İstanbul 23°
FatihAltayli

Fatih Altaylı

Diğer yazıları

Yazı İçeriği

  • En güvenli şehirdi, en güvensiz şehir oldu 

  • Hani müthiş yenilenebilir enerji yatırımları yapmıştınız!

  • Bergen gibi ülke

  • Otelle olmaz, banka ile olur

  • NE ZAMAN İNSAN OLURUZ?

detail banner reklam

En güvenli şehirdi, en güvensiz şehir oldu 

Köşe Yazıları

Fatih Altaylı

Temmuz 31, 2023

Yazı İçeriği

  • En güvenli şehirdi, en güvensiz şehir oldu 

  • Hani müthiş yenilenebilir enerji yatırımları yapmıştınız!

  • Bergen gibi ülke

  • Otelle olmaz, banka ile olur

  • NE ZAMAN İNSAN OLURUZ?

Hani müthiş yenilenebilir enerji yatırımları yapmıştınız!

Birkaç hafta önce, oturup bir yazı yazdım, başta İstanbul olmak üzere kentlerimizde giderek artan güvenlik sorununu anlatan, hayli eleştirel bir yazı.

İstanbul’da da kentin yoğun göç alan mahallelerinde, merkezin çeperindeki semtlerde ve özellikle de Esenyurt’ta artan şiddeti ve yasa tanımazlığı gündeme getirmeye çalışan bir yazı idi.

Siyasi gündem, günlük olaylar fırsat vermeyince yazıyı yayınlayamadım.  

Birkaç gün önce, Youtube programında konuğum Ümit Özdağ bir ara “Esenyurt” deyince kendisine “Türkiye’de öyle bir yer mi var, benim bildiğim orası Türkiye’de değil artık çünkü orada Türkiye’nin yasaları, kanunları uygulanmıyor.” demek zorunda kaldım.

Durum aslında tam da bu.

Türkiye’de ama özellikle İstanbul’da artık çok ciddi bir “güvenlik” sorunu var.

Bir zamanlar dünyanın nüfusuna oranla en güvenli kenti olan İstanbul giderek dünyanın en güvensiz kenti olma yolunda ilerliyor. İstanbul’un şiddet başkenti olma yolunda ilerleyen ilçesi ise tabii ki Esenyurt.

Ama tek değil. Bağcılar, Gaziosmanpaşa, Küçükçekmece, Beyoğlu, Beylikdüzü ve Fatih de sırada.

Beklenmedik bir şey mi!

Elbette değil. İstanbul bu duruma adım adım geldi, adım adım getirildi. Mafyalaşmaya göz yumuldu. Göz yumulan mafya başka mafyalara, yoğunlaşan mafyalaşma bu grupların “ihkakı hak” arayışına ve kendi adalet mekanizmalarını kurmalarına yol açtı.

Şimdi tepkiler üzerine, emin olun ki, “asayiş” uygulamaları başlatılacak, bir süre yukarıda saydığım semtler başta olmak üzere polis bekçi yığılacak, vatandaşın ama özellikle Ankara’nın gözü boyanmaya çalışılacak.

Ama bilin ki, bu sorunu artık öyle üç beş günde çözemezsiniz.

Bugün İstanbul’da sokağa çıkmak, özellikle bazı semtlere gitmek ciddi bir cesaret meselesidir!

Çoluk çocuğumuz sokağa çıktığı zaman eve döndükleri ana kadar içimizde hep bir tedirginlik, hep bir korku vardır.

“Dağda terörist bırakmadık” diyen iktidar, dağdaki teröristi bitirmediği gibi, “şehir eşkıyaları” dönemini başlatmıştır.

Güney Afrika’daki Johannesburg, Zimbabwe’den aldığı 8 milyonluk göç sonrası dünyanın en güvensiz şehri haline dönüşmüş ve bir ara yılda 30 bine yakın kişinin adi suçlardan hayatını kaybettiği bir kent haline gelmişti.

Bugün de Suriyeli ve Afgan göçünün yanı sıra, 250 bin doları basan herkese yıllarca sorgusuz sualsiz ve sayısız vatandaşlık satmak zaten başlı başına bir güvenlik sorunudur.

Ama asıl sorun hakkın, hukukun ve “adaletin” çökmesi, iyiden iyiye güvenilmez hale gelmesidir.

