
Fatih Altaylı
Yazı İçeriği
Madring’i görünce İstanbul Park’ın kıymeti anlaşıldı
Ali’ye alkışlar ve otomobil sporunda gelecek parlak
Savunma sanayimizin iyi olması yeter mi!
Madring’i görünce İstanbul Park’ın kıymeti anlaşıldı
Fatih Altaylı
Eylül 14, 2026
Yazı İçeriği
Madring’i görünce İstanbul Park’ın kıymeti anlaşıldı
Ali’ye alkışlar ve otomobil sporunda gelecek parlak
Savunma sanayimizin iyi olması yeter mi!
Bugüne ve yeni haftaya sıkıcı ve tatsız siyasetle değil, daha keyifli bir yazı ile başlamak istedim.
Umarım siz de benim gibi düşünür, keyif alırsınız.
Dün İspanya’da bir Formula 1 yarışı vardı. Ne yalan söyleyeyim, benim şahsen bu yıl yapılabileceğine pek de inanmadığım bir yarış. İspanya Grand Prix’si. Barcelona’daki Katalonya Grand Prix’sinden sonra İspanya’daki 2. Grand Prix. Formula 1’de daha önce de bazı ülkelerde 2 grand prix yarışı olduğu oldu. Bu dönemde biraz zordu ama yine de oldu.
Aslına bakarsanız Madrid ilk kez grand prix düzenlemiyor. İspanya’nın başkentinde daha önce de Jarama Pisti’nde, ki şahane bir pisttir ve Lamborghini’nin 1960’ların sonunda yaptığı bir otomobiline verdiği isimdir, yıllarca F1 yarışları yapıldı. Madrid’e 20 kilometre mesafedeki bu pist dışında İspanya’da F1 yarışı düzenlemeye uygun mesela Sevilla yakınlarındaki Jerez gibi başka pistler de var ve bu pistlerde yıllarca Formula 1 yarışları yapıldı. İspanya 1900’lerin başından beri grand prix’lere ev sahipliği yapan bir ülke.
Madrid’in yeniden Formula 1 Grand Prix’sine ev sahipliği yapma arzusu aslında siyasi bir hırstan doğdu. İspanya 17 otonom eyaletten oluşan bir ülke. Madrid de bunlardan biri. Madrid bölgesinin başında Isabel Diaz Ayuso adında hırslı bir kadın siyasetçi var. 48 yaşındaki siyasetçi 2019 yılından bu yana Madrid bölgesinin başkanlığını yapıyor. Hedefi ise İspanya başbakanlığı ve kendini mevcut başbakan sosyalist Pedro Sanchez’in en önemli rakibi olarak görüyor.
Ayuso, Formula 1’i kendisi için bir siyasi yatırım olarak gördü ve talip oldu. Bu arzusu hem Madrid’de hem İspanya’da eleştirilere neden oldu. Sosyalistler ve komünistler “Madrid’in yarışa değil hastanelere, yollara, daha iyi okullara ve kamu hizmetlerine ihtiyacı var” dediler. Ayuso ise “Onlar zaten var” diyerek yeni bir pist yapma vaadi ile Liberty Media ile görüşmelere başladı ve Madrid’in neredeyse içinde yapılacak bir pist ile Formula 1’e talip oldu.
Uzun pazarlıklar sonucunda da yıllık 48 milyon euroluk bir bedel karşılığında Madrid’e yeni bir pist yapılması koşulu ile Madrid 2026 yılından itibaren 10 yıl süre ile takvime girdi.
Pisti İtalyan pist tasarımcısı Jarno Zafelli’nin Studio Dromo’su çizdi. 5,4 kilometrelik pistin yaklaşık 1,3 kilometresi kent yollarını kullanacak, 4,1 kilometresi ise yarış pisti olacaktı. Yatırım bedeli 85 milyon euroydu. Başlangıç için 110 bin kişi olan izleyici kapasitesi 5 yıl içinde 140 bin kişiye çıkarılacaktı. Tribünler ve ağırlama alanları dahil toplamda 10 yıl içinde 400 milyon euroluk bir yatırım sözü verildi.
