
Fatih Altaylı
Yazı İçeriği
CHP, beis ve yeis
Bakan Bey’e göre Osmanlı milli değilmiş!
Yılmaz Özdil’e salak demek için salak olmak lazım
Eyfel de Türk bayrağı olmuştu
CHP, beis ve yeis
Fatih Altaylı
Temmuz 6, 2026
Yazı İçeriği
CHP, beis ve yeis
Bakan Bey’e göre Osmanlı milli değilmiş!
Yılmaz Özdil’e salak demek için salak olmak lazım
Eyfel de Türk bayrağı olmuştu
İçimden geçen hisleri samimiyetle yazarsam bana kızar mısınız!
Biliyorum hepiniz değilse bile bir bölümünüz kızacaktır.
Çünkü bizim memlekette samimiyet çok da iyi bir özellik değildir. Zaafiyet gibi görülür. Kötüye kullanıma açıktır.
Ama yine de kusura bakmayın, yazacağım.
Biliyor musunuz, iktidar yargısının verdiği kayyumluk görevini kabul eden Kemal Kılıçdaroğlu’na bir yandan çok kızıyor, öfkeleniyor ve hatta kendisinden tiksiniyorum ama bir yandan da kendimi ona borçlu hissediyorum.
Toplum adına çok önemli bir iş yaptığını düşünüyorum.
Yıllardır oy verdiğimiz partinin ne hale getirilmiş olduğunu açıkça gösterdi.
Daha önce söylemiştim, hatırlayanlarınız olabilir.
Kökten CHP’li bir aileden geliyorum. Rahmetli dedem fanatik CHP’liydi.
1950’lerde Demokrat Parti’ye geçmesi için baskı yapıldığında, “Kurtuluş Savaşı’nı yapanları bırakıp, Aydınlı bir çiftçinin peşine takılmam” demiş, öyle anlatırdı. O yıllarda bir iş insanı olarak çok zararını gördü Demokrat Parti’ye geçmemenin. Ama geçmedi.
CHP’nin de asla bir yararını görmedi o ayrı.
Aileye ait inşaat şirketinin kamudan hakedişleri, CHP iktidarken asla ödenmezdi, ne zaman Demirel başbakan olur, o zaman parayı alabilirlerdi. Yine de CHP’den vazgeçmezlerdi.
Deniz Baykal’ın bakanlığı sırasında, ailenin en önemli işlerinden bazıları kamulaştırıldı. Ama aileyi CHP’li olmaktan caydırmadı.
Tüm aile CHP’liydi. Kızsalar da, öfkelenseler de, zararını görseler de. Bir ara bir amcam TİP’li oldu. Hatta senatör adayı bile olmuştu hatırladığım. Onun dışında hep CHP’liydik. Bizim aile için CHP Kurtuluş Savaşı, Atatürk, emperyalistlere karşı mücadele, vatanseverlik demekti. Kurucuydu. Daha ne olsun!
Bu yüzden de hep CHP’ye oy verdim. Bir keresinde de çok kızmıştım. Onda da oy vermemeyi tercih ettim.
Ve ilk kez CHP’liliğimi sorguluyorum. Hatta sorguluyoruz. Bugün ortaya çıkan Kılıçdaroğlu bize bu sorgulamayı yaptırıyor.
Kılıçdaroğlu’nun yukarıda saydığım değerlerle, Atatürk ile, emperyalizmle mücadele ile, vatanseverlik ile, kurucu irade ile ne bağı olabilir.
Hiç!
Peki ya yanındakilerin. Tek tek adlarını vermeye gerek yok, hepsini tanıyorsunuz, biliyorsunuz. Sözde yıllardır mücadele ettikleri iktidarın ekmeğine yağ sürdüklerini anlamayacak kadar beyinsiz mi bunlar! Hiç zannetmiyorum.
Sadece yıllardır bizleri aldatmışlar.
Bunların ne alakası olabilir saydığımız ilkelerle. Ya da dün CHP’de, yarın AK Parti’de olmaktan en ufak bir beis duymayan belediye başkanlarının!
Aynı hisler sizde de yok mu!
Siz de kendinizi kandırılmış, kullanılmış, bir grup pisliğe zerre hak etmedikleri bir makamı vermek için sandığa gitmiş gibi hissetmiyor musunuz!
Bugün bakıyorum, Türk siyasetindeki en pespaye, en bayağı, en terbiyesiz güruh bugün bu sözde CHP’lilerin, kayyumgillerin etrafında toplanmış.
Troller tarihinin en aşağılık trolleri bunların kontrolünde.
Ve bunlar CHP’yi temsil ediyor öyle mi!
İşte bu yüzden Kılıçdaroğlu’na teşekkür ediyorum.
Bizi özgürleştirdi.
CHP adı altında “idolleştirdiğimiz” ilkelerin hiçbirinin aslında CHP’de olmadığını, CHP’nin içindeki pislik oranının başka yerlerdekinden hiç de az olmadığını bize gösterdi.
Cumhuriyet tarihinin ve belki de tüm siyasi tarihin yazdığı en ilkesiz siyasetçilerin CHP’yi ele geçirebildiğini kanıtladı.
Milyonların aptallığını yüzüne vurdu ve uyandırdı. “CHP’li ise bizdendir” duygusunu ortadan kaldırdı.
Bu bizler için büyük bir yeistir.
Ama aynı zamanda büyük bir uyanıştır.
Bir musibet, bir nasihatin yerini almıştır.
Özgür Özel ve arkadaşları yeni bir parti kurar kurmaz bilemem.