Suç ve suçlular arasında bile “sizden”, “bizden” ayrımı yapılıyor olmasıdır.

Tüm bunlara bakınca İstanbul’u güvensiz hale getiren Türkiye’yi yönettiğini zanneden kafadır.

Ekonomik ömrünü tamamlamış santrallerde üç yıl daha enerji üreteceğiz diye yüzlerce yıllık ekonomik ömrü olan zeytinliklerin, yüzlerce yıl yaşayacak ormanların katledilmesi mevcut iktidar anlayışının ne olduğunu gösteriyor.

Günü kurtar, yarının sorunu ile yarın gelenler ilgilensin.

Yarın başkası gelemeyince o sorunu da kendi kucaklarında buluyorlar ama önemli değil.

Benim anlamadığım ise bu iktidarın enerji politikasındaki tutarsızlık.

Bir yandan Türkiye’nin en yoğun “yenilenebilir enerji” yatırımı bu dönemde yapılıyor; rüzgar, güneş ve hatta jeotermal yatırımları yapılıyor.

Diğer yandan artan enerji ihtiyacını karşılayacak dev bir nükleer santralin bir bölümü önümüzdeki yıl devreye girecek. Arz güvenliği olmayan yenilenebilir enerji türlerini yedekleyecek doğalgaz çevrim santralleri zaten yedekte bekliyor.

Hal böyle iken doğanın katledilmesi için yasalar çıkarılıyor, ormanlar, zeytinlikler devlet denetim, gözetim ve desteğinde yok ediliyor, 40 yıllık santrallerin ömrünü birkaç yıl uzatmak için türlü rezilliğe destek olunuyor.  

Açıkçası şüpheye düşüyorum.

İktidarın asıl maksadı gerçekten enerji ürettirmek mi, yoksa Türkiye’ye elden geldiğince çok zarar vermek mi!

Bergen gibi ülke 

Milas’taki termik santralleri ve bu termik santraller için yapılan doğa katliamını yazdıkça ilgili şirketlerin halkla ilişkiler birimlerinden “Ama biz şu kadar da ağaç diktik, bu kadar da orman oluşturduk” yanıtları geliyor.

Doğrudur, oluşturmuşsunuzdur. Yalan söylüyorsunuz demiyorum. Zaten ben şirketleri de suçlamıyorum. Biz bu ülkeyi, bu ülkenin varlığını, güzelliğini, yaşanabilirliğini, geleceğini şirketlere emanet etmedik.

Sizin bize karşı bir sorumluluğunuz yok. Bize karşı sorumlu olan, sizlere bu yaptıklarınızı yapma iznini verenler. Göz yumanlar demiyorum, izin verenler.

Sizin onlarla olan ilişkinizde bizim açımızdan suçlu olanlar da onlar.

Bana yolladığınız “Biz şu kadar ağaç diktik” açıklamaları ise manasız.

Kazıp maden çıkardığınız yerler doğanın içinde çürük diş gibi, ur gibi, derin yara izleri gibi kalıyor.

Oraları yeniden ağaçlandırmanız, oraları rehabilite etmeniz mümkün değil.

Bunu siz de biliyorsunuz, ben de biliyorum. Sizin suç ortağınız siyasetçiler de biliyor.

Yıllar önce de defalarca yazdım.

Özel uçaklarınız, helikopterleriniz ile uçun bir sözde “çok sevdiğiniz” Anadolu’nun üzerinden.

Zaten yarısı bozkır olan ülkenin bozkır olmayan alanlarında yaptığınız tahribatı görün.

Nasıl delik deşik olduğunu, açtığınız yara izleri ile nasıl perişan göründüğünü.

Dediğim gibi siz bu ülkeyi sözde seviyorsunuz.

Ve bu ülkenin kaderi Bergen’e benziyor.

Sevdiğini söyleyenin tecavüzüne uğruyor.

Sevdiğini söyleyen yüzüne kezzap atıp derin yara izleri bırakıyor, kör ediyor.

Ve sonunda sevdiğini söyleyen kurşunlayıp öldürüyor.

Biz de artık son adıma geldik galiba.

Bir sonraki hamleyi, korku ile bekliyoruz.

Birisi sıksa da bu aşkın ızdırabı sona erse diyecek hale getiriliyoruz.