Yarış yeni yapılacak ve Madring adı verilen pistte koşulacaktı ancak yasal prosedürler nedeniyle pistin yapımı oldukça gecikti. Madrid Barajas Havalimanı’nın hemen yanında bulunan ve uçakların iniş kalkış yaptığı pistlerden rahatça görülebilen piste bu yılın şubat ayında gittiğimizde “yetişmesi imkansız” gibi bir görüntü ile karşılaşmıştık.
Ancak yetişti. Gerçi halen çevresi ve tribünlerin bir bölümü inşaat halinde ama en azından pist ve tribünlerin bir bölümü yetişti.
Ve bana sorarsanız, tüm Formula 1 takvimindeki “en kötü pist” oldu.
Madring, Türkçe tabiriyle “düz ovada hacet giderecek yer bulamamış” gibi “sıkışık tepişik” bir pist. Mevcut Formula 1 takviminde benim en beğenmediğim pist Singapur’daki Marina Bay’di. Ve orijinal pist daha sonra Türkiye’deki İstanbul Park’ı da çizen Hermann Tilke tarafından yeniden elden geçirildi. Hâlâ da çok parlak değil.
Madrid’in yeni pisti Madring, Marina Bay’e rahmet okutacak kadar kötü bir dizayn.
Çok dar, gereğinden fazla ve riskli viraj var, pist yola çok yakın duvarlar ile sınırlanmış. Geçiş olanaklarının sınırlı olması bir yana, en küçük bir hata ya da teknik sorun tehlikeli bir kaza ile sonuçlanabilir ve bir otomobil hatası zincirleme bir felakete neden olabilir çünkü sürücülerin kaçacak yeri bile yok.
Dünkü yarışta kaza olmamasının nedeni, takımların ve sürücülerin aşırı dikkatli ve risk almaktan çekinen sürüşleriydi. Bütçe kısıtlamaları nedeniyle zaten zorluk çeken takımların, burada oluşabilecek milyon dolarlık kazalardan kaçınması yarışın kazasız belasız tamamlanmasını sağladı ve yarışın pek zevki de olmadı.
Benzer sorunlar Monaco’da da var ama orası mecburen öyle ve tarihi bir yarış. Yeni yapılan bir pistin bu kadar kötü olması ise kabul edilebilir bir durum değil. Sürücüler de pistin bu haline isyan ettiler.
Bu pistin acilen elden geçmesi ve Tilke tarafından bazı değişikliklerin yapılması gerek.
Bu pisti görünce 25 yıl önce İstanbul Park’ı Herman Tilke’ye çizdirmekle ne kadar doğru bir iş yaptığımızı ve sürücülerin İstanbul Park’ı neden bu kadar sevdiğini daha iyi anladım.
Şimdi 2027 Türkiye Grand Prix’sini daha büyük bir heyecanla bekliyorum.
Ali’ye alkışlar ve otomobil sporunda gelecek parlak
Madem motor sporlarından girdik, oradan devam edelim.
Dün Türkiye’nin motor sporları tarihindeki önemli günlerden biri oldu.
Genç Türk pilot Ali Türkkan, FiA Dünya Gençler Ralli Şampiyonası’nda Dünya Şampiyonu oldu.
Ali daha önce Türkiye Ralli Şampiyonu olurken, tarihteki en genç şampiyon ünvanını kazanmıştı ve bana konuk olduğunda hedefinin Dünya Gençler Şampiyonu olmak olduğunu söylemişti.
Güzel ama gerçekleştirilmesi zor bir hayal gibiydi. Karşısında sadece yetenekli pilotlar değil, dev bütçeli ve fabrikalar tarafından desteklenen takımlar olacaktı.
Ancak Ali zoru başardı ve daha önce dünya üçüncüsü olduğu şampiyonada bu kez dünya şampiyonluğunu elde etti. 6 yaşında karting ile başladığı yolda 20 yıl sonra dünya şampiyonluğuna ulaştı.