Ama benim için CHP artık Atatürk’ün partisi değildir.
Hep denir ya Atatürk mezarından çıkıp gelse bazı siyasetçiler kaçacak delik arar.
Bence ilk kaçacak olanlar CHP’nin içinde, hatta başındadır.
Bakan Bey’e göre Osmanlı milli değilmiş!
Atandığı gün “kabinenin yumuşak karnı” olarak nitelediğim Milli Eğitim Bakanı açıklamış.
Müfredattan ve tüm kitaplardan “Kurtuluş Savaşı” ifadesi çıkarılacakmış ve yerine “Milli Mücadele” kavramı getirilecekmiş.
“Niye” diye soranlara “Neyin kurtuluşu. Zaten Osmanlı Devleti vardı” gibi zeka ile açıklanamayacak bir yanıt vermiş.
Kurtuluş Savaşı, Bakan Tekin’in anladığı gibi Osmanlı’ya karşı değil, ülkeyi işgal eden İngiliz, Fransız, İtalyan, Yunan ordularına karşı yapıldı. Bu savaşla bunlardan “kurtulduk”.
Osmanlı’yı yıkan Kurtuluş Savaşı değil, Birinci Dünya Savaşı’dır ve sadece Osmanlı değil, Avusturya Macaristan İmparatorluğu’nu da yıkmıştır.
Cumhuriyet’in yaptığı, yıkılmış Osmanlı’ya şanına yakışır bir defin törenidir.
Osmanlı Hanedanı, gurur duyduğumuz tarihimizin önemli bir parçasıdır. Diğer pek çok büyük imparatorluk gibi, tarihin gördüğü en büyük imparatorluk olan Roma gibi o da zamanı dolunca tarihe karışmıştır. Osmanlı yıkılmamış olsa, bugünkü iktidar da olamazdı, Sayın Bakan herhalde bunun bile farkında değil.
Kurtuluş Savaşı yerine “Milli Mücadele” kavramı beni rahatsız etmez. Çünkü Kurtuluş Savaşı da milli mücadelenin bir parçasıdır ama “Kurtuluş Savaşı denilmez zaten Osmanlı vardı” deyip ardından “Milli Mücadele” derseniz o zaman biz de haklı olarak “Ne yani Osmanlı’yı milli görmüyor musunuz sayın Bakan!” diye haklı olarak sorarız.
Sayın Bakan da benim bu soruma muhtemelen yere diz çöküp bir bardak su içerek yanıt verir.
Yılmaz Özdil’e salak demek için salak olmak lazım
Geçenlerde Yılmaz Özdil benim bir yazımdan dolayı kendisine “salak” dediğimi esprili bir yazısına konu etmiş.
Haşa.
Tarzlarımız, siyasete bakışımız çok farklı olsa da Yılmaz Özdil’e “salak” diyecek kadar şuursuz değilim.
Zaten Yılmaz da aslında bunu biliyor. Benim “Yeni parti CHP’den daha güçlü olamaz” diyenlere salak dememi üzerine alınmış gibi yaparak fikrini yazmış.
Yılmaz Özdil, tüm medyada salak nitelemesi yapılacak son kişi olabilir.
Tam aksine son derece parlak bir zekası vardır. Yanlış yapabilir, yanlış yerde durabilir, hatalı değerlendirmeleri olabilir ama bunu salak olduğu için yaptığını kimse söyleyemez.
Ayrıca da Kemal Kılıçdaroğlu’nun “ne” olduğuna Türkiye’de ilk uyananlardan biri, muhalif mahallede bunu bağıra bağıra yazanların da birincisidir. Bu bile salak olmadığının kanıtıdır.
Anlaşılmaz olan ise bugün niye hâlâ Özgür Özel ve arkadaşlarına Kılıçdaroğlu’nun yerleştiği çatının altında kalmalarını öğütlediğidir. “Sen olsan orada kalır mıydın Yılmaz” diye sormak isterim.
Eyfel de Türk bayrağı olmuştu
Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nün ABD’nin 250. kuruluş yıldönümü nedeniyle ABD bayrağının renkleriyle aydınlatılması bazılarının eleştiri konusu olmuş.
Komik.
Bu yapılan son derece normal, sıradan bir şey.
Dost hatta düşman olmayan devletler birbirlerine böyle jestler yaparlar.
Mesela Paris’teki Eyfel Kulesi daha önce defalarca Türkiye onuruna “kırmızı beyaz” renklerle aydınlatıldı hatta üzerine ay yıldız bile yansıtılmıştı yanlış hatırlamıyorsam.
Türkiye Baharı, milli takımın Euro 2016’daki tutumu gibi nedenlerle bu yapıldı.
Bu yapıldı da ne oldu, Fransa Türkiye sömürgesine mi dönüştü ya da Türkiye-Fransa ilişkileri şahane mi oldu!
Hayır.
Hatta kötüye gitmeye devam etti.
Bugün de FSM Köprüsü’nün, ABD’nin 250. kuruluş günü nedeniyle ABD bayrağının renkleriyle ışıklandırılmış olması önemli değildir.
Önemli olan, Türkiye’nin ABD karşısındaki politikasıdır.
Bu politikayı eleştiremeyenler, bugün zırva bir köprü ışığı eleştirisi yapar.
Bu da fiiline aldırmayanın, sözünü kaldıramamasına benzer.
Haliyle biz de güleriz.
Ne zaman insan oluruz?
Siyasetin deve kervanı olmadığını anladığımız zaman.
X’te yazı hakkında yorumlarınızı paylaşın.
Geçmiş yazılar
Videolar