Otelle olmaz, banka ile olur

Doğa katliamını protesto etmek için “LİMAK’ın ve IC’nin otellerine gitmeyin” şeklinde çağrılar yapanları gerçekten komik buluyorum.

Milyarlarca liralık kâr elde ettikleri enerji ve diğer müteahhitlik işlerini, kâr edip etmedikleri belirsiz turizm otelcilik işleri ile tehdit etmek gerçekten “zeka” ya da “bilgi’ sorunlu bir yaklaşım.

Bu yolla bu şirketleri yıldıramazsınız.

Eğer bu şirketleri yola getirecek bir güç arıyorsanız bunlar oteller değil, bankalardır.

Bu şirketlerin işlerine kredi veren bankaları hedef alın.

Dünya bankacılık sistemi zaten epeyce bir zamandır ister istemez “çevre duyarlılığı” varmış gibi davranıyor, davranmak zorunda.

Şirketlere kredi verirken ve bu kredilerin faizini ve risk primini belirlerken o şirketlerin çevreye verdiği zararı, bıraktığı karbon ayak izini hesaba katıyor.

Yani şirket ne kadar çevreci ise, çevreye ne kadar duyarlı ise, dünyayı ne kadar az kirletiyor ise finansman maliyetinde o kadar avantajlı duruma geçiyor.

Bu yüzden eğer gerçekten bu şirketlerin canını acıtmak istiyorsanız otelleri falan bırakın, bunlara para sağlayan bankaları hedef alın.

Bu şirketler bankalardan aldıkları milyarlarca dolar olmasa kendi öz kaynaklarıyla ne bir tek santral satın alabilirler, ne bir tek köprü yapabilirler.

Bunların kreditörleri arasında yerli bankalar var ise onları protesto edin, bankaları ürkütün, korkutun, boykot edin, ettirin.

Yabancı bankaları da uluslararası organizasyonlarla hedef alın.

Misal, World Wide Fund for Nature yani WWF gerçekten bu işe destek olmak istiyorsa LİMAK’ın patronunu mütevelli heyetinden çıkarmak gibi palavradan bir iş yapmasın.

Bu şirketlere kredi veren uluslararası bankaları dünyadaki tüm gücü ile hedef alsın.

WWF’in samimiyetine ancak böyle inanırım.

NE ZAMAN İNSAN OLURUZ?

Kötü bir iktidardan daha kötüsünün aynı zamana denk gelmiş kötü bir muhalefet olduğunu anladığımız zaman.

FatihAltaylı
X’te yanıtla

X’te yazı hakkında yorumlarınızı paylaşın.

  • Geçmiş yazılar

Tümü
Olmaması gereken yerde olan şeye ne denirdi!
Köşe Yazıları
Olmaması gereken yerde olan şeye ne denirdi!

Fatih Altaylı

Ağustos 3, 2026

Ahmet Davutoğlu ve iç bükey aynasının vedası
Köşe Yazıları
Ahmet Davutoğlu ve iç bükey aynasının vedası