Tabii burada Ali Türkkan kadar kendisine başından beri büyük destek veren Türkiye Otomobil Sporları Federasyonu’nu, yıllardır sponsorluğunu yapan Castrol’ü ve Ford’u unutmamak lazım.
Çünkü her başarılı erkeğin arkasında bir kadın, her başarılı kadının arkasında bir erkek, her başarılı sporcunun arkasında ise mutlaka bir ekip ve birkaç sponsor vardır.
Ve size söyleyeyim, motor sporlarındaki bu başarılar şansa değil, gelip geçici de değil. Arkadan çok iyi gençler geliyor. Hepinizin tanıdığı Zayn Sofuoğlu bunlardan biri elbette ama Zayn dışında başka gençlerimiz de var.
Savunma sanayimizin iyi olması yeter mi!
Dünkü yazıda Türkiye’nin üretimden giderek uzaklaştığını söyledim. Türkiye, gelişmişlik derecesinin üzerinde bir hizmet sektörü ağırlığına sahip ve bu ağırlık giderek artıyor, şu anda yüzde 60’a yakın. Sanayinin payı yüzde 18 civarında.
Türkiye’nin sanayiden bu denli kopması için henüz çok erken.
Benim bu söylediklerime bazıları “Ama ihracatımız artıyor” diye yanıt vereceklerdir.
Doğru, ihracatımız yavaş yavaş da olsa artıyor ama ne pahasına.
Bir yanda ihracatçılar pazar kaybetmemek için her yıl artan oranda kârlılıktan taviz veriyor hatta son birkaç yıldır neredeyse zararına ihracat yapıyor ve “Ekonomi düzelirse müşteri kaybetmemiş olalım” diyorlar, bir yandan da devlet enerji sübvansiyonu ile destek veriyor ama bu taşıma su ile değirmen döndürmekten beter bir durum çünkü taşınan suyun da bir maliyeti var.
Tabii bir yandan da bir “savunma sanayi fetişi” gelişti.
Doğru. Savunma sanayinde çok önemli atılımlar yaptık, yapıyoruz, yapmaya devam edeceğiz gibi görünüyor. Ancak Türkiye gibi devasa bir ülkeyi sadece savunma sanayi ile ayakta tutamazsınız. Üstelik savunma sanayimiz de dışa fazlasıyla bağımlı. En azından şimdilik.
Türkiye’nin geçen yılki toplam ihracatı 273,4 milyar dolar. 100. yıl için konulan 500 milyar dolar hedefinin altında ama kötü de değil. Ancak ithalatımız da 365,5 milyar dolar. 92,1 milyar dolar eksi bakiyedeyiz.
Türkiye geleneksel olarak eksi bakiyededir zaten. Bunu eskiden işçi dövizleri ile kapatırdık, şimdi büyük oranda turizm ile kapatıyoruz yine de 50 milyar dolara yakın bir açık kalıyor.
Peki, tüm bu ihracat içinde savunma sanayinin payı ne?
10,9 milyar dolar.
Her yıl giderek azalan tekstil ihracatı ile 11,5 milyar dolar.
Otomotiv 41, beyaz eşya ise 20,2 milyar dolar.
Tekstil ihracatının devlerinden Orta Anadolu kapanıyorsa, Vestel zarar ediyorsa, Beko, Arçelik zarar ediyorsa ortada büyük bir sorun var demektir. Bunlar zorda ise ihracatın yüzde 50’den fazlasını yapan binlerce küçük firmanın büyük bölümü daha da zorda demektir.
Bu sorunu zamanında göremez ve tedbir alamazsanız büyük sıkıntı çıkar.
Ne zaman insan oluruz?
Çözülmemiş küçük sorunların çözülemez büyük sorunlara dönüştüğünü unutmadığımız zaman.
X’te yazı hakkında yorumlarınızı paylaşın.
Geçmiş yazılar
Videolar







