbilir belki de bu sefer “Belki de sıra sizde!”
Fütursuzluk
Yukarıdaki yazıyı okudunuz, değil mi!
İyi.
Şimdi okuyacağınız yazı aslında o yazının sağlaması gibi.
Bazı şeylerin ne kadar fütursuzca yapıldığını anlatacak.
Sencer Solakoğlu’nu biliyorsunuz.
Çiftçi. İyi eğitimli, belli ki vatansever bir adam, keyfi yerinde olduğu, canı istediği zaman İsviçre’deki şalesinde yaşayabileceği halde memleketin dertleriyle dertlenen bir adam.
Yıllardır kendini tarıma adamış, özellikle de hayvancılığa.
Hiçbir siyasi bağlantıya girmeden, doğru bildiğini, olması gerekeni araştırıp söyleyerek AK Partili tarım bakanlarının bile arayıp konuştuğu, fikir alıp verdiği bir adam.
Yıllardır tanırım, bilirim, bir gün bir siyasi cümlesini görmedim. Varsa yok tarım, üretim, hayvancılık, etçilik, sütçülük.
Sıkıcı derecede bu işlere takık.
Bir süre önce CHP lideri Özgür Özel’in ricası ve hatta ısrarı ile CHP’nin gölge kabinesinde tarımdan sorumlu kişi oldu. Makam falan umurunda olduğundan değil, tarıma takık olduğundan kabul etti. Belki memlekete bir faydam olur diye.
Memleketi bilmem ama kendisine pek faydası olmadı.
Yıllardır Türkiye’nin en güvenilir tarım markalarından biri iken, sürekli teşekkür alırken birdenbire işler değişti.
Önce çiftliği basıldı, bir sığırı öldürüldü, yetmedi, yıllardır sahip olduğu “hastalıktan ari işletme sertifikası” Tarım Bakanlığı tarafından iptal edildi.
Ve tüm bunlar CHP’nin gölge kabinesinde görev almasının ardından oldu.
Bakanlık “Yahu şimdi yaparsak ayıp olur. Kör parmağım gözüne bu kadarını da yapmayalım” falan demedi.
“Sen CHP’ye mi katıldın. Al sana CHP, sen gölge bakan mı oldun, al sana bakanlık” dediler ve yaptılar.
Çünkü yapabiliyorlardı ve yapma yetkileri vardı.
Mesele bu kadar basit.
Peki ben ne yaptım?
Girdim internet sitesine her zaman yaptığım gibi, kıymamı, sucuğumu, sosisimi Feyz Çiftliği’nden ısmarladım.
Ne yapalım. Elimizden gelen bu. Tüketimden gelen gücümü kullandım.
ABD futbolu inşallah sevmez.
Yıllar önce Spor Saati programında, Emin Çağlar’ın bir sorusu üzerine “İnşallah ABD futbolu sevmez. Yoksa Avrupa’da iyi futbolcu bulamayız. Tüm iyi futbolcular Amerika’ya gider. Avrupa artanlarla yetinmek zorunda kalır, biz ondan da artanı alırız ancak” demiştim.
Futbol camiasının yakından tanıdığı avukat Bayram Saral, futbol adına önemli bir tespitini paylaştı.
“Dünya futbolunu bekleyen en önemli tehlike ne biliyor musun?” diye sordu ve yanıtını kendi verdi, “ABD’nin futbolu sevmesi ve benimsemesi. Böyle bir durum futboldaki bütün dinamikleri değiştirir. Ve görülüyor ki, onlar da futbolun eğitimsiz toplumlar üzerindeki “afyon etkisini” öğrendiler. Önce FIFA’yı satın alırlar, sonra her şeyi.”
O kadar doğru ki!
Toprağı bol olsun Maradona da “ABD bir dünya kupası düzenlerse maçları 4 devre oynatır, araya reklam alırlar.” demişti.
Tam da öyle olmadı mı!
Sonrasında Trump’ın FIFA’nın “karanlık” ve “yolsuz” başkanı Infantino’yu arayarak kırmızı kart iptal ettirdiğini gördük hep birlikte.
ABD bu işe girerse ve MLS ciddi bir lige dönüşürse bildiğimiz futbolu unutabiliriz.
Dört devreli, arada molalar olan, gol sayısını arttırmak için kuralların sürekli esnetildiği, maçın tribündeki hakemler tarafından yönetildiği, futbolcuların yüzlerce milyon dolar gelirle transfer edildiği ancak bonservis ücretlerinin olmadığı, draft sistemi ile çalışan bir seçme uygulaması görebiliriz.
Biliyoruz zaten futbol asla sadece futbol değildir ama ABD bu işe girerse futbol artık futbol olmaktan da çıkar.
Genetik ya da kader
Bryan Johnson adını duydunuz mu!
Benim sağlık programlarını izliyorsanız mutlaka duymuşsunuzdur.
Amerikalı bir deli dahi.
Şirketini birkaç milyar dolara sattıktan sonra kendi bedeni üzerinde bir araştırmaya girişti ve uzun yaşamın sırrını bulmaya servetini adadı.
Yılda en az 3 milyon doları sadece sağlığını korumak ve yaşlanmayı durdurmak ve geri çevirmek için harcamaya başladı.
Utahlı milyarder bir mormon ve zaten inancı gereği pek çok zararlı ürünü kullanmıyordu.
Ancak yaşlanmayı kafaya takınca zıvanadan çıktı.
Her gün onlarca vitamin alıyor, 10’lu yaşlardaki oğlunun kanını kendine naklettiriyordu.
Derdi yaşlanmayı durdurmaktı ve tüm bu çabalar sonucunda beden yaşını 5 yaş geriye çevirdiğini anlatıyordu. Yatma kalkma saatleri, yemek saatleri, porsiyonları, yedikleri, içtikleri hepsi planlıydı. İnsan gibi yaşamıyordu. Ben de onu izliyordum ama yaptıklarını yapmak aklımın ucundan bile geçmiyordu.
Tabii bu arada boş da durmuyor, başta zeytinyağı olmak üzere sağlıklı yaşam ürünleri de pazarlıyordu.
Ve şimdi bir de baktık ki, tüm bu çabalara karşın çaresi olmayan bir hastalığa yakalanmış.
Demek ki neymiş.
Genetik diye bir şey varmış ve en azından şimdilik sizi pek de dinlemiyormuş.
Siz buna “kader” ya da “mukadderat” da diyebilirsiniz.
Bu haberi görünce rahmetli Ertuğrul Akbay aklıma geldi. O da benzer şekilde sağlıklı yaşam ve ölümü ötelemeye takmıştı kafayı.
Onunla da son karşılaşmamızda “Karnıma yumruk at” diye tutturdu. Sonra da “Neye üzülüyorum biliyor musunuz, hepiniz gidecekseniz ben kalacağım. 150’yi göreceğim zannederim. Aslında benim sizle değil, sizin çocuklarla arkadaşlık etmem lazım” demişti.
Birkaç ay sonra hastalandı. Kısa süre sonra hayatını kaybetti.
Böyle şeylere kafayı takmamak lazım.
Ne kadar yaşadığınız değil, nasıl yaşadığınız, yaşarken yaşamdan keyif alıp almadığınız daha önemli.
Ne zaman insan oluruz?
Trump gibiler dünyayı yönetmediği zaman.
X’te yazı hakkında yorumlarınızı paylaşın.
Geçmiş yazılar
Videolar