Fatih Altaylı

Temmuz 31, 2026

“Baba Ocağı” hikaye
Köşe Yazıları
“Baba Ocağı” hikaye

Fatih Altaylı

Temmuz 30, 2026

  • Videolar

Tümü
"Her kuruş yardımın hesabını vereceğiz!" görseli
FatihAltaylı
Bugün
FatihAltaylı
YouTube
YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel & Fatih Altaylı"Her kuruş yardımın hesabını vereceğiz!"Teke Tek Bilim ▷ https://www.youtube.com/@TekeTekBilim 00:00 Giriş 01:58 Butlan kararı 05:58 Butlan kararı kimin meselesi? 11:32 Kılıçdaroğlu bu günlerin sinyalini vermiş miydi? 17:16 Halktan böyle bir destek bekliyor muydu? 25:40 CHP'den ayrılma kararı 30:09 AK Parti'ye geçişlerin duracağının garantisi var mı? 48:12 Cemil Tugay kalacak mı? 50:13 CHP'de Özgür Özel'e yakın isimler kaldı mı? 52:50 Yargıtay kararından eminken neden partiden ayrıldı? 56:53 İttifak arayışı olacak mı? 1:01:43 Seçim güvenliğini nasıl sağlayacak? 1:06:25 Ekrem İmamoğlu merkezli bir parti kuruldu? 1:10:03 Özgür Özel'in fezlekeleri ve dokunulmazlığın kalkma ihtimali 1:14:38 Anket sonuçlarına nasıl bakıyor? 1:18:30 Terörsüz Türkiye süreci 1:25:48 ASELSAN'ın özelleştirilmesi 1:26:59 Medyadaki operasyonlar 1:34:19 Bağışların sürmesi için çağrısı olacak mı? 1:41:40 Muhalif medyayla parasal ilişkileri var mı? 1:53:56 Abdest alırken yayınlanan fotoğrafı hakkında ne düşünüyor? 1:57:05 Kapanış YouTube kanalına abone olmak için ▷ http://bit.ly/FatihAltayli Gazeteci - Yazar Fatih Altaylı, Youtube kanalına özel gündemi yorumluyor.
Ağustos 3, 2026
Fatih Altaylı ile Pazar Sohbeti: Halef'te neler oluyor? görseli
Dün
FatihAltaylı
YouTube
İlhan Şen, Biran Damla Yılmaz, Mert DoğanFatih Altaylı ile Pazar Sohbeti: Halef'te neler oluyor?Teke Tek Bilim ▷ https://www.youtube.com/@TekeTekBilim 00:00 Giriş 02:46 Biran Damla Yılmaz dizi teklifi geldiğinde neler hissetti? 05:41 Oynadığı role nasıl büründü? 08:06 Mert Doğan nereli? 09:21 Mert Doğan'nı rolü ve şivesi 11:21 Oynadığı karaktere neler kattı? 17:52 İlhan Şen, ayakkabı eleştirisinden sonra Fatih Altaylı'ya gıcık oldu mu? 19:15 Oyuncular Urfa'yı sevdi mi? 20:40 Urfa'yı gezdiler mi? 22:22 Biran Damla Yılmaz nereli, nasıl bir ailesi var? 26:57 Şehirdışı diziler özel hayatlarını etkiliyor mu? 30:18 Mert Doğan'ın oyunculuk eğitimi nasıl? 33:52 İlhan Şen'in oyunculuk serüveni nasıl başladı? 35:47 Aziz Yıldırım mühendis olduğu için mühendisliği seçtiği doğru mu? 37:22 Best Model yarışmasına neden katıldı? 38:55 Urfa'da nasıl fit kalmayı başarıyor? 41:28 Yaşadığı ilin dışında çalışmak İlhan Şen'in özel hayatını etkiliyor mu? 44:53 Yurt dışında oyunculuk yapma fikrine nasıl bakıyorlar? 48:03 Dizide bu yıl neler olacak? 48:19 Gelecekte başka hedefleri var mı? 50:28 Verdikleri emeğin karşılığında maddi kazançları yeterli mi? 52:22 Senaryonun devamını bilmeden çalışmak zor olmuyor mu? 55:30 Kapanış YouTube kanalına abone olmak için ▷ http://bit.ly/FatihAltayli Gazeteci - Yazar Fatih Altaylı, Youtube kanalına özel gündemi yorumluyor.
Ağustos 2, 2026
Tarihteki tuhaf kitaplar! görseli
Dün
FatihAltaylı
YouTube
Prof. Dr. Celal Şengör & Oğuz Selim Başar & Kutsi Aybars ÇetinalpTarihteki tuhaf kitaplar!Shark FlexBreeze Portatif Fan - Eviniz ve Bahçeniz İçin Mükemmel Serinlik Çözümü! https://www.sharkninja.com.tr/products/shark-flexbreeze-portatif-fan-fa220eu?utm_source=fatih_altayli&utm_medium=youtube&utm_campaign=shark_fan_Jun26 00:00 Giriş 06:17 Cizvit nedir? 22:07 Marco Polo'nun seyahatnamesi tuhaf bir kitap mı? 27:06 Kiklop nedir? 43:28 Bu kitaplara gerçekten inanıyorlar mı? 51:38 Hammer kimdir? 58:48 İnsan derisi kitaplar 1:08:28 Neden inançlar acı çekme üzerine? 1:26:22 Saddam'ın kanıyla Kur'an yazdırması 1:27:37 Osmanlı'da bu kitaplar toplanmış mı? 1:32:16 Kapanış
Ağustos 2, 2026